2 Ağustos 2026 Pazar

Bir Geyşanın Anıları*


 

Önsöz

1936 yılının ilkbaharında on dört yaşında bir çocukken babam beni Kyoto’da bir dans gösterisine götürmüştü. O gösteriden sadece iki şey anımsıyorum. Birincisi, izleyiciler arasında benimle babamdan başka Batılı birilerinin olmamasıydı; Hollanda’daki evimizden oraya geleli daha birkaç hafta olmuştu ve kültürel soyutlanmaya henüz alışamamıştım; kendimi garip hissediyordum. İkincisi, aylarca Japonca öğrenmeye çalıştıktan sonra, konuşmalardan bazı bölümleri anlamaktan duyduğum büyük sevinçti. Karşımdaki sahnede dans eden Japon kadınlarına gelince, onların parlak renkli kimonolar giydiklerini hatırlıyorum sadece, Kuşkusuz elli yıllık uzunca bir süreden sonra New York gibi uzak bir kentte, onlardan birinin benim yakın dostum olacağını ve inanılmaz anılarını bana yazdıracağını bilemezdim.

Bir tarihçi olarak, anıları her zaman bir kaynak kabul etmişimdir. Anılar, anılarını açıklayan kişinin dünyasını yansıtmakla kalmaz. Anıları biyografiden bir bakıma farklıdır, anılarını açıklayan kili biyografi yazarının ulaştığı perspektife asla ulaşamaz. Otobiyografi, eğer gerçekten böyle bir şey varsa öyle bir şeydir ki, bir tavşana çayırın otları arasında zıplamanın ne demek olduğunu anlattırmaya benzer. Tavşan bunu nerden bilebilir? Diğer taraftan, çayır hakkında bilgi almak istiyorsak, hiç kimse bize tavşan kadar yararlı olamaz. Ancak tavşanın gözlemleme fırsatını bulamadığı şeylerden de yoksun kalacağımızı bilmeliyiz.

Ben  bu açıklamayı, mesleğini bu tür ayırımlar üzerine kurmuş bir akademisyenin kararlılığı içinde söylüyorum. Fakat yine de sevgili dostum Nitta Sayuri’nin anıları benim görüşlerimi tekrar gözden geçirmeme neden oldu. Evet,  Sayuri bize içinde yaşadığı çok gizli dünyayı tarif ediyor, bunu tavşanın tarlayı görüşü olarak da niteleyebilirsiniz. Bir geyşanın ilginç yaşamının  Sayuri’nin anlattıklarından daha iyi belgelenemeyeceğini söyleyebiliriz. Fakat Sayuri , “Japonya’nın Parıldayan Mücevherleri” isimli kitapta ona ayrılan uzun bölümde anlattıklarından ve yıllar boyunca yayın organlarında yer alan onunla ilgili yazılardan çok daha geniş kapsamlı bir açıklama sunuyor. Bu olağandışı konu söz konusu

olduğunda, hiç kimse anılarını açıklayan kişiyi, onun kendisi

 kadar yakından tanıyamadı.

Sayuri’nin göze çarpan biri olması, büyük ölçüde bir şans eseridir. … ..

… ..

… ..



*Bir Geyşanın Anıları & Arthur Goldenı

1.Basım / Ocak 2000

Altın Kitaplar Yayınevi

Türkçesi: Azize Bergin 

Zeliha İyidoğan Babyiğit




*Arthur Golden - Vikipedi 

*Arthur Golden (d. 6 Aralık 1956), Amerikalı yazar. Çok satan romanı Bir Geyşanın Anıları (1997) ile bilinir. 



*https://1000kitap.com/kitap/bir-geysanin-anilari--2424

*Bazı hikâyeler vardır; anlatıldıkça değil, hatırlandıkça derinleşir. Bir geysanın anıları

tam da böyle bir metin. Okurken bir romanın sayfalarında ilerlediğinizi sanırsınız; oysa aslında bir hafızanın içinde dolaşırsınız.

bu eserde yalnızca bir hikâye kurmaz; bir ses yaratır. Sayuri’nin sesi… Ve bu ses, geçmişin içinden bugüne ulaşan kırılgan ama dirençli bir yankı gibidir. Anlatı, bir kadının çocukluktan yetişkinliğe uzanan yolculuğunu izlerken, aslında insanın kendi kaderiyle kurduğu o ince, çoğu zaman görünmez bağı sorgular.

Romanın merkezinde dönüşüm vardır. Ama bu dönüşüm, alışıldık bir yükseliş hikâyesi değildir. Chiyo’nun Sayuri’ye evrilişi; bir kazançtan çok bir kabulleniş, bir seçimden çok bir zorunluluk gibidir. Çünkü bu dünyada insan, çoğu zaman olmak istediği kişi değil; olabildiği kişi olur. Ve belki de romanın en sarsıcı yanı, tam olarak burada saklıdır.

Geyşalık, bu metinde yalnızca bir meslek değil; başlı başına bir dil gibidir. Bakışların, susuşların, küçük jestlerin konuştuğu bir dil… Görünürde zarafet ve estetik vardır; fakat o zarafetin altında sessiz bir mücadele, görünmeyen bir rekabet gizlidir. Sayuri’nin hikâyesi, bu iki katman arasında gidip gelir: dışarıdan bakıldığında büyüleyici, içeriden hissedildiğinde ise çoğu zaman kırılgan.

Anlatımın en güçlü yönlerinden biri, doğayla kurulan bağdır. Deniz, rüzgâr, su… Bunlar yalnızca birer betimleme unsuru değildir; karakterin iç dünyasının yankılarıdır. Özellikle çocukluk sahnelerinde doğa, adeta duyguların dili hâline gelir. Bir dalganın sertliği, bir rüzgârın yönü, bir hayatın akışını anlatır.

Ancak bu metni yalnızca estetik bir anlatı olarak görmek eksik kalır. Çünkü eser, aynı zamanda tartışmalıdır. Anlatılan dünyanın ne kadarının gerçek, ne kadarının bir bakış açısının ürünü olduğu sorusu, metnin arka planında sürekli varlığını hissettirir. Belki de bu yüzden, kitap yalnızca okunan değil; üzerine düşünülen bir metne dönüşür.

Sonunda geriye şu duygu kalır:

Hayat, çoğu zaman bize ait olmayan koşullarla başlar. Ama insan, o koşulların içinde kendine bir anlam kurmaya çalışır.

Ve belki de Sayuri’nin hikâyesi, tam olarak bunun hikâyesidir:

Kendine ait olmayan bir dünyada, kendine ait bir iz bırakabilmenin. ...



*Geyşa - Vikipedi 

*Geyşa (芸者), Japonya'da 17. yüzyıldan bu yana eğlence hayatında erkek müşterilere şarkı, dans, sohbet ve oyunlar ile eşlik eden kadınlara verilen ad. Geyşa dünyası Japoncada Hana-maçi (花街: Çiçek kasabası) veya Ka-ryu-kai (花柳界: Çiçek-söğüt-dünyası) olarak adlandırılır.

Tokyo başta olmak üzere Kanto bölgesinde Geyşa ismi, Osaka ve Kyoto başta olmak üzere Kansai bölgesi ve o kültürün etkisi altında kalmış bölgelerde (örneğin Yamagata ve İşikawa) ise Geyko (芸子) ismi kullanılmaktadır. Meiji döneminden sonra Geygi (芸妓) ismi de resmî alanlarda kullanılmaya başlanmıştı. Acemilere, Kanto'da Hangyoku (半玉), Kansai'de Maiko (舞妓) denir.[1][2]

1920'lerin başında 80 bini bulan geyşa sayısı, 1980'lerin sonuna gelindiğinde 10 bine düşmüştür. Bunun en önemli nedeni, batı tarzı barların ve burada çalışan kadınların daha popüler olmasıdır.

Tarih:

Geyşa kurumu Edo Dönemi'nin (1600-1868) ortalarında ortaya çıktı. İlk geyşalar hokan ya da taikomoçi denen dansçı ve şarkıcı erkeklerden oluşuyordu. Daha sonra bu gruplara kadınlar da katılmaya başladı ve giderek sadece kadınların yaptığı bir meslek haline geldi.[3][4]

1700'lerde geyşalık, vesikalı hayat kadınlığı ile aynı görülüyordu. Ancak Edo Dönemi'nin sonlarına doğru geyşalar, resmî toplantılar dahil olmak üzere, birçok sosyal, politik etkinlik ve toplantıya çağrılmaya başlandı ve zamanla bugünkü eğlendirici-sanatçı ya da hoş vakit geçirtici sıfatlarını aldı. Günümüzde geyşa eğlenceleri, Japonya'daki en pahalı eğlencelerden biridir.[5]



Geyşalık:

Japonya eğlence dünyasında çalışan diğer kadınlardan farklı olarak, geyşalar mesleklerini ömür boyu sürdürebilir. İyi bir geyşa olmak için güzellik ve gençlikten çok, güzel sanatlara ve müziğe olan yetenek, tatlı dil ve müşteriyi iyi ağırlama gibi özellikler önemlidir. Bu yüzden ileri yaşlarda da geyşalığı sürdürmek mümkündür. Mesleği bırakan geyşalar genellikle, bar ya da restoran işletmek gibi eski işleriyle bağlantılı işler yaparlar. Müşterileriyle evlenip işi bırakan geyşalara da rastlanır.

Geleneksel geyşalık mesleğinde her geyşanın duygusal, cinsel ve ekonomik olarak ilişkide olduğu bir dannası, yani koruyucusu vardır. Ancak günümüzde koruyucuya sahip olmak ya da olmamak geyşanın kararına kalmıştır.

II. Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde geyşa olarak yetiştirilmiş bir kızın, geyşalık seviyesine gelebilmesi için mizuage töreni yapılırdı. Mizuage töreninde geyşa, tam bir eğitim aldıktan sonra hatırlı bir müşteriye çok büyük paralar karşılığında bekâretini verir; çoğunlukla aldığı paranın büyük kısmını kendini yetiştiren geyşa evine eğitim masrafları olarak öderdi.

Bugünkü geyşa evlerindeki kurallar çok sıkı değildir. Sadece müşterilerden alınan bahşiş ve hediyelerle bile geçinmek mümkün hâle gelmiştir. Bu yüzden bütünüyle geyşa evine bağlı olarak çalışanların sayısı azalmaktadır

Eğitim :

Nerede olursa olsun, bir geyşa en az birkaç sanat dalında eğitim görmek zorundadır. Bu eğitim genel olarak birkaç tür geleneksel dans, şamisen çalma ve birkaç makamda şarkı söylemeyi kapsar.
Geyşa olacak kızlar, küçük yaşta yetişmesi için geyşa evlerine verilir. Şikomi denen bu kızlar tüm ev işleriyle ilgilenir. Kızlar, disiplin edilmesi için çok ağır şartlar altında çalıştırılırlar.

13 yaşından 18 yaşına kadar olan dönemde kızlar, acemi geyşa olarak çalışırlar. Bu yaşlardaki acemi geyşalara Tokyo ve çevresinde hangyoku yani yarı-mücevher, Osaka ve Kyoto çevresinde maiko yani çocuk dansöz denir. Acemi geyşalık döneminde giyilen özel bir kimono ve özel bir saç şekli vardır.

Günümüzde:

Geleneksel geyşalık günümüzde Tokyo'da tamamen ortadan kalkmış olup, Kyoto'da ise giderek azalmaktadır. Japonya'da kanun gereği herkesin ilk ve ortaeğitim görmesi zorunludur. Yani bugün geyşa eğitimi en erken 15 yaşında başlayabilmektedir ki bu yaş eskiden bir geyşanın maiko luktan geyşalığa geçtiği dönemdi. Bu yüzden geyşa evlerindeki kurallar ve uygulamalar eskiye oranla değişikliğe uğramış, modern sosyal, ahlaki kurallar ve kanunlara uygun hale gelmiştir. 


Organizasyon:

Geyşalar bölgesel gruplara ayrılır. Bu bölgelere hanamaçi yani çiçek mahallesi denir. Her grubun kenban denen kayıt bürosu bulunur. Bir geyşanın çalışabilmesi için bu kenbanlardan birine kayıt yaptırması ve çalışma izni alması gerekir.

Her geyşa grubunun kendi bölgesinde müşterilerini götürdüğü lokantalar bulunur. Bu lokantalardaki buluşma için gerekli düzenlemeler müşteriye aittir. Ancak müşteri, Geyşa Birliği'nin koymuş olduğu kurallara uymak zorundadır. Geyşa ile birlikte olduğu süredeki yemek, yol, barınma gibi tüm masraflardan müşteri sorumludur. Bunun dışında geyşa ile geçirdiği zaman için ayrıca para öder.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder