16 Haziran 2026 Salı

Sırların Sırrı*


 Herhalde öldüm, diye düşündü kadın.

Altında uzanan Eski Şehir’in kulelerinin üzerinde süzülüyordu. Görkemli Aziz Vitus Katedrali’nin ışıklı kuleleri, yanıp sönen parıltılı bir ışık denizinin üstünde kendini belli ediyordu. Castle Hill’den bohemya başkentinin tam kalbine inen eğimli yolu ve oradan da yeni yağmış kar örtüsünün altındaki dolambaçlı sokakları gözleriyle takip etti; elbette, hâlâ gözleri varsa.

Prag.

Aklı karışmış bir halde, ne kadar kötü bir durumda olduğunu anlamaya çalıştı.

Kendini, ben bir nörobilimciyim, diye düşünerek teselli etmeye çalıştı. Aklı başuında bir insanım.

Ama bu ikinci cümlenin, doğruluğundan şüphe etti.

Doktor Brigita Gessner’ın o anda tek bildiği, yaşadığı şehir olan Prag’ın semalarında dolaştığıydı. Bedeninde değildi.  kütlesi veya biçimi yoktu. Buna rağmen, Vltava Nehri’ne doğru yavaşça süzülürken bedeninden geri kalanı yani kendisi, özbenliği, bilinci yerindeydi ve olan bitenin farkındaydı.

Gessner bedensel acı çektiğine dair silik bir hatıradan başka yakın geçmişine ait hiçbir şey hatırlamıyordu. Ancak şimdi ,bedeni adeta içinde yüzdüğü atmosferden ibaretti. Bu, şimdiye dek deneyimlediği hiçbir hisle kıyasllanamazdı. Entelektüel öngörülerine rağmen, bu duruma tek bir açıklama getirebiliyordu.

Öldüm. Ölüm sonrasını yaşıyorum.

Düşünce aklında beelirdiği anda saçmaladığına karar verdi.

Ölümden sonraki yaşam ortak bir yanılsamadır… Yaşadığımız hayatı katlanır kılmak için ortaya atılmıştır.

Bir doktor olan Gassner, ölüme aşinaydı ve bunun bir sonu olduğunu biliyordu. Tıp fakültesinde , insan beynini incelerken bizi biz yapan tüm kişisel özelliklerin -ümitlerimizin, korkularımızın, hayallerimizin, hatıralarımızı beyinlerimizdeki elektrik yükleri tarafından tutulan kimyasal bileşiklerden ibaret olduğunu öğrenmişti. Kişi öldüğünde beyindeki güç kaynağı zarar gördüğünden, tüm bu kimyasallar çözünerek

13 Haziran 2026 Cumartesi

Çaylak ile Filozof 8*


 

I.

Yetenek mi Kabiliyet mi?

Olağanüstü şeylerin, sıradan görünmek gibi “olağanüstü” bir özellikleri vardır. Onları, tüller gibi incecik, aslında şeffaf ama kat kat oldukları için bakışınızı hiç hissettirmeden sınırlayan, hatta bütün bütün kapatan alışkanlık perdelerini gözlerinizin önünden sıyırıp açmadığınız sürece fark edemezsiniz.

Bu yüzden , bazı şeylere, ne kadar gözünüzün önünde olurlarsa olsunlar, onları sanki ilk kez görüyormuş gibi bakmaya çalışmalısınız; çocuklar gibi iştahlı bir merakla, şaşkın ve hayretten irileşmiş gözlerle mesela…

Mesela Dünya’ya çok çok uzak başka bir gezegenden gelmiş de burada olan ve olup biten şeylerle ilk kez karşılaşıyormuş gibi…

Filozof bana, “İnsan, baka baka alışır yavrucuğum ve artık en muhrteşem şeyleri bile sıradan görmeye başlar, işte bu da bir tür görme bozukluğudur” derdi. Zaman zaman, “Gel seninle bugün sıradan şeylerden konuşalım” diyerek beni yanına çağırır ve bi onunla saatlerce, aklınıza getiremeyeceğiniz kadar sıradan şeylerden, mesela havadan sudan konuşurduk…

Bana iğde, kekik ve papatya kokan bahar meltemlerini anlatırdı. Bana nefes alan sabahlardan, bana aşılayıcı rüzgarlardan, bana, rahmet yüklü rüzgarlardan, bana Dünya’nın üzerine ipekten baş örtüleri, mavi atlastan handiyse şeffaf şallar gibi sarmalanmış gökyüzünden bahsederdi.

O, suyun kimyasal formülünü Allah’ın bir ayetini okur gibi okur; taşların, keskin sivri uçlu kayalıkların çatlak ve oyuklarından neredeyse işitilir bir neşe ile çağlayan pınarlardan söz açar, “Şimdi bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara…” derdi. “Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir…”

Ders kitaplarında, bir sınav sorusunun cevabı olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmeyen bilgi o anlatırken bambaşka bir surete bürünür; bilgi, çiçek açardı.

Filozof için yaratılış harikalarına, -her zaman olmasa bile zaman zaman- onları ilk kez görüyormuş

8 Haziran 2026 Pazartesi

Radley Ailesi*


 

Arka Kapak Tanıtımı

Aileler Bazen Kanınızı Kurutur


Peter çok çalışkan bir doktor, Helen hafifi mesafeli  am sorumlu bir eş, çocukları Rowan ve Clara ise ergenlikle cebelleşiyor. Radley Ailesi’nin sakin İngiliz banliyölerindeki diğer ailelerden farkı yok… Şey hariç: kendilerini inkâr etme becerileri.


Radiye Ailesi’nin hayatı alt üst olmak üzere. Bir partiden dönerken saldırıya uğrayan Clara, kardeşi Rowan ile birlikte yıllardır  uyuyamamalarının, salata yerken boğulacak gibi olmalarının ve dışarıya ancak 60 faktörlü güneş kremi boca ederek çıkabilmelerinin ardındaki gerçeği nihayet keşfedecek. Ailenin başına bela açmaktan sorumlu Will Amcalarının çıkagelmesiyle, onları garip bulan kasaba halkına bu kez polisler de eklenecek. Peki kendini inkârdan kurtulmak seni gerçekten özgürleştirir mi yoksa karakola mı götürür?


Orchard Yolu, 17 Numara

Bilhassa geceleri, sessiz bir yerdir burası.

Ağaçların gölgelendirdiği güzel yollarında herhangi bir canavarın yaşayamayacağı kadar sessiz olduğunu düşünmeden edemezsiniz.

Hatta Bishopthorpe kasabasında sabahın üçüyken, kasaba sakinlerinin söylemekten hoşlandığı yalana -burasının iyi ve sakin insanların, iyi ve sakin hayatlar yaşadığı bir yer olduğuna- inanasınız gelir.

 Bu saatte yalnızca doğanın kendi çıkardığı sesler duyulur. Bir baykuşun ötüşü, uzaklardaki bir köpeğin havlaması ya da böylesine esintili bir gecede, çınarların arasında esesn rüzgârın belli belirsiz

3 Haziran 2026 Çarşamba

Çaylak ile Filozof 7*


 I.

“Ne Çok Acı Var”

Filozof, sessiz ağlardı. Yanına iyice sokulmadan fark edemezdiniz. Pek çok kederli hatıraya rağmen, ben onun sadece birkaç kez, hıçkıra hıçkıra gözyaşı döktüğüne şahit oldum.


-Ne oldu Filozof? Yeni bir haber  mi var?

-Hastaneyi vurmuşlar…


Sesler, ağızlarımızdan , onları dile getirirken hissettiğimiz duygulara göre bir kokuya bürünerek çıkacak olsalardı, bu iki kelime, kuvvetle muhtemel, odayı Filozof’un ciğerlerinden buhurdan gibi tüten bir yanık kokusu ile dolduracaktı.


-Bu nasıl bir savaş böyle Filozof?

-Bu bir savaş değil Çaylak. Kuvözlerdeki bebekleri bile öldürmeye çalışıyorlar. Hayır hayır! Bu savaş falan değil.

-Bu bir ne peki?

-Bilmiyorum… Böyle bir vahşete yeni bir isim bulmak gerek. İnsanlık, sanki ötekiler yetmezmiş gibi, lûgatlere utanç verici bir kelime daha ilave etmeli. “Engel olmak isteyenlerin engel olamadığı, engel olabileceklerin de göz yumup ortak olduğu bir katliam” anlamına gelen yeni bir kelime…


Günlerdir boynundan çıkarmadığı, balık ağı ve zeytin ağacının yapraklarına benzeyen desenlerle bezeli Filistin kefiyesine, çaresizlikten sıkı sıkıya sarılmış, kadife berjer koltuğunun üzerinde, acıdan iki büklüm olmuştu.

Ölümün Sonu*


 

Dönemlerin Sıralanışı


Eski Dönem - Günümüzden 201X  K.Ç. 

Kriz Dönemi - 201X - 2208

Caydırma Dönemi - 2208 - 2270

Caydırma Sonrası Dönem -2270 - 2272

Yayın Dönemi -2272 - 2332

Sığınak Dönemi - 2333 -2400

Galaksi Dönemi - 2273b- bilinmiyor

DX3906 İçin Kara Alan Dönemi - 2687 - 18906416

647. Evren’in Tarih Çizelgesi - 18906416 - …


I.KISIM


Mayıs 1453

Sihirbazın Ölümü

Kriz Dönemi, 1. Yıl 

Yaşama şansı

… ..

… .. “Tanrı’ya inanıyor musun?”

- Sorduğu soru karşısında Yang Dong da şaşırmıştı. Fakat terminallerde gösterilen modeli göz önünde bulundurduğunda, soru pek de mantıksız sayılmazdı.

.. ..

Karanlık Orman*


 

Kahverengi karınca evini çoktan unutmuştu. Alacakaranlığa gömülmüş Dünya ve parlamaya başlayan yıldızlar için geçen süre dikkate değer sayılmazdı ama karınca için sonsuzluk demekti. Artık akıllardan yitmiş günlerde, dünyası tepetaklak olmuştu. Toprak ardında derin ve geniş yarıklar bırakarak havalanmış ve daha sonra geri yağarak o yarıkları tekrar doldurmuştu. Ters dönmüş toprağın ucunda siyah bir oluşum dikiliyordu. Aslında bu diyarlarda bu tür şeyler çok sık meydana gelirdi. Toprak havalanıp yere yağar, yarıklar açılıp kapanır ve felaketlerin çetelesini tutmak istercesine kaya oluşumları ortaya çıkardı. Batan güneşin altında, kahverengi karınca ve yüzlerce kardeşi, hayatta kalan 

kraliçelerini yeni bir imparatorluk kurmak için taşımışlardı. Eski evlerine dönmesi ise sadece yiyecek ararken tesadüfen olmuştu.

Karınca kaya oluşumunun dibine geldi, yanılmaz varlığını antenleriyle hissetti. Yüzey sert ve kaygan olmasına rağmen tırmanabileceği bir zemindi, basit bir sinir sistemindeki rastgele çalkantıyla amaçsızca tırmandı. Çalkantı her yerdeydi; topraktaki her ağaçta, yapraktaki her çiy tanesinde, gökyüzündeki her bulutta ve yıldızların ötesinde… Bu çalkantı amaçsızdı ama bu kadar çok miktarda amaçsız çalkantının içinden, bir amaç doğuyordu.

Kahverengi karınca zemin titrediğini ve titreşimlerin yoğunlaşmasının , başka bir dev varlığın yaklaşmasından dolayı olduğunu anladı. Ama bunu umursanmadan oluşuma tırmanmaya devam etti. Zirvenin zeminle buluştuğu yerde, dik açıda bir örümcek ağı vardı. Karınca bunun varlığından haberdardı. Yapışkan ağın etrafından dolaşarak, ağlardaki titreşimi hissetmek için ince bacaklarını yaymış örümceğin yanından geçti. İkisi de birbirinin varlığının farkındaydı -ebediyetten beri, bu böyle süregelmişti- ama aralarında bir iletişim yoktu.

Titreşimin şiddeti zirveye çıktı ve sonra durdu; dev varlık oluşuma ulaşmıştı. Bu dev varlık karıncadan çok daha uzundu ve gökyüzünün büyük kısmını kaplıyordu. Böyle bir varlık garip gelmiyordu karıncaya. … ..

31 Mayıs 2026 Pazar

Çaylak ile Filozof 6


 

I.

Özgür Bir Günün Düşündürdükleri


Filozof, okullar ve eğitim sistemi hakkında bazen öyle sert eleştirilerde bulunurdu ki, söyledikleri benim gibi okuldan zaman zaman neredeyse nefret eden birine bile zor gelirdi. Ve hiç aklıma gelmeyecek bir şey yapar, ona karşı okulu savunurdum:


-Madem öyle, okulu bırakayım. Ha? Ne dersin? Girmeyeyim okula olsun bitsin. Okula ödediğimiz para ile dünya seyahatine çıkarız! Ama trenle olmaz o iş; uçağa bineceksin! Nasıl? Güzel fikir değil mi sence de?

-Fena değil aslında…

-Ciddi misin?

-Tamam. Bana uyar. Bırakırım okuklu gitti.

-Dünyayı dolaşmaktan bahsediyorum.

-Okulu bırakmadan olmaz o sevgilim.

-Çok konuşma da, çok şu yataktan. Servis kaçıracaksın.

-Hah! Ne oldu? Hayatın kaya gibi sert gerçekleri, hayallerindeki o kristal sarayının duvarlarını çatlattı değil mi?

-Aferin, durumu çok güzel tasvir ettin.

-Haklısın demeni tercih ederdim.

-Haklısın.

-Neden okuldan bu kadar nefret ediyorsun?

-Ben nefret ettiğimi falan  söylemedim.