I.
Yetenek mi Kabiliyet mi?
Olağanüstü şeylerin, sıradan görünmek gibi “olağanüstü” bir özellikleri vardır. Onları, tüller gibi incecik, aslında şeffaf ama kat kat oldukları için bakışınızı hiç hissettirmeden sınırlayan, hatta bütün bütün kapatan alışkanlık perdelerini gözlerinizin önünden sıyırıp açmadığınız sürece fark edemezsiniz.
Bu yüzden , bazı şeylere, ne kadar gözünüzün önünde olurlarsa olsunlar, onları sanki ilk kez görüyormuş gibi bakmaya çalışmalısınız; çocuklar gibi iştahlı bir merakla, şaşkın ve hayretten irileşmiş gözlerle mesela…
Mesela Dünya’ya çok çok uzak başka bir gezegenden gelmiş de burada olan ve olup biten şeylerle ilk kez karşılaşıyormuş gibi…
Filozof bana, “İnsan, baka baka alışır yavrucuğum ve artık en muhrteşem şeyleri bile sıradan görmeye başlar, işte bu da bir tür görme bozukluğudur” derdi. Zaman zaman, “Gel seninle bugün sıradan şeylerden konuşalım” diyerek beni yanına çağırır ve bi onunla saatlerce, aklınıza getiremeyeceğiniz kadar sıradan şeylerden, mesela havadan sudan konuşurduk…
Bana iğde, kekik ve papatya kokan bahar meltemlerini anlatırdı. Bana nefes alan sabahlardan, bana aşılayıcı rüzgarlardan, bana, rahmet yüklü rüzgarlardan, bana Dünya’nın üzerine ipekten baş örtüleri, mavi atlastan handiyse şeffaf şallar gibi sarmalanmış gökyüzünden bahsederdi.
O, suyun kimyasal formülünü Allah’ın bir ayetini okur gibi okur; taşların, keskin sivri uçlu kayalıkların çatlak ve oyuklarından neredeyse işitilir bir neşe ile çağlayan pınarlardan söz açar, “Şimdi bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara…” derdi. “Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir…”
Ders kitaplarında, bir sınav sorusunun cevabı olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmeyen bilgi o anlatırken bambaşka bir surete bürünür; bilgi, çiçek açardı.
Filozof için yaratılış harikalarına, -her zaman olmasa bile zaman zaman- onları ilk kez görüyormuş



