Kendimize Homo Sapiens, yani bilge insan dedik. Fakat bunun hakkını verip vermediğimiz tartışmalı bir mesele.
“Yüz bin yıldan uzundur, biz Sapiensler azımsanamayacak kadar büyük güce sahip olduk. Yalnızca keşiflerimizi, icatlarımızı ve fetihlerimizi listelesek ciltler dolusu kitap yazılır. Ancak güç, bilgelik demek değil, üstelik yüz bin yıllık tüm bu keşifler, icatlar ve fetihlere rağmen insanlık kendini büyük bir varoluş krizinin içinde buldu. Çok yanlış tercihler yaptığımız için şimdi ekolojik bir çöküşün sınırlarına dayandık. Öte yandan hâlâ yapay zeka gibi kontrolünü kaybedebileceğimiz, bizi köleleştirme, hatta yok etme potansiyeline sahip yeni teknolojiler üretmekle meşgulüz. Dahası, tüm bu varoluşsal krizlerle baş edebilmek için bir araya geleceğimiz yerde, uluslar arası gerilimler
tırmanıyor, global işbirliği her geçen gün zorlaşıyor, ülkeler kıyamet günü senaryolarına hazırlanır gibi silahlanıyor; üstelik yeni bir dünya savaşı artık o kadar da imkânsız görünmüyor.
Biz, Sapiensler o kadar bilgeysek, neden kendimize bu kadar zarar veriyoruz?
… ..
… ..
Dolayısıyla aslında gücü kötüye kullanmamıza neden olan şey kişisel psikolojik durumumuz değildir. Ne de olsa insanla açgözlülük, kibir ve acımasızlığın yanında merhamet, sevgi, alçakgönüllülük ve neşe gibi hislere sahiptir. Tümümüzün en kötü üyelerinde açgözlülüğün ve zalimliğin baskın olduğu ve bunun da ellerindeki gücü kötüye kullanmalarına yol açtığı doğrudur. Ancak insan toplulukları neden gücü durmadan , aralarındaki en kötülere teslim ediyor.? Mesela 193’de çoğu Alman aslında psikopat değildi. O halde niçin Hitler’e oy verdiler?
Kontrol edemeyeceğimiz güçleri çağırma eğilimimiz bireysel psikolojik durumumuzdan değil türümüzün sahip olduğu, kitleler halinde işbirliği yapma becerisinden kaynaklanır. Bu kitabın temel argümanı, insanlığın devasa işbirliği ağları inşa ederek muazzam bir güç kazanırken, bu ağların ortaya






