… ..
Anadolu kıyılarının karşısındaki bütün adalar, hatta Anadolu kıyılarının çoğu burunları Sen Jan şövalyelerinin ellerindeydi. Bu haçlı şövalyeleri, dini taassupları dolayısıyla -ister kadın, ister erkek- ne kadar Türk öldürülür ya da esir ederlerse o kadar sevap işlediklerine hükmederlerdi.) Oysa Türkiye’de ister Ortodoks, ister Katolik, ister İbrani her din ve mezhep tamamen serbestti. Ortodoksların ve Yahudilerin patrikhaneleri ve hahamhaneleri vardı) İşte bundan dolayı Anadolu kıyılarının birçok köyü , arazileri deniz kenarında olduğu halde, topraklarının ortasında değil, kıyıya nazır tepelerde kurulurdu.
Evlerse savunmaya elverişli bir tarzda (yani mazgallı, taş duvarlı kuleler şeklinde) inşa edilirdi. Bütün bu tertibata rağmen kıyı halkı , gene de rahat yüzü görmezdi. Bu hal Güney Anadolu kıyıları halkının eninde sonunda canına tak dedi. İzmir, Aydın, Menteşe ve Antalya delikanlıları kendi gayret ve paralarıyla savaş gemileri yaptırdılar ve kıyı savunması sağlamak üzere deniz açılmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine Sen Jan şövalyeleri artık kollarını ferah fahur sallaya sallaya Anadolu kıyılarına sataşamaz oldular. Onlar ve korudukları korsanlar kıyıları ve çoğunluk burunları kaçmaktan ya da pusu kurmak suretiyle vurur oldular.. Derin körfezlerde ise -körfezlerden çıkarken yollarının kesilip yakalanmaları tehlikesinden ötürü- körfezlerden çıkarken korkusuz bir hayat yaşardı.
Bu, böyle olduğu için, Perçim’in mensup olduğu aşiret her yazın Mandalya körfezinin, dantela gibi girintili kıyılarının en içerlek bir noktasında Ören denilen eski İassos harabelerinin bulunduğu yere göç ederdi. Perçim, çocukluğunun en erken çağında, kumlar üzerinde savsaklayan küçücük ayak izleri bırakalı ve parlak sedefli şeytan minareleri toplayalı beri her kış boyunca yazı özlerdi. Çünkü gözlerinde hep deniz ve deniz kıyıları tüterdi. O yıl da - yani Perçim’in on yedi yaşına bastığı yıl- aşiret, yazlamak üzere gene oraya konaklamıştı.
O kıyının yüzlerce girintisi arasında Perçim’in asıl gözdesi bir koy vardı ki orası hakikaten durgun bir gümüş aynaydı. Üç bin yıllık harabenin beyaz sütunları altın kumlardan ve menekşe renginde bir


