Anlamlı soru sorabilmek bilmeyi gerektirir. Bilmek için okumak gerekir. Okumak birikimi gerektirir. Okumak iyidir .... Bilinçli okuyan en sonunda yazmayı başarabilir ....
4 Kasım 2026 Çarşamba
Gİrit'ten Urla'ya*
Bu kitap, babam Mustafa Uyal’ın başarı öyküsüdür. Babam 1924 yılında Girit’in Kandiye (Şimdiki adı ile Iraklion) şehrinden mübadele ile İzmir Urla’ya gelmiş ve bufraya yerleşmiş. Daha sonra annem Cevher Atay’la tanışıp evlenmişler.
Babam, ailesinin Girit’teki üretkenliğini Urla’daki yaşamına taşıyarak , kısa zamanda başarılı zeytinyağı üreticilerinden biri olmuş ve ardında guru duyulacakn bir yaşam öyküsü bırakmıştır
… ..
Nesrin Uyal Ortan ve Ailesi
Besin Uyal (Yılanzade) (Ölüm tarihi)1930)
Besim dedemin babası Mustafa Yılanzade, İzmir’in Tire İlçesisi’nden Girit’e, yeniçeri askeri olarak gitmiş. Savaştan sonra Giritli Rum bir kadınla evlenmiş.Adada kullanılan farklı bir Rumca olan “Giritlice”yi konuşuyorlarmış. Dedem Besim Yılanzade,
orada doğmuş. Babasının Tris Kamares’te evi, zeytinlikleri ve zeytinyağı fabrikası varmış. Dedem Besim Yılanzade, Girit’in Kandiye şehrinde zeytinyağı ticareti yapıyormuş. Ayrıca zeytinlikleri de varmış. Kendi zeytinlerinin yağlarını yağhanelere satıyormuş. Kandiye şehrinde de deposu varmış. İşlerini oradan yürütüyormuş. Bir eli çolak olduğu için Girit’te ona “Çolak Tüccar Besim,” derlermiş. Ekonomik durumu oldukça iyiymiş. Sakin, sabırlı bir adammış.
Mübadeleden birkaç yıl önce, Yunanistan Girit Adası üzerinde tam hakimiyet kurmak istemiş. Bunun için dağlık bölgelere ve iç göndermeye başlamış. Müslüman halk büyük baskılar görüyormuş. Başlangıçta canlarına dokunulmaz, yalnızca mallarına zarar verilirmiş. Ancak zamanla bağlar, bahçeler ve tarlalar yağmalanmış. Dedem ise her an bir tehlike gelecekmiş gibi tetikte bekler hale gelmiş, endişesi giderek artmış.
Nüfus mübadelesi yapılacağı anlaşılınca; dedem, felaket kapıya dayanmadan, mallarını nasıl elden
Cengiz Han'a Küsen Bulut*
Kitabın giriş bölümünde “Cengiz Aytamatov’un Önsözünde:
… … ‘Romana eklenecek uzun öykü’” başlığı altında:
Okuyucuya bir romana eklenecek uzun bir öykü sunulmakta. …. .. .. bu uzun öykünün de bundan dokuz yıl önce “Noviy Mir” (Yeni Dünya Dergisi’nde yayınlanan “Gün Olur Asra Bedel” isimli romana eklenmesi gerektiği anlaşılacaktır. … diye başlayan bir açıklamaya yer verilmiştir.… ..
***
… ..
Kafasında kurduğu bu yeni girişim ona mesleki yaşamında gayet gerçekçi bir şekilde terfi vaat ediyordu. Her şey mantıklı ve akıcıydı: Gizlenmiş düşmanları ne kadar çok ortaya çıkarırsan kazancın da o kadar büyük olur”! Böylesi bir gelecek hayali onu adeta kanatlandırıyordu. Tansıkbayev gururla şöyle düşünüyordu: ‘İşte zeki insanlar işlerini böyle yaparlar! Neye mâl olursa olsun yarı yolda duracak değilim! Bir an önce harekete geçmek istiyordu, hemen garajdan arabasını istetecek ve ivedilikle oraya, Abutalip Kuttıbayev’in “sorgulama hücresi” denilen o demir parmaklıklı bodruma gidecekti. Ve derhal hemen orada, hücrede işe girişecek, sorguya başlayacaktı. Hem de öyle bir sorguya çekecek ki onu, herifin korkudan karnında bağırsakları düğümlenecekti. Üstelik davanın sonuçlanmasıyla ilgili en ufak bir ikircim söz konusu değildi; Kuttıbayev suçun u kabul eder, İngiliz-Yugoslav işbirliğini doğrular, kendisiyle bir likte partzanlık yapan herkesin adını verirse , ceza kanunun 58. maddesinin birinci fıkrasının b şıkkına göre 25 yıla mahkûm olarak çalışma kampına gönderilirdi. Eğer suçunu reddederse ihanet, , yabancı istihbarat teşkilatları lehine ajanlık faaliyetinde bulunma ve yerel halk arasında yıkıcı ideolojik faaliyet yürütmekten kurşuna dizilerek idama makûm edilirdi. Adam gibi düşünüp buna göre
40 Günlük Veda*
Gözlerimin Gerisinde Kalan Işık
İnsan bazen geçmişe dönmeden ölmez.
… ..
Köklerden Taşan Hafıza
İnsan bazen kendine ait sandığı şeylerin, aslında ondan önce söylenmiş cümlelerin devamı olduğunu anlar
… ..
Yalnızlığının İçinde Tutunan Hayat
Bazı vedaların sesi olmaz ama bıraktığı boşluk bir ömür insanın içinde kalır
… ..
Çocukluğumun en ağır gecesi, annemin bizi terk etmek zorunda kaldığı gecedir. … ..
Ben işte o gece büyüdüm. Daha beş yaşımda. … ..
… ..
Taş Duvarların Sabahı
İçimde küçük bir çocuk hâlâ üşüyordu fakat ayaklarım beni her sabahın ilk ışığına doğru götürüyordu.
… ..
O yıllarda küçük bir çocuk olmama rağmen uykudan çok sorumlulukla, oyundan çok itaatle büyüdüm. Kendi çocukluğum, kardeşlerimin omuzlarıma düşen yükü …
… ..
Şimdi yıllar sonra bile ona kızmıyorum. Çünkü o dönemin ruhu başkaydı. … .. Ve amcam, kendi inancına, kendi zamanının doğrularınca bizi ibadete yönlendirdi…. ..
… .. erken büyümek zorunda kalan bir insan olarak hayat tutunmayı öğrendim.
Çocukluktan Delikanlılığa (1940-1955)
Kardeşlerime ekmek olsun diye kendi çocukluğumu toprağa gömüyordum; her çapa darbesi, sanki