Kitabın giriş bölümünde “Cengiz Aytamatov’un Önsözünde:
… … ‘Romana eklenecek uzun öykü’” başlığı altında:
Okuyucuya bir romana eklenecek uzun bir öykü sunulmakta. …. .. .. bu uzun öykünün de bundan dokuz yıl önce “Noviy Mir” (Yeni Dünya Dergisi’nde yayınlanan “Gün Olur Asra Bedel” isimli romana eklenmesi gerektiği anlaşılacaktır. … diye başlayan bir açıklamaya yer verilmiştir.… ..
***
… ..
Kafasında kurduğu bu yeni girişim ona mesleki yaşamında gayet gerçekçi bir şekilde terfi vaat ediyordu. Her şey mantıklı ve akıcıydı: Gizlenmiş düşmanları ne kadar çok ortaya çıkarırsan kazancın da o kadar büyük olur”! Böylesi bir gelecek hayali onu adeta kanatlandırıyordu. Tansıkbayev gururla şöyle düşünüyordu: ‘İşte zeki insanlar işlerini böyle yaparlar! Neye mâl olursa olsun yarı yolda duracak değilim! Bir an önce harekete geçmek istiyordu, hemen garajdan arabasını istetecek ve ivedilikle oraya, Abutalip Kuttıbayev’in “sorgulama hücresi” denilen o demir parmaklıklı bodruma gidecekti. Ve derhal hemen orada, hücrede işe girişecek, sorguya başlayacaktı. Hem de öyle bir sorguya çekecek ki onu, herifin korkudan karnında bağırsakları düğümlenecekti. Üstelik davanın sonuçlanmasıyla ilgili en ufak bir ikircim söz konusu değildi; Kuttıbayev suçun u kabul eder, İngiliz-Yugoslav işbirliğini doğrular, kendisiyle bir likte partzanlık yapan herkesin adını verirse , ceza kanunun 58. maddesinin birinci fıkrasının b şıkkına göre 25 yıla mahkûm olarak çalışma kampına gönderilirdi. Eğer suçunu reddederse ihanet, , yabancı istihbarat teşkilatları lehine ajanlık faaliyetinde bulunma ve yerel halk arasında yıkıcı ideolojik faaliyet yürütmekten kurşuna dizilerek idama makûm edilirdi. Adam gibi düşünüp buna göre
kararını versindi!Tansıkbayev, tüm bu planladıklarının nasıl gelişeceğini tahayyül ederek pek çok şeyi önceden öngörüyordu.: sorgu sırasında konuşmalarının nasıl geçeceğini, Kuttıbayev’in nasıl ayak direyeceğini ve onun direncini kırabilmek için nasıl önlemler alınması gerektiğini. Ama en önemlisi kendisi şunu gayet iyi biliyordu ki yapabileceği hiçbir şey, başka bir alternatifi yoktu. Elbette kendini temize çıkarmaya çalışacak, inkâr edecek, suçu olmadığını, esir düşmesinin diyetini de Yugoslav partizanlarla birlikte elde silah çarpışarak ödediğini, yaralandığını, kan döktüğünü, savaş bittikten sonra Sınır Dışı Etme ve Yurt Dışından Kabul Etme Komisyonu’nun sorgusundan geçtiğini, savaştan sonra namusuyla hiç durmadan anlatıp duracaktı. Kuttıbayev, kendisinin bu nedenle değil tamamen başka nitelikleri yüzünden gerekli olduğunu nereden bilsindi ki?! Ve işte bu gerekli özellikleriyle gizli düşmanlarının köklerinin kazınmasınına yönelik bir faaliyet ve hareket zincirinin baş halkası olacağını da bilemezdi elbette. O daha sonra tüm zinciri çekebilmek için gerekli ilk halkaydı. Devletin yüksek menfaatlerinden üstün başka bir şey olması mümkün müdür? Kimileri insan yaşamının her şeyden üstün olduğunu söylüyor. Şaşkınlar! Devlet yalnızca insan yakıtıyla tutuşup yanan bir sobadır. … .. Ama insanlar bu soba olmadan var olamazlar Kendi kendilerini yakmaya başlarlar…. İşte herşey bu düzenin çalışmasına bağlıdır. … ..
… ..
… ..
Cengiz Han’a Küsen Bulut & Cengiz Aytmatov
Nora Kitap
Özgün Adı. Beloye oblako Çingizhana (1990)
Çevirenler: Tatna ve SErdar Arıkan
3.Baskı, Matıs 2017
*Cengiz Aytmatov’un Cengiz Han’a Küsen Bulut (Rusça adıyla Cengiz Han’ın Beyaz Bulutu) adlı eseri, yazarın başyapıtlarından Gün Olur Asra Bedel romanından siyasi baskılar nedeniyle çıkarılan ve daha sonra bağımsız bir kitap olarak yayımlanan etkileyici bir novella (kısa roman) niteliğindedir.
Ana Hikaye: Kitap, Gün Olur Asra Bedel’in kahramanlarından biri olan, halkının efsanelerini derleyip kaleme aldığı için Sovyet rejimi (KGB) tarafından tutuklanan öğretmen Abutalip Kuttubayev’in trajik sürecini ve bu baskı rejiminin birey üzerindeki ezici etkisini anlatır. [1, 2, 3]
İç Efsane: Abutalip'in tutuklanmasına gerekçe gösterilen yazısı, Avrupa seferine çıkan Cengiz Han ve ordusunun üzerinde duran beyaz bir bulut ile ordu kafilesindeki iki sevgilinin trajik öyküsünü konu alan bir efsanedir. [1, 2]
*https://tr.wikipedia.org/wiki/Volga
*Volga[1] ya da İdil (Rusça: Волга, Tatarca: İdel, Çuvaşça: Atăl) Avrupa'nın en uzun ırmağıdır. Rusça Volga adı Ana Slavca Vlga'dan (nem) gelir. Baltık-Fin dilleri kökenli valkea (beyaz) ve "Valgõ" sözcüklerinden de adının geldiği iddia edilmektedir. Uzunluğu yaklaşık 3531 km olan Volga, Moskova ile Sankt-Peterburg arasındaki Valday Tepeleri'nden doğar. Deniz seviyesinden 28 metre aşağıda olan Hazar Denizi'ne dökülür. Valday tepelerinde bulunan birçok göl ve bataklıktan gelen kaynak kollarının birleşmesiyle meydana gelen Volga, Rjev'den itibaren ulaşıma elverişli bir hâlde akar. Moskova Kanalı'yla birleştiği yerden sonra genişliği 230 metreyi bulur. Bundan sonra nehirde düzenli bir ulaşım sağlanır. Volga'nın yatağı üzerinde beş adet baraj bulunur. Bu barajlardan Volgograd Baraj Gölü'ndeki santral, dünyanın belli başlı hidroelektrik tesislerinden biridir.
Bundan sonra Don Nehri'ne 72 kilometre yaklaşır ve iki nehir arasında açılan Volga-Don Kanalı vasıtasıyla Azak ve Hazar denizleri arasında ulaşım sağlanır. Hazar Denizi'ne 50 km kala 200'den fazla kola ayrılarak Volga Deltası meydana gelir. Bu deltanın genişliği 100 km'den fazladır.
Volga Havzası, 1.360.000 km²'lik bir alanı kaplar. Rusya'nın nüfusunun %40'ı, yaklaşık 60 milyon insan bu havzada yaşamaktadır.
Volga, kışın üç ayında da donar. Bu zaman zarfında da nehirden kara yolu olarak faydalanılır. Volga'nın kıyılarında Rusya'nın önemli limanları ve ticaret merkezleri yer almaktadır. Bunlardan en önemlileri Nijni Novgorod, Kazan, Samara, Saratov ve Volgograd (Eski adıyla Stalingrad)'dır. Orta Çağ'dan beri bir ticaret yolu olan Volga, bugün hâlâ önemli bir ulaşım yoludur.
Avrupa Hun İmparatoru Attila'nın ismi bazı görüşlere göre İtil'den gelmektedir.[2]
*Ural Nehri - Vikipedi
*Ural Nehri veya Yayık Nehri (Rusça: Урал; Kazakça: Жайық, Jayıq veya Zhayyq; 1775'ten önce Yaik, Rusça: Яик), Rusya ve Kazakistan topraklarından geçen nehir.
Ural Dağları'nın güneybatı yönündeki yamaçlarından doğar ve güneybatı yönünde ilerleyerek Kazakistan'ın batısındaki Atyrau şehrinden Hazar Denizi'ne dökülür. Uzunluğu 2.428 km, havzası 237.000 km².[1] Kollarından biri Tanalık Nehri'dir.
*Altın Orda Devleti - Vikipedi
*Altın Orda, Altın Ordu Devleti, Uluğ Ulus veya Kıpçak Hanlığı[1] (Başkurtça: Алтын Урҙа, Altın Orda, Tatarca: Алтын Урда Altın Urda, Kazakça: Алтын Орда) bir Türk hanlığıdır.[2][3] Cengiz Han ölmeden önce topraklarını oğulları arasında paylaştırmış ve Seyhun Irmağı ile Balkaş Gölü'nün batısındaki yerleri büyük oğlu Cuci Han'a vermişti. Cuci Han'ın küçük oğlu Batu Han, batıya doğru giriştiği seferlerle bu toprakları genişletti. Cuci'nin toprakları sonradan Batu Han ile ağabeyi Orda Han arasında paylaşıldı. Balkaş ile Aral gölleri arasındaki ve Seyhun Irmağı'nın güneyindeki yerler Orda'ya verildi. Harezm ve yeni alınan topraklarsa Batu'nun yönetimine bırakıldı. Orda'nın yönetimindeki doğu bölgesine Ak Orda, Batu'un yönetimindeki batı bölgesine de Gök Orda adı verildi. Gök Orda sonradan Altın Orda olarak adlandırıldı.
1242'de Altın Orda Devleti'ni kuran Batu Han, ilk tahtını Bulgar şehrinde kurdu.[4][5] İdil Nehri'nin aşağı havzasındaki Saray kentini inşa ettikten sonra burayı başkent edindi ve topraklarını genişletti. 1256'da Batu Han öldüğünde devletin sınırları Kıpçak Bozkırı'nı, İdil'in aşağı ve orta havzasını, Seyhun ve İdil ırmakları arasındaki Aral Gölü yöresini ve Kafkaslar'ın Azerbaycan'a kadar olan kesimini kapsıyordu. Altın Orda Devleti, Lehistan (Polonya) ve Litvanya'yı vergiye bağlamıştı.
Batu Han'ın yerine Berke Han geçti. Berke Han, İslam dinini benimsedi ve Moğolların bir başka kolu olan İlhanlılarla savaştı. Bulgaristan'da Bizans ordusunu yendi. 1260'ta, Orta Çağ'ın en büyük kentlerinden biri sayılan Saray Berke kentini kurdu.
Berke Han'ın ölümünden sonra Mengü Timur Han, Özbek Han ve Canibeg Han Altın Orda Devleti'nin gücünü korudular. Canibeg Han'ın ölümünden sonra taht kavgaları başladı. Toktamış Han 1380'de Timur'un desteğiyle tahta çıkarak bu çatışmalara son verdi. Daha sonra Timur'un Altın Orda topraklarına sefer düzenlemesi ve taht kavgalarının yeniden başlaması Altın Orda Devleti'ni güçsüz düşürdü. Bu kavgalarla parçalanan Altın Orda Devleti topraklarında Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı, Astrahan Hanlığı, Nogay Hanlığı, Sibir Hanlığı kuruldu ve daha sonra Rusya Çarlığı olacak Moskova Knezliği bağımsız kaldı.[6] Moskova Knezliği dışında kalan toprakları Kırım Hanlığı ele geçirdi ve 1502'de Altın Orda Devleti tarih sahnesinden silindi.
Altın Orda Devleti'nde yönetsel konular, soyluların oluşturduğu Kurultay'da görüşülür ve karara bağlanırdı. Topraklar ve otlaklar Moğol soylularının elindeydi. Halk bu toprakları işler, ürünlerin belirli bir bölümünü bağlı oldukları beye verirdi. Göçebe bir toplumdan (Türk-Moğol) gelen Altın Orda hükümdarları, göçebeleri yerleşik düzene geçirmeye çalıştılar. Aşağı İdil'de 20'den çok kent kurdular. Bu kentlerin en büyüğü olan Saray Berke'nin nüfusunun 100 binden daha fazla olduğu sanılır.
*https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1z%C4%B1lorda
*Kızılorda, Kazakistan'ın orta-güney kesiminde yer alan bir şehir; Kızılorda ilinin idari merkezi ve 1925-1927 yılları arasında Kazak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin eski başkentidir.
Şehrin nüfusu 242.462'dir (2020). Tarihsel süreçte Seyhun nehri havzasında gelişim gösteren yerleşim, bir Hokand Hanlığı kalesi niteliği taşımaktaydı. Çevre köylerle birlikte toplam nüfus 312.861 olarak kaydedilmiştir (2020).[2]
… ..
*https://tr.wikipedia.org/wiki/Cengiz_Han
*Cengiz Han,[a] (doğum adıyla Temuçin ya da Timuçin,[b] 1162 - Ağustos 1227), Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk Han'ı olan Moğol komutan ve hükümdardır.[3] Hükümdarlığı döneminde gerçekleştirdiği hiçbir savaşı kaybetmeyen Timuçin, dünya tarihinin en büyük askerî liderlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple doğum ismi olan Timuçin'den çok, "güçlü hükümdar" anlamına gelen Cengiz Han ismiyle anılmaktadır. 13. yüzyılın başında Orta Asya'daki tüm göçebe bozkır kavimlerini birleştirip, bir ulus hâline getirerek Moğol siyasi kimliği çatısı altında toplamıştır. Cengiz Han, hükümdarlığı döneminde 1206-1227 arasında, Kuzey Çin'deki Batı Xia ve Jin Hanedanı; Türkistan'daki Kara Hıtay, Maveraünnehir; Harezm, Horasan ve İran'daki Harezmşahlar, Kafkasya'daki Gürcüler, Deşt-i Kıpçak'taki Rus Knezlikleri, Kıpçaklar ile İdil Bulgarları üzerine seferler yaptı.[4] Bunların sonucunda Pasifik Okyanusu'ndan Hazar Denizi'ne ve Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanan bir imparatorluk kurdu.
Bozkır geleneğinden gelen onlu teşkilatı kullanarak yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne dayanan meritokratik bir ordu oluşturan Cengiz Han'ın büyük bir asker olarak ün kazanmasının temelinde, kurduğu posta teşkilatı ve casus ağı ile istihbarat sanatına verdiği büyük değer önemli bir yer tutmaktadır. Yaptığı seferler sonucunda pek çok kent tahrip olmuş ve milyonlarca insan da katledilmiştir ancak Cengiz Yasası adı ile metinleştirilen kuralları ile işkenceyi, yalan söylemeyi, hırsızlık yapmayı ve zina etmeyi de yasaklamış; zanaatkârlar, doktorlar, belli bilgi becerisi olan eğitimli kişiler ve her dinden din adamlarına, hangi ulustan olursa olsun aralarında bir ayrım yapılmaksızın saygı gösterilmesi ve vergiden muaf tutulmalarını da yasalaştırmıştır.[5]
Cengiz Han aynı zamanda, halkının yazıya sahip olmasını sağlamak için Uygurlardan önemli kişileri başkenti Karakurum'a çağırmış ve Moğolca için Uygur alfabesini uyarlatarak bunu çocuklarına da öğretmesini istemiştir. Bu sayede Moğol dilinin de yazılı duruma getirilmesini sağlamıştır.[6]
Cengiz Han, 1227 yılında Kuzey Çin'deki Tangutlar'ı yendiği seferden dönerken bilinmeyen bir nedenle öldü. Mezarının yeri ise günümüzde hâlâ bilinmemektedir. Ünlü bir söylentiye göre, kendisi ölmeden önce mezarının gizli tutulmasını vasiyet etmiş, o ölünce de yakınları onu bilinmeyen bir yere gömmüş, daha sonra cenazeye katılan herkes mezarın yeri hiçbir biçimde bilinmesin diye kendilerini öldürmüştür. Fakat bu iddia, birçok kişi tarafından uydurma olarak kabul edilir. Günümüzde arkeologlar Cengiz'in gömüldüğü yere yaklaştıklarını düşünüyorlar. İlerleyen yıllarda modern Moğolistan'ın olağanüstü bir keşfe ev sahipliği yapması mümkündür.[7]
Cengiz Han öldüğünde sahip olduğu topraklar, tahmini olarak Büyük İskender'in dört, Roma İmparatorluğu'nun ise iki katı büyüklüğündeydi. Kurmuş olduğu imparatorluk, günümüzde Rusya hariç tüm ülkelerden daha geniş topraklar üzerine yayılmış durumda olup, onun ölümünden sonra oğulları ve torunları döneminde daha da genişleyerek insanlık tarihinin gördüğü bitişik sınırlara sahip en büyük imparatorluk hâline geldi.
2003'te araştırmacılar American Journal of Human Genetics'te, yaklaşık 900 yıl önce yaşamış bir erkeğin genetik materyalinin günümüzde her 200 erkekten birinde bulunduğunu, yani Avrasya'da 16 milyon erkeğin bu genetik materyali paylaştığını iddia eden bir araştırma yayımladı. Bunun Avrupa'dan Afrika'ya kadar örnekleri vardır. Araştırmacılar, bu süper başarılı atanın kim olduğu sorusuna getirilebilecek en mantıklı açıklamanın Cengiz Han olduğuna karar verdiler.[8] Çünkü Cengiz Han'ın, vaktinde Çin'den getirttiği Taoist bir bilgeden ömrünü uzatmak için yardım istediği[9] ve bunun sonucunda, yaptığı seferlerle büyük kentleri ele geçirdiğinde oralarda yaşayan birçok kadını himayesine alıp onlarla cinsel ilişkiye girdiği bilinmektedir.
… ..
*Ordos (Çince: 鄂尔多斯市; Moğolca: ), Çin'in İç Moğolistan Özerk Bölgesi'nde bulunan bir il düzeyi şehirdir. Ordos, daha önceden Ih Ju adıyla bir aymak iken 21 Şubat 2001 tarihinde il düzeyi şehir yapılmıştır. Ordos, Moğolcada "saraylar" anlamına gelmektedir.[1] Yüzölçümü 86.752 km² olan şehrin nüfusu 2010 yılı itibarı ile 1.940.653'tür.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder