3 Nisan 2016 Pazar

40’ında 40 Kadın *

Toplumun her kesiminden kadınlar,  kendilerini “kadınların penceresinden” anlatıyorlar. Onları tanımak isteyenler için ilgi çekici bir kitap. 147 sayfa.... bir solukta okunabilecek kırk hayat öyküsü kısa bölümler halinde sunulmuş.
Kadınların farklılıkları sadece yaşadıkları sosyal çevrelerde.... okudukça ortak özelliklerini de bulabileceksiniz. Kitabı okumanız için gerekçe oluşturabilecek kısa bir bölümü paylaşalım.
-... .. İçimizdeki kotkuları değiştirmemiz gerekiyor.Toplumumuzda dişiliğimiz baskın olarak yetişiyoruz biz. Önce eril bir kadın yetiştirmeye çalışıyor anne-babalar. Bunu kırmak benim beş yılımı aldı. Dişi olmak, belki seksilikle bağdaştırılıyor ama aslındabu doğru değil. Dişilik seksilik demek değil. Tamamen kadınsı özelliklerimizi, içgüdülerimizi, özgüvenimizi, dişi özelliklerimizioturtmak demek aslında. Bu da yumuşak olmayı, erkeğe güvenmeyi, hayata güvenmeyi, şifacı özelliğimizi kullanmayı, belki âşık olabilmeyi ve karşımızdaki erkeği aşka programlamayı ve ilişkimizin çerçevesini çizebilmeyi göstermek. Dişilik bu aslında. Anne-babalar bize bunları öğretmediği gibi bizleri baskılıyorlar. Onun için de dişi özelliklerimizi öğrenmeden, eril kadınlar olarak yetişiyoruz. Dişilik, etek giymek demek değil. Makyaj yapıp, krem sürmek de değil. Dişilik benim özgüvenimi kaınlığımdan almam demek.O kadınlığı öğrenmek için bize müsaade etmiyorlar.
Kadınlar dişiliklerini, bizim gibi toplumlarda aslında 40 yaşında fark ediyorlar, o dişilik elbisesini ancak o zaman giyebiliyorlar. 30’lu yaşlar biraz hazırlık buna. <<<<ne yapıyoruz? Eski zamanların verdiği korkulardan arınmaya çalışıyoruz o dönem. 40’kımıza geliyoruz ve harika oluyoruz. ... ..
... .. ne zaman 40’ımıza başlıyoruz, ... .., kadınlığımızı, dişiliğimizi giyiyoruz üzerimize ... ..  30’lu yaşlardaki kadınlare erkeklerle gizli bir savaşa giriyor. O kadar zor bir şey ki, bütünleşemiyorlar bir türlü. ... ... korkuları atmamız gerekiyor. ... ..Ne zaman 40 ouyor, o zaman tatlı tatlı kendimize güvenerek, birbirimizi severek, yumuşacık güzel bir sevgi ilişkisi kurmaya başlıyoruz. Ben ce bu da çok kıymetli. Pek kıymeti bilinmiyor ama yaşayan bunu bilir.


*40’ında 40 Kadın - Tuluhan Tekelioğlu

2 Nisan 2016 Cumartesi

Kadın – Erkek Savaşı *

“Cinsellik Sorunu”
-Dr. Vesile Bolaç eserinin ilk sayfalarında;  “Bu kitabı; bir yandan cinselliği abartıp, onun için kırk gün-kırk geceye kadar varan düğünler yaparken; öte yandan onu aşağılayıp, ayıplayarak, küfür olarak kullanan tüm insanlara adıyorum. Hep kutuplarda dolaşarak, sorunları biz, kendimiz yaratıyoruz. Öyle değil mi? Öyle ise sorumluluk da hepimizin.” diyor.
-“Yazar hakkında” başlıklı bölümde de  “... ..  yaşam deneyimleri ona, insanları yiyip bitiren esas hastalığın, kanser olmayıp, üzüntü olduğu gerçeğini öğretmiştir. Bu nedenle artıl zamanının çoğunu, kanser dahil birçok hastalığın oluşmasında rol oynadığı çok iyi bilinen, üzüntü konusunda araştırmalar yaparak geçirmektedir.  Kendi üzüntüsünün köküne inerken, insanlığın ızdırabının da köküne inmiş ve bunun evrensel bir hastalık olduğu gerçeği ile yüzleşmiştir. İnsanları iyileştirme çabası , kendisinin iyileşmesini sağlamış ama, bu, ona yeni bir sorumluluk da getirmiştir. Kendisi iyileşmiş ve varoluş kaygısının evrensel olduğunu, her insanın sorunu olduğunu görmüştür. Dahası bu endişenin, bu mutsuzluğun, bu çaresizliğin ve boşluğun, binlerce yıllık insan geçmişinin sonucu olduğunu farketmiştir. ... .. üzüntünün zihnimizin bir yanılgısı olduğunu görebilir miyiz? Tıpkı korku , nefret, düşmanlık, haz gibi. Zihin geçmişi anımsar, onu bugüne ve yarına yansıtır. ... .. “ düşüncelerini paylaşıyor.
-Önsöz ilgi çekiciliklerle başlıyor. “... .. Freud’e göre yaşam enerjisi, libido adı verilen cinsel enerji demektir. Yani insan’libido’ denilen cinsel enerjinin harekete geçirdiği ve çalıştırdığı bir makinedir. Libido boşalarak doyuma ulaşır. Ancak, makine sürekli çalıştığı için, gerilim tekrar artar. Libdonun sebep olduğu gerilim yükseldiğinde, tekrar boşaltılarak azalır. Libido’nun artması, sıkıntı verici ciddi gerilimlere sebep olur. Bu nedenle mutlaka boşaltılmalıdır.. ... ..
... .. Eğer libidomuzun normal yoldan boşaltılmasına izin verirsek, boşalmak için başka yollar aranmayacaktır. Haz peşinde koşmayacaktır. Bu nedenle libidonun normal boşalım yollarını bilmek çok önemlidir. Konumuz insandır. Yani yetişkin insan. Ancak hepimiz bu dünyaya çocuk olarak geldik ve cinsel gelişim evrelerini birer birer yaşadık. ... .. Haz İlkesi’ni anlamadan onun ötesine geçmek olası değildir. Bizi haz aramaya iten itici gücü, yani libidoyu

31 Mart 2016 Perşembe

Ya Bizdensin Ya Da... *

Persona Non Grata
“İstenmeyen Kişi”
Patronundan muhabirine,
medyadaki hâkim gücün yanında
olmamanın bedelini ödeyenler...
-Kitabın ilk sayfasına ” T.C. Anayasası 26. Madde” konulmuş. “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim, veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”
-“Önsöz”ün son bölümüne konulan Not’da ise “Feedom House, Küresel Basın Özgürlüğü 2015 haritasında Türkiye’yi “Özgür Olmayan “ülkeler arasında konumlandırdı. Bir yılyıl “Kısmen Özgür” kategorisinde yer alan Türkiye, 14 sıra gerileyerek basın özgürlüğü sıralamasındab Kenya, Tanzanya, Mozambik gibi ülkelerin gerisinde kaldı ve 197 ülkenin bulunduğu listede 134. sıraya yerleşti” açıklaması yapılıyor.
-Kitapta tanıdık isimlere ve son dönemin sürekli haber konusu olan yaşanmışlıklarına yer verilmiş.
-Bir anlamda tarihe bir kez daha not düşülmüş. içinde bulunulan dönemin fotoğrafı ve ortaya çıkan tablonun duygularda yarattığı arka plana da yer verilmiş.-... savaşta he şey mübahtır anlayışı ile hareket edenlerin,
-İçine battığı ahlâki çöküntünün içinde yuvarlanıp arkalarında kirli izler bırakanların,
-Her yaptıklarını, kendi adanmışlıkları için kutsallaştıranların yüzlerine tutulacak ışık bugün okuduğunuz eserin satırlarına gömülüyor... .. okurken; “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü  bir huyu” olduğunu düşünüp acı acı tebessüm ediyorsunuz...
-Beğenelim ya da beğenmeyelim; işinden olmuş, hasızlığa uğramış, acı çeken habercilerin tecrübelerini okurken derin düşüncelere dalıyorsunuz...
-Daha 18. yüzyılda “Seninle aynı fikirde değilim ancak senin fikrini özgürce söyleme hakkını ölümüne savunurum” diyen Voltaire’in veciz sözü hatırlatılıyor...

24 Mart 2016 Perşembe

Küçük Kırmızı Aşk Kitabı *

-Kitabın arka yüzündeki tanıtım bölümünde “Nasıl bir geçmişiniz olursa olsun, kalbiniz ne çok kırılmış olursa olsuni size tümüyle uygun  sevgi dolu bir eş, birâşık, bir hyat arkadaşı bulabilirsiniz. İnanın ve hatırlayın: Yağmur belirli koşullar oluştuğunda yağar. Ağaçlar belirli koşullarda çiçek açar. Doğada her şeyin kşulları, yasalar var; sevgiyi bulmanın ve korumanın da. Şu anda ister hayatınıza, ruhunuza uygun bir sevgiliyi, eşi çekmeyi arzu edin, ister ilişkinizi kurmayı ve geliştirmeyi; bu Küçük Kırmızı Aşk Kitabı sizin için.” açıklaması yapılıyor.
-Biliyoruz ki günlük hayatımızın akışını düzenleyen, mutlu olmamızı sağlayan temel kavram çevremizle kurduğumuz ilişkilerimizdir.
-Kalabalıklar içinde tek başımıza kalmamız bizi mutlu eder mi?
-Ya da çevremizde bulunan insanlara rağmen içinde “sevgi”  bulunmayan ilişkilerimiz gönül dünyamızda bir anlam taşır mı?
-Sevmek ve sevilmek temel ihtiyaçlarımızdan birisidir.  Her konuda olduğu gibi “sevgi” için de emek vermesini becerebilmeliyiz. Emek vermeden olur mu?  Sevmeyi başarabilen sevilmeyi de hak edecektir. Söylemesi kolay....  “Sevmek” ve “sevilmeyi” hayata geçirmenin “sihirli formulü” insanın kendisinde var. Sihirl formulü bulmak için okumak, zorlandığımızda ise destek almak durumundayız.
-Küçük Kırmız Aşk Kitabı” adı il de vurgu yapıldığı üzere el kitabı sayılır. Diğer taraftan verdiği mesajlar anlamlı. “Sevgi” ve “sevgiliyi” ararken bizi yönlendirenin; sadece günümüzdeki duygularımızın olmadığını aynı zamanda pek de hatırlayamadığımız çocukluktaki yaşanmışlıklarımızın bu günümüzü de etkilemeye devam ettiğini anlıyoruz.
-Çözümün her zaman var olduğu, sevgiyi yakalamanın ayrıntıları veriliyor.
-Bir solukta okunabilecek bir kitap...

22 Mart 2016 Salı

50’sinde Erkek *

Yola Girmek mi, Yoldan Çıkmak mı?
-Yazar eserinin önsözünde; “... .. “50! İktidarın zirvesi: Erkek güç, kariyer, hayat tecrübesi anlamında kendi zirvesinde bayrağı eline alırken, bir yandan da o güne kadar tanımadığı rahatsız bir duyguyla yüz yüze gelmeye başlıyor... Bu satırları okumak için “yakın gözlüğü” takmak zorunda olması gibi. Veya mekik çekmeyi alışkanlık haline getirmiş biriyse bile karın kaslarının gevşemeye yüz tuttuğunu anlaması gibi... İlk 50 yaş chech-up’ına girdiğinde o ana kadar sadece “erkek şakalarında” adı geçen prostat muayenesiyle karşılaşması gibi... Son otuz yılında pek de düşünmeden tadına vardığı cinsel gücünün yavaş yavaş elinden gideceği korkusuna kapılması gibi...” vurgusu yapıyor. Kitap 160 sayfa. Önsözün devamından ve sonraki bölümlerinden kısa alıntıları paylaşalım:
-“50 yaşına kadar ne öğrendiniz?” sorduğum bir erkek, “Hayatı kadınların yönettiğini öğrendim,” cevabını veriyordu. “Tahterevallinin iki tarafında da kadın oturur. Anne ve eş. Erkek bu tahterevllinin taraflarından biri değildir, ortada bir o yana bir bu yana kaykılır durur...”
-Tahterevellinin dengesinde duran erkeklerden bir kısmı, 50’sinden sonra o tahterevalliden inecek cesareti kendinde bulabiliyor.

-... ..”Erkekleri konuşturmanın kadınları konuşturmaktan farkı neydi?” diye soranlara cevabım bu sayfalara sığmaz.... Gördüm ki, erkekler parçalı parçalı düşünüyor, bir konudan diğerine daha hızlı atlıyorlar. Bu yüzden “50’sinde Erkek” filminin kurgusu epey zamanımızı aldı. Ne tuhaf ki, erkekler konuşurken bir açılıyor bir kapanıyorlardı. ... ..