Taa Kurtalan’dan kalkıp, yolu üzerindeki irili ufaklı istasyonlardan topladığı çeşitli yolcularla tıka basa dolu ”Kuşluk treni” Haydarpaşa Garı’na girdi. Ağırlaştı. Sonra da ıslak fışıltılarla rayların üzerine upuzun serildi. kaldı.
Koşanlar, koşuşanlar… Koşan, koşuşanlar arasında istasyon görevlilerinden başka gar hamalları, yolcularını karşılamaya gelmiş fötr şapkalılar, mantolu, tayyorlular. İlk şaşkınlık, ilk heyecandan sonra her şey durur gibi old. Vagonlardan bavul, sepet, heybeleriyle ineneler, öteberilerini vago npencerelerinden hamallara uzatanlar…
“Gurbet Kuşları katarın en arka vagonlarından iniyorlardı, kara kara, kuru kuru. Ne karşılamaya gelenler vardı, ne de çoğunun bavullarıyla sepeti, hatta yorganı. Yorganı olanlar, yorganlarını birer er kaputu gibi dürmüş, kırnapla çeke çeke bağlamışlardı. Bir, beş, on değil, yirmi otuz, kırk, elli, belki de daha çoktular. Anadolu içlerinden kopup gelen her tren, her “Kuşluk Treni”, her gelişinde gurbet kuşlarını toparlayıp getiriyordu İstanbul’a. Yol, yıkım, yapım üzerine çok iş vardı İstanbul’da. Karınlar doyuyor, sılaya para bile salınıyordu. Köy yerinde şunun bunun tarlasında üç gün iş, beş gün duvar diplerinde barbut atacaklarına, bir tren parası denkleştirip İstanbul’un yolu tutulmalıydı. Ne yapıp yapıp gidenler, birkaç ay sonra değişmiş dönüyorlardı. Taralı saçları, kopçalı sarı kalemleri, karton kaplı cep defterleri, arkaları çıplak kadın resimli cep aynası, Tahtakale’den uydurulmuş üst başlarıyla köy yerinde dolanıyor, köy kahvelerinde, delikanlı meclislerinde İstanbul’u dillerinden düşürmüyorlardı. İstanbul’da bir İstanbul’du. Dil ile tarifi mümkünsüz. O taksiler, o dolmuşlar, o tramvaylar, otobüsler, vapurlar…
“Papur ne ki lan?” diye sorulsa, bıyık altından gülünüveriyor, “Dilinen tarifi gayri mümkünsüz!” denilip
geçiliyordu.
Sonra, karılar vardı İstanbul’da. Dudakları kırmızı kırmızı, saçları kıvır kıvır karılar. Gülüverince
yanaklarında güller açan, kolları çıplak kadınlar. Her önüne gelene gülüveriyor, işarmar edenin ardına
takılıveriyorlardı. Üstün başın kirli, yırtık pırtık olsun isterse. Yeter ki delikanlı ol. Delikanlı olmak vardı
İstanbul’da. Delikanlı oldun mu yaşadın!
…. ..
… ..
*Gurbet Kuşları & Orhan Kemal
Everest Yayınları
13.Basım: Nisan 2018

https://kitapyorumlar.com/orhan-kemal-gurbet-kuslari-incelemesi/?ysclid=mi0az5l4z4906698961
YanıtlaSilÜlkemizin 1950'li, 1960'lı yılların sosyal yapısı, gücü ellerinde tutanların ve bu durumdan nemalanan seçkinlerin yaşam seviyeler ile toplumun çoğunluğunu yaşam seviyesi arasındaki farklılığın / adaletsizliğin ortaya çıkardığı manzaranın Orhan Kemal'in sürükleyici bir solukta okunabilen anlatımıyla ; ülkemizin bugün içinde yaşananlara benzemesi üzücü....
YanıtlaSil