Saat Beş Ekspresi
Durmaksızın yürüyorlardı. Bir yandan da Sonsuz Anı ilahisini söylüyorlardı. Sustukları zaman sanki sanki adımlarının sesi, atlar ve rüzgâr ilahiyi sürüdürüyordu.
Cenaze alayının rahatça ilerleyebilmesini sağlayabilmek için gelip geçenler kenara çekiliyor; haç çıkarıyor, çelenkleri sayıyorlardı. Kimisi doğrudan doğruya tören alayına katılıyor; “Kimin bu cenaze?” diye merakla soruyorlardı:
“Jivago’nun,” deniliyordu onlara.
“Yaa, öyle mi? Tanıyordum onu.”
“Bay Jivago değil, Bayan Jivago ölen; karısı.”
“Farketmez. Tanrı günahlarını bağışlasın. Çok görkemli bir cenaze töreni düzenlenmiş doğrusu.”
Tören çabucak bitti. Bir daha yaşanması mümkün olmayan dakikalardı bunlar. Papaz: “Tanrının toprağı, içindeki her şey, tüm canlılar…” diye duasını sürdürüp eliyle haç işareti yaptı, sonra da yerden aldığı bir avuç toprağı Marya Nikolayevna’nın tabutunun içine attı. Ardından “Doğruların Ruhları” ilahisi okundu. Endişe ve aceleyle tabut kapatılıp çivilendi. Mezara indirildi. Dört kürekle, aceleyle tabutun üzerine atılan toprak başlangıçta trampet sesini andırır bir ses çıkarıyordu. Ancak atılan topraklar önce tabutun üzerini kapattı, daha sonra da bir tümsek oluşturdu. On yaşlarında , küçük bir oğlan çocuğu da bu tümseğin üzerine çıktı.
Tören boyunca süren gerginlik; törenin bitmesiyle bir rahatlamaya dönüşmüştü. Bu rahatlamanın , gevşemenin de etkisiyle herkes çocuğun, annesinin mezarının üzerinde bir şeyler






