… ..Bu hatırat, Almanya’nın Doğu’daki muhariplerine Anadolu’nun karlı dağlarında, Mezopotamya’nın kor gibi yanan kumlarında ve Filistin’in kana bulanmış muharebe meydanlarında yapılan şiddetli savaşlarda müttefiklerimizle pekiştirdiğimiz silah arkadaşlığını, dilerim bir kere daha hatırlatsın.
… ..
.. ..Bulgaristan’da, Sofya’daydık. İyi görünümlü askerle ve şık giyimli siviller peronu doldurmuşlardı. … ..
Üçüncü günün sabahında Türk sınırına ulaştık. Sayısız köyün bulunduğu ekili biçili alanlar kaybolmuş, onun yerini güneşten kavrulmuş otların bittiği, yer yer kelleşmiş ıssız bozkırlar almıştı. Demiryolunun hemen kenarında cesur görünümlü, koyu renk gözlü, perişan giyimli, hayduda benzeyen kişiler ortaya çıktı: hattı korumak için bekleyen Osmanlı demiryolu muhafızları.
… .. 29. Osmanlı Tümeni’nin komutanlığına tayin edilen -sabırsızlıkla beklediğim- sultanın iradesi gelmişti. Tümen, Vehip Paşa’nın komuta ettiği 3. Ordu’nun IX. Kolordu’suna bağlıydı ve Doğu Anadolu yaylasında Erzincan’ın batısında bir yerde siper muharebesi yapıyordu.
… ..
1914’ten 1916 yazına dek Anadolu’daki muharebeler
Başımdan geçenleri anlatmaya devam etmeden önce benim gelişime kadar harp esnasında Anadolu’da olup bitenlerden kısaca bahsedeceğim.
Türkiye, İtilaf Devletleri’nin imparatorluğu bölüşme tehlikesinden kaçınmak için Mihver Devletleri’nin zafer kazanacağını ümit ederek bizim tarafımıza geçmişti. Buna yaparkenki sebepleri hiçbir şekilde dostluk değildi, varlığını korumak içgüdüsüydü, ama gücünün son kertesine kadar müttefik olarak sorumluluklarını yerine getirdi. Buna rağmen başından beri iki millet arasında samimi bir anlayışa dayanan güven yoktu.
Osmanlı Devleti savaşta taraf olduğun için, bundan böyle kendi topraklarında da şiddetli