… .. Her soru bir yenisine yol açarken Ömer yüksek sesle de ifade edebilmek isterdi aklından geçen kuruntuları, tabii eğer Abed’in lafını kesmek mümkün olabilseydi.
“Derken ta-ta-ta… açılış günü gelir Yani bir bar ya da dükkânın ilk olarak halka açılmasına İngilizce de ne denir?”
“Bilmiyorum,” dedi Ömer kızgınlıkla.
Ne vakit bir yabancı bir başka yabancı ile ikisine de yabancı olan ortak dilde sohbet etmeye kalksa, konuşmalarının en iyi tarafı budur işte. İçlerinden biri bir kelimeyi bulamadığında, öteki de bulmaz nasıl olsa.
“Bilmesen de anladın ama neden bahsettiğimi,” diyerek kendinden emin konuşmayı sürdürdü Abed.
Ne vakit bir yabancı bir başka yabancı ile ikisine de yabancı olan ortak bir dilde sohbet etmeye kalksa, konuşmalarının ikinci en iyi tarafı budur işte. Ne biri ne de öteki bulabilse de belli bir kelimeyi, gene de kabildirler birbirlerini anlamaya.
Etiyle kanıyla burada olmasa da dünya işlerine müdahale eden bir hayalet gibi o asla bulunamayan kelime bizzat sahnede boy göstermeden anlamını ifade etmenin bir yolunu bulur. Ortak bir yabancı dilde konuşan insanlar arasında kelimeler, sessizliklerde konuşmak, yokluklarıyla var olmak gibi muğlak bir yetenek geliştirirler. Bi nevi dilsel hayalet uzuv etkisi. Ameliyattan çok sonra bile kesilmiş uzuvlarını hisseden insanlar gibi, ana dillerinden tüm,yle koparılmış olan ve sonrasında başka bir dilde hayatlarını sürdürmeyi öğrenen insanlar da uzak geçmişlerindeki kaybettikleri kelimeleri bir şekilde hissetmeye devam ederler ve artık sahip olmadıkları o kelimelerle cümleler kurmaya çalıştıklarından eksiklik hissini peşlerisıra sürüklerler.
“Açılış günü olduğundan ilk içkiler ücretsizdir. Bütün mahallenin orada olmasına şaşmamak lazım. Patron gayet mutlu, gayet meşgul ve muhtemelen gayet sarhoştur. Sonra görüş mesafesindeki tek ayık adam yaklaşır ve sorar: ‘Beyefendi, merakımı mazur görün, ama barınıza niçin Gülen






