17 Şubat 2026 Salı

America the Beautiful / Fesuphanallah! *


Yavrum, savaşçı firavunlar yine talan ediyorlar bizim buraları. Varil bombalarının rastgele savurduğu  ezeli ve ebedi Şarklı kendi yağında kavrulan kıvıl kıvıl br canlı kümesi. Ölmeyecek kadar gıda, düzeni tehdit etmeyecek kadar eğitim, ehemmiyetsiz tasarruflar, ehemmiyetsiz servetler ve tahammül. Enkaz altında çocuklar peyda etmekte Ortadoğulu, dilsiz ve dayanıklı.

…. ..

… .. 

Berlin Duvarı yıkıldığında, kapitalizmin doğasına içkin krizlerden, eşitsizliklerden bunalmış “Batı’nın SSCB'nin çöküşünü fırsata dönüştüreceğini, toplumsal refahı ihmal etmeyen yeni bir piyasa ekonomisini geliştireceğini düşünmüştüm. Beklediğim barışın tekâmülüyd, ırkçılığın hortlaması değil. Yaşam biçimlerine tahammüllü demokrasilerdi. Gezegen’in kurutulması değil. Nükleer silahlanmadan artan ilimin iyiliğin hizmetine tahsisiydi, kimyasal silahların mükemmelleştirilmesi değil. Merhametti, CIA’nın “geliştirilmiş sorgulama teknikleri” değil. Bilge siyasetçilerdi, bitirim başkanlar değil. Öyle olmadı. İyilik ve umut, 21. yüzyılın hedefleri arasında yer almıyor.

Gençliği altmışlı yıllara denk gelmiş bencileyin biri için sosyalizm, kapitalizmden daha “adil” bir sistemdir. Gel gör, ne Sovyetler ahde vefa gösterdi ne Amerikalılar tövbe etti. Her iki sistemin hakikatlerini bir üst sentezde birleştirebilecek modeller mümkündü, rağbet bulmadı. Sosyalist sistemi çökertenin kapitalizmin üstünlüğü değil, Partili oligarkların hantal ve acımasız uygulamaları olduğu görmezden gelindi. Gün oldu, döndü, bre defa da Avro-Amerikan seçkinleri gemi azıya aldılar. Komünizme karşı “kesin” zafer kazandıklarını ima etmişlerdi. Rus ortaklarını yedeklediler. Toplumcu duyarlılığın son izlerini de temizlemeye giriştiler, el birliği ile: Şimdi artık biri bakarken diğeri alıyor. Mekke Hilton'un üst katları panoramik , oyunun son perdesi en iyi oralarda seyrediliyor. 

… .. …

… ..

Payına düşenden fazlasını almak tamah etmeyen tokgözlü, mutmain insanlarız. Sorun, kanaatkârlık dünyevi malumatı hakir görmeye meylettiğinde çıkıyor. Kadir-i mutlak Allah’a (c.c.) duyduğu güvenle nefsini emniyete alan mutmain, O’ndan başla kimseyle meşgul olmayı nafile saydığında “bu dünya”nın da bir “ayet” olduğunu unutabiliyor. … .. 

Pencere: “Tanrısal bir lütuf”

“America the beautiful”u duymuş olmalısınız. Elvis Presley, Ray Charles, Whitney Houston ayarındaki şarkıcıların “America! America! “çağrıları dünyanın yedi dört bucağında yankılanır. “O beautiful for spacious skies/ for amber waves of grain…” mealen: “Ey sonsuz gökyüzünün altında dalgalanan amber rengi tahıl denizleriyle, meyve yüklü ovalarından yükselen haşmetli mor dağlarıyla güzel Amerika! Amerika! Tabrı kütfunu bir ışıltılı denizden ötekesine saşöış, verdiği nimetleri kardeşlikle taçlandırmış!..” 

… ..  “America tha Beautiful!” aslında bir ilahidir. Şükran ve sevinç ilahisi…. …  “Tanru’nın lütfunu saçtığı denizden-denize ifadesi, İncil’deki “Mezmunlar” suresine gönderme: “A mari usque ad mare”. Hazreti İsa için temenni edilen “Denizden deniz kadar ve ırmaktan yerin uçlarına kadar saltanat sürsün” yakarışının Atlantik-Pasifik arasındaki topraklara uyarlanmış hali. … ..

… ..

Amerika kıtasının “Tanrısal  bir lütuf” olduğu şekildeki algının bir diğer türevi de, “The American Dream” düsturu. ABD’yi bireyin dilediği gibi yaşadığı, kişisel hedeflerinin topluma ters düşmediği, refaha ulaşmanın bir niyet  meselesinden  ibaret olduğu, “herkesin yetenek ya da becerilerini daha iyi, daha zengin ve daha ddoyurucu bir yaşama dönüştürebileceği bir Rüya Ülke olarak tanımlıyor. … ..

… ..


New York Limanı’nın ağzında, elinde meşaleyle dikilen o kadın heykelini, “Statue of Liberty”yi bilmeyeniniz yoktur. Elinde meşalesi, eski Avrupa’ya “Köhnemiş memleketleriniz, rüküş debdebeniz sizin olsun!” diye çemkirir Libertas, Köhnemiş memleketleriniz, rüküş debdebeniz sizin olsun!/ Tükenmişlerinizi/ yoksullarınızı/ özgür bir nefese hasret itiş kakış yığınlarınızı/kalabalık sahillerinizin sefil artıklarını bana verin!/ Ben Altın Kapı’nın yanında elimdeki lâmbayla dikliyor olacağım/ Bu evsizleri, fırtınaların savurduğu bu insanları siz bana gönderin!/ … ..

… ..

… .. “New York Limanı’ndaki Özgürlük Anıtı, Fransız Grand Orient Tapınak Masonlarından dünyanın ilk Masonik Cumhuriyetine yüzüncü kuruluş yılı armağanıdır. Heykel, Babil ilahelerinden İştar’ı temsil ediyormuş. … ..

… ..


Necefli Maşrapa!.. Mezopotamya'nın aşk ve savaş tanrıçası İştar

Necefli Maşrapa da ne diyeceksiniz, nereden çıktı? … ..

… .. İştar …   5000 yıl öncesinin kadim Sümer metinlerinin “İanna”sı Mezopotamya çivi tabletlerinin Babil dönemine ait olanlarında İanna/İstar diye geçer; Anadolu'ya 4000 yıl önce gelip yerleştikleri varsayılan hakların Kibele’sidir. İanna(İştar/Kibele miti aynı zamanda da İÖ 3000’ler Mısır’ın İsis’ine tekabül eder.  

Fellowship of Isis (Mealen İsis’in Dostları) diye bir dernek, daha doğrusu kült var. İrlanda’da, Leinster ilinde, Carlow Kontluğu diye bilinen yörede, 1625 yapımı Huntington Şatosu’nun vârislerinden Olivia Robertson’un (1917-2013) kurduğu tarikat, Tanrı’nın dişil olduğuna inanır. “Divine Feminine” dedikleri kadın Yaratıcı’ya taparlar.  … ..

… .. 

… .. Dikkatimi çeken bir şey de, cenazeyi uğurlarken ettikleri dua: “On bin isimli Tanrıça, Olivia’yı kutsa ve Kozmik Ağın bir sonraki Spiraşline yapyığı yolculukta yanındaol!”


“Kozmik Ağınbir sonraki spirali” (the next Spiral of the Web) de ne demek,sormayın, yavrum. Bilmiyorum, öğrenmeye de niyetim yok Bildiğim, başrahibenin inançlarını açıklarken, “Bazı dinler yoksulluk, itaata ve bekâreti öğütlerler. Biz aşka ve güzelliğe inanırız, riyazetle işimiz olmaz,” dediği. Her neyse.

… ..

… ..


Pencere: “The Island of Tears”, Gözyaşları Adası

… ..

… .. Amerikalı, Gözyaşları Adası’ndaki transit merkezini açık hava müzesine dönüştürür, sığınmacıların trajedisinden ayrıca para kazanır. Yakın zamandaolmaz ama Guantanamo'yu, Ebu Gureyb’i müzeye dönüştürdüklerini duyarsanız şaşırmayın. “Sapkın duygusallık” diye bilinen psikozun tezahürlerından biridir. İleride başka örneklerini de göreceksiniz, “Sapkın duygusallık” terimine bir mim koyun.

Avrupa’nın yol masraflarını karşılayamayacak kertede sefil artıklarının ülkenin içlerine gidebilecek paraları yoktur., mecburen New York’ta kalırlar. Şehrin nüfusu katlanarak artar. İşverenlerin istihdam edecekleri amaleleri, bağlı oldujkları Hıristiyan tarikatlarına varıncaya kadar araştırarak eleme lüksüne sahip oldukları piyasa koşullarını hayal edin Tok alıcıları hâkim olduğu piyasada, örneğin Yahudi göçmenlerin New York dışında yaşama şansları hemen hiç yoktur. 1800’lü yılların son çeyreğinde 300 bin Doğu Avrupalı Yahudi, New York’ta kelimenin tam anlamıyla tıklım tıkış yaşarlar. Yahudi karşıtlığı (antisemitizm) 1870’lerden itibaren Yeni Dünya’da da yayılamaya başlar. 

Aklımdayken, Özgürlük Anıtı’nın kaidesindeki dizelerin yazarı New York’lu şaire Emma Lazarus (1849-1887), İspanyol Yahudisidir (sefaradim). 1881’decRus gettolarından geklen Yahudi sığınmacıların gördükleri kötü muameleye şahit olan Emma Hanım, merhamet bağlamında “Batı” Hıristiyanlarının, “Doğu” Hıristiyanlarından (Rus Ortadoks) pek de farklı olmadıkları kanaatine varır. Sorunun yegâne çözümünün Filistin topraklarında kurulacak “bağımsız” bir Yahudi devleti olduğunu savunan ilk Amerikalılardan birisi olur. 

… ..

… ..


İlk göçler 1820’li yıllarda Amerikan Göçmen Bürosu, 1900-1920 yılları arasında ABD’ye giden Türk göçmen sayısının  291.435 olarak veriyor. Anadolu’nun muhtelif şehirlerinden gelenler, Marsilya’ya, oradan New York’a geçerlermiş. Prof. Dr. Kemal Karpat’a göre en büyük göçü Harput vermiş. … .. “ Sebepsiz değildi,” diyor Kemal Hoca çünkü “Harput”taki Amerikan misyoner okulu, sadece o bölgedeki Hıristiyan Ermenilere yardımcı olmuyor, aynı zamanda ABD’deki zenginlikleri ve imkanlarından bahsederek, birçok “Anadolu insanının da bilgilenmesini sağlıyordu.”

… ..

… ..


Pencere: “Bakiye Tarikatlar”

… ..

… ..  İsa’dan altı yıl önce, Pisagor dünyanın küresel olduğunu yazmış, Aristo ve Euclid (Öklid) de onu doğruşlamışlardı. Kaldı ki, Kolomb okumuş yazmış bir adamdı, hatta sefere çıktığında yanında İskenderiyeli Batlamyus (İsa’dan sonra 100-160 civarı) Coğrafya kitabı olurdu. Bu kitap daha 1300’lerde Avrupa Üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmaktaydı, başka kitaplar da var.

Kolomb, Atlantik’i ilki 1492’de olmak üzere dört kez geçmiş, günümüzde Bahamalar olarak bilinen Karayip Adaları’na çıkmış, hatta şöhreti yöneticiliği sırasındaki tutumundan geliyor.Yerlileri kırmış geçirmiş, İspanyol müslekeceilerine yapmadığını bırakmamış. Bu arada Orta ve Güney Amerika sahillerinde de gezinmiş, ama Kuzey Amerika’ya hiç ayak basmamış. … ..

… ..

Örgütlü göçler, kralların himayesinde gerçekleşir. Amerika kıtasını “sakıncalı sınıflar”ını  gönderip kurtarabilecekleri bir açık hava hapishanesi olarak algılayan Avrupa monarşileri harekete geçerler. Britanya’dan, Almanya’dan , İsveç’ten hatta İsviçre’den işçi sevkiyatı başlar. “Sakıncalı sınıflar” dedikleri, hem hanedanlar hem de kiliseler için tehlike arz ettiği düşünülen  “bakiye tarikatlar”dır. “Bakiye tarikatlar” dedikleri, Alman Martin Luter’le (1843-1546) başlayan, İsviçreli Huldrych Zwingli (1484-1531) ve Fransız John Calvin’le (1509-1564) devam eden Reform sürecinin (1517-1648) tatmin etmediği muhalif dini cemaatler, yavrum.

… ..

… .. Baskılar, hapisler, Akdeniz ticaret gemilerinde kürek mahkûmiyeti gibi ağır cezalar köklerini kurutmaya yetmeyince, bunlardan kurtulmanın en iyi yolunu müntesiplerinin Amerikalara “ihraç edilmeleri” olduğu fikri doğar.

Gelin görün ki, kimse “fırtınaların savurduğu” bu “evsizler”i bolluklar ülkesine babasının haytrınna sevk edecek değildir. Kaldı ki “ihracat” hesap kitap gerektiren, başlı başına ticari bir iştir. Nitekim dönemin Büyük Britanya Kraliçesi Anne’inin (1665-1714) sübvanse ettiği İngiliz tacirler Yeni Dünya’ya amele sevkiyatı işine girmeleri uzun sürmez (1693)... ..

… ..

Pencere: “Santa Maria!”ya karşı “God bizimle!”

… ..   …

… ..

… .. Ne zaman ki Martin Luter, Katolik Kilisesi’nin “inananları istismar ettiğini” düşündüğü uygulamalarını sıraladığı “95 Thesen” (Doksan Beş Tez) isimli makalesini Wittenberg kasabasındaki kilisesinin kapısına çiviler (1517), kıyamet kopar. İronik olan, Luther’in Kilise’yi bölmek gibi bir düşüncesinin olmamış olması. Yeni Ahit’i oluşturan dört kitabın, özellikle de Hazreti İsa’nın hayat hikâyesiyle öğütlerini ihtiva eden birincisinin esas alınmasını, Katolik akaidinin bu doğrultuda ıslah edilmesi gereğini savunmaktadır.

… ..

… ..

Bahse konu bu dört kitaba İngilizcede “gospel” derler, yavrum. Latıncesi ”evangalus”, Yuncası “evangelos”, iyi haber ya da müjde demektir.Neyin müjdesi diye soracaksınız, insanoğlunun günahının kefaretini ödemek için çarmıhta can veren İsa Mesih sayesinde, sıradan Hıristiyanlara God’la yeniden buluşma ve ölümsüzlük imkanının doğduğu müjdesi müjdesi. Bahse konu günahın, Âdem’le Havva’nın yasak meyveyi yemiş olmalarından kaynaklanan “cardinal Sin” (ölümcül günah) olduğunu anlıyorsunuz. “Evangelist” sözcüğünün buradan geldiğini de anlıyorsunuz, “iyi haber getiren” anlamındadır.

“Evanjelizm” o günlerde de hayırhah bir telkin değildir. “95 Thesen’ın daha kilisenin kapısında belirdiği gün başlayan arbede yüz yıl sonra (1618-1648) sekiz milyon Avrupalının ölümüyle sonuçlanan Otuz Yıl Savaşlarına evrilir. İşin doğrusu, anadillerinde yazılmış dahi olsa, Alman köylülerinin Kutsal Kitabı hatmedecek donanımları yoktur. Velakin, Luther’in 1517’de Papalık icraatının İsa Mesih buyruklarına ters düştüğünü kanıtlayan ünlü manifestosunun ardından aforoz edilmiş olması (1519), kitleleri yüreklendirir. … .. … Yetmez, 300 bin köylü ayaklanır. 1789 Fransız İhtilali’nden sonra Avrupa tarihinin en büyük kalkışması olarak bilinen Büyük Köylü Savaşı’nı (ya da Alman Köylü Savaşı) başlatırlar.

Savaş kısa sürede Almanya’dan İsviçre ve Avusturya’nın içlerine yayılır. Bir yıldan fazla sürmez (1524-1525) ana tahribat o kadar büyüktür ki Marin Luter bile savunamaz olur. Kilise ve feodal lordlar birleşir, onlar da bir o kadar kanlı bir biçimde isyanı bastırırlar. 100 bin köylü ölür. Kalkışmanın elebaşısı vaiz Thomas Müntezer (1489-1525) yakalanır, işkenceden geçirilir, idam edilir. Olsun. Luther, 1522’de Yeni Ahit’i, 1534’te Eski ve Yeni Ahit’i içeren bütünü yayınlar. O gün bugün Alman Protestanlarının resmi litabı olarak hizmet veren bu eseri, Danimarka, İsveç ve İskandinav dillerindeki çevirilere rehber olur. Kutsal Roma-Cermen İmpatarorluğu’nun (962-1806)  kimi Luterci, kimi Calvinci, kimi Papa’nın bendesi irili ufaklı yüzlerce prensliği birbirine girer.

KatoliklerinSanta Maria!” ProtestanlarınGod bizimle!” nidalarıyla, çarpışa çarpışa ilerleyen, gerektiğinde kışlayan sonra yeniden ilerleyen ve yeniden çarpışan ordular” tasavvur edin.  … ..

… ..  God’un askerleri (Allah demeye varmadığı için dilim, “God” dediğimi anlıyorsunuzdur) Tifüs ve veba ardından dizanteri ve çiçek salgınları, çifti çubuğu bırakıp kaçan köylüler, izleyen kıtlık, arada harabeye dönen kentler, kasabalar. Leipzig beş defa, Magdeburg da on defa kuşatıldıktan sonra yakıldıydı. (1631) Berlin’den Kuzeydoğu Fransa’ya uzanan bölgede yaşayan her beş kişiden dördü ya öldü ya da göç etti. Reform hareketinin beşiği Almanya, kentlerde yaşayan nüfusun üçte birini, köylerdekinin beşte ikisini kaybetti, 1600’lü yılların ikinci yarısına kadar süren sefalet ve gerileme dönemine girdi. Katolik Habsburg Hanedanı’ın güç kaybetmesi, sadece Almanya’nın değil, soydaş ülkeleri Avusturya ve İsviçre’nin müstemleke patronluğu heveslerini de boşa çıkardı, iş gücü sevkiyatıyla yetinmek zorunda bıraktı.  … .. …. .. Savaşta perişan olmuş, akait tartışmalarından, kırtıpil prenslerin baskısından usanmış topraksız bölge sakinlerinin (“Palatin’lerin) binlercesi Londra tarikiyle Amerika’ya göçerler. … ..

… ..


Pencere: Mülk sahibi Lordlar, “Lords Proprietors”

… ..

… ..

Savaş kısa sürede Almanya’dan İsviçre ve Avusturya’nın içlerine yayılır. Bir yıldan fazla sürmez (1524-1525) ana tahribat o kadar büyüktür ki Marin Luter bile savunamaz olur. Kilise ve feodal lordlar birleşir, onlar da bir o kadar kanlı bir biçimde isyanı bastırırlar. 100 bin köylü ölür. Kalkışmanın elebaşısı vaiz Thomas Müntezer (1489-1525) yakalanır, işkenceden geçirilir, idam edilir. Olsun. Luther, 1522’de Yeni Ahit’i, 1534’te Eski ve Yeni Ahit’i içeren bütünü yayınlar. O gün bugün Alman Protestanlarının resmi litabı olarak hizmet veren bu eseri, Danimarka, İsveç ve İskandinav dillerindeki çevirilere rehber olur. Kutsal Roma-Cermen İmpatarorluğu’nun (962-1806)  kimi Luterci, kimi Calvinci, kimi Papa’nın bendesi irili ufaklı yüzlerce prensliği birbirine girer.

KatoliklerinSanta Maria!” ProtestanlarınGod bizimle!” nidalarıyla, çarpışa çarpışa ilerleyen, gerektiğinde kışlayan sonra yeniden ilerleyen ve yeniden çarpışan ordular” tasavvur edin.  … ..

… ..  God’un askerleri (Allah demeye varmadığı için dilim, “God” dediğimi anlıyorsunuzdur) Tifüs ve veba ardından dizanteri ve çiçek salgınları, çifti çubuğu bırakıp kaçan köylüler, izleyen kıtlık, arada harabeye dönen kentler, kasabalar. Leipzig beş defa, Magdeburg da on defa kuşatıldıktan sonra yakıldıydı. (1631) Berlin’den Kuzeydoğu Fransa’ya uzanan bölgede yaşayan her beş kişiden dördü ya öldü ya da göç etti. Reform hareketinin beşiği Almanya, kentlerde yaşayan nüfusun üçte birini, köylerdekinin beşte ikisini kaybetti, 1600’lü yılların ikinci yarısına kadar süren sefalet ve gerileme dönemine girdi. Katolik Habsburg Hanedanı’ın güç kaybetmesi, sadece Almanya’nın değil, soydaş ülkeleri Avusturya ve İsviçre’nin müstemleke patronluğu heveslerini de boşa çıkardı, iş gücü sevkiyatıyla yetinmek zorunda bıraktı.  … .. …. .. Savaşta perişan olmuş, akait tartışmalarından, kırtıpil prenslerin baskısından usanmış topraksız bölge sakinlerinin (“Palatin’lerin) binlercesi Londra tarikiyle Amerika’ya göçerler. … ..

… ..


Pencere: Mülk sahibi Lordlar, “Lords Proprietors”

… ..

… ..

Amerika’daki İngiliz müstemlekelerine göçmen kabul eden yabancıların Birleşik Krallık vatandaşlığına kabul edildikleri yıl 1697, Kraliçe Anne, büyük çoğunluğu Alman olan yüz binlerce Protestanın Londra tarikiyle Amerikaya göçünü finanse ediyor. Aynı yıllarda kolonilerindeki yaşamı göklere çıkaran reklamlar beliriyor. Amerika the Beutiful” sloganı günlerden. İhtimaldir ki, o gün bugün ABD’nin imajını idame ettiren “Land of Plenty”,  “Land of Destniy” logoları da öyle. … ..

… ..


Pencere:”White Trash”

Rotterdam, Amsterdam ya da Dublin’den kalkan yük gemilerine balık istifi gibi tıkılan kadın, erkek , çocuk, beş-altı yüz yolcunun hava güzelse 8-10 gün, değilse , 3-4 hafta sonra ABD’nin ilk başkenti olan Philadelphia’ya vasıl olduklarını anlatan belgeler ganidir. … ..

…..

… .. …  Azatlığını elde etmesini müteakip Batı’ya göç eden “beyaz süprüntü”, bu defa toprakların asıl sahibiyle karşılaşacak, nefret edilesi ırklar listesine Amerikan endemikleri de eklenecektir. Yerli kabilelerle karşılaşmaları, insanlık tarihinin en aşağılık soykırımıyla sonuçlanır. ABD’nin o gün bugün baş edemediği/etmediği ırkçılığın tohumları atılır, Ku Klux Klan gibi aşağılık örgütlere gün doğar. 


Pencere:”God’s Mandate”, Tanrının mazbatası

Amerika’nın yerli halklarının itlafıyla sonuçlanan karşılaşmakya kayıtsız kalmak Birleşik Devletlerin yapısal eşitisizlikleriyle, tahakküm biçimleriyle, kölelik ve şiddetin iğrenç tarihiyle uzlaşmak demektir.  Uzlaşmak, yani “Amerika fikri”yle suç ortağı olmak. Bir “fikir” olarak Amerika nedir, ne değildir göreceğiz. Ne var ki, toplumsal asabiyet bugünden yarına oluşmuyor. Amerikalıyı tanıyacaksanız, Avrupalıyı tanıyacaksınız.

Christendom” sözcüğünün asli anlamı “Hıristiyanlar”dır. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu (962-1806) sürecinde, “Avrupa” ve “Christendom”sözcükleri eş anlamlı kullanılırdı. “Avrupa” dediğinde, Hıristiyanlığa yazılan insanlar düşüneceksiniz , yavrum. … ..

… .. 1600  hatta 1700’lerin Avrupa’sının belirgin bir siyasi yapılanması yoktur. Örneğin sınırların anlamı yoktur; sınırlar, kral, prens, lord veya voyvoda, meşru egemene miras kalan arazilerin çeperleriyle kaimdirler. Bir monarkın maişet alanı içinde olmadıkça ,Ural Dağları’na ya da mesela Karadeniz’e uzanan Doğu ovalarının mülkiyeti de anlamlı bir mülahaza değildir. Varşova’dan çıkmış doğu istikametine yol alan bir gezgin düşünün Çan sesini duyduğu sürece Avrupa’dadır. Polonya topraklarından çıkıp Rus çarının nüfuz bölgesine girdiğinin ayırdında olmayabilecektir.  Tek anlamı Müslüman âlemini ayıran sınırdır, o da çan seslerinin duyulmaz olmasından anlaşılır. Bu bağlamda Türk hakimiyeti altında yaşayan Sırpların, Romenlerin, Yunanlaların ya da Bulgarların Avrupalı” olup olmadıkları da anlamlı bir mülahaza değildir. Avrupa aidiyeti egemenlerin ve Kilise eşrafının becerileri, hünerleri ya da tercihleri doğrultusunda evrilir. Egemenler selahiyetleri doğrudan Tanrıdan alırlar.

… ..

… ..    Milletvekilleri mesela mazbatalarını”millet”ten alırlar, krallar iise Tanrı’dan. Babadan oğula intikal eden “ilahi hak”, hükümdarlara dünyevi dokunulmazlık sağlar. Zalim monarkın cezasını verirse God verir. … ..

… ..

… .. Hnery!ye lütfedilen unvanı, Kraliçe II. Elizabeth halen kullanır. Şöyle : “Her majesty Elizabeth the Second, by the Grace of God of the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland, and of Her other Realms and Territories, Hea of the Commonwealth, Defeender of the Faith.”  Türkçesi, “Mejesteleri II. Elizabeth, Tanrı’nın inayetiyle Büyük Britanyave Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’nın -ve Kendisine Ait- Diğer Diyarların ve Topraklarının Kraliçesi, Milletler Camiasının Başkanı, İmamın Müdafisi.”

Pagan Avrupa kavimlerinde kralların ya bizzat kendileri “-tanrı”ydılar. ya da “tabrıların yeryüzündeki gölgeleri olurlardı. Bu inanç Hıristiyan Avrupa’ya, Rab Yehova’nın Samuel’e (biz Hz. İsmail olarak biliriz.) Davut Peygamberi,Mesih ve İsrail Kralı” yapmasını buyurduğunu bildiren ayate dayandırarak nakledilir. … ..

… ..

Burada bir duralım da size Sultanahmet Camisi’nin kapısındaki “Enaniyet zinciri” olarak bilinen alçak zincirleri hatırlayın. Enanişyet, benmerkezcilik, kibir anlamındadır. Enaniyet zinciri “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” tembihini hatırlatmak için asılır. Edirne’deki Selimiye Camisi’nde de vardır. Hükümdar ve refakatçılarını atlarından inmek zorunda bırakır, bu da böyle. 

… ..

… ..


Pencere: Habsburg, Bourbon, Plantagent, Hanover, Windsor

… ..

Otuz Yıl Savaşları dahil. Her ne kadar Katolik-Protestan çatışması olduğu tartışmasız ise de , son tahlilde Avrupa hâkimiyetine talip iki ezeli hanedanın Habsburg’lar ve Bourbon’lar (ve onların kolları “caded dedikleri hısım hanedanlar) arasındaki iktidar savaşlarıdır. … .

… ..




*America the Beautiful Fesuphanallah!  &  Alev Alatlı 

Nasihatname I 

Turkuvaz Kitap

Birinci baskı: Ağu-stos, 2019


*https://enyiyiarkadaskitap.blogspot.com/2023/09/hafazanallah.html 



*Alev Alatlı - Vikipedi

*Alev Alatlı (16 Eylül 1944, Menemen – 2 Şubat 2024, İstanbul), Türk yazar, akademisyen, sosyolog, köşe yazarı ve ekonomist.

İlk yılları ve eğitimi:

Kariyeri:

Ödülleri:

Özel hayatı ve ölümü:

Kitapları:

Söyleşi:

  • 1. Kelebek Etkisi Söyleşileri I (2021)

  • 2. Kelebek Etkisi Söyleşileri II (2021)

Nasihatname

  • 1. America the Beautiful - Fesüphanallah! Nasihatname I (2019)

  • 2. All American He-Man - Hafazanallah! Nasihatname II (2019)

Roman

  • Yaseminler Tüter Mi Hala? (Ocak 1985)

  • İşkenceci (Aralık 1986)

  • Kadere Karşı Koy A.Ş. (1995)

Or'da Kimse Var mı?

  • 1. Viva La Muerte (Yaşasın ölüm) (1992)

  • 2. 'Nuke' Türkiye (1993)

  • 3. Valla Kurda Yedirdin Beni (1993)

  • 4. O.K. Musti Türkiye Tamamdır (1994)

  • 5. Beyaz Türkler Küstüler (2013)

Schrödinger'in Kedisi:

  • 1. Kâbus (2001)

  • 2. Rüya (2001)

Gogol'un İzinde:

İnceleme - Deneme

  • Aydın Despotizmi (1986)

  • Hayır Diyebilmeli İnsan (2005)

  • Şimdi Değilse Ne Zaman

  • Yorumsuz

  • Aklın Yolu Da Bir Değildir: Hadi Baştan Alalım![25]

  • Hatırla! Geçmişin Geleceğindir

  • "Ben Böyle Düşünüyorum" Demekle Olmuyor

Derleme

  • Batıya Yön Veren Metinler[26]

  • Bize Yön Veren Metinler[27]

Şiir

  • Eylül 1998...

Tercüme

  • Haberlerin Ağında İslam (özgün adı: Covering Islam) (1985)- Edward W. Said

  • Filistin'in Sorunu (özgün adı: The Question of Palestine) (1986) - Edward W. Said

  • En Emin Yol "Akvam ül-Mesâlik'li Marifat Ahval el-Memalik" (Kasım 1986) - Tunuslu Hayreddin Paşa

Diğer



*Zebur - Vikipedi

*Mezmurlar Kitabı (İbranice: תְּהִלִּים‎, romanize: Tehillim, lit. "övgüler"), popüler ismiyle Zebur, Tanah'ın üçüncü bölümü, Ketuvim'in ("Yazılar") ise ilk kitabı olan Yahudi kutsal kitabıdır.[1] Kitabın "gökten indiricisi" olduğuna inanılan Kral Davud'a ithafen Davut'un Mezmurları da denir.

Davud evli bir kadın olan Batşeba'yı sever, kadının kocası olan Hititli Uriya'yı öldürterek Batşeba'ya sahip olur. Tanrı bunun üzerine kendisini lanetler; Batşeba'dan doğan oğlu yedi günlükken ölür. Mezmurların bir bölümü, Davud'un bu olay üzerine duyduğu acı ve pişmanlığı anlatır.[2]

Bölümleri:

Hristiyanlıkta:

İslamiyette:



*İştar - Vikipedi

*İştar, Akad mitolojisinde bir tanrıçadır. Asur ve babil’in en gözde tanrıçasıdır. Sümer mitolojisindeki İnanna'dan türemiştir; İştar'a İnanna'nın Akad mitolojisindeki hali denilebilir. Kökeni kuzeybatı Semitik tanrıça Astarte'ye dayanır. İştar'ın Astarte, Anunit ve Atarsamain olarak da anıldığı olmuştur.

İnanna Utu/Shamash'ın ikiz kız kardeşi, Nanna/Sin'in kızıdır. Enlil'in dünyasında ilk doğan odur. Verilen ilk isimler Sümerce iken ikinciler Akadlar tarafından bu tanrılara verilen isimlerdir.

Tanrıça İştar Venüs gezegenini temsil eder. Bereket, aşk ve savaş tanrıçasıdır.

İştar'ın batı dillerinde kullanılan karşılığı, 'yıldız' anlamında 'star' (İngilizce), 'Stern' (Almanca)'dır. Batıda,

haftanın her günü Güneş, Ay ve beş yıldız(bazıları aslında gezegen) ‘dan birine tapınılırdı.

İştar'ın simgeleri arasında bugün çok yaygın olarak kullanılan beş köşeli yıldız, gül (özellikle kırmızı gül), kalp

sembolü, dikili tahta kazık, meşe ağacı ve meşe yaprağı (bol yapraklı ağaçlar) ve kırmızı rengi, 5 ve 50 sayıları

bulunur. İştar yıldızı pentagram ayrıca, güneş çemberinin içinde ters çevrilmiş şekliyle satanizm’in bir simgesidir. İştar'ın başkaca adları arasında Astarte, Aştoret, Artemis, İsis, Venüs, Kibele gibi çeşitli adlar bulunur. İştar ilk başta Semiramis adıyla Nimrod'un (Marduk-Baal) eşidir. Daha sonra

Semiramis dünyaya getirdiği oğlu Tammuz'un reenkarnasyon yoluyla ölen kocasının ruhunu aldığını iddia eder.

Bu şekilde oğlu Tammuz'da en azından sembolik olarak kocası olmaktadır.

… ..



*Kibele - Vikipedi

*Kibele veya Kybele (Magna Mater: Tanrıların anası), Anadolu kökenli bir ana tanrıçadır. Ana tanrıça inancı, birçok kültürde farklı isimlerle yer alır. Yunan anakarasında Rhea,[1] özellikle Roma dönemi Mısır kültüründe İsis ve Yunan adaşı gibi bekaretle değil, doğurganlık ve bereketle ilişkilendirilen Efes Artemis'i (İyon Kibelesi),[2] belli başlı ana tanrıça figürleridir.

Ana Tanrıça Kültü:

… ..



*fesüphanallah america the beautiful nasihatname l - ekşi sözlük

*alev alatlı kitabı “nasihatname ı” olarakta geçer.

günümüz turkiye'sinde ki beyin göçü yada ekonomik zorluklardan amerika yada avrupaya gitmek isteyenler de ders kitabı olabilecek düzeyde .şaka yapıyorum …
aslında başlangıç olarak yada kitabın tanıtımı bu şekilde olamamalı çünkü içerik avro-amerikan medeniyetinin geçmişten günümüze tarihi olaylarla gerçek kesitlerle anlatmış ,anlatmış derken bence tam bir baş yapıt bugünü anlamak için geçmişi anlamak gerekir desturumuz bu. ama ablamız o kadar donanımlı ki bu kadar bilgiyi kısa kısa cümlelere anlatıyor ki müzik sinema filozoflar sanat tarih dil din hayat ticaret felsefe matematik bilim edebiyat coğrafya ne bilim inanılmaz bir kültür karşısında verdiği örnekler ve kıyaslamalarla insanın aklını alıyor inanılmaz etkileyici ben çok büyük keyif aldım okurken heyecanlandım kızdım küstüm küfrettim yazarımız gibi “ yavrularım” size şu kadarını demek isterim vizyon ancak başka insanların tecrübeleri ve yaşanmışlıkları ve bilgilerini öğrenerek kazanılır .





1 yorum:

  1. Alev Alatlı “America the Beautiful Fesuphanallah!“ eseriyle;
    Tarihin derinliklerinden günümüze kadar etkileri devam etmekte olan olayları arka planlarıyla birlikte anlatmakta. Diğer kitaplarında da olduğu gibi tarih ve felsefe bakışıyla yaptığı yorumlarını çok değerli buluyorum. Alatlı’yı rahmetle anıyorum.

    YanıtlaSil