I.
“Ne Çok Acı Var”
Filozof, sessiz ağlardı. Yanına iyice sokulmadan fark edemezdiniz. Pek çok kederli hatıraya rağmen, ben onun sadece birkaç kez, hıçkıra hıçkıra gözyaşı döktüğüne şahit oldum.
-Ne oldu Filozof? Yeni bir haber mi var?
-Hastaneyi vurmuşlar…
Sesler, ağızlarımızdan , onları dile getirirken hissettiğimiz duygulara göre bir kokuya bürünerek çıkacak olsalardı, bu iki kelime, kuvvetle muhtemel, odayı Filozof’un ciğerlerinden buhurdan gibi tüten bir yanık kokusu ile dolduracaktı.
-Bu nasıl bir savaş böyle Filozof?
-Bu bir savaş değil Çaylak. Kuvözlerdeki bebekleri bile öldürmeye çalışıyorlar. Hayır hayır! Bu savaş falan değil.
-Bu bir ne peki?
-Bilmiyorum… Böyle bir vahşete yeni bir isim bulmak gerek. İnsanlık, sanki ötekiler yetmezmiş gibi, lûgatlere utanç verici bir kelime daha ilave etmeli. “Engel olmak isteyenlerin engel olamadığı, engel olabileceklerin de göz yumup ortak olduğu bir katliam” anlamına gelen yeni bir kelime…
Günlerdir boynundan çıkarmadığı, balık ağı ve zeytin ağacının yapraklarına benzeyen desenlerle bezeli Filistin kefiyesine, çaresizlikten sıkı sıkıya sarılmış, kadife berjer koltuğunun üzerinde, acıdan iki büklüm olmuştu.
