Bu kitap, babam Mustafa Uyal’ın başarı öyküsüdür. Babam 1924 yılında Girit’in Kandiye (Şimdiki adı ile Iraklion) şehrinden mübadele ile İzmir Urla’ya gelmiş ve bufraya yerleşmiş. Daha sonra annem Cevher Atay’la tanışıp evlenmişler.
Babam, ailesinin Girit’teki üretkenliğini Urla’daki yaşamına taşıyarak , kısa zamanda başarılı zeytinyağı üreticilerinden biri olmuş ve ardında guru duyulacakn bir yaşam öyküsü bırakmıştır
… ..
Nesrin Uyal Ortan ve Ailesi
Besin Uyal (Yılanzade) (Ölüm tarihi)1930)
Besim dedemin babası Mustafa Yılanzade, İzmir’in Tire İlçesisi’nden Girit’e, yeniçeri askeri olarak gitmiş. Savaştan sonra Giritli Rum bir kadınla evlenmiş.Adada kullanılan farklı bir Rumca olan “Giritlice”yi konuşuyorlarmış. Dedem Besim Yılanzade,
orada doğmuş. Babasının Tris Kamares’te evi, zeytinlikleri ve zeytinyağı fabrikası varmış. Dedem Besim Yılanzade, Girit’in Kandiye şehrinde zeytinyağı ticareti yapıyormuş. Ayrıca zeytinlikleri de varmış. Kendi zeytinlerinin yağlarını yağhanelere satıyormuş. Kandiye şehrinde de deposu varmış. İşlerini oradan yürütüyormuş. Bir eli çolak olduğu için Girit’te ona “Çolak Tüccar Besim,” derlermiş. Ekonomik durumu oldukça iyiymiş. Sakin, sabırlı bir adammış.
Mübadeleden birkaç yıl önce, Yunanistan Girit Adası üzerinde tam hakimiyet kurmak istemiş. Bunun için dağlık bölgelere ve iç göndermeye başlamış. Müslüman halk büyük baskılar görüyormuş. Başlangıçta canlarına dokunulmaz, yalnızca mallarına zarar verilirmiş. Ancak zamanla bağlar, bahçeler ve tarlalar yağmalanmış. Dedem ise her an bir tehlike gelecekmiş gibi tetikte bekler hale gelmiş, endişesi giderek artmış.
Nüfus mübadelesi yapılacağı anlaşılınca; dedem, felaket kapıya dayanmadan, mallarını nasıl elden
çıkaracağını düşünmeye başlamış. Düne kadar birlikte yaşadıkları Rumların bir kısmı, gayrı menkullerini paraya çevirmeye çalışan Müslümanların mallarını ‘nasıl olsa gidecekler’ diye ya ucuza almaya çalışıyor ya da almadan bekliyorlarmış.Girit’ten Urla’ya & Nesrin Uyal Ortan
Nesrin Uyal Ailesinin Öyküsü
A7 Kitap
4.Baskı, Şubat 2025 , İstanbul
*Girit (Grekçe: Κρήτη (Krḗtē), Yunanca: Κρήτη (Kríti), Osmanlıca: كرید (girid)), Yunanistan'ın en büyük, Akdeniz'in beşinci büyük adasıdır. Ege Denizi'nin güneyinde yer alır.
Girit dünyaca tanınmış bir turizm merkezidir. En ilgi çeken turistik ziyaret yerleri arasında Knossos, Faistos ve Gortis'teki arkeolojik sitler, Retimnon'daki (Resmo) Venedik kalesi ve Samarya, Aya İrini ve Aradena geçitlerinin doğal güzellikleri sayılabilir.
Girit Avrupa'nın ilk uygarlıklarından biri olan Minos Krallığı'na (yaklaşık MÖ 2000-1400 arası) beşiklik etmiştir. İngiliz arkeolog Arthut Evans'ın bölgede rastladığı oyulmuş mühür taşlarına olan ilgisi, onu 1900 yılında Knossos'ta düzenlediği kazı sonucu Doğu Akdeniz'de “başka bir uygarlığın zanaatkârlığı ve işçiliğinin bir devamı olarak görmediği”[1] bu saraylarının en büyüğüne rastladı. Yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan bu medeniyete bir isim vermek gerekiyordu. Bunun için her zaman olduğu gibi efsanelere başvuruldu. Efsanelere göre Zeus'un oğlu olduğu farz edilen Kral Minos'a Girit'in yönetimi verilmişti. Minos'tan sonra gelen hanedan fertlerinin de hâliyle “Minos” adıyla anılacağını düşünen İngiliz arkeologlar Girit uygarlığını tüm dünyaya “Minos” adıyla yayıp bunlara da “İlk Yunanlar” demiş olsa da, hakikat, o dönemin Giritli sakinlerinin kendilerine ne dediğinin hâlen bilinmemekle birlikte: arkeolog Arthur Evans'ın başvurduğu efsanelerin tabletlerdeki kayıtlardan çok sonrasına ait olduğuydu. Dolayısıyla bu verilerle Girit adasında izlerine rastlanan ilk sakinlerin “İlk Yunanlar” olduğunu söylemek mümkün olmamakla birlikte, “ilk dönemlere ait definler, adadaki toplumun klanlar ya da geniş aileler hâlinde yaşadıklarını düşündürüyor ve sarayların etrafındaki kasabalarda yapılan kazılar, kendi ambarlarını kontrol eden geniş ve bağımsız ailelerin varlığını gösteriyordu.[1]
Ayrıca, Knossos ile Kandiye arasında kalan, "Khaniale Tekke", Teke ya da Tekke adındaki bölgede Tunç Dönemi'ne ait oldukça zengin saraylar bulunmuştur. 1. Dünya Savaşı sırasında bulunan mezarlar sonrasında birçoğu yağmalanmıştır. Yakın yüzyılda, Girit adasındaki pek çok yer isimlerinin değiştirilmiş olması, adres bulmak ve belgelemek açısından araştırmacıları oldukça zora sokmuştur. 1967'de Tekke mezarlarına da Payne tarafında bulunanlarına da “Fortetsa” adı verilmiştir. Bugün ise Girit'te "Khaniale Teke" antik saray ve mezarlarının olduğu yeri sorsanız, kimse bunların yerini size gösteremeyecektir.[2]
Tarihçe :
Girit'in tarihi Milattan önce 2000'li yıllara kadar dayanmaktadır. Milattan önce 1700'lerde gerçekleştiği düşünülen bir felaket nedeniyle Girit halkının yapıları büyük hasar görmüş, pek çoğu yıkılmıştır. Eski adı Minos olan Girit adası Akalar ve Dorlar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgale tepkisiz kalan Girit halkı adaya yeni gelenlerden uzak durmak amacıyla yaşamlarını sürdürecekleri kasabaları adanın en ulaşılmaz yerlerine kurmuşlardır. Bunların gerçekleştiği dönem Girit tarihinde Karanlık Çağ olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde adanın yerlileri yeni yaşam koşullarına adapte olamamış ve pek çoğu ölmüştür.[3]
Ada, Roma ve Doğu Roma İmparatorluğu egemenliklerinden sonra Arap işgaline uğramış ve 828-961 arasında Abbasiler'e bağlı Hafsiler tarafından yönetilmiştir. 6 Mart 961'de tekrar Doğu Roma egemenliğine girmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu'nun çözülme döneminde Venedikliler tarafından ele geçirilmiştir.
Girit, 1645'te İbrahim saltanatı döneminde Sünbül Ağa hadisesinin tetiklemesi üzerine başlatılan fetihle Osmanlı idaresine geçmiş, Venedik Cumhuriyeti'nin ada üzerinde 1204'ten beri devam eden hâkimiyetine böylece son verilmiştir. Adanın hemen hemen tamamı ve bu arada Hanya ve Resmo gibi önemli kentler Osmanlı İmparatorluğu tarafından kolaylıkla fethedilebilmişse de, en büyük merkez olan Kandiye kalesinin alınması 24 yıl sürmüş, 1669'da Fazıl Ahmet Paşa tarafından tamamlanabilmiştir.
Adanın Osmanlı hâkimiyetine geçişi ile Venedik Cumhuriyeti 'nin Doğu Akdeniz'de yüzyıllardır süregelen önemli rolü son bulmuştur. Ege Denizi'nde ve Mora'da Venedik hâkimiyetinde kalan birkaç küçük ada ve kale de müteakip yıllarda Osmanlı Devleti tarafından alınmıştır. Bölgedeki isyankar Rum aileler Trabzon'un Of ilçesi civarlarına yerleştirilmiştir. Kos, Yasiciannis ve Dimitris bugün bilinen ailelerin başlıcalarıdır. Meşhur papaz İgor Yasiciannis'den sonra ailelerin dili dönüştürülmüştür (Neye?). Bu durum, Osmanlı fütuhatı açısından, Fatih Sultan Mehmet zamanından beri teker teker alınan Ege adalarının ve kıyı kalelerinin ve nihayet 1571'de Kıbrıs'ın (yine Venedik'ten) alınmasının mantıklı bir uzantısını teşkil etmiştir.
24 yıllık fetih süreci ve hemen sonrasında, ilki Batı Avrupa medeniyeti açısından, ikincisi de Osmanlı kültür mozaiği bakımından önem arzeden iki ilginç gelişme cereyan etmiştir. Ada halkı 450 yıl süren Venedik yönetimi bünyesinde orijinal bir entelektüel kültür ve zümre yetiştirmiş bulunmaktaydı. Bu oluşumda Girit'in antik çağlardan beri muhafaza ettiği özgün benliğin ve 1453'ten sonra Bizans kültür odaklarının artık tarihe karışmalarının veya köklü bir kimlik değişimi yaşamalarının da etkisi olmuştur. Osmanlı fethi ile birlikte Venedikli Girit kültürel birikimin temsilcilerinden bir kısmı eski idarecileri ile birlikte Batı Avrupa'ya geçmişlerdir. Batı Avrupa'da aydınlanma çağı ruhunu besleyecek olan bu Giritli aydın şahsiyetler arasında en önemlisi İspanyol resim sanatının temel taşlarından biri hâline gelecek olan El Greco veya asıl adıyla Domenikos Theotokopulos'tu.
Aynı dönemde bir kısım Giritli de doğuya yöneldi. O dönemde olgunluk çağına ermiş bulunan Osmanlı bürokratik geleneğinin düzenli kayıtlarından takip edilebildiği üzere, fethin hemen ardından Girit yerli halkı arasında bir ihtidâ (İslamiyet’i kabul) süreci yaşandı. Osmanlı'nın Venedik'e kıyasla dinî inançlara müsamaha ve vergilendirme konularında ada halkı açısından kurtarıcı kimliğine bürünmüş olduğu rahatlıkla iddia edilebilir. Girit adası Birinci Balkan Savaşı neticesinde 1913 yılında Yunanistan'ın hâkimiyetine geçmiştir.
II. Dünya Savaşı'nda :
Girit Adası İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından işgal edildi. İngiliz birlikleri, 3 Kasım 1940'ta Yunan Hükûmeti'nin izni ile Girit'e indi. Mihver güçleri tarafından anakara Yunanistan'ın işgali 6 Nisan 1941 tarihinde başladı ve Yunanistan ile birlikte Commonwealth ordularının müdahalelerine rağmen birkaç hafta içinde bu işgal tamamlandı. Kral II. Yorgos ve Emmanuil Çuderos Hükûmeti Atina'dan kaçmak zorunda kalarak 23 Nisan tarihinde Girit'e sığındılar.
Anakara Yunanistan işgalinden sonra Almanya, Girit ve Balkan seferinin son aşamasına geldi. (20 ve 31 Mayıs 1941 tarihleri arasında) on gün süren Nazi Almanyası ve müttefikler (İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Yunanistan) arasındaki sert ve kanlı çatışmaların ardından Girit adası da Almanya tarafından işgal edildi.
20 Mayıs 1941 sabahı, Girit tarihinin ilk büyük havadan saldırı başladı. Üçüncü Reich "Mercury Operasyonu" (Girit Muharebesi) kod adı altında Girit'e havadan işgal başlattı. General Kurt Student komutasındaki 17.000 paraşütçü, Maleme, Kandiye ve Rethymnon olmak üzere hava meydanları ile üç stratejik konumlara indirildiler. Paraşütçülerin amacı Kraliyet Donanması ve hâlâ denizleri kontrol eden Yunanistan Donanmasının çökertilerek Anakara Yunanistan'daki Luftwaffe tarafından helikopterle takviye gelişini sağlamak için üç havaalanını işgal ve kontrol etmekti.
Müttefikler 1 Haziran 1941 tarihinde Girit adasını tamamen boşalttı. Alman işgalcilerinin zaferine rağmen, özel eğitimli Alman paraşütçüleri, Müttefik askerler ve Yunan sivil direnişçileri, çok ağır kayıplar verdiler. Adolf Hitler bu yüzden savaşın geri kalanında bu tür büyük ölçekli hava operasyonlarını yasakladı.
Coğrafya :
İklim :
Ekonomi :
Kültür :
Turizm :
İnsan coğrafyası :
Yönetim
Şehirler
*Girit Türkleri (Yunanca: Τουρκοκρητικοί veya Τουρκοκρήτες, Tourkokritikí veya Tourkokrítes, Türkçe: Giritli, Girit Türkleri veya Giritli Türkler, Arapça: أتراك كريت), Girit adasının Müslüman sakinleriydi. Osmanlı öncesi [kaynak belirtilmeli] ada halkından İslamiyet'e geçenlerin bir kısmı 19. yüzyıl başında Yunan milliyetçiliği akımlarının etkisinde kalarak Hristiyanlığa geri dönmüş (irtidad), Girit Türkleri toplumunun dışına çıkmışlar, Müslüman kalanlar ise Türk kimliğini benimseyerek kendilerine Türk demişlerdir.[2]
Giritli Türkleri, 17. yüzyılda Osmanlıların Girit'i fethinden sonra İslam'a geçen etnik Yunanlılar[3][4][5] ile adaya yerleştirilen Türklerin karışımından oluşan melez bir toplumdu. Avrupalı gezginlerin hesapları, Girit'teki 'Türklerin' çoğunlukla Türk kökenli olmadığını, ancak Ortodoksluktan dönen Giritliler olduğunu belirtiyor.[6][7]Bu toplumun 19. yüzyıl sonlarında başlayan ve Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile tamamlanan Anadolu'ya (veya komşu coğrafyalara) göç hareketinin günümüze uzanan bireyleri Girit Türkleridir. Girit Türklerinin Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile Türkiye'ye gelenleri ağırlıklı olarak Çukurova, Ayvalık, İzmir, Bodrum, Side, Mudanya, Adana ve Mersin'e yerleşmişlerdir. Ayvalık ve Alibey/Cunda adasında hâlen nüfus çoğunluğunu teşkil eden Giritliler arasında Yunancanın Girit lehçesi de günümüze dek kullanılmaktadır.
Göç hareketi üç dalga hâlinde cereyan etmiştir. İlk dalga 19. yüzyıl sonlarında, adada Osmanlı hâkimiyetinin zayıflamasıyla Anadolu'ya dönmeyi tercih edenler ve özellikle de adanın doğu kısmında 1897'de cereyan eden "toplu katliamlar"dan (terim olayların görgü şahidi olan İngiliz gazeteci-yazar Henry Noel Brailsford'a ait; "wholescale massacre" [8]) kaçabilenlerdir.[9] İkinci dalga, yapısında adanın Türk-Müslüman azınlığı için temel haklar barındıran Girit Cumhuriyeti'nin (1896-1908) Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'in ilanını takip eden dönemdeki otorite boşluğunu fırsat bilerek bir oldubitti ile Yunanistan'a bağlanması ile ayrılmak durumunda kalanlardır. Üçüncü ve son dalga ise, Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile dönmüştür.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder