.. en iyi arkadaş kitap ..
Anlamlı soru sorabilmek bilmeyi gerektirir. Bilmek için okumak gerekir. Okumak birikimi gerektirir. Okumak iyidir .... Bilinçli okuyan en sonunda yazmayı başarabilir ....
2 Ağustos 2026 Pazar
28 Haziran 2026 Pazar
Görünmeyen Kadınlar*
… ..
… .. Duygu deyince insanın aklına kadınlar geliyor. Tabii ki erkeklerin de duyguları var ama pek çok kültür, erkeklere öfkeden başka duyguyu yakıştıramamış. Olumlu duygularını ifade eden erkeği desteklememiş. ”Erkekler ağlamaz derken ağlamayı en çok da kadınlara yakıştırmışlar.
Oysa kadınların olduğu yerde her zaman hayat vardır, kalplerimize kadar ulaşan enerji vardır, heyecan vardır. Kadını bu dünyadan çekip alın, geriye ne kalır acaba?
Bu kitapta yine birbirinden ilginç , çok hüzünlü ama bize kendimizle ilgili pek çok ipucu veren hikâyeler anlatıyorum. Amacım ülkemizin kapalı kapılar ardında yaşanan acı gerçeklerini göz önüne sermek. Okurken siz nasıl ”Bu kadarı da olmaz” diye düşünüp içinizi derin bir hüzün kaplıyorsa, yazarken ben de tıpkı sizin gibi hissediyorum. Bu kadar da olmaz, olmamalı diyorum ama bir yandan da biliyorum ki bu olanların hepsi gerçek.
Bu acı gerçeklerin hepsi de bizim ülkemizde, kapalı kapılar ardında yaşanıyor ve kimse de çıkıp “Halim şudur, bu evde kimsenin gözü beni görmüyor…” diyemiyor. Sani ailelerimiz konuşulmayan, söze dökülmeyen gizli kurallarla yönetiliyor. Bu kurallar bize söylenmese de, biri beynimizi açıp içine büyük harflerle yazıvermiş gibi hepsini biliyoruz. Kimi zaman bunlara isyan ediyor, kimi zaman boynumuzu büküp kaderimize razı oluyoruz. Ancak doğduğumuz evlerde çekilen acılar orada bitmiyor ki, bizim o evlerde yaşadıklarımız hayatımızı, kaderimizi belirliyor. O evlerde kimse bizi görmemiş, bizim varlığımızı tanımamış, bizi sevmemiş, bize değer vermemişse, bu durum geleceğimize de yansıyor. Çok önemli yerlere gelsek de, çok başarılı olsak d kendi gözümüzde bir türlü görünen, sevilen, önemli ve değerli biri olamıyoruz.
Sonra da gencecik kadınlar, kızlar, kimi saklı, kimi açıktan gelip sana bana anlatıyorlar dertlerini ya da yazıyorlar. Elimden gelse o kapıların hepsini kıracağım. Kıracağım ki yaşananları herkes görsün ve hep birlikte bunlara “dur” diyebilelim.
19 Haziran 2026 Cuma
Çaylak ile Filozof 10*
I.
Antilopun Kalbi
Bunu bekliyor ve kendimi buna hazırlamaya çalışıyordum. Geldiğin de ise beklediğim şeyin bu olmadığını, kendimi kaçınılmaz olana hazırlama çabalarımın da hiçbir işe yaramadığını gördüm…
Filozof, “Olağanüstü şeylerin olağan görünmek gibi olağanüstü bir özellikleri vardır.” derken bunu kastetmiyordu belki ama onu hastanede bırakıp eve geldiğim ve bu salonda, bu mutfakta, bu sinir bozucu sesler çıkaran merdiven basamaklarında tek başına geçirdiğim günler boyunca, hep aynı şeyi düşündüm:
Bu kadar olağan, bu kadar kesin ve bu kadar kaçınılmaz olan ölüm, onunla yüzleşeceğim anda, kendisini nasıl oluyorda yer yüzünde sanki ilk kez birinin başına gelecekmiş gibi hissettirebiliyordu.
Bir süre, kendimi bunu olağan bir biyolojik süreç, sıradan, kişmyasal bir döngü
olduğuna inandırmaya çalıştım. Ancak bu ruhsuz ve hiçbir acıya şifa olmayacak yara bandını, canımı yakan yerlerime tutturmayı beceremedim. Aklımı ve kalbimi mesken tutan hatıralar, bana böyle bir imkân vermediler…
Filozof’u hastane odasında, kollarında iğneler, göğsüne tutturulmuş elektrotlar, burun deliklerine sokulmuş şeffaf hortumlarla bırakmak, canımı bu kadar yakarken; dibime kadar gelm işve gerçekleşmeden gitmeye hiç niyeti yokmuş gibi görünen bu son ihtimal, beni, aklımı başımdan alacak kadar sarsıyordu.
. Onun ölmesi durumunda, bununla nasıl baş edebileceğime dair hiçbir fikrim yoktu.
Oysa bu benim, ölümle ilk yüzleşmem olmayacaktı. Fakat yanımda o olmadan bunu nasıl yapacaktım.
… ..
… ..
16 Haziran 2026 Salı
Çaylak ile Filozof 9
I.
Kocaoğlan
İnsan tek başına susamaz. Susmak, iki kişilik bir eylemdir… Zaman olur, bir Filozof İle birlikte koltuklarımıza kurulur, saatlerce değil ama dakikalar karşılıklı susardık. Hiç konuşmaz, tek bir kelime etmezdik. Bazen aynı yöne, bazen de birbirimizin gözlerinin içine bakar ve bildiğimiz kelimelerin görünür kılmaya cesaret bile edemeyeceği kadar derin duyguları, bakıp usanmadan anlatırdık… Bana göre, karşılıklı susabilen insanlar, karşılıklı konuşabilenlerden çok daha iyi anlayabilirler birbirlerini. Çünkü karşılıklı susabilmek, konuşabilmekten daha yakın olmayı gerektirir. Çok daha yakın…
-Kapı çalıyor Filozof!
-Ne?
-Kapı çalıyor.
-Bi’ zahmet sen kalkıp bakıversen… Hani sen daha genç, daha güçlü daha… daha… daha şeysin ya sen…
-Sana, “Sen bak!” mı dedim? Sadece, “Kapı çalıyor!” dedim.
-Hâlâ çalıyor
-Evet…
-Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsun?
-Gidip bakarım herhalde…
-Acele etsen iyi olur. Kapıyı her kim çalıyorsa, bunun için gerçekten iyi bir sebebi olmalı…
-Kıracak gibi değil mi?
-Öyle…
-Sence bunu yapabilir mi?
-Neyi yapabilir mi Çaylak?
Sırların Sırrı*
Herhalde öldüm, diye düşündü kadın.
Altında uzanan Eski Şehir’in kulelerinin üzerinde süzülüyordu. Görkemli Aziz Vitus Katedrali’nin ışıklı kuleleri, yanıp sönen parıltılı bir ışık denizinin üstünde kendini belli ediyordu. Castle Hill’den bohemya başkentinin tam kalbine inen eğimli yolu ve oradan da yeni yağmış kar örtüsünün altındaki dolambaçlı sokakları gözleriyle takip etti; elbette, hâlâ gözleri varsa.
Prag.
Aklı karışmış bir halde, ne kadar kötü bir durumda olduğunu anlamaya çalıştı.
Kendini, ben bir nörobilimciyim, diye düşünerek teselli etmeye çalıştı. Aklı başuında bir insanım.
Ama bu ikinci cümlenin, doğruluğundan şüphe etti.
Doktor Brigita Gessner’ın o anda tek bildiği, yaşadığı şehir olan Prag’ın semalarında dolaştığıydı. Bedeninde değildi. kütlesi veya biçimi yoktu. Buna rağmen, Vltava Nehri’ne doğru yavaşça süzülürken bedeninden geri kalanı yani kendisi, özbenliği, bilinci yerindeydi ve olan bitenin farkındaydı.
Gessner bedensel acı çektiğine dair silik bir hatıradan başka yakın geçmişine ait hiçbir şey hatırlamıyordu. Ancak şimdi ,bedeni adeta içinde yüzdüğü atmosferden ibaretti. Bu, şimdiye dek deneyimlediği hiçbir hisle kıyasllanamazdı. Entelektüel öngörülerine rağmen, bu duruma tek bir açıklama getirebiliyordu.
Öldüm. Ölüm sonrasını yaşıyorum.
Düşünce aklında beelirdiği anda saçmaladığına karar verdi.
Ölümden sonraki yaşam ortak bir yanılsamadır… Yaşadığımız hayatı katlanır kılmak için ortaya atılmıştır.
Bir doktor olan Gassner, ölüme aşinaydı ve bunun bir sonu olduğunu biliyordu. Tıp fakültesinde , insan beynini incelerken bizi biz yapan tüm kişisel özelliklerin -ümitlerimizin, korkularımızın, hayallerimizin, hatıralarımızı beyinlerimizdeki elektrik yükleri tarafından tutulan kimyasal bileşiklerden ibaret olduğunu öğrenmişti. Kişi öldüğünde beyindeki güç kaynağı zarar gördüğünden, tüm bu kimyasallar çözünerek
13 Haziran 2026 Cumartesi
Çaylak ile Filozof 8*
I.
Yetenek mi Kabiliyet mi?
Olağanüstü şeylerin, sıradan görünmek gibi “olağanüstü” bir özellikleri vardır. Onları, tüller gibi incecik, aslında şeffaf ama kat kat oldukları için bakışınızı hiç hissettirmeden sınırlayan, hatta bütün bütün kapatan alışkanlık perdelerini gözlerinizin önünden sıyırıp açmadığınız sürece fark edemezsiniz.
Bu yüzden , bazı şeylere, ne kadar gözünüzün önünde olurlarsa olsunlar, onları sanki ilk kez görüyormuş gibi bakmaya çalışmalısınız; çocuklar gibi iştahlı bir merakla, şaşkın ve hayretten irileşmiş gözlerle mesela…
Mesela Dünya’ya çok çok uzak başka bir gezegenden gelmiş de burada olan ve olup biten şeylerle ilk kez karşılaşıyormuş gibi…
Filozof bana, “İnsan, baka baka alışır yavrucuğum ve artık en muhrteşem şeyleri bile sıradan görmeye başlar, işte bu da bir tür görme bozukluğudur” derdi. Zaman zaman, “Gel seninle bugün sıradan şeylerden konuşalım” diyerek beni yanına çağırır ve bi onunla saatlerce, aklınıza getiremeyeceğiniz kadar sıradan şeylerden, mesela havadan sudan konuşurduk…
Bana iğde, kekik ve papatya kokan bahar meltemlerini anlatırdı. Bana nefes alan sabahlardan, bana aşılayıcı rüzgarlardan, bana, rahmet yüklü rüzgarlardan, bana Dünya’nın üzerine ipekten baş örtüleri, mavi atlastan handiyse şeffaf şallar gibi sarmalanmış gökyüzünden bahsederdi.
O, suyun kimyasal formülünü Allah’ın bir ayetini okur gibi okur; taşların, keskin sivri uçlu kayalıkların çatlak ve oyuklarından neredeyse işitilir bir neşe ile çağlayan pınarlardan söz açar, “Şimdi bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara…” derdi. “Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir…”
Ders kitaplarında, bir sınav sorusunun cevabı olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmeyen bilgi o anlatırken bambaşka bir surete bürünür; bilgi, çiçek açardı.
Filozof için yaratılış harikalarına, -her zaman olmasa bile zaman zaman- onları ilk kez görüyormuş
.webp)



