Kitap arkası tanıtımdan:
Seraphine, ailesiyle birlikte zorlu bir yolculuğun ardından Fransa hükümetinin vaat ettiği Cezayir topraklarına varır. Kuracakları tarim kolonisiyle daha iyi bir yaşam hayalinin peşinden sürüklenen tüm yerleşimciler gibi o da Afrika toprağında yoksulluk, hastalık ve ölümden başka bir şey bulamayacaktır.
Bir yanda koloniciler kendi topluluklarını oluştururken diğer yanda yaşananlar, aldığı korkunç emirleri sorgusuz sualsiz yerine getiren işgalci bir Fransız askerinin gözünden en acımasız haliyle dile getirilir. Cezayir’e sözde “medeniyet” götürmekle görevlendirilmiş askerlerin yağmalayıp yaktığı , yerli halka zulmettiği bu sömürgeci savaşta insanlığın yavaş yavaş yitirilişine tanık oluruz.
Mathieu Belezi, bugün hâlâ yüzleşilmeyen, tarihin sessiz kalan o ânına o büyük yıkımı, hem toprağa hem de insanlığa saldıran bir medeniyetin eleştirisini rahatsız edici gerçeklerle aktararak sanata dönüştürüyor.
(Meşakkatli İş)
Ağladım oraya varıp da işlememiz gereken toprağı görünce gözyaşlarıma engel olamadım.
Tanrı'nın azizeler azizesi anası Seine ve Saône, sonra da Rhône nehirlerini inmek için, hiç acele etmeyen atlar tarafından çekilen el gibi dümdüz teknelerin üzerinde günlerce yolculuk, bana inanabilirsiniz, erkekler alavere havuzlarındaki molalarda hemen civar hanlarda yiyip içip âlem yapmaya koşarken biz zavallı kadınlar bu molodan çocukların bezlerini değiştirip altlarını temizlemek için istifade ediyorduk, size günlerce diyorum, ta ki en sonunda denizi görene kadar, denizi ve Marsilya Limanı’nın üzerinde bir bayrak gibi şakırdayan göz kamaştıran ışığını
Tanrı’nın azizeler azizesi anası
bizi bir karantina alanına yerleştirdiler, biz saf göçmenleri, orada en az beş yüz kişiydik, henüz limanda olmayan labrador fırkateynine binecek beş yüz kişi ve onu tam bir hafta beklememi
gerekti, beş yüz kişi, sabırsızlığımızı bastırmak için Marsilya sokaklarını arşınlıyor, soğuk esen yelin süpürdüğü kafe önlerindeki masalarda oturuyor, son moda giysileri sergileyen mağaza vitrinlerini içimiz giderek seyrediyorduk, ta ki bizi geminin geldiği anons edilene ve bavullarımız, bir öbek eşyamız ve diğer ıvır zıvırlarımızla nihayet ona binene kadar
Tanrı’nın azizeler azizesi anası
bir deniz kabuğu gibi baş kıç vuran bu Lanrador’unü zerinde günlerce ve gecelerce deniz yolculuğu, iki ayağımızı Cezayir toprağına basmadan ve komutanın güzel nutuklarını dinlemeden önce karnımızı tuta tuta midemizdeki ve bağırsaklarımızdaki her şeyi boşalttık.
… ..
… ..
*Toprağa ve Güneşe Saldırmak & Mathieu Belezi
Çeviren : Süleyman Doğru
Türkiye İş Bankası Yayınları
2. Baskı / Nisan 2016, İstanbul
*https://fr.wikipedia.org/wiki/Mathieu_Belezi
*Biographie
Mathieu Belezi fait des études de géographie à l'université de Limoges.
Il enseigne ensuite en Louisiane (États-Unis). Il a vécu au Mexique, au Népal, en Inde, et dans les îles grecques et italiennes.
En 1999, il décide de se consacrer à l'écriture, publiant plusieurs romans et nouvelles.
A partir de 2004, il partage sa vie entre la France et le sud de l'Italie.
Gerçi belki de destan değil anti-destan demeli buna; zira içinde kahramanca hiçbir şey yok. Ter, kan, gözyaşı, şiddet ve vahşetten müteşekkil bir minik roman bu. Fransız yazar Mathieu Belezi, daha önce yayımlanmış ödüllü bir kitabı olmasına rağmen bu kitabı Fransa’da yayımlatmak için epey ter dökmüş; tam dört yayınevi tarafından reddedilmiş kitap. Sebebini anlamak güç değil elbette – her ne kadar söylemlerinde son derece demokrat olsalar da, Fransızlar da pek çok başka ulus gibi işledikleri suçlarla yüzleşmeye hiç hevesli değiller. Ve bu kitap tam bir suç dökümü; olanca hamlığı ve çıplaklığıyla üstelik.
Kitap iki ayrı eksende ilerliyor: “Meşakkatli İş” başlıklı bölümlerde Fransa’nın Cezayir’i işgalinin ardından bir hayat kurmak umuduyla oraya giden kolonicilerin öyküsünü, “Kan Banyosu” başlıklı bölümlerdeyse işgalci ordununkileri okuyoruz. Kolonicilerin anlatıcısı bir kadın, ordunun anlatıcısıysa herkes: iyi kullanıldığında müthiş çalıştığını düşündüğüm (aklıma hemen Gert Hofmann’ın Körler Kıssası şaheseri geliyor) birinci çoğul şahsı kullanıyor yazar: Biz. Biz yaptık. Biz öldürdük. Biz kıydık. Neredeyse hiç büyük harf kullanmadan, çok az noktalama işaretiyle, cümleleri bazen yarım bırakarak anlatıyor bu iki öyküyü Belezi.
Ve yani… Bu nasıl bir anlatmaktır? Yer yer Fuentes’in Terra Nostra’sının tadını aldım kitaptan ki o benim için neredeyse ruhani bir yerde duran bir metin, şaşkınım. İşgalin tüm kabuslarını (salgın, ölüm, tecavüz, yağma, açlık…) hiçbir kelimesini sakınmadan ortaya koyan, okuması bu yüzden epeyce zor olsa da muazzam bir şaheser olduğunu düşündüğüm ve “medeniyet götürme” iddiasının ne büyük bir yalan olduğunu okurun üstüne maalesef son derece inandırıcı bir dehşet sıçratarak anlatan büyük, çok büyük bir kitap Toprağa ve Güneşe Saldırmak.
Bu hikaye dürüstçe anlatılacaktıysa, ancak bu acımasızlıkta yapılabilirdi. Belezi yapmış. Çok etkilendim.
Gerçi belki de destan değil anti-destan demeli buna; zira içinde kahramanca hiçbir şey yok. Ter, kan, gözyaşı, şiddet ve vahşetten müteşekkil bir minik roman bu. Fransız yazar Mathieu Belezi, daha önce yayımlanmış ödüllü bir kitabı olmasına rağmen bu kitabı Fransa’da yayımlatmak için epey ter dökmüş; tam dört yayınevi tarafından reddedilmiş kitap. Sebebini anlamak güç değil elbette – her ne kadar söylemlerinde son derece demokrat olsalar da, Fransızlar da pek çok başka ulus gibi işledikleri suçlarla yüzleşmeye hiç hevesli değiller. Ve bu kitap tam bir suç dökümü; olanca hamlığı ve çıplaklığıyla üstelik.
Kitap iki ayrı eksende ilerliyor: “Meşakkatli İş” başlıklı bölümlerde Fransa’nın Cezayir’i işgalinin ardından bir hayat kurmak umuduyla oraya giden kolonicilerin öyküsünü, “Kan Banyosu” başlıklı bölümlerdeyse işgalci ordununkileri okuyoruz. Kolonicilerin anlatıcısı bir kadın, ordunun anlatıcısıysa herkes: iyi kullanıldığında müthiş çalıştığını düşündüğüm (aklıma hemen Gert Hofmann’ın Körler Kıssası şaheseri geliyor) birinci çoğul şahsı kullanıyor yazar: Biz. Biz yaptık. Biz öldürdük. Biz kıydık. Neredeyse hiç büyük harf kullanmadan, çok az noktalama işaretiyle, cümleleri bazen yarım bırakarak anlatıyor bu iki öyküyü Belezi.
Ve yani… Bu nasıl bir anlatmaktır? Yer yer Fuentes’in Terra Nostra’sının tadını aldım kitaptan ki o benim için neredeyse ruhani bir yerde duran bir metin, şaşkınım. İşgalin tüm kabuslarını (salgın, ölüm, tecavüz, yağma, açlık…) hiçbir kelimesini sakınmadan ortaya koyan, okuması bu yüzden epeyce zor olsa da muazzam bir şaheser olduğunu düşündüğüm ve “medeniyet götürme” iddiasının ne büyük bir yalan olduğunu okurun üstüne maalesef son derece inandırıcı bir dehşet sıçratarak anlatan büyük, çok büyük bir kitap Toprağa ve Güneşe Saldırmak.
Bu hikaye dürüstçe anlatılacaktıysa, ancak bu acımasızlıkta yapılabilirdi. Belezi yapmış. Çok etkilendim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder