19 Şubat 2018 Pazartesi

Osmanlılar Safeviler Babürlüler*

-... . Osmanlı Beyliği’nin doğduğu ortamı iki savaş şekillendirmişti: (1)Seçuklu Sultanı Alparslan’ın 1071 yılında Malazgirt’te (Mantzikert) Bizans İmparatoru Romen Diyojen karşısında kazandığı zafer sonucunda Anadolu’nun Türk yerleşimine açılması, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulmasına giden bir süreç başlamıştı. (2) Moğolların 1243 yılında Anadolu Selçukluları’nı Kösedağ Savaşı’ndan sonra maruz kalınan Moğol baskısı, Anadolu Türklerinin çoğunu Batı Anadılu’da yeni bir sınır boyuna itti.  Bu sınır kuşağında Türkler, Yunanlılar ve diğer milletler birbirine karıştı. Başta Selçuklular ardından da Moğollar tarafından tanınan bir dizi yeni beylik kuruldu. Bu yeni devletlerin yöneticileriTürkçedeki “bey” (chief, lord veya prince kelimelerinin karşılığı olarak) unvanını kullandı, dolayısıyla bu devletlere de beylik dendi. Başlangıçta Osmanlılar da bu çok sayıdaki beyliklerden bir tanesiydi.
-Beylikler, yerinden edilen Türklerin yeni liderlerinin zayıf Bizans İmparatorluğu’ndan fethettikleri topraklarda yeşerdi. Moğol baskısı, bu düzensiz toprakların besleyebileceğinden çok daha fazla insanı, Başta Türkler olmak üzere çok sayıda Yunanlı, Ermeni ve Yahudi’yi uç bölgelere itmişti. Yerinden edilen insanların hayatta kalmak için çarpışmaktan başka çaresi yoktu. Osmanlıların kurucusu Osman Bey (ö. 1326), Bizans İmparatorluğu’ndan artakalan  toprakların sınırında, sadece kuzeybatı Anadolu’nun küçük bir bölümüne hâkim olan bir beylik kurdu. Sonraları Osman’ın Oğuz Türklerinin Kayı boyundan olduğu ileri sürülmüşse de, ona taraftar kazandıran şey atalarının kimliği değil, bir savaşın lideri olarak sahip olduğu şöhretti. “Ottaman”, Türkçe’deki Osmanlı kelimesinin Bat’da aldığı biçimdir.... .. Osmanlı’nın takipçileri, kimliklerini bizzat Osman’dan almıştı. Bu takipçilerin içindeki Türklerin, eskiden mevsimlik göçün kalıplarına göre belirlenen boy aidiyetleri, bu düzeni alt üst eden Moğol göçü nedeniyle artık yitirilmişti. . Dolayısıyla Osmanlı Beyliği Türkî bir baskın kültüre ve kökene sahip olsa da, göçmen boyların meydana getirdiği konfederasyonlarla ilişkilendirilen siyasi örüntüden

4 Şubat 2018 Pazar

Kanuni I

-Uğurluel, Kanuni’nin çevresindeki insanları, ailesini ve o günün dünyasını yakından tanıtarak tarih anlatımına taze bir sluk getiriyor. “Şehzadelik ve saltanat yıllarında Avrupa’da ve Asya’da neler oluyordu? Kimler, hangi devletleri yönetiyordu? Bu devletlerin gücü, amacı, planları neydi? Sorularının da cevabını veriyor. Bu mukayeseli inceleme , Kanuni ve kadrosunun hangi durumlarda neye göre nasıl bir tavır sergilediğini, nereye hangi amaçla sefer yapıldığını, alınan kararların gerekçelerini tüm açıklığıyla anlamanızı sağlıyor.
-Talha Uğurluel, Dünyaya Hükmeden  Sultan Kanuni kitabıyla sizleri Kanuni’nin doğduğu Trabzon’dan şehzadelik yaptığı Manisa’ya, padişah olarak geldiği İstanbul’dan fetihlere çıktığı Avrupa’ya götürecek; Hürrem Sultan’dan Pargalı İbrahim’e , Mihrimah Sultan’dan Rüstem Paşa’ya kadar birçok tarihi şahsiyetin bilinmeyen yönlerini anlatacak.
-Sultan Süleyman dönemi, İslam dünyası üzerinde en ciddi oyunların oynandığı , en büyük ittifakların yapıldığı ve bütün şer güçlerin bir araya geldiği ender dönemlerden biridir. Ama bu, müthiş kadro kurucu adam ve etrafındaki

Özel Görevler

-... .. Masum insanlar için pişmalık duymamız gerek, çünkübizler geri kalmış bir ülkenin üzerine çöken  bu muazzam baskı rejiminin bile rek veya bişlmeyerek parçası olduk. Baskıların boyutları beni bugün bile dehşete düşürüyor. Ordu, köylüler ve bürokrasi üzerindeki etkileri düşünüldğünde , bu tasfiyeleri tarihsel olarak Korkunç İvan ya da Büyük Petro döneminde yapılan temizlik hareketleriyle kıyaslamak mümkün. Bu ülke tarihin belli dönemlerinde büyük tasfiye hareketlerine tanıklık etti. Böylesi korkunç bir geleneğimizin olduğunu örmek insana acı veriyor.
-Kirov’a kurulan “komplo” zamanla Nikolayev’in yakınlarından Draule’nin ailesine kadar uzandı, ancak Stalin bununla yetinmeyerek Zinovyev ve Kamanev’i de soruşturmaya dâhil etti. Cinayetle ilgili ahlaki sorumluluğu olduğu öne sürülen bu isimler bir anda cinayeti planlayan kişilere dönüşmüştü. Nikolayev’in çalışma arkadaşlarıyla Zinovyev’in yürüttüğü muhalefet arasında ilişkiler kurulmaya başlandı. Stalin daha sonra tüm gerçeği bilmeleri sebebiyle bazı NKVD yetkililerinden ve Yago’dan kurtulmak isteyecek ve onları da davayla ilişkilendirerek amacına ulaşacaktı. Yagoda eylemi yönetmekle suçlanıyordu. General Raikhman’dan öğrendiğim kadarıyla Stalin , Kirov’un dul eeşini dahi ölene kadar yakın gözetim altında tutulmasını emretmişti.
-Stalin bu olayı kendi amaçları için kullanıyor ve gerçeklerin üzeri siyasi nedenlerle örtülmeye devam ediyordu. Kirov’un ölümüyle ağırlaşan ekonomik ve siyasi krizler karşısında halkın dikkati başka yöne çekilmeye çalışılmıştı. Böyle bir ortamda  cinayetin arkasındaki gerçekleri düşünmek mümkün değildi. Stalin cinayeti kendi hedefleri için kullanırken, tepedeki hiçbir ismin buna karşı koyacak gücü yoktu. Çünkü her soruşturmayla birlikte yalanların dozu bir kat daha artıyor ve olayların yeniden inşası gelecek kuşaklar için giderek zorlaşıyordu.
-Stalin’in Kirov’un kendisine rakip olarak görerek ortadan kaldırıldığına dair hiçbir kanıt bulunmuyor.

Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı


16 Kasım 2017 Perşembe

Osmanlı ve Modern Türkiye *

-Milletleri Millet yapan tarihleri ve kültürleridir.
-Tarihsiz bir millet, kişiliğini kaybetmiş bir bireye benzer.
-“16. Yüzyılda Osmanlı dünya gücü. Avrupa siyasi coğrafyasını ve ekonomisini belirleyen başlıca etkenlerden biriydi.”
-“Osmanlı Devleti’nin son iki yüz yıllık değişim ve dönüşümü 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile noktalanmıştır.”
-“Atatürk, yalnız büyük bir askeri stratejist değil, aynı zamanda usta bir siyaset stratejistidir.”
-“Türk devriminin en derin etki yaptığı memleket Hindisten’dır. Bu geniş memlekette gerek Müslümanlar gerek Hindular, İngiliz koloni idaresine karşı özerklik ve bağımsızlık hareketlerinde Türkiye’de gelişen olaylardan ilhâm almışlardı.”
Osmanlı
Türkler ve Balkanlar
Kuzeyden gelen Türkler
Anadolu Türkleri Balkanlarda
Balkan yarımadası ve Osmanlı  yayılışı
-Osmanlıların, imparatorluklarını kurarken karşılarında iki büyük gücü, güneyde Venedik, kuzeyde Macaristan’ı bulmaları bir rastlantı değildir ve Balkan jeopolitiğinin değişmez bir sonucudur. Venedik ve Macaristan daima beraber hareket etmişler ve Avrupa’yı, papa yolu ile bu mücadelede Haçlı ideolojisiyle yanlarına almaya

3 Kasım 2017 Cuma

On Bir Dakika *

-... .. Bir ressam karşısına bir model çıktığında anlar. Müzisyen, çalgısının akordunun düzgün olduğunu bilir. Burada, günlüğümdeki bazı cümlelerin benim değil, ‘ışık’ dolu bir başka benim , reddettiğim kadının elinden çıktığını biliyorum. ... ..
-... .. Ralf kalkıp rafa gitti, oradan bir şey alıp Maria’ya uzattı: “Çocukluğumdaki elektrikli trenin bir vagonu bu. Tek başıma oynamama izin vermezlerdi; babama sorarsan Amerika’dan ithal edilmiş ve çok pahalıymış. Dolayısıyla bana da , babamın keyfinin gelmesini, trenin salonun ortasına kurmasını
beklemek kalırdı, ama o da pazar günlerini genellikle opera dinleyerek geçirirdi. Böylece tren, bana hiçbir mutluluk veremeden bütün çocukluğum boyunca sağlam kaldı. Rayları, lokomotifi, evleri hatta kullanma klavuzunu tavan arasına kaldırdım; çünkü bana ait olmayan, oynayamadığım bir trendi o. Keşke o da bana verilen ve hatırlamadığım bütün öbür oyuncaklar gibi kırılıp dökülmüş olsaydı! Kırıp dökme tutkusu, bir çocuğun dünyayı kavrayışının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu sapasağlam tren ise, bana çocukluğumu yaşamadığımın bir bölümünü hatırlatır hep; gerekçe de trenin pahalılığı ya da babamın başka işi olmasıydı. Ya da belki de, her kurulduğunda, bana olan sevgisini kanıtlamaktan korkuyordu.
-Maria gözlerini şöminedeki alevlere dikti. Bir şeyler olup bitmekteydi ve bunun nedeni şarap ya da insana kucak açan dekor değil, karşılıklı armağanlar verilmesiydi.
-Ralf ateşe doğru döndü. Alevlerin çıtırtısını dinlediler sessizce. Konuşmak gereksizmiş gibi, şarap içtiler. Orada , birlikte, aynı yöne bakmaktaydılar; ve başka hiç birşeyin önemi yoktu.”Hayatımda pek çok sağlam tren var,” dedi Maria. “Bunlardan biri yüreğim. Ben de onunla ancak başka biirileri rayları kurduğunda oynardım ve hiçbir zaman doğru anda gelmezlerdi.”

2 Kasım 2017 Perşembe

Osmanlı Tarihinde İslâmiyet ve Devlet *

-İslâmiyetle 9. yüzyılda tanışan Türkler, kendi devlet anlayışlarını İslâm dünyasına taşıdı. Böylece devlet ve hukuk kavramlarında, bağımsız sivil otorite ve onun kanun koyucu gücü lehine büyük bir değişiklik ortaya çıktı.Şerîat ile yan yana bir sivilhukuk alanı gelişti. 11. Yüzyılda El-Mâverdi ve Ebu Mansur el-Bağdadî başta, büyük fakihler İslâm toplumlarında bu ayrımın gerekliliği üzerine yazdılar, tartıştılar.
-Osmanlı Devleti bu geleneğin bir parçasıydı. Yaygın popüler kanının aksine, her devlet gibi belli bir kalıpla kurulmuş, çöküşüne dek de bu kalıba harfiyyen uymuş değildi. Halil İnalcık, Osmanlı tarihinin geçmişe uzanan köklerini de göz ardı etmeden, 600 yıl boyunca devlet ve İslâmiyet arasındaki değişken ilişkinin bir dökümünü bu kitapta sunuyor.

-Kutadgu Bilig’deki devlet anlayışından başlayarak, Uc’larda bir yanda gâzî beylerle, bir yanda dervişlerle başlayan kuruluş öyküsünü anlatıyor. Devlet kurumsallaştıkça Uc’ların, gâzîlerin ve dervişlerin önemlerini kaybedişini, bu arada yeni kurumların ve anlayışların yükselişini gözler önüne seriyor. Fatih Kanûnnamesi’yle örfün hukuk alanına resmen girişinin, ulemanın devlet yapısındaki diğer unsurlardan giderek ayrışmasının uzun zamana yayılmış öyküsünü ayrıntılarıyla sunuyor. 17. Yüzyılda Avrupa2daki tasfiyeci akımlarla aynı sıralarda ortaya çıkan selefî Kadızâdelilerin hem toplum hem de devlet ve İslâmiyet üzerindeki etkilerini mercek altına alıyor. 18. yüzyılda başlayan Batılılaşma eksenli modernleşme hareketinin Cumhuriyet’in kuruluşuna dek uzanan seyrini yekip ediyor. Osmanlıların kuruluş yıllarından beri süren Hristiyanlık-İslâm tartışmalarını da bu çerçevede