17 Şubat 2026 Salı

Doktor Jivago*


 

Valla Kurda Yedirdin Beni*


 

America the Beautiful Fesuphanallah! *


Yavrum, savaşçı firavunlar yine talan ediyorlar bizim buraları. Varil bombalarının rastgele savurduğu  ezeli ve ebedi Şarklı kendi yağında kavrulan kıvıl kıvıl br canlı kümesi. Ölmeyecek kadar gıda, düzeni tehdit etmeyecek kadar eğitim, ehemmiyetsiz tasarruflar, ehemmiyetsiz servetler ve tahammül. Enkaz altında çocuklar peyda etmekte Ortadoğulu, dilsiz ve dayanıklı.

…. ..

… .. 

Berlin Duvarı yıkıldığında, kapitalizmin doğasına içkin krizlerden, eşitsizliklerden bunalmış “Batı’nın SSCB'nin çöküşünü fırsata dönüştüreceğini, toplumsal refahı ihmal etmeyen yeni bir piyasa ekonomisini geliştireceğini düşünmüştüm. Beklediğim barışın tekâmülüyd, ırkçılığın hortlaması değil. Yaşam biçimlerine tahammüllü demokrasilerdi. Gezegen’in kurutulması değil. Nükleer silahlanmadan artan ilimin iyiliğin hizmetine tahsisiydi, kimyasal silahların mükemmelleştirilmesi değil. Merhametti, CIA’nın “geliştirilmiş sorgulama teknikleri” değil. Bilge siyasetçilerdi, bitirim başkanlar değil. Öyle olmadı. İyilik ve umut, 21. yüzyılın hedefleri arasında yer almıyor.

Gençliği altmışlı yıllara denk gelmiş bencileyin biri için sosyalizm, kapitalizmden daha “adil” bir sistemdir. Gel gör, ne Sovyetler ahde vefa gösterdi ne Amerikalılar tövbe etti. Her iki sistemin hakikatlerini bir üst sentezde birleştirebilecek modeller mümkündü, rağbet bulmadı. Sosyalist sistemi çökertenin kapitalizmin üstünlüğü değil, Partili oligarkların hantal ve acımasız uygulamaları olduğu görmezden gelindi. Gün oldu, döndü, bre defa da Avro-Amerikan seçkinleri gemi azıya aldılar. Komünizme karşı “kesin” zafer kazandıklarını ima etmişlerdi. Rus ortaklarını yedeklediler. Toplumcu duyarlılığın son izlerini de temizlemeye giriştiler, el birliği ile: Şimdi artık biri bakarken diğeri alıyor. Mekke Hilton'un üst katları panoramik , oyunun son perdesi en iyi oralarda seyrediliyor. 

… .. …

13 Şubat 2026 Cuma

Unutursan Hatırla *


Yaptığımız “şeylerin” kendi yolları var

Kendi kendine nefes alıyor, yürüyor

Çatlaklara sıva oluyorlar.

Attığımız ufacık bir adımla hayat buluyorlar. 

Hiç aklımızda yokken, işte böyle kitap oluyorlar.


Bu kitabın hikâyesi bir ağaçla başladı. Unutursan Hatırla için bana ilk ilhamı veren o canım ağaçla… Öyle bir ağaç ki, bütün dalları budanmış, kupkuru ama incecik tek bir daldan gökyüzüne doğru patır patır patlamış kiraz çiçeklerini! Diğer dallar açmış açamamış, hiç umursamamış… Sanki ”Ben bir ucundan başlayayım da, gerisi gelir!” demiş. O ağacın fotoğrafını çekip Instegram’da paylaştığımda, herkesten bir sürü mesaj  geldi. İçimizde devamlı “daha değil”, “hazır değilsin”, “mükemmel deği” diye söylenen sesleri biraz kısıp, “bir” ucundan başlamaya” ne çok ihtiyacımız vardı


Hem zaten başlamak,

bildiklerini yanına alıp,

bilmediklerini de yolda öğrenmeye gönüllü olmaktı.

Unutmuştuk, hatırlattı.


Bu karşılaşma bana, uzun zamandır ertelediğim bir şeye başlamak için ilham verdi. 

Günlük hayatın koşturmacasında unuttuğum, hatırlayınca “Oh be!” dediğim, ilham aldığım şeyleri 100 gün boyunca her gün yazmaya, #unutursanhatırla etiketiyle paylaşmaya niyet

12 Şubat 2026 Perşembe

Türkiye'de Beş Yıl*


 

15 Haziran 1913’te -Majesteleri Kayzer’in tahta çıkışının yıldönümünde- Askeri Kabine’nin bir yazısıyla, Alman Askeri Misyonu’nun başkanı olarak Türkiye’ye gitmeye istekli olup olmadığım soruldu.

O tarihte, Alman ordusundaki en yaşlı tümen kumandanlarından biri olarak, Kassel’deki 22. Tümen'e kumanda ediyordum.

Prusya ordusunda akla gelebilecek bütün görevlerde bulunmuştum, uzun yıllar boyunca genelkurmaya mensup olmuştum, yurdışında çok seyahat etmiştim; ama ne Türkiye'ye gitmiş ne de oradaki durumu incelemiştim. 

Bu sebeple, bu soru bana beklenmedik geldi.

İstanbul’daki Almanya Sefiri Baron von Wangenheim’in kabine yazısına eklenmiş olan telgrafın yeni görevin aşağıdaki sözlerle ifade ediliyordu:

Almanya’nın siyasetinin, samimi ve ciddi bir şekilde Asya Türkiye’sinin takviyesine yönelik kani olan Sadrazam, benden, Majesteleri Kayzer’e Türk ordusunun eğitimi için bir Alman generalini göndermesi ricasını arz etmemi istedi.

Teferruat henüz belirlenmedi.

BU görevi üstlenecek kişinin, bütün askeri teknik meselelerde geniş yetkilerle donatılmış bir otorite olması düşünülmüştür. General, diğer bütün Alman ıslahatçılarının başında bulunmalı, Türk ordusundaki ıslahatların muntazam ve gayesine uygun bir şekilde yürütülmesinden sorumlu olmalıdır. Tavsiyeleri, gelecekteki bir harpte seferberlik çalışmalarının temelini teşkil etmelidir.

Böyle bir görev için, tabiatıyla, sadece askeri birliklerin kurmay heyetinde büyük bir tecrübeye sahip olan, birinci sınıf olan, özellikle son harpte başarısız oldukları için bu kişinin başlıca görevi, bu kötü gidişatı, genelkurmayı, esaslı ve pratik bir şekilde eğiterek düzeltmektir. Bunun için ön şart, bahis mevzuu generalin, bir kolordunun kurmay başkanı olarak kurmaylık görevlerini, özel bişr başarıyla bağımsız olarak yerine getirmiş olmasıdır. 

4 Şubat 2026 Çarşamba

Oblomov*


 

Kitabın arka yüz tanıtımından: Orta yaşlı toprak sahibi Oblomov işinden ayrılmış, tüm arkadaşlarını etrafından uzaklaştırmış, borca batmış ve tüm dünyevi işlerini yatağından göremeye başlamıştır. Her bir köşesi dökülmekte olan dairesinde kendisi tekrar tembel uiağıyla birlikte kayıtsızlık içinde yaşayan bu miskin asilzade, değişime ayak direyerek işlevsizleşmiş bir sınıfın timsalidir. Rus toplumuna özgü bu tipleme Gonçarov'un kaleminden çıktığı günden beri toplumun içine karışmış. “Oblomovluk” sözcüğünü günlük dile kazandırmıştır. Oblomov, 19. yüzyıl sonunda bu açmaza giren toprak sahiplerinin güldürüsü olmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut sosyal düzenin acayipliklerini ve adaletsizliğini de ciddiyetle -ama tatlı bir dille- eleştiriyor.


Önsöz: Gonçarov’un en meşhur yaratımı ve Oblomov romanının ana karakteri İlya Oblomov, Rusya tarihinin belli bir döneminde, özellikli bir sosyal sınıfı temsil etmektedir. Oblomov, 19. yüzyıl Rusyası’nda varlığını serfliğe borçlu olan, miadı dolmuş, sorumsuz aristokrasiye somut bir örnek teşkil etmektedir. Nikolay Dobroljubov’un meşhur makalesi “Oblomovluk Nedir? gibi roman hakkındaki çağdaş eleştirel değerlendirmeler genellikle, romana adını veren karakter Oblomov’un hikâyesini oluşturan, serfliğe esas teşkil eden ekonomik bölünmeler ve bunların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan sosyal adaletsizlikler gibi tarihsel meselelere odaklanmıştır. Diğer bir deyişle, İlya Oblomov’un hikâyesi aslında Rusya’nın sosyal gelişiminde yeni bir çağın  başlangıcında, serfliğin kaldırılmak üzere olduğu bir dönemde, Rus aristokrasinin hikâyesini anlatmaktadır. Gonçarov’un çağdaşlarının , işlk kez 1859 yılında basılan romanının konuları arasında , o zaman güncel olan bu mevzuya odaklanmalarının nedenini izaha gerek yoktur. Yine de, serflik kaldırıldıktan yüz yıl sonra bile Oblomov’un Rusya’da ve dünya çapında popülerliğini koruması, eserin ana karakterini şekillendiren daha evrensel temaları ele aldığını göstermektedir.

2 Şubat 2026 Pazartesi

Hayat İmkânsız*


 Arka kapak tanıtımı:

Bazen bize sihir gibi görünen şey, yaşamın henüz anlayamadığımız bir parçasıdır…


Grace Winters hayata küsmüş emekli bir matematik öğretmeni. Günlerini  televizyon izleyip kitap okuyarak, beyninin körelmemesi için bulmaca çözerek geçiriyor. Bir zamanlar üzerinde titrediği bahçesine bile ilgisini kaybetmiş. Yalnız, yapayalnız hissediyor.

Yıllardır görmediği ve haber almayı beklemediği bir arkadaşının ona bir Akdeniz adasındaki köhne evini miras bıraktığını öğrenince, Grace bir planı ya da cebinde bir ada rehberi olmadan, aklında sorular ve tek yön uçak biletiyle, kendini İbiza’da buluyor.

“Neden ben? Neden bu ev?” Arkadaşının hayatına -ve ölümüne- dair cevaplar İbiza’nın engebeli tepeleri ile altın kumsalları arasında gizli. Parça parça bulabildikleri ise en uçuk gücünün sınırlarını zorlayacak kadar tuhaf. Ve imkânsız gibi duranbütünü görebilmek için Grace, önce kendi geçmişiyle yüzleşmek zorunda.


Sevgili Bayan Winters,

Belki beni hatırlarsınız. Hoolybrook’ta matematik öğretmenimdiiiiiniz. Şİmis 22 yaşındayım ve üniversite sondayım. Matematik okuduğumu öğrenmek hoşunuza gider herhalde!