Anlamlı soru sorabilmek bilmeyi gerektirir. Bilmek için okumak gerekir. Okumak birikimi gerektirir. Okumak iyidir .... Bilinçli okuyan en sonunda yazmayı başarabilir ....
19 Nisan 2016 Salı
9 Nisan 2016 Cumartesi
3 Nisan 2016 Pazar
40’ında 40 Kadın *
Toplumun her kesiminden kadınlar,
kendilerini “kadınların penceresinden” anlatıyorlar. Onları tanımak
isteyenler için ilgi çekici bir kitap. 147 sayfa.... bir solukta okunabilecek kırk
hayat öyküsü kısa bölümler halinde sunulmuş.
Kadınların farklılıkları sadece yaşadıkları sosyal çevrelerde....
okudukça ortak özelliklerini de bulabileceksiniz. Kitabı okumanız için gerekçe
oluşturabilecek kısa bir bölümü paylaşalım.
-... .. İçimizdeki kotkuları değiştirmemiz gerekiyor.Toplumumuzda
dişiliğimiz baskın olarak yetişiyoruz biz. Önce eril bir kadın yetiştirmeye
çalışıyor anne-babalar. Bunu kırmak benim beş yılımı aldı. Dişi olmak, belki
seksilikle bağdaştırılıyor ama aslındabu doğru değil. Dişilik seksilik demek
değil. Tamamen kadınsı özelliklerimizi, içgüdülerimizi, özgüvenimizi, dişi
özelliklerimizioturtmak demek aslında. Bu da yumuşak olmayı, erkeğe güvenmeyi,
hayata güvenmeyi, şifacı özelliğimizi kullanmayı, belki âşık olabilmeyi ve
karşımızdaki erkeği aşka programlamayı ve ilişkimizin çerçevesini çizebilmeyi
göstermek. Dişilik bu aslında. Anne-babalar bize bunları öğretmediği gibi
bizleri baskılıyorlar. Onun için de dişi özelliklerimizi öğrenmeden, eril
kadınlar olarak yetişiyoruz. Dişilik, etek giymek demek değil. Makyaj yapıp,
krem sürmek de değil. Dişilik benim özgüvenimi kaınlığımdan almam demek.O
kadınlığı öğrenmek için bize müsaade etmiyorlar.
Kadınlar dişiliklerini, bizim gibi toplumlarda aslında 40 yaşında fark ediyorlar,
o dişilik elbisesini ancak o zaman giyebiliyorlar. 30’lu yaşlar biraz hazırlık
buna. <<<<ne yapıyoruz? Eski zamanların verdiği korkulardan
arınmaya çalışıyoruz o dönem. 40’kımıza geliyoruz ve harika oluyoruz. ... ..
... .. ne zaman 40’ımıza başlıyoruz, ... .., kadınlığımızı, dişiliğimizi
giyiyoruz üzerimize ... .. 30’lu
yaşlardaki kadınlare erkeklerle gizli bir savaşa giriyor. O kadar zor bir şey
ki, bütünleşemiyorlar bir türlü. ... ... korkuları atmamız gerekiyor. ... ..Ne
zaman 40 ouyor, o zaman tatlı tatlı kendimize güvenerek, birbirimizi severek,
yumuşacık güzel bir sevgi ilişkisi kurmaya başlıyoruz. Ben ce bu da çok
kıymetli. Pek kıymeti bilinmiyor ama yaşayan bunu bilir.
*40’ında 40 Kadın - Tuluhan Tekelioğlu
2 Nisan 2016 Cumartesi
Kadın – Erkek Savaşı *
“Cinsellik Sorunu”
-Dr. Vesile Bolaç eserinin ilk sayfalarında; “Bu
kitabı; bir yandan cinselliği abartıp, onun için kırk gün-kırk geceye kadar
varan düğünler yaparken; öte yandan onu aşağılayıp, ayıplayarak, küfür olarak
kullanan tüm insanlara adıyorum. Hep kutuplarda dolaşarak, sorunları biz,
kendimiz yaratıyoruz. Öyle değil mi? Öyle ise sorumluluk da hepimizin.”
diyor.
-“Yazar hakkında” başlıklı bölümde de
“... .. yaşam deneyimleri ona,
insanları yiyip bitiren esas hastalığın, kanser olmayıp, üzüntü olduğu
gerçeğini öğretmiştir. Bu nedenle artıl zamanının çoğunu, kanser dahil birçok
hastalığın oluşmasında rol oynadığı çok iyi bilinen, üzüntü konusunda
araştırmalar yaparak geçirmektedir.
Kendi üzüntüsünün köküne inerken, insanlığın ızdırabının da köküne inmiş
ve bunun evrensel bir hastalık olduğu gerçeği ile yüzleşmiştir. İnsanları
iyileştirme çabası , kendisinin iyileşmesini sağlamış ama, bu, ona yeni bir
sorumluluk da getirmiştir. Kendisi iyileşmiş ve varoluş kaygısının evrensel
olduğunu, her insanın sorunu olduğunu görmüştür. Dahası bu endişenin, bu
mutsuzluğun, bu çaresizliğin ve boşluğun, binlerce yıllık insan geçmişinin
sonucu olduğunu farketmiştir. ... .. üzüntünün zihnimizin bir yanılgısı
olduğunu görebilir miyiz? Tıpkı korku , nefret, düşmanlık, haz gibi. Zihin
geçmişi anımsar, onu bugüne ve yarına yansıtır. ... .. “ düşüncelerini
paylaşıyor.
-Önsöz ilgi çekiciliklerle başlıyor. “... .. Freud’e göre yaşam
enerjisi, libido adı verilen cinsel enerji demektir. Yani insan’libido’ denilen
cinsel enerjinin harekete geçirdiği ve çalıştırdığı bir makinedir. Libido
boşalarak doyuma ulaşır. Ancak, makine sürekli çalıştığı için, gerilim tekrar
artar. Libdonun sebep olduğu gerilim yükseldiğinde, tekrar boşaltılarak azalır.
Libido’nun artması, sıkıntı verici ciddi gerilimlere sebep olur. Bu nedenle
mutlaka boşaltılmalıdır.. ... ..
... .. Eğer libidomuzun normal yoldan boşaltılmasına izin verirsek,
boşalmak için başka yollar aranmayacaktır. Haz peşinde koşmayacaktır. Bu
nedenle libidonun normal boşalım yollarını bilmek çok önemlidir. Konumuz
insandır. Yani yetişkin insan. Ancak hepimiz bu dünyaya çocuk olarak geldik ve
cinsel gelişim evrelerini birer birer yaşadık. ... .. Haz İlkesi’ni anlamadan
onun ötesine geçmek olası değildir. Bizi haz aramaya iten itici gücü, yani libidoyu
31 Mart 2016 Perşembe
Ya Bizdensin Ya Da... *
“İstenmeyen Kişi”
Patronundan muhabirine,
medyadaki hâkim gücün yanında
olmamanın bedelini ödeyenler...
-Kitabın ilk sayfasına ” T.C. Anayasası 26. Madde” konulmuş. “Herkes
düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim, veya başka yollarla tek başına veya
toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmi makamların
müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de
kapsar.”
-“Önsöz”ün son bölümüne konulan Not’da ise “Feedom House, Küresel Basın
Özgürlüğü 2015 haritasında Türkiye’yi “Özgür Olmayan “ülkeler arasında
konumlandırdı. Bir yılyıl “Kısmen Özgür” kategorisinde yer alan Türkiye, 14
sıra gerileyerek basın özgürlüğü sıralamasındab Kenya, Tanzanya, Mozambik gibi
ülkelerin gerisinde kaldı ve 197 ülkenin bulunduğu listede 134. sıraya
yerleşti” açıklaması yapılıyor.
-Kitapta tanıdık isimlere ve son dönemin sürekli haber konusu olan yaşanmışlıklarına
yer verilmiş.
-Bir anlamda tarihe bir kez daha not düşülmüş. içinde bulunulan dönemin
fotoğrafı ve ortaya çıkan tablonun duygularda yarattığı arka plana da yer
verilmiş.-... savaşta he şey mübahtır anlayışı ile hareket edenlerin,
-İçine battığı ahlâki çöküntünün içinde yuvarlanıp arkalarında kirli
izler bırakanların,
-Her yaptıklarını, kendi adanmışlıkları için kutsallaştıranların
yüzlerine tutulacak ışık bugün okuduğunuz eserin satırlarına gömülüyor... ..
okurken; “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu” olduğunu düşünüp acı acı tebessüm
ediyorsunuz...
-Beğenelim ya da beğenmeyelim; işinden olmuş, hasızlığa uğramış, acı
çeken habercilerin tecrübelerini okurken derin düşüncelere dalıyorsunuz...
-Daha 18. yüzyılda “Seninle aynı fikirde değilim ancak senin fikrini
özgürce söyleme hakkını ölümüne savunurum” diyen Voltaire’in veciz sözü
hatırlatılıyor...
24 Mart 2016 Perşembe
Küçük Kırmızı Aşk Kitabı *
-Kitabın arka yüzündeki tanıtım bölümünde
“Nasıl bir geçmişiniz olursa olsun, kalbiniz ne çok kırılmış olursa olsuni size
tümüyle uygun sevgi dolu bir eş,
birâşık, bir hyat arkadaşı bulabilirsiniz. İnanın ve hatırlayın: Yağmur belirli
koşullar oluştuğunda yağar. Ağaçlar belirli koşullarda çiçek açar. Doğada her
şeyin kşulları, yasalar var; sevgiyi bulmanın ve korumanın da. Şu anda ister
hayatınıza, ruhunuza uygun bir sevgiliyi, eşi çekmeyi arzu edin, ister
ilişkinizi kurmayı ve geliştirmeyi; bu Küçük Kırmızı Aşk Kitabı sizin için.”
açıklaması yapılıyor.
-Biliyoruz ki günlük hayatımızın akışını düzenleyen, mutlu olmamızı
sağlayan temel kavram çevremizle kurduğumuz ilişkilerimizdir.
-Kalabalıklar içinde tek başımıza kalmamız bizi mutlu eder mi?
-Ya da çevremizde bulunan insanlara rağmen içinde “sevgi” bulunmayan ilişkilerimiz gönül dünyamızda bir
anlam taşır mı?
-Sevmek ve sevilmek temel ihtiyaçlarımızdan birisidir. Her konuda olduğu gibi “sevgi” için de emek
vermesini becerebilmeliyiz. Emek vermeden olur mu? Sevmeyi başarabilen sevilmeyi de hak
edecektir. Söylemesi kolay.... “Sevmek”
ve “sevilmeyi” hayata geçirmenin “sihirli formulü” insanın kendisinde var.
Sihirl formulü bulmak için okumak, zorlandığımızda ise destek almak
durumundayız.
-Küçük Kırmız Aşk Kitabı” adı il de vurgu yapıldığı üzere el kitabı
sayılır. Diğer taraftan verdiği mesajlar anlamlı. “Sevgi” ve “sevgiliyi”
ararken bizi yönlendirenin; sadece günümüzdeki duygularımızın olmadığını aynı
zamanda pek de hatırlayamadığımız çocukluktaki yaşanmışlıklarımızın bu günümüzü
de etkilemeye devam ettiğini anlıyoruz.
-Çözümün her zaman var olduğu, sevgiyi yakalamanın ayrıntıları
veriliyor.
-Bir solukta okunabilecek bir kitap...
22 Mart 2016 Salı
50’sinde Erkek *
Yola Girmek mi,
Yoldan Çıkmak mı?
-Yazar eserinin önsözünde; “... .. “50! İktidarın zirvesi: Erkek güç,
kariyer, hayat tecrübesi anlamında kendi zirvesinde bayrağı eline alırken, bir
yandan da o güne kadar tanımadığı rahatsız bir duyguyla yüz yüze gelmeye
başlıyor... Bu satırları okumak için “yakın gözlüğü” takmak zorunda olması
gibi. Veya mekik çekmeyi alışkanlık haline getirmiş biriyse bile karın
kaslarının gevşemeye yüz tuttuğunu anlaması gibi... İlk 50 yaş chech-up’ına
girdiğinde o ana kadar sadece “erkek şakalarında” adı geçen prostat
muayenesiyle karşılaşması gibi... Son otuz yılında pek de düşünmeden tadına
vardığı cinsel gücünün yavaş yavaş elinden gideceği korkusuna kapılması
gibi...” vurgusu yapıyor. Kitap 160 sayfa. Önsözün devamından ve sonraki
bölümlerinden kısa alıntıları paylaşalım:
-“50 yaşına kadar ne öğrendiniz?” sorduğum bir erkek, “Hayatı kadınların
yönettiğini öğrendim,” cevabını veriyordu. “Tahterevallinin iki tarafında da
kadın oturur. Anne ve eş. Erkek bu tahterevllinin taraflarından biri değildir,
ortada bir o yana bir bu yana kaykılır durur...”
-Tahterevellinin dengesinde duran erkeklerden bir kısmı, 50’sinden sonra
o tahterevalliden inecek cesareti kendinde bulabiliyor.
-... ..”Erkekleri konuşturmanın kadınları konuşturmaktan farkı neydi?” diye
soranlara cevabım bu sayfalara sığmaz.... Gördüm ki, erkekler parçalı parçalı
düşünüyor, bir konudan diğerine daha hızlı atlıyorlar. Bu yüzden “50’sinde
Erkek” filminin kurgusu epey zamanımızı aldı. Ne tuhaf ki, erkekler konuşurken
bir açılıyor bir kapanıyorlardı. ... ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




