10 Haziran 2015 Çarşamba

Gizli Kapaklı Şeyler*

Gökçen Erdoğan mesleki yaşamında tanık olduğu olayları doktor ve terapist penceresinden bizlere sunuyor. Sürükleyici bir dille kaleme alınan 254 sayfadan alıntıları aşağıda bulabilirsiniz.
-Çocukluğumuz... ... .. Tarzlarımız farklıydı. Kimimiz kimsenin göremeyeceği yerlerde saçını çektik rakibimizin, kimimiz bütün gücümüzle çekip aldık sakladık oyuncağımızı, kimimiz paylaşır gibi yapıp kuralları lehimize çevirdik...
anne
-... .. az önce acılar içinde çığlık çığlığa ağlayan başkasıymış gibi, sonsuz bir minnetduygusuyla gülerek gözlerinden mutluluk gözyaşları akıtan anneyi görünce anladım. O an öyle sandım. Sonra bir gün anne oldum. Gerçekten anladım. Sonra ikinci defa anne oldum ve bu mucizeyi daha önce hiç anlamamış gibi yeniden anladım. ... ..
-“Ruhun mutluluğuyla bedenin mutluluğu birbirini tamamlar evet, ama bedenin mutluluğu ruhun mutluluğundan daha az önemli değil. Onu mutlu etmekle mutlu olamazsın.Mutlu edildiğin için mutlu olmalısın.”
-Fiilen bitmeyen ilişkilerkalben ve fikren bitmiş de olabiliyor üstelik.... ..
-... ..şu; sevdiğiniz adam ya da kadın hayatınızın gerçeği olsun! Sonrası zaten bir yasak elme, bir tatlı suç ortaklığı, hepimize yarasın.
-Yaşı yok bunun, devri yok, hasmı yok, kısmı yok; bir bütün o, her zerreye yakışan ve en güzeli daima ‘seninki’ olan.
adamlar ve kadınlar
-Adam, tutar kadının elinden ve değişir dünya. Kadın, yaslar başını adamın omzuna ve durur dünye. Adam, öper kadını ve iyileşir dünya. Kadın, sarılır adama ve kamaşır dünya. Adamlar ve kadınlar, kimi sevdikleri, kimi beş duyularını hizmete
sunacak kadar aşkla bağlandıkları yanlızca kendilerini ilgilendirmek üzere, olurlar tek bir dünya. Dünya, aşk olur, aşksa dünya.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Elektronik Sanayiimizin Bir Kesit Anıları *

Fikret Yücel’in Anıları ya da Elektronik Sanayiimizin Bir Kesit Anıları
-Yöneticileri belli bilinçten yoksun ülkelerin, teknolojiyi geliştirseler bile  bu teknolojinin elerinden nasıl alınabileceğinin anlatıldığı kitap 234 sayfa. Günümüz için de geçerli olan ve hepimizin alacağı dersler var. Güldüren anılar da ... .. 1970’li yıllardan başlayan öykülere birlikte göz atalım.
- üniversite-sanayi işbirliği... ..
-TÜBİTAK – MAM (Marmara Araştırma Merkezi)’da yine bir kıyım olmuş ve artık aramızda olmayan çok değerli bir mühendis.... evinde oturuyordu. ... ..
-.... telekominikasyon hizmetlerinin sosyal, ekonomik, kültürel hatta siysai alanlardaki etkisinin kavranamamış ve önemsenmemiş olmasısır. Bu sebeple, karar mercileri tarafından bir sıkışıklık, zorluk karşısında ilk defa feda edilen  kalemler arasında bulunmuştur telekominikasyon yatırımları.
-İkinci sebep ise, Türkiye’nin yakın geçmişe kadar kronikleşmiş dış ödemeler dengesinde karşılaştığı zorluklardır... o tarihlerde telekominikasyon alanında hiçbir sanayiye sahip olmayan Türkiye, telekominikasyonla ilgili yatırımlarını, dış alımlarla karşılamak ve anahtar

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir Yolculuk - Tony Blair *

-Eski İngiliz Başbakanın kendi ifadesiyle “kişisel gelişiminin  ve karakterinin gelişmesi ve değişmesi ile ilgili yolculuğunun 736 sayfalık öyküsü”. Üst üste üç genel seçim kazanan ve on üç yıl İngiltere’yi yöneten Tony Blair... ..
-İlk seçim zaferi sonrasında 2 Mayıs 1997’de Waterloo Köprüsü’nde, Thames Nehri kıyısında toplanan kalabalığa hitab etmesi... Downing Sokağı’nda ilk defa yürümesi ... ..10 No’lu  evin yeni misafiri .. ..  İşçi Partisi liderinin serüveni ... ..
-Karar mekanizmalarında görev alanların / alacakların okumasında yarar var. Bazı bölümlerde detaylara boğulmamak için atlayarak da okunabilir. ...  ..Birlikte göz atalım;
-Kraliçe devletin başıydı. Bense onun başbakanıydım. Elinde asa olan uzun boylu bir yetkili yanımda durdu ve “Size bir şey söylemem gerekiyor, Bay Blair” dedi. (Başbakanlık onayı alınana kadar Bay Blair olduğuma dikkat edin). “El öpme töreninde Kraliçe’nin elini gerçekten öpmüyosunuz. Sadece ddudaklarınızı eline hafifçe sürüyorsunuz.”
-Kraliçe, ... .. “Siz benim onuncu başbakanımsınız. Birincisi Winston’du. Ve siz o zaman daha doğmamıştınız.”... ..
-Elinde asa olan uzun boylu adam, bizi merdivendenaşağı indirip bekleyen arabaya doğru götürürken, “Bu taraftan, Başbakan,” dedi.
-... .. hızla değişen dünyanın taleplerine ya da daha hızlı değişen siyasi ortama cevap vermeye uygun ... ..
-Yüz günün sonunda ... .. abartılı farklılıkları, kinci tartışmaları ve mantıksız önyargıları olan kabile kültürlü parti politikaları için sabrım yoktu. ... .. Sadaka dağıtılmayacak, refah getirilecekti; fırsatlarla beraber sorumluluklar da olacaktı; hükümette yenilik arzusu olacak ... .. zenginliğe göre değil, ihtiyaca göre kaliteli kamu hizmeti verilecekti; toplumun değişik kesimlerinde yaygın suç örgütleri ve anti sosyal davranışlardan kaynaklanan korku olmayacaktı. Belki de dinsel konulara yakın yapılan vurgular etkili oluyordu; örneğin kendimizi sağ ve sol kavramlardan, dogmadan kurtaralım ve ülkede ortak refah sağlayalım söylemi güzeldi.
-... ..Clinton Mayıs 1997 sonunda NATO zirvesine giderken Britanya’yı ziyaret etti. .....Onun bir sözünü hep hatırlarım: “Unutmayın: Bilgi çağında iletişim, mücadelenin yüzde ellisi demektir. Onu bir kez, iki kez söyleyin, söylemeye devam edin ve bitiridiğiniz zaman hâlâ daha yeterince söylememiş olduğunuzu göreceksiniz.”

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Ömrümü Yedin Bay Böcek *

-TUBİTAK Eski Başkan Yardımcısı Hasan Palaz çocukluk ve eğitim yıllarından başlayarak çalışma hayatını ve günümüze uzanan yaşamını anlatıyor. Kitabı okurken ülkemizdeki gelişmelerin bir bölümü için aralanan pencereden gelişmeleri anlamaya çalışıyorsunuz. Ülkemizde gündem oluşturan gelişmeler içinde önemli yer tutan akış içinden de ayrıntılar bulabileceğimiz kitap 366 sayfa. Türk Silahlı Kuvvetlerinin milli kripto cihazlarının ilk üretimlerinin 1970’lerde başlayan serüveni anlatılıyor. Sözkonusu cihazların milli olarak üretilmesinde önemli rolü olan Emekli Yarbay Mehmet Camalan’a gösterilen vefa dolu sözler dikkat ise dikkati çekiyor. Hasan Palaz’ın yazdıklarını okumamız için gerekçe oluşturabilecek kısa alıntıları yorumsuz olarak yansıtmaya çalışalım.
-... .. her devlet kurumunda olduğu gibi Silahlı Kuvetlerde de ithalat düşkünü birçok insan vardı. Belki bunların bir kısmı kötü niyetli değildi. Bazıları ihtiyaçların çok acil olduğunu, bunların bir an önce yurt dışından alınarak kullanıma sokulması gerektiğini, uzun süren Ar-Ge projelerine gerek olmadığını iddia ederlerdi. ... ..
-... 1997 yılı... NATO çalışma gruplarındaki çalışmalardan sağlanan yararlar... 
-.... .. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya giibi NATO üyesi ülkeler kriptolojiye çok önceden çalışmışmaya başlamış ve yol almışlardı. Onların bilgi birikimini ve tecrübelerinden faydalanmak çok önemliydi. ...
-NATO, Türkiye için çok anlamlı bir kaynaktı. Üye ülşke olarak bütün bilgilere ulaşma imkanı vardı. ... ..
-... Araştırmacıysanız, kafanızdaki sorunu çözmek için 7/24 çalışmanız gerekiyor. Araştırmacılık bir mesai işi değil. ... ... Bir araştırıcınınyapacağı işler standart işler olmuyor. Bir fabrikada veya devlet dairesinde işlerin tanımı az çok bellidir. Araştırmacı için ise belli değil. Önünüze gelen projelere göre çok rahat farklı alanlara kayabiliyorsunuz. Bu alanlar bazen birbirine yakın yan dallar olduğu gibi bazenbirbirinden uzak alanlar da olabiliyor. Bir de bilim ve teknoloji dünyası ço dinamik. Sürekli gelişiyor ve ilerliyor. Bu nedenle araştırmacı bir taraftan sürekli kendini geliştirmek zorunda. Bunun için uluslararası literatürü yakından takip etmek lazım. Diğer taraftan bazı projeler oluşturmak istiyorsanız bir taraftan ülkenin ihtiyaçlarını takip ederken, öte yandan da dünyanın teknolojik olarak geldiği noktyı çok iyi bilmeniz şart. Bu ikisini üst üste getirip proje oluşturmanız işin püf noktasını oluşturuyor. ... ..
-Projelerde yapılan hatalardan birisi de geliştirilen bir elektronik sistemin veya yazılımın doğru tanımlanamaması idi.

14 Nisan 2015 Salı

Katre-i Matem *

-Okurken entrikaların bol olduğu Osmanlı dönemini  ve İstanbul’u yaşatan kitap 466 sayfa. İskender Pala’nın bu romanının ilk basımı 2009’da yapılmış. Hikâye 1729’larda Şehnaz ile Nakşıgül ile Şahin’in aşkı ile başlıyor. ... .. Yusuf ile Şehnaz’ın aşkı ile devam ediyor... .. Şahin ve Yusuf birbirine karışıyor.... .. Şehzade Ahmet... ..
-İkiz “mor lale” soğanının sırrını çözmeye çalışıyorsunuz ... ..
-Nakşıgül’ü diri diri kim kesmişti... katillerini bulabilecek miydi?... ..
-Cinayeti işleyen varlıklı biri olmalıydı... ..
-Şehnaz makamını merak ediyorsunuz... ..
-Eski İstanbul’u dolaşırken Muhteşem Süleyman’ın veziri Makbul İbrahim Paşa (1523-1536) ile Damat İbrahim Paşa dönemleri (1718-1730) arasında gidip geliyorsunuz.  III. Ahmet dönemini (1703-1730),... ..  “Lale Devri”ini ve “Patrona Halil İsyanı”nı günlerini gözlerinizde canlandırmaya çalışıyorsunuz.
-İncili Konak’ta yaşananlar ilgi çekici.... ..
-“Rüşvet o zamanlar da vardı ... ..” diyorsunuz... ..
-Yusuf’un, Gevher Nesibe Bimarhanesi’nde yaşadıkları... ..
-Yusuf ve Şahin’in Apaş Tekkesi’ndeki yaşamları ... .. Topaç yeye ve Kara Şahin... ..
-Şu İstanbul’da yaşamak ömürdü vesselam...
-Lala, damat, derken vezir etti herifi kaderin ağı. ... ..
-“... .. görümüyor musun? Herif yalı yaptırıyor damadına, yeğenine.” ... ..
-“Eğlence ve safahat almış yürümüş.”
-Vezirin gözünü ise hemen gaflet bürümüş.”

3 Nisan 2015 Cuma

Kız Kule’sindeki Kızılderili *

Sunay ‘Akın’ın kitabı192 sayfa.  Kızılderililerin uğradığı soykırımı güncel olaylarla ilişkilendirerek anlatıyor. Bir solukta okuyabilirsiniz. Kısa bölümler halinde anlatılanlar sürükleyici bir dille kaleme alınmış. İşte kısa bölümlerden kısa alıntılar:
-Kristof Kolomb, katıldığı bir yemekte davetliler tarafından küçümsenir. Kendisini küçümseyenlerin üstünde durdukları konu şudur: Bir işi oluşturmak için o işi düşünmek yeterlidir. Zeki bir insan olduğunu kanıtlamak amacındaki Kolomb, eline bir yumurta alarak sofradakilerden bunu uçlarından biri üzerinde durdurmalarını ister. Hiç kimse yumurtayı o şekilde durdurmayı başaramaz. Bunun üzerine Kolomb, yumurtanın bir ucun kırarak dikine oturtur.Kendisine, “Bu zor değil,” diye çıkışanlara da alayc bir tavır takınarak şu karşılığı verir: “Şüphesisz, fakat düşünmek gerekirdi.”.....
-1778’de, Sandwich Adaları’nda bir yerli tarafından öldürülen James Cook’un, “Bu hayvanın adı ne? Diye sorduğu yerli taraffından da sevildiği söylenemez. Çünkü, Kanguru sözcüğünün Avustralya yerlilieri dilindeki gerçek anlamı şudur: “Bilmiyorum!...” ...
-..General George Crook sonunda dayanamayıp tepki göstermek zorunda kalmıştı:”Sınırda çıkan gazeteler Kızılderililer üstüne abartılmış ve hayali haberler yayıyor, kaliteli, tirajı yüksek gazeteler de bunları ülkenin her yerinde tekrar basıyorlar. Ama sorunun öteki yanına hemen hiç değinilmiyor, böylece halkın çoğu da bu konuda yanlış fikirlere kapılıyor. Bir olay patlak verdiğinde, kamuoyu

Sakız Sardunya *

Elif Şafak çocuklar için yazmış. Büyükler de okuyabilirler.  Üstelik gözleri bozulmuş yaşlıların okuyabileceği kadar büyük harflerle basılmış. Okuyanlar kendilerini bulabilirler. Yazar’ın sizi anlattığını düşünebilirsiniz....

-... .. okul kütüphanesine uğramıştı. Ders aralarında fırsat buldukça soluğu burada alırdı. Kütüphaneyi seviyordu. Buraya o kadar çok gelmişti ki nerede ne var iyi biliyordu. Girişte sağ tarafta macera romanları duruyordu. Bunların çoğunu okumuştu.  Karşıdaki rafta uzay kitapları vardı, alt rafta doğa ve hayvanlarla ilgili olanlar...
-Kitaplar harf sırasına göre diziliydi.
-Dalgın dalgın yürüdü. Ne kadar çok kitap vardı. Hepsini okumak istiyordu.Acaba insan tüm bir kütüphaneyi okuyabilir miydi? Kaç yılsürerdi bu kadar kitabı birimek? Üstelik sürekli yeni kitaplar çıkıyordu. Kütüphaneler de çocuklar gibi hızla büyüyordu. Kütüphaneci Aysel Hanım bile her eseri okumamıştı.
-Sakız Sardunya C-D harflerinin olduğu bölümde durdu. Epedir okumak istediği bir roman buradaydı: Çocuk Kalbi. Aradığı kitabı kolaylıkla buldu ve raftan çekip aldı. O anda kitabın arkasında duran parlak bir cisim dikkatini çekti. Yaklaştı, dikkatlice baktı. Ne olabilirdi ki?
-Orada yuvarlak bir cisim duruyordu. Kirli, tozluydu. Şaşırdı. Kütüphaneci Aysel Hanım titiz bir insandı. Kitapların tolarını tek tek alır, mekânı tertemiz tutardı. Küre dikkatinden kaçmış olmalıydı. Herhâlde öğrencilerden biri yanlışlıkla rafa koymuş, sonra da unutmuştu. Sakız Sardunya küreyi eline aldı. O anda tuhaf bir hisse kapıldı. Belki de birisi buraya saklamıştı. O kişi her kimse, dönüp almayı planlıyor olmalıydı. ...
-... Ama yapmadı. Sağına soluna baktı. Etrafta kimse yoktu. Merak duygusu ağır bastı. Acaba küre neden tozluydu? Çok mu eskiydi? Neren gelmiş olabilirdi?
-O anda ilginç bir şey oldu. 
-... Biliyordu kibazen büyükler duygularını açıkça anlatmazlardı. Onun yerine sevgilerini ufak tefek şeylerle di,le getirilerdi. Birinin en sevdiği yemeği pişirmek ona “Seni seviyorum,” demekti. Annesinin elinden tuttu, gülümsedi.  “Ben de seni seviyorum,” dedi usulca.