31 Ocak 2024 Çarşamba

Haçlı Seferleri*


 

Dokuz yüz yıl önce Avrupalı Hıristiyanlar hem Hıristiyanlar hem Müslümanlar için kutsalolan bir bölgeye -Kutsal Topraklara- egemen olmak amacıyla İslam dünyasını hedef alan bir dizi kutsal savaş başlattılar. Bugün bu girişimi Haçlı Seferleri adıyla biliyoruz.Bu kanlı mücadele iki yüz yıl sürdü ve hem İslam’ın hem de Batı’nın geçmişini yeniden şekillendirdi.Bu muazzam seferlerde yüz binlerce Haçlı Kutsal Kent Kudüs’ü çevreleyen bir bölgeyi önce ele geçirmek, sonra da korumak için dünyanın bilinen yüzünü baştan başa geçti. Bu askerler İngiltere’nin savaşçı kralı Aslan Yürekli Richard ve Fransa’nın dindar kralı IX. Louis gibi komutanların emrinde zorlu kuşatmalara ve korkunç savaşlara giriştiler, sık ormanlardan ve kupkuru çöllerden geçtiler, açlık ve hastalıklarla savaştılar, efsanevi Bizans imparatorları ile karşılaştılar ve acımasız Tapınak Şövalyelerin yanı sıra yürüdüler. Ölenlere şehit gözü ile bakıldı, sağ kalanlar ise günahkâr ruhlarının savaş fırtınaları ve zorlu göç koşulları cezalandırıldığına inandılar.

Bu Haçlı Seferleri girişimi İslam’ı harekete geçirdi ve cihat davasına bağlılığını yeniden canlandırdı. Suriye, Mısır ve Irak’taki Müslümanlar Hristiyan düşmanlarını Kutsal Topraklardan atmak için savaştılar; acımasız savaş beyi Zengi, kudretli Selahaddin, seçkin mumlukların yani köle askerlerin komutanı Baybars onlara önderlik etti. kimi zaman da eşi az bulunur Haşhaşilerin entrikaları yardımlarına koştu. Yıllar süren çatışma kaçınılmaz olarak her iki tarafın birbirini daha yakından tanımasına, hatta zaman zaman birbirine saygı duymasına, ateşkes ve ticaret anlaşmalarıyla barışçıl ilişkiler kurulmasına yol açtı. Öte yandan yıllar içinde çatışmanın ateşi yanmaya devam etti ve zamanla durum yavaş yavaş İslam’ın lehine döndü. Hıristiyan zafer düşü devam ettiyse de Müslüman dünya ağır bastı ve Kudüs’e ve Yakındoğu’ya sürekli egemen oldu.

Bu durumda öykü her zaman hayalleri harekete geçirmiş ve tartışmaları alevlendirmiştir. Yüzyıllar boyu Haçlı Seferleri çok farklı şekillerde yorumlanmıştır: Kimi zaman dinsel inancın çılgınlığına ve insan yaratılışının temelinde yatan vahşete kanıt olarak gösterilmiş, kimi zamanda Hıristiyanlığın yiğitliğine ve

sömürgeciliğin uygarlaştırıcılığına örnek olarak dile getirilmiştir. Ya -Avrupa tarihini- açgözlü, gözü dönmüş Batılı barbar güruhlarının kültürlü masum Müslümanlara karşı başlattığı anlamsız saldırılardan oluşan- karanlık bir dönemi ya da -Müslümanların saldırganlığı karşısında Hıristiyan topraklarını kurtarmak için başlatılan- haklı savaşlar olarak yorumlanmıştır. Haçlı Seferleri hem toprak peşinde olan gaddarlar, hem de inançlarından esinlenen hacılar; onların Müslüman düşmanları ise acımasız ve zorba saldırganlar, çılgın fanatikler ya da onurlu, dindar ve erdemli kişiler olarak tanımlanmışlardır.

Ortaçağdaki Haçlı Seferleri… ..

Buna karşın ortaçağın ortalarına doğru (1000 ve 1300 yılların arasında) Batı uygarlığı gelişme ve yayılma sinyalleri vermeye başladı. Kentleşme zamanla hız kazandı, kasaba ve kentlerde nüfus artışı paraya dayalı ekonominin gelişmesini ve canlanmasını sağladı. Uzak ülkelerle deniz ticaretini canlandıran arasında başı çekenler Amalfi, Pisa, Cenova ve Venedik’te yaşayan İtalyan tüccarlar oldu. Diğerleriş büyük askeri zaferler kazandı. Özellikle Kuzey Fransa’da (Vikinglerin soyundan gelen) Normanlar on birinci yüzyılın ortalarında büyük hareketlilik gösterdiler: Anglo-Sakson İngiltere’yi sömürgeleştirdiler, Güney İtalya ve Sicilya’yı Bizanslıların ve Kuzey Afrikalı Arapların elinden aldılar. Bu arada İberya’da’da birkaç krallık sınırlarını güneye doğru zorlamaya, topraklarını İspanya’daki Müslümanlardan geri almaya başladı. 

Batı Avrupalılar gözlerini ortaçağdaki eski ufuklarının ötesine dikerken ticaret ve fetihler onların daha geniş bir dünya ile ve Akdeniz’deki uygarlıklarla, eski “Doğu Roma” yani Bizans İmparatorluğu ve yaygın Arap-İslam dünyası ile daha yakın ilişkiye girmesini sağladı. Uzun süredir var olan bu “süper güçler” tarihsel zenginlik, kültür ve askeri güç merkezleriydiler. Bu yüzden Batı onlar için barbar bir bataklıktan başka bir şey değildi; bu uzak ülkede yaşayan yabanıl kabiller iyi savaşçı olabilirlerdi ama temelde dizginlenemeyen kuru kalabalıktan ibarettiler ve bu yüzden de bir tehdit oluşturmuyorlardı. Haçlı Seferleri bu inancı altüst edecek, buna benzer birtakım önyargıları ise doğrulayacaktı.


Latin Hıristiyanlığı

… .. Büyük Konstantin'in MS 312’de bir hayal görüp - o zamanlar doğuda ufak bir mezhep olan- Hıristiyanlığı kabul etmesi bu dinin birdenbire dünya sahnesinde boy göstermesine yol açtı. … ..

... ..

… .. Bunlardan arınma “çareleri” vardı; öte yandan bunla henüz teorik ve dinsel temellere dayanmamaktaydı. Latinlere işledikleri suçları bir rahibe itiraf eder ve rahibin uygun bulduğu bir kefareti öderlerse günahlarından arınacakları söyleniyordu.  En çok uygulanan kefaret dua etmekti ama fakirlere sadaka vermek ya da dinsel kurumlara bağışta bulunmak ve hacca gitmek de sık başvurulan bir uygulama idi. Bu cömert davranışlar kefaret ödemek dışında, bir tür manevi ön ödeme ya da Tanrı’nın veya onun azizlerinden birinin yardımını sağlamak için de yapılabiliyordu.

… ..

Müslüman Dünyası

On birinci yüzyılın sonundan itibaren Haçlı Sefetrleri Avrupalı Fraklarla Doğu Akdeniz’deki Müslümanları karşı karşıya getirdi…. ..


İslamiyet’in başlangıç tarihi

… ..

Muhammed’in yaşamı ve ölümünden sonraki birkaç yıl boyunca Arap Yarımadası’ndaki savaşan kabileler İslam bayarağı altında birleşti. … ..

… ..

… .. Müslümanlar Musevier ve Hıristiyanlar gibi “Kitaplı Halkları” tümüyle boyun eğmeye ve İslam dinini kabule zorlamakyerine onları belli bir vergi vererek dinlerine bağlı kalmalarınaizin verdi.

… ..

630’ların ortalarına doğru acımasız ve son derece devingen Arap kabileleri Arap Yarımadası’ndan dışarı taşmaya başladı. 650 yılına gelindiğinde olağanüstü bir başarıya ulaştılar. Filistin, Suriye, Irak, İran ve Mısır yıldırım hızıyla yeni Arap-İslam devletinin bir parçası oldu. Bir sonraki yüzyıl istilanın hızı yavaşladı ama kazanımlar devam etti; öyle ki sekizinci yüzyıl ortasında Müslüman dünyası doğuda İndus Irmağı ve Çin sınırına batıda Kuzey Afrika’dan İspanya ve Güney Fransa'ya kadar uzanmaktaydı. 

Haçlı Seferleri bağlamında, bu sürecin kritik bir aşaması 638’de Kudüs’ün Hıristiyan Bizans’tan alınması oldu. … ..

… ..

… .. Müslümanların Konstantinopolis’i ele geçirme girişimleri iki kez (673 ve 718’de) … … Müslümanların temelde son derece ciddi bir sorunu vardı: önü alınamayan dinsel ve politik bölünmeler. 

Bu sorun 661’de, Peygamberin yeğeni ve damadı olan Ali’nin ölümünden sonra “Gerçek Halife” döneminin sona ermesi ve rakip bir Arap kabilesi olan Emevilerin ayaklanması ile baş göstermişti. Emeviler İslam dünyasının başkentini Arabistan sınıtrları dışına taşıyarak ünlü Suriye metropolü Şam’a taşıdılar. … ..    Bununla beraber aynı dönemde yalnızca Ali’nin ve karısı Fatma’nın (Muhammed’in kızı) soyundan gelenlerin yasal halifesi olabileceğini ileri süren Şiilik mezhebi ortaya çıktı. (Şii sözcüğü “taraf” ya da “hizip” anlamına gelir.)


İslam dünyasının bölünmesi

… .. 750 yılında … .. Emevi egemenliğine son verdi ve başka bir Arap kabilesi olan Abbasiler yönetime geldi. Abbasiler Sünnilik merkezini daha uzağa, Irak’ta sırf bu amaçla kurulmuş muhteşem Bağdat kentine taşıdılar.  … ..   Sünni seçkinlerin politik, kültürel ve ekonomik alanlarda yüzlerini Doğu Akdeniz’den Mezopotamya’ya -ünlü Fırat ve Dicle ırmakları arasındaki eski medeniyetlerin beşiği olan Bereketli Ayça olarak bilinen bölgeye- ve doğuya, İran’a, Perslere ve ötesine çevirmesine yol açtı. Abbasi yönetiminde Bağdat dünyanın en önemli bilim ve felsefe merkezi durumuna geldi. Bundan sonraki beş yüz yıl boyunca Sünni İslam’ın kalbi Suriye ya da Kutsal Topraklarda değil, İran ve Irak’ta atmaktaydı.

Öte yandan Abbasilerin ortaya çıkışı zaman içinde büyük İslam devletinin bölünüp dağılmasıyla aynı döneme rastlar. İberya’daki Müslüman hükümdarlar (Mağribiler) sekizinci yüzyılda bağımsız bir devlet kurdular ve yıllar içinde Sünniler ile Şiiler arasındaki uçurum daha da büyüdü. Şii Müslüman topluluklar Yakındoğu ve Ortadoğu’da Sünnilerin arasında ve yakınında genellikle barış içinde yaşamayı sürdürdüler. Öte yandan 969’da özellikle bağnaz bir Şii kesim Kuzey Afrika’nın kontrolünü ele geçirdi. Fatimiler olarak bilinen bu sülalenin  (kendilerinin Muhammed’in kızı Fatma’nın soyundan geldiklerini iddia ediyorlardı) önderlik ettiği bu grup Sünnilerin Bağdat’taki otoritesine karşı çıkarak kendi Şii halifelerini ilan ettiler. Kısa sürede Fatimiler güçlü bir rakip olduklarını kanıtladılar. Yakındoğu'da Kudüs, Şam ve Doğu Akdeniz sahili dahil geniş bir alanı Abbasilerin elinden aldılar.On birinci yüzyılın sonlarına gelindiğinde Abbasiler ve Fatimiler birbirlerini alenen düşman görüyorlardı. Böylece, Haçlı Seferleri başladığında İslam ciddi bir bölünme yaşamaktaydı; bu da Mısır ve Irak’taki Müslüman yöneticilerin birleşerek Hıristiyanların istilasına karşı koymasını engelledi.… ..  halifelerin etkisi de azalmaktaydı. Sembolik figürler olmuşlardı; teorik açıdan dini ve politik kesin yetkileri olmalarına karşın, yönetim gücü onların laik askerleri olan Bağdat’taki sultanın ve Kahire’deki vezirin elindeydi.

On birinci yüzyılda İslam Dünyasında bir başka ve dramatik değişim ise Türklerin sahneye çıkması oldu. … ..   Asyalı göçmen kabileler 1040 yılında Ortadoğu’ya akın etmeye başladı. Özellikle, Aral Denizi’nin ötesindeki Rusya steplerinden gelen Selçuklular Türk göçünün başını çekmekteydi. Sünni İslam’ı kabul etmiş olan bu dehşetcengiz Selçuklular Abbasi halifesine sadakat yemini ederek İran ve Irak’taki Arap ve Pers aristokrasisinin yerini aldılar. 1055’te Selçuklu Tuğrul Bey Bağdat’ta sultan ilan edildi.  .. ..

… ..  Güneyde Fatimiler püskürtüldü ve Şam ile Kudüs yeniden ele geçirildi; Küçük Asya’da Bizanslılara karşı önemli zaferler kazanıldı ve zaman içinde bir Selçuk boyu Anadolu'da kandi bağımsız sultanlığını kurdu.

1090’ların başında Selçuklular Sünni Müslüman dünyasını yeniden biçimlendirilmişti.

Tuğrul Bey … ..

Melik Şah … .. Tutuş … .. 

Melik Şah 1098’de ölünce bu güçlü krallık iktidar çekişmeleri ve iç savaşlar yüzünden kısa sürede çöktü.

… ..

Tutuş 1095’te ölünce … .. birbirlerine düştüler … .. 

… ...



On birinci yüzyılın sonunda Yakındoğu

… ..

Bu yüzden Latin Haçlı orduları Yakındoğu’ya gelip bir sınır savaşına giriştiklerinde aslında İslam’ın kalbine saldırmamaktaydılar. Bunu yerine bir anlamda Müslümanların da sınırı olan, Bizanslılar, Persler, Araplar ya da Türkler gibi dış güçlerin fetihleriyle asimile olmuş Hıristiyan, Musevi ve Müslümanların yaşadığı bir bölgeye egemen olmak için savaşmaktaydılar.


İslami savaş ve cihat


Haçlı seferleri arifesinde İslam ve Hıristiyan Avrupa


Haçlıların Gelişi

Bizans

… ..

Aleksiyos’un tutkuları

Bizans İmparatoru I. Aleksiyos Komnenos Halkın Haçlı Seferi’nin düzensizliğine ve başarısızlığına tanık olmuştu;

bu seferi de aynı küçümseyici ve kuşkulu gözlerle izlediği söylenir. 

… ..

… .. Çoğu kişi zenginlik, güç ve kültür açısından her Batı’nın Avrupa tarihine egemen olduğunu zanneder. Oysa

on birinci yüzyılda uygarlığın merkezi doğuda, Yunan ve Roma gücünün ve utkusunun mirasçısı, dünyada en

uzun süren imparatorluğun devamı olan Bizans’taydı. Aleksiyos imparatorluğun kendisine Augustus ve Konstantin’den miras kaldığını ileri sürüyor ve bu Frankların yüce

imparatoru ve imparatorluğunu efsane gibi görmesine yol açıyordu.

Haçlıların Konstantinopolis’e gelişi bu efsaneyi daha da güçlendirdi. Kentin yirmi iki kilometre uzunluğunda,

beş metre kalınlığında ve on beş metre yüksekliğindeki surları önün de duruken Hıristiyan Avrupa’nın en yüce

süper gücünün merkezinde olduklarından hiç kuşkuları yoktu. Kente giriş izni alma şansını yakalayanlarda

şaşkınlık daha da arttı. Yaklaşık yarım milyon vatandaşı barındıran bu metropol Latin Avrupa’daki en büyük

kentten on kat daha büyüktü. Gezginler Hıristiyanlığın en muhteşem kilisesi olan Ayasofya Kilisesi’ne hayran kalıyor ve Aleksiyos’un efsanevi atlarının dev boyuttaki heykellerini izliyordu. Konstantinopolis aynı zamanda İsa’nın dikenli tacı,

Meryem Ana’nın saç bukleleri, Vaftizci Yahya’nın en az iki başı ve hemen tüm Havarilerin kemikleri gibi

olağanüstü kutsal emanetlere sahipti.

… ..


… ..  1095’te Papa Urban… ..   .. ..  Haçlı Seferi onun Küçük Asya'yı Selçuklu Türklerinden temizlemesine yardım edecek bir silah olabilirdi. Böylece Rumlar ve Latinler işbirliğine hazırlanmaktaydılar

ama gene de aralarında uyuşmazlık tohumları bulunuyordu. … … ..  

… ..  ..    Aleksiyos’un böyle bir niyeti yoktu.  … ….

… ..     Özellikle İslam’dan gelen tehdidi bertaraf etmesine ve hatta Suriye’de stratejik öneme sahip Antakya

kentini ele geçirmesine yardımcı olurlarsa. Ama asla Kutsal Topraklara uzun  bir sefer düzenleyerek hanedanının yıkılmasına ya da imparatorluğun istilaya uğramasına izin vermezdi.Hedefler ve beklentiler arasındaki bu uyuşmazlık ileride çok acı sonuçlara yol açacaktı.

… ..

.. .. Aynı zamanda Aleksiyos Haçlı liderlerinden pragmatik bir diplomasi uygulayarak İslam’a yönelik saldırganlığa güç kazandırmalarını da

istedi. Liderler de onun bu önerisini dikkate aldılar ve Müslümanların politik ve dinsel ayrılıklarından

yararlanmak amacıyla Mısır’daki Fatımi halifeye bir temsilci gönderip görüşmek üzere çağrıda bulundular.

…  .. 

… ..

İhanet

… .. …  

Haçlılar Yakındoğu’da İslam’ın ço daha temel bir bölünme yaşadığını -Sünniler ve Şii’ler olarak iki gruba

ayrıldığını- çok iyi bilyorlardı ve Aleksiyos Komnenos’un önerisine uyarak 1097 yazında Kuzey Afrika’daki Şii Fatımilerle ilişki kurmuşlardı. … ..

… ..


KUTSAL KENT

CENNETTE VE DÜNYADA

… ..

… ..

Öte yandan 300 yıllık tarih boyunca Kudüs diğer iki dünyevi din için de önem kazandı: Musevilik ve İslamiyet. Bu

dinler de bu kente çok değer veriyordu. Özellikle kentin doğusunda Tapınak Dağı ya da Harem’el Şerif diye bilinen Kubbet’üs Sahra ve Mescidi Aksa Camiinin bulunduğu Ağlama Duvarı‘nın yanındaki bölge kutsaldı. Müslümanlar Muhammed’in bu kentten cennete çıktığına inanıyorlardı ve İslâm âlemi için

burası en kutsak üçüncü yerdi. Öte yandan burası İsrailliler için de önem taşıyordu; İbrahim Peygamber oğlunu burada

kurban etmeye kalkışmış ve buraya iki tapınak yapılmıştı.

… ..

… ..


Birinci Haçlı Seferi ve İslam

Birinci Haçlı Seferinin bu yıkıcı fetihleri İslam dünyasında şaşırtıcı bir sessizlikle karşılandı…. ..

… ..

… .. Müslümanlar seferin gerçek amaç ve yapısının farkına varsalardı ortak düşmanlarına karşı koymak için kendi aralarıdaki

çatışmalara ara verebilirlerdi. Oysa temel ayrılıklar devam etmekteydi. Suriye ve Iraak’taki Sünniler ile Mısır’daki Şii Fatımiler arasında ciddi bir bölünme vardı. Şam ve Halep’teki Türk yöneticiler arasındaki rekabet tüm hızıyla sürmekteydi. Bağdat’taki Selçuklu sultanı ile

Abbasi Halifesi ise kendi aralarında Mezopotamya’da güçlü olma kavgası vermekteydiler.

… .

HAÇLI DEVLETLERİNİN OLUŞUMU

… .. On ikinci yüzyılın ilk on yılında dört ana yerleşim yeri oluştu: Kudüs Karllığı, Antakya Prensliği  ve Edessa ve Trablus Kontlukları. Bu dört oluşuma çoğunlukla “Haçlı devletleri” adı veriliyordu.

… ..

… .. 1100 yılında bu Haçlı devletlerinin geleceği son derece belirsizdi ve seferin tün kanlı zaferlerinin izleri

silinmek üzereydi.

… ..


DENİZ ÖTESİ’NİN HAKİMİ (1113-18)

… ..

Her ne kadar Doğu Akdeniz’e ilk saldırı Birinci Haçlı Seferi ile yapıldıysa da Yakındoğu’yu asıl fetheden ve

Haçlı devletlerini  kuranlar Deniz Ötesi’ne ilk yerleşen kuşaklar oldu. Bu alanda en büyük katkıda bulunanlar

kuşkusuz Kral I. Baldwin ve rakibi Antakyalı Tancred idi. Bu iki hükümdar beraberce Latin Doğu’yu son derece kırılgan bir dönemden geçirdiler. Bu dönemde Frankların savaşta yenilmezlik efsanesi yıkıldı ve

Müslümanlara karşı saldırılarının ilk belirtileri ortaya çıktı. 1100 ile 1118 yılları arasında İslam’daki bölünmeler,

Birinci Haçlı Seferi döneminde olduğundan çok daha belirginleşti. Batı Avrupalıların Suriye ve Filistin'deki yerleşimleri Müslümanların inançlı ve güçlü saldırıları ile belki engellenebilirdi.

… ..

… ..

DENİZ ÖTESİ

… ..

… .. 

Askeri Tarikatlar

.. ..

… .. Latin piskopos onların dinsel statülerini onaylarken kral da onlara Franklar tarafından Süleyman Tapınağı

olarak bilinen, Kudüs’teki Aksa Camii’ni tahsisi etti; böylece bu grup daha sonra Süleyman Tapınağı’nın Birlikleri ya da Tapınak Şövalyeleri adını aldılar.

.. ..

… . Kutsal kentin Birinci Haçlı Seferi’nde ele geçirilmesi ve hac seferlerinin artması ile Vaftizci Yahya’ya adanmış olduğu için St. Jean (Aziz Yahya) Hastanesi olarak bilinen bu kurumun ünü ve önemi arttı. 1113’de papa tarafından da tanınan ve St. Jean

Şövalyeleri adı verilen bu grup geniş çapta uluslararası yardım almaya başladı. .. ..

… ..

On ikinci ve on üçüncü yüzyıllar boyunca Tapınak Şövalyeleri ve St. Jean Şövalyeleri Haçlı Seferi tarihinin  merkezinde yer alarak Kutsal Topraklar için yapılan savaşlarda başrolde oldular. … ..

… ..

Askeri Tarikatların gücü ülke sınırlarını aştı. Başlangıçta Haçlı Devletlerini korumaya odaklanmışlardı ama

giderek Avrupa’nın askeri, dini ve mali çıkarlarını gözeten bir konuma geldiler, bu arada İberya sınırlarında İslam’a karşı verilen savaşlarda önemli rol oynadılar…. ..

… ..

Tapınak Şövalyeleri ve Sen Jan Şövalyeleri kaynakları son derece kısıtlı olan Haçlı Devletlerine gerekli

insan gücünü, ve askeri uzmanlığı sağladılar. … ..

… ..


Deniz Ötesi’nde yaşam

… .. 

… ..

Doğu Akdenizli Franklarla Müslümanları bir araya getiren unsurlardan biri kuşkusuz ticaretti. Latin

yerleşiminin ilk yüzyılı boyunca son derece hareketli ticari girişimler gözlemlenmektedir.  … ..  .. … Yakındoğu

ile Batı’yı birbirine bağlayan bu hareketli ticaret yolları şeker kamışı ve zeytinyağı gibi Doğu Akdeniz ürünlerinin ve Ortadoğu ve Asya’daki değerli

malların Avrupa piyasasına ulaşmasını sağladı. … ..

… ..

… .. Önünde sonunda kutsal savaş ortamında bile ticaret kesintiye uğramaması gereken bir önem içermekteydi. 

… ..



Bilgi ve Kültür

On ikinci yüzyılda Deniz Ötesi’nde başka tür bir alışveriş başladı: Müslüman ve Doğu Hıristiyanlığı bilgi ve kültürünün Latinlerin okumuş seçkinlerine aktarılması. Kudüs’te bu diyalog ile ilgili kaynaklar kısıtlıdır ama köklü bir eğitim geçmişi bulunan Antakya’da durum

farklıydı. Haçlıların gelişinden önce kent ve çevresinde bulunan Doğulu Hıristiyanlara ait çok sayıda manastır kültür

merkezleri gibiydi.Buralarda Hıristiyan dünyasının önde gelen bilgeleri toplanıp çalışmalar yapar ve din, felsefe, tıp ve bilim dallarında Yunanca, Arapça, Süryanice ve Ermenice yazılmış eserleri çevirirlerdi. Haçlı devletlerinin kurulmasından sonra Latin aydınları kent çevresinde toplanmaya

başladı. 1114 yılı civarında ünlü düşünür ve çevirmen Bath’lı Adeland buraya geldi ver muhtemelen iki yıl kaldı. On yıl sonra Aziz Pol Kilisesi’nin Latin haznedarı Pisalı Stephen burada önemli çalışmalar yaptı. 1120’lerde Doğu Akdeniz’de daha önce hiç rastlanmayan en önemli Latin çevirilerinbin bazılarını burada tamamladı.

Stephen’in en ünlü çevirisi el-Mecusi’nin Kraliyet Kitabı isimli eseridir. Tıp ile ilgili kadim bilgi içeren bu kitap Batı Avrupa’da bilgi birikiminin artmasını sağladı. 

… ..

… .. “Haçlı devletlerinde yerleşen Latinler Müslümanların ve Doğululu Hıristiyanların çok daha gelişmiş tıp

bilgisine sahip olduklarını fark etmiş görünüyorlar; on ikinci yüzyılın ikinci yarısında Kudüs’teki Frank

karaliyet ailesi Latin olmayan doktorlara başvuruyordu. Öte yandan Batılı Hıristiyanların son derece başarılı işler

gören sağlık merkezleri de vardı; Kudüs’te St.Jean Şövalyelerinin yönetimindeki Aziz Pol’e adanmış kocaman

hastane de bunların arasındaydı.


DOĞUNUN ZORBASI ZENGİ

… ..


HAÇLI SEFERİ’NİN YENİDEN DOĞUŞU

İKİNCİ HAÇLI SEFERİ’NİN BAŞLAMASI


MÜSLÜMANLIĞIN CANLANIŞI

İSLAMIN SAVUNUCUSU ZENGİ

… ..

… ..


MISIRLI ZENGİNLİ

ORTAÇAĞDA MISIR

YENİ SAVAŞ ALANI

… ..

SELAHATTİN EYYUBİ ÜLKESİ

CÜZZAMLI KRAL



İSLAM’IN SULTANI

FRANKLARA KARŞI SAVAŞ

… ..


KUTSAL SAVAŞÇI

İSLAM BİRLİĞİ

HITTİN BOZGUNU’NA

HAÇIN YIKILIŞI


ŞAMPİYONLARIN SINAVI

HAÇLI SEFERİ ÇAĞRISI

ÜÇÜNCÜ HAÇLI SEFERİ VAAZLARI

ASLAN YÜREKLİ RICHARD

İNGİLTERE ve FRANSA’DAKİ GECİKMELER

KUTSAL TOPRAKLARA DOĞRU



FATİHE MEYDAN OKUMA

BÜYÜK AKRA KUŞATMASI


KRALLARIN GELİŞİ

KUTSAL TOPRAKLARA YOLCULUK

KRALLARIN ETKİSİ

AKRA’NIN YAZGISI

TEK KRAL


ASLAN YÜREKLİ

ARSUF SAVAŞI


KUDÜS

KRALLAR ve YANILGILAR

KUTSAL KENTİ ELE GEÇİRMEK

YENİDEN TOPARLANMAK


ÇÖZÜM

HAÇLILARIN KUDÜS’E İKİNCİ YÜRÜYÜŞÜ

SON OYUN

ÜÇÜNCÜ HAÇLI SEFERİ’NİN SONUÇLARI


HAYATTA KALMA SAVAŞI

DİRİLİŞ

LATİN BATI’DA DEĞİŞİM

PAPA III. INNOCENT

DÖRDÜNCÜ HAÇLI SEFERİ

YANGINI KONTROL ALTINA ALMAK


YENİ YOLLAR

BEŞİNCİ HAÇLI SEFERİ

II. FREDERICK’İN HAÇLI SEFERİ


SAVAŞTA BİR AZİZ

FRANSA KRALI IX. LOUİS

NİL’E SALDIRI

EYYUBİLERİN ÇÖKÜŞÜ

MISIR’IN FETHİ


DOĞU’DA ZAFER

MISIR ASLANI

YAKINDOĞU’DAKİ YENİ GÜÇLER

BAYBARS vE MEMLÜK SULTANLIĞI

FRANKLARLA SAVAŞ


KUTSAL TOPRAKLAR GERİ İSTENİYOR

KRAL LOUIS’İN İKİNCİ HAÇLI SEFERİ

HALKA DARALIYOR

1291’DEKİ AKRA KUŞATMASI


SONUÇ

HAÇLILARIN MİRASI

NEDENLER ve SONUÇLARI

ORTAÇAĞ DÜNYASINDA YAŞANAN SONUÇLAR

TARİHTE HAÇLI SEFERLERİ





*Haçlı Seferleri  & Thomas Asbridge

Özgün adı : The Crusades: The War for the Holy Land

2010

İngilizceden Çeviren: Ekin Duru

1.baskı, Say Yayınları 2014



*Karanlık Çağ - Vikipedi (wikipedia.org)

*Karanlık Çağ, geleneksel olarak Orta Çağ'a atıfta bulunan ve Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra Batı Avrupa'da demografik, kültürel ve ekonomik bir bozulmanın meydana geldiğini öne süren tarihi dönemselleştirmedir.[1][2]

Karanlık Çağ deyimi ilk defa Rönesans dönemi İtalyasında kullanım buldu. İtalyan felsefeci ve şairi Francesco Petrarca (1304 – 1374) bu deyimi ilk kullanan kişiydi. Avrupalıların Orta Çağdaki geçmişlerine olan olumsuz bakış açılarının göstergesi oldu. Gerçekten de sözügeçen bu dönemde Avrupa'da Latince edebiyatta bir gerileme, genel olarak nüfus azalması, çeşitli teknik konularda, mimarlıkta ve diğer kültürel alanlarda bir geri kalma eğilimi gözlenmektedir.

Karanlık Çağın başlangıç ve bitiş tarihleri de tartışma konusudur. Bazıları başlangıç tarihi için 410 yılını esas alırken diğerleri Roma'da son İmparatorun hüküm süresinin bittiği 476 yılını esas alırlar. Bitiş tarihi için de Şarlman'ın Papa tarafından İmparator ilan edildiği 800 yılını esas alanlar da mevcuttur.

Orta Çağ insanlık açısından karanlık ancak tiyatro açısından bir aydınlanma süreci yaşar. Kilise baskısı insanları kalıplaştırmaya başlarken, bir yandan dini yaymak için Kutsal Kitap'tan okunan bölümler, insanların tiyatroya olan ilgilerini arttırmıştır.



*Haçlı Seferleri - Vikipedi (wikipedia.org)

*Haçlı Seferleri, ortaçağ döneminde Hıristiyan Latin Kilisesi tarafından


Birinci Haçlı Seferi'nden önce Güneydoğu Avrupa, Küçük Asya ve Suriye


başlatılan, desteklenen ve bazen yönetilen bir dizi din savaşıydı. Bu askeri seferlerin en bilineni, 1095-1291 yılları arasında Kudüs ve çevresini Müslüman yönetiminden geri almayı amaçlayan Kutsal Topraklara yapılan seferlerdir. 1099'da Kudüs'ün fethiyle sonuçlanan Birinci Haçlı Seferi'nden başlayarak, yüzyıllar boyunca Avrupa tarihinin odak noktası olan düzinelerce askeri kampanya düzenlendi. Haçlı

seferleri 15. yüzyıldan sonra hızla azaldı.

1095'te Papa II. Urban, Clermont Konseyi'nde ilk seferi ilan etti. Bizans imparatoru I. Aleksios Komnenos'a askeri desteği teşvik etti ve Kudüs'e silahlı bir hac çağrısında bulundu. Batı Avrupa'daki tüm sosyal katmanlarda

coşkulu bir tepki vardı. Katılımcılar Avrupa'nın her yerinden geldi ve dini kurtuluş, feodal yükümlülükleri yerine

getirme, şöhret fırsatları ve ekonomik veya politik avantaj dahil olmak üzere çeşitli motivasyonlara sahipti. Daha

sonraki seferler, bazen bir kral tarafından yönetilen, genellikle daha organize ordular tarafından gerçekleştirildi.

Hepsine

papalık hoşgörüsü verildi. İlk başarılar dört Haçlı devleti kurdu: Edessa Kontluğu; Antakya Prensliği; Kudüs Krallığı; ve Trablus İlçesi. 1291'de Akka'nın düşüşüne kadar bölgede bir Avrupa varlığı kaldı. Bundan sonra, başka büyük askeri kampanyalar düzenlenmedi.

Kilise tarafından onaylanan diğer kampanyalar arasında papalık kararlarına uymayan Hıristiyanlara ve sapkınlara, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı olanlara ve siyasi nedenlerle yapılan haçlı seferleri yer alıyor. İber Yarımadası'ndaki Mağribilere karşı mücadele - Reconquista - 1492'de Granada'nın Düşüşü ile sona erdi. 1147'den itibaren Kuzey Haçlı Seferleri, Kuzey Avrupa'daki pagan kabilelere karşı savaştı. Hıristiyanlara karşı Haçlı Seferleri, 13. yüzyılda Albigensian Haçlı Seferi ile başladı ve 15. yüzyılın başlarında Hussit Savaşları ile devam etti. Osmanlılara karşı Haçlı Seferleri 14. yüzyılın sonlarında başladı ve Varna Haçlı Seferi'ni de içeriyor. 1212 Çocuk Haçlı Seferi de dahil olmak üzere popüler haçlı seferleri kitleler tarafından üretildi ve Kilise tarafından onaylanmadı.

… ..


























































*
1135'te Haçlı Devletleri









































*
Yakın Doğu, c. 1190, Üçüncü Haçlı Seferi'nin başlangıcında







































*
Latin İmparatorluğu ve 1205'te Bizans devletleri. Yeşil, Venedik satın almalarını işaret ediyor; pembe Bizans devletleri; mor Latin İmparatorluğu ve vasalları


*Karanlık Çağ - Vikipedi (wikipedia.org)

*Karanlık Çağ, geleneksel olarak Orta Çağ'a atıfta bulunan ve Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra Batı Avrupa'da demografik, kültürel ve ekonomik bir bozulmanın meydana geldiğini öne süren tarihi dönemselleştirmedir.[1][2]

Karanlık Çağ deyimi ilk defa Rönesans dönemi İtalyasında kullanım buldu. İtalyan felsefeci ve şairi Francesco Petrarca (1304 – 1374) bu deyimi ilk kullanan kişiydi. Avrupalıların Orta Çağdaki geçmişlerine olan olumsuz bakış açılarının göstergesi oldu. Gerçekten de sözügeçen bu dönemde Avrupa'da Latince edebiyatta bir gerileme, genel olarak nüfus azalması, çeşitli teknik konularda, mimarlıkta ve diğer kültürel alanlarda bir geri kalma eğilimi gözlenmektedir.

Karanlık Çağın başlangıç ve bitiş tarihleri de tartışma konusudur. Bazıları başlangıç tarihi için 410 yılını esas alırken diğerleri Roma'da son İmparatorun hüküm süresinin bittiği 476 yılını esas alırlar. Bitiş tarihi için de Şarlman'ın Papa tarafından İmparator ilan edildiği 800 yılını esas alanlar da mevcuttur.

Orta Çağ insanlık açısından karanlık ancak tiyatro açısından bir aydınlanma süreci yaşar. Kilise baskısı insanları kalıplaştırmaya başlarken, bir yandan dini yaymak için Kutsal Kitap'tan okunan bölümler, insanların tiyatroya olan ilgilerini arttırmıştır.



*Sainte-Chapelle - Wikipedia

*The Sainte-Chapelle (French: [sɛ̃t ʃapɛl]; English: Holy Chapel) is a royal chapel in the Gothic style, within the medieval Palais de la Cité, the residence of the Kings of France until the 14th century, on the Île de la Cité in the River Seine in Paris, France.

Construction began sometime after 1238 and the chapel was consecrated on 26 April 1248.[2] The Sainte-Chapelle is considered among the highest achievements of the Rayonnant period of Gothic architecture. It was commissioned by King Louis IX of France to house his collection of Passion relics, including Christ's Crown of Thorns – one of the most important relics in medieval Christendom. This was later held in the nearby Notre-Dame Cathedral until the 2019 fire, which it survived.[3]

Along with the Conciergerie, Sainte-Chapelle is one of the earliest surviving buildings of the Capetian royal palace on the Île de la Cité. Although damaged during the French Revolution and restored in the 19th century, it has one of the most extensive 13th-century stained glass collections anywhere in the world.

The chapel is now operated as a museum by the French Centre of National Monuments, along with the nearby Conciergerie, the other remaining vestige of the original palace.

… ..


*İber Yarımadası - Vikipedi (wikipedia.org)

*İber Yarımadası ya da İberya, Avrupa kıtasının Akdeniz'e uzanan üç yarımadasından biridir. İber Yarımadasında İspanya ve Portekiz devletleri yer almaktadır. Yarımadanın en güneyinde yer alan Cebelitarık, Birleşik Krallık'ın idaresindedir.

Romalılar, günümüzde Ebro olarak bilinen ırmağa Iber (Iberus Flamen) ismini vermişlerdi. Zamanla bu yarımada, nehrin ismiyle anılır oldu. Yarımadanın yerli halkı olarak görülen İberler -İber nehri civarında yoğun olarak yaşadıklarından dolayı- Romalılar tarafından İberler olarak bilindiler.[kaynak belirtilmeli]

Ancak İber Yarımadası Roma kayıtlarında Hispania olarak geçmektedir.



*Thomas Asbridge - Vikipedi (wikipedia.org)

*Thomas Asbridge 1999'dan bu yana[1] Queen Mary University of London'da Orta Çağ tarihçisidir.[2] Birinci Haçlı Seferi: Yeni Bir Tarih (2004) kitabının yazarıdır,[2] Birinci Haçlı Seferi'nin arka planını, olaylarını ve sonuçlarını anlatan bir kitabın yanı sıra Haçlılar: Kutsal Topraklar İçin Savaş (2010), adlı eseri haçlı seferberliğine bir görüş, haklı bir şiddetin ve cihadın fikirlerini tasvir eden bir cilttir.

Asbridge, Antakya Prensliği Kurulması, 1098-1130 adlı eserini yayınladı.[3] Asbridge, Haçlı seferleri üzerine üç bölümlük bir BBC televizyon dizisi de yazdı ve sundu. Asbridge, aynı zamanda Cennetin Krallığı (2005) adlı filmin tarih danışmanıydı.



*Davud - Vikipedi (wikipedia.org)

*Davud[a] (İbranice: דָּוִד, romanize: David; y. MÖ 1040 – MÖ 970), Tanak'a göre, Birleşik İsrail Krallığı'nın kralı olmuş bir Yahudi kraldı.[1][2] İşboşet'in yerine gelir ve tahtı kendisinden sonra oğlu Süleyman'a bırakır.

Tanak'ta yansıtılan Davud'un karakteri ve yaptıkları, onu Yahudi geleneğinin en önemli şahsiyetlerinden ve İsrail halkının en büyüklerinden biri yaptı. Kabala'da Davut, tarih boyunca dünyadaki Shekhinah'nın dayandığı arabanın dört ayağından biridir (diğer üçü Yahudilerin diğer ataları Avraham, İshak ve Yakov'dur). Samuel Kitapları'nda Davud, önce bir müzisyen, daha sonra düşman şampiyonu Câlût'u öldürerek şöhret kazanan genç bir savaşçı olarak tanımlanmaktadır.[3]

Samuel Kitapları'nda yer alan Davut'un İncil'deki öyküsünde, Davut genç bir çoban ve müzisyen olarak başlar ve dev Golyat'ı yenerek ün kazanır. Kral Saul'un gözdesi olur ancak Saul Davut'un tahtını istediğine inandığı için saklanmak zorunda kalır. Saul ve oğlu Yonatan öldükten sonra Davut İsrail'in kralı olur. Yeruşalim'i ele geçirir, başkent yapar ve Ahit Sandığı'nı oraya getirir. Davut ayrıca Bathsheba'yla bir ilişki yaşar ve kocası Uriya'nın ölümüne neden olur. Oğlu Avşalom onu devirmeye çalışır ama başaramaz. Davut Tanrı için bir tapınak inşa etmek ister ama yönetimindeki şiddet nedeniyle buna izin verilmez. 70 yaşında ölür ve oğlu Süleyman'ı halefi olarak seçer.

Yahudi geleneğinde Davut ideal bir kral ve gelecekteki İbrani Mesih'in atası olarak görülür. Birçok mezmur ona atfedilir. Davut'un hikâyesine Yeni Ahit'te de atıfta bulunulur ve İsa'nın Davut'un soyundan geldiği söylenir. Kuran'da ve hadislerde Davut, bir İsrail kralı ve Allah'ın bir peygamberi olarak kabul edilir.[4][5] Davut'un hayatı tarih boyunca sanat ve edebiyatta çeşitli yorumlara ilham kaynağı olmuştur.

… ..


*Câlût - Vikipedi (wikipedia.org)

*Câlût[1] ya da Golyat[2] (İbranice: גָּלְיָת; Arapça: جالوت) MÖ 11. yüzyılda yaşadığına[3] inanılan ve Tanah, Eski Ahit ve Kur'an'da bahsi geçen savaşçı dev. İsrail Krallığı'nın gelecekteki hükümdarı Davud (İslam'da Davud peygamber) ile yaptığı ve kaybettiği düello ile bilinir.

… ..



*Mescid-i Aksa - Vikipedi (wikipedia.org)

*Mescid-i Aksa (Arapça: المسجد الأقصى), Müslümanlarca kutsal kabul edilen ve Müslümanların ilk kıblesi olduğuna inanılan 144 dönümlük alan.[1]

Yapı Kudüs'ün doğusundaki Eski Şehir bölgesinde, Tapınaklar Tepesi (Morya) olarak bilinen alandadır. Bu alanın yüz ölçümü yaklaşık 144 dönüm olup sayısı iki yüze ulaşan birçok esere sahiplik eder. Kubbetü's-Sahre'nin da üzerine kurulduğu kutsal kaya bu tepenin en yüksek noktası olarak kabul edilir.[2]

Süleyman tapınağı, Kral Davut'un oğlu Süleyman'ın hükümdarlığı sırasında MÖ 957'de tamamlanmış, II. Nebukadnezar ise krallık ile birlikte yapıyı MÖ 586'da tümüyle yıktırmış, Yahudileri esir ederek Babil'e götürmüştür. II. Kyros MÖ 538'de Yahudilerin Kudüs'e dönmelerine ve tapınağı yeniden inşa etmelerine izin vermiştir. Gösterişsiz bir yapı olan İkinci Tapınak da MS 70'te Romalılar tarafından yıkılmış, geriye yalnızca batı yanında bugün “Ağlama Duvarı” diye anılan bölüm kalmıştır. Bugün El-Aksa Camii olarak bilinen yapının, Bizans imparatoru I. Justinianos tarafından Süleyman tapınağı kalıntıları üzerine yaptırılan bir bazilika olduğu kabul edilir. Emevi halifesi I. Velid (705-715) yapıyı büyük bir onarımla baştan aşağı yeniletmiş[3] ve bu yapıya Mescid-i Aksa ismi Abdülmelik bin Mervan tarafından Abbasilere karşı politik amaçlarla verilmiştir.[4][5]

Tapınaklar bölgesi ve Süleyman Tapınağı Yahudiler ve Müslümanlar arasında çekişme konusudur. Muhtemelen yerel halklar tarafından ayrıntıları ve tarihi iyi bilinen "tapınaklar bölgesi" yapıları Müslümanların çoğunluğu tarafından bilinmemekte, muallak taşı ve miraç gibi efsanevi anlatımlar içerisinde kullanılmaktadır. Örneğin, Mescidi Aksa gösterilerinde sıklıkla Kubbetü's-Sahre resimleri kullanılır ki bu yapı Yahudilerin muhtemelen sunak veya kurban kesim yeri olarak kullandıkları Kutsal Kaya'sını (Müslümanların muallak taşı) içine alacak şekilde Muhammed'in ölümünden yaklaşık 60 yıl sonra, Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervan tarafından 687-691 yılları arasında yapılmıştır.[6][7]

İsrail Devleti'nce bölgede arkeolojik kazılar devam etmektedir.[8]

İslam inançlarında yeri, ilk kıble ve mescid-i Aksa tartışmaları:

… ..



*I. Richard - Vikipedi (wikipedia.org)

*I. Richard veya Aslan Yürekli Richard (İngilizce: Richard the Lionheart, Fransızca: Richard Coeur de Lion; 8 Eylül 1157 - 6 Nisan 1199), İngiltere Krallığı'nın 1189-1199 tarihleri arasındaki kralı. İngiltere Krallığı'nı 1154 ve 1485 yılları arasında yöneten Fransız asıllı Plantagenet Hanedanı'na mensup olan I. Richard, İngiltere Krallığı'nın tamamını ve Fransa'nın yarısını kapsayan bir bölgeye egemen olan Angevin İmparatorluğu'nun da hükümdarıydı.

Konuşma dili olarak Fransızca ile yetişkin hayatının çoğunu geçirdiği Akitanya Düklüğü'nde konuşulan Oksitanca konuşmaktaydı. Aslen Normandiya Fransızı olan I. Richard'ın İngilizceyi ne kadar iyi konuştuğu tam olarak bilinmemektedir. İngiltere'de doğup büyümüş olmasına rağmen on senelik hükümdarlığının yaklaşık altı ayını İngiltere'de geçirmiştir. Konuşması kısa ve tavırları sert olduğu için gününde kendisine Oksitanca Oc e No (Türkçe: Evet ve Hayır) lakabı verilmişti.[1]

Richard'a Aslan Yürekli unvanı, üstün cesaretine ve komuta kabiliyetine binaen verilmiştir. Henüz 16 yaşındayken, komutası altındaki birliklerle, babası II. Henry'ye karşı ayaklanan asileri bastırmayı başarmıştır. Üçüncü Haçlı Seferi'ne bizzat katılmış ve Fransa Kralı II. Philip'in seferden ayrılmasını takiben komutayı elden bırakmayıp Selahaddin Eyyübi ve Müslüman güçlerine karşı önemli zaferler elde etmiştir. Birçok önemli başarı elde etmesine rağmen Kudüs'ü ele geçirememiştir. Robin Hood hikâyelerinde önemli bir karakter olarak yer almıştır.

… ..


*Bizans İmparatorluğu - Vikipedi (wikipedia.org)

*Doğu Roma İmparatorluğu veya Bizans İmparatorluğu ya da kısaca Bizans, Geç Antik Çağ ve Orta Çağ boyunca Roma İmparatorluğu'nun devamı şeklinde var olan ve başkenti Konstantinopolis (günümüzde İstanbul, önceleri Byzantion) olan ülke. 5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğu'nun dağılışı ve çöküşü sürecinden sonra ayakta kalan imparatorluk, 1453'te Osmanlı'ya yenik düşünceye kadar yaklaşık bin yıl boyunca var olmaya devam etmiştir.[1] Var olduğu sürenin başı ve ortalarını kapsayan çoğunda, Avrupa'da ekonomik, kültürel ve askerî bakımdan en güçlü ülkeydi. "Bizans İmparatorluğu" ve "Doğu Roma İmparatorluğu" terimleri ülkenin yıkılışından sonraki tarihçiler tarafından yaratılmış olup imparatorluk vatandaşları kendi ülkelerine Roma İmparatorluğu (Grekçe: Βασιλεία τῶν Ῥωμαίων, tr. Basileia tôn Rhōmaiōn; Latince: Imperium Romanum),[2] veya Romania (Grekçe: Ῥωμανία); kendilerineyse "Romalılar" demekteydi.[3]

… ..

… ..

I. Aleksios ve Birinci Haçlı Seferi

II. İoannis, I. Manuil ve İkinci Haçlı Seferi

12. yüzyıl Rönesansı

… ..

Dördüncü Haçlı Seferi

Konstantinopolis'in Haçlılar tarafından yağmalanması (1204)[değiştir | kaynağı değiştir]

Daha fazla bilgi: Konstantinopolis Kuşatması (1203) ve Konstantinopolis Kuşatması (1204)

Haçlılar Konstantinopolis'e 1203 yazında vardı ve hiç gecikmeden şehre saldırarak ve şehrin büyük kısmına zarar veren bir yangın çıkararak şehri doğrudan ele geçirdiler. III. Aleksios başkentten kaçtı ve Aleksios Angelos, "IV. Aleksios" adıyla kör babası İsaakios ile beraber tahta çıkarıldı. Ancak, IV. Aleksios ve II. İsaakios verdikleri sözleri tutamayınca V. Aleksios tarafından tahttan indirildiler. Haçlılar 13 Nisan 1204'te tekrar şehri kuşatarak yeniden ele geçirdiler ve şehir üç gün boyunca mevki ve unvanlara göre bir katliama ve yağmaya maruz kaldı. Birçok paha biçilemez ikon, eser ve diğer nesneler çoğu Venedik'e gitmek üzere Batı Avrupa'ya götürüldü. Khoniates'e göre bu süreçte patrik tahtına bir hayat kadını bile oturtulmuştu.[167] III. Innocentius bu olanları duyunca Haçlıları derhal azarladı. Ancak durum kendi kontrolünün dışındaydı ve hatta Papa'nın kendi elçileri bizzat kendi kararlarıyla Haçlılar'ın Kutsal Topraklar'a devam etme görevini iptal etmişti.[163] Yeni bir emir verildiğinde, haçlılar ve Venedikliler anlaşmalarını hayata geçirdi: Flaman Baodouin, yeni Latin İmparatorluğu'nun başına getirildi ve Venedikli Thomas Morosini Patrik olarak seçildi. Her ne kadar liderler Bizans'ın eski toprakları üzerinde kendi isteklerine göre bir paylaşım yapsalar da, Bizans topraklarının farklı yerlerinde İznik, Trabzon ve Epir başta olmak üzere direnişler görüldü.[163] Venedik toprak fethetmekten ziyade ticaretle daha ilgili olsa da, Konstantinopolis'in en önemli noktalarını kendi kontrolü altına aldı ve Doc "Roma İmparatorluğu'nun Bir Buçuk Çeyreğinin Lordu" unvanını kazandı.[168]





*
Konstantinopolis Kuşatması (1203) - Vikipedi (wikipedia.org)

*Konstantinopolis Kuşatması Haçlı Seferi'nin Bizans İmparatorluğu'nun başşehri Konstantinopolis'i 1203 yılında kuşatması.

Şehri zorla almak için, Haçlıların boğazı geçmeleri gerekiyordu. Yaklaşık 200 gemi, atların transferleri ve kadırgalar dar boğazı geçmek için Haçlı ordusunun idaresine teslim edilecekti. Orada III. Aleksios, Bizans ordusunu Galata'nın banliyölerinin kuzeyinde sıraya dizmişti. Haçlıların şövalyeleri açıkça atların transferi ile yükümlüydü ve Bizans ordusu güneye kaçmıştı.

Haçlılar, güneyi izledi ve Galata Kulesi'ne saldırdılar, birini Haliç'i kapamış bulunan zincirin sonunda kontrol altına aldılar. Kuşatmayı Kuleye yaydıklarında, Yunanlar birkaç başarılı saldırı yaptılar. Buna rağmen Haçlılar toplandılar ve Yunanlar Kuleye geri çekildiler. Haçlılar askerleri kapıya kadar takip etmeye yetenekliydiler ve Kule kuşatıldı.[1] Haliç şimdi Haçlılara açık hale geldi ve Venedik filosu içeri girdi.

11 Temmuz günü, Haçlılar şehrin kuzetbatı köşesinin karşısında pozisyon aldılar. 17 Temmuz günü erkenden şehrin duvarlarına dört bölümde saldırarak kuşatmaya başladılar, bu sırada Venedik deniz filosu Haliç'ten sehir duvarlarına saldırıyordu. Venedikliler şehir duvarlarının yaklaşık 25 kulesini tuttular.[2] Varyaglar, Haçlıları uzaklaştırdığında[2] şehir duvarlarından. Varyaglar yeni saldırıları kaldırmak için yer değiştirdiler ve Vendikliler ateş koruması altında geri çekildiler. Ateş şehrin yaklaşık 120 akrelik (1 akre=yaklaşık 1260m²) bir kısmını tahrip etti.

III. Aleksios, sonuçta saldırı hareketine geçti ve Aziz Romanus Kapısı'ndan 17 tümeni yönetiyordu. Bu haçlılardan sayıca oldukça çok üstün bir durumdu. III. Aleksios'un yaklaşık 8.500 kişilik ordusu, Haçlıların yaklaşık 3.500 kişilik ordusuyla cesaretle karşılaştı, fakat bu cesaret başarılı olmadı ve Bizans ordusu savaşmadan şehre geri döndü.[3] Geri çekilme ve yangının sonucu moralleri büyük ölçüde bozdu. Bu durum Konstantinopolis halkının Aleksios'a karşı olmasına yol açtı. Aleksios daha sonra kaçtı. Tahrip edici yangın 20.000 kişiyi evsiz bırakmıştı.[4] Prens Aleksios tahta IV. Aleksios olarak kör babası İsaakios ile birlikte ulaştı.

IV. Aleksios sözlerini tutmanın zor olduğunun farkına vardı. III. Aleksios 1.000 paund altın ve paha biçilemez mücevherler ile birlikte İmparatorluk hazinesini parasız bırakarak kaçmayı başarmıştı. Bu noktada genç imparator Bizans ve Roma'nın değerli ikonlarını altın ve gümüş elde etmek için eritmeyi emretti. Fakat buna rağmen sadece 100.000 gümüş mark elde edilebildi. Bu kararı bilen Yunan halkının gözünde bu liderliğin zayıflaması ve çaresizliğin bir sarsıntısıydı. Bu durum tanrı tarafından cezalandırılmayı hak ediyordu. Bizans tarihcisi Nikitas Honiatis, bu durumu Roma devleti'nin inişe geçiş noktasına dönüş olarak karakterize etti. Bu nedenle IV. Aleksios, Konstantinopolis'in vatandaşları tarafından büyüyen düşmanlığa karşı uğraşmak zorunda kalmıştı. Ölüm korkusu nedeniyle, yardımcı imparator Haçlılardan antlaşmanın Nisan 1204 tarihinde bitecek şekilde altı aylık bir antlaşmayla yenilenmesini istedi. Buna rağmen şehirde hala savaş vardı. 1203 Ağustos'unda Haçlılar, Müslüman ve Yunan karşıtı güç birliğince korunan bir camiye saldırdılar. Bu esnada IV. Aleksios, rakibi III. Aleksios'a karşı Edirne'de Haçlılardan teşkil edilen 6.000 kişilik bir orduyu yönetmişti

Sonraki denemeler:

… ..


*Konstantinopolis Kuşatması (1204) - Vikipedi (wikipedia.org)

*Konstantinopolis Kuşatması (1204) Haçlılarca ele geçirilen Bizans İmparatorluğu'nun başşehri Konstantinopolis'in bir kısmı tahrip edildi.

12 Nisan 1204 tarihinde hava koşulları sonuçta Haçlıların tarafındaydı. Kuvvetli bir kuzey rüzgarı Venedik

gemilerinin sahil surlarına yakın gelmelerine yardım ediyordu. Kısa bir savaştan sonra, yaklaşık yetmiş haçlı

şehre girmeyi başarıyordu. Bazı Haçlılar surlarda delik açmaya olanaklı durumdaydı. Venedikliler ayrıca denizden

surlara tırmanmada başarılıydılar. Orada Vareglerin tamamıyla kanlı bir savaş vardı. Haçlılar şehrin kuzeybatı bölümünü ele geçirdiler ve burayı şehrin geri kalan

yerlerine saldırı için ana karargâh olarak kullandılar. Fakat kendilerini bir duvar ateşi ile korurken daha çok şehrin

yanıp yok olması ile sonlandırdılar. Bu ikinci yangında 15.000 kişiyi evsiz bıraktılar.[2] Haçlılar Konstantinopolis şehrini 12 Nisan günü ele geçirdiler. Haçlılar Konstantinopolis üzerinde bir korku ve

intikam yağması meydana getirdiler.[3] üç gün içinde pek çok antik ve Orta Çağ Roma ve Yunan işleri çalındı veya tahrip edildi. Muhteşem

Konstantinopolis Kütüphanesi tahrip edildi.[4] Yeminlerine ve kiliseden aforoz etme tehditlerine rağmen Haçlılar, merhametsizce ve sistematik bir şekilde şehrin

kutsal yerlerini, tahrip ederek, kutsallığını bozarak veya çalarak hiçbir şey ayırt edilmeden bozdular.

Konstantinopolis'ten yağma edilen toplam tutarın yaklaşık 900.000 gümüş mark olduğu söylenir. Venedikliler

150.000 gümüş mark aldı, haçlılar 50.000 gümüş mark aldı. Bundan başka bir 100.000 gümüş mark Haçlılar ve

Vanedikliler arasında taksim edildi. Kalan 500.000 gümüş mark birçok Haçlı şövalyesi tarafından gizlice geride

tutuldu.


Sonuç:

Önceden yapılan antlaşmaya göre, İmparatorluk Venedik ve haçlıların liderleri arasında paylaştırıldı ve Konstantinopolis'in Latin İmparatorluğu kuruldu. I. Bonifacio del Monferrato (yak.672- 5 Haziran 754 Alman havarisi) vatandaşların onu öyle görmesine rağmen yeni imparator olarak

seçilmedi. Vendikliler kardeşi dolayısıyla onun eski imparatorluk ile çok bağları olduğunu düşünüyorlardı.

Kardeşi Montferratlı Renier 1170ler ve 1180 lerde imparatoriçe olmuş olan Maria Komnini (Mart 1152-3 Temmuz 1182 İmparator I. Manuil Kommenos'un en büyük kızı) ile evlenmişti. Bu yüzden Bonifacio yerine Flandreli Baudouin tahta geçirildi. Ayasofya'da I. Baudouin adıyla imparator olarak taç giydirildi.[5][6] Bonifacio, Selanik Krallığı'nı kurmaya devam etti.[7] yeni Latin İmpratorluğu'nun bir ardıl devleti olarak. Venedikliler ayrıca Ege Denizi'nde Takımada Düklüğü kurdular. Bu esnada Bizans göçmenleri kendilerinin "ardıl devletleri" ni kurdular. Bunların arasında en çok dikkate değer

olanları I. Theodoros komutası altındaki İznik İmparatorluğu, Trabzon İmparatorluğu ve Epir Despotluğu (1205-1479) devletleridir.


Mieras:

Dördüncü Haçlı Seferi'inden sekiz yüzyıl sonra Papa II. Jean Paul, Dördüncü Haçlı seferi olayı için ikinci defa üzüntülerini ifade etti. 2001 yılında "Atina Başpiskoposu"

Christodoulos'a "O üzücü bir olay ki saldırganlar, kutsal topraklarda hıristiyanlığa serbest girişi güven altına aldığını gösteren,

aynı inançtaki kardeşlerine karşı döndüler" söyleyen mektubu yazdı. Gerçek ki onlar Latin Hristiyanlar Katolikleri

derin üzüntüyle doldurdular."[8] 2004 yılında, I. Bartholomeos "Konstantinopolis Patriği" "Vatikan Sarayı"nı ziyaret ettiğinde Papa II. Jean Paul, "Biz nasıl ortak olamayız, sekiz ülke uzak bir mesafede, acı ve tiksinmeye" diye sordu.[9] Bu Dördüncü Haçlı savaşçıları tarafından işlenmiş olan korkunç katliamın Yunan Ortodoks Kilisesine bir özür

olarak dikkate alınmasıydı.[10]

2004 yılı Nisan ayında şehrin işgalinin sekiz yüzüncü anma töreninde Ekümen Patrik I. Bartholomeos özrü resmen

kabul etti. Fransa, Lyon başpiskoposu Philippe Barbarin ile birlikteyken dua şeklinde "Uzlaşma ruhu kin ve düşmanlıktan daha güçlüdür" dedi. "Biz sizin Dördüncü Haçlı

Seferlerinin üzücü olayları için samimi jestinizi şükran ve saygıyla kabul ediyoruz. Gerçek ki suç burada şehirde

sekiz yüzyıl önce işlendi." Bartholomeos onaylamasının Paskalya ruhundan geldiğini söyledi. "Yeniden canlanmanın uzlaşmacı ruhu, bizi kiliselerimizin uzlaşmasına doğru teşvik

ediyor."[11]


*Franklar - Vikipedi (wikipedia.org)

*Franklar, Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasında büyük rol oynamış bir Cermen boyudur. 4. yüzyıl sonlarından itibaren Galya eyaletinin kuzeyine Roma müttefiki sıfatıyla sızmaya başlar, 406 tarihinden itibaren ise tam güçle Kuzey Galya'yı istila ederler. 6. yüzyılda Güney Galya'dan Vizigotları kovarak hakimiyetlerini pekiştirirler. Bu tarihten sonra Galya artık Fransiya yani Fransa olarak anılacaktır.

 

Kavimler Göçü dönemi:

Roma İmparatorluğu'nun Ren-Tuna savunma hattının Ren koluna baskı yapan Cermen kabileleri, İlkçağ'ın sonlarında Frank çatısı altında toplanmıştı. IV.yüzyılın ortalarında, baskıya dayanamayan hat yırtıldı ve Franklar Galya'ya yerleşmeye başladı. Gotların İtalya'yı

istila etmesine paralel olarak Franklar da Galya'dan Romalıları kovdu. Attila'nın Galya istilasına (451) mümkün olduğunca karışmamaya çalıştılar. Buradaki son

Roma toprağı, Frank kralı Clovis tarafından işgal edildi.


Merovenj Hanedanı:

Karolenj Hanedanı:

İmparatorluk:




*Şarlman - Vikipedi (wikipedia.org)

*Şarlman (Fransızca: Charlemagne, Almanca: Karl I. der Große, Latince: Carolus Magnus veya Karolus Magnus) (d. yaklaşık 2 Nisan 748 – ö. 28 Ocak 814, Aachen), Frank ve Lombard kralıdır. Karolenj Devleti'ni imparatorluk statüsüne yükselten hükümdardır.

… … 

Şarlman büyük savaşlar kazandı ve birçok prensliği, dükalığı ve derebeyliği fethetti ya da yağmaladı. İlk önce Köln'e

giderek kendini Alsace-Lorraine, Akitanya, Bretenya ve Cenova Kralı ve Bohemya Prensi ilan etti. Daha sonra yeni

fetihler yaparak Aachen'de kendini Amsterdam, Rotterdam, Frizye, Gelderland, Frankfurt ve Münih Kralı ilan etti.

Şarlman birçok Krallık ve Devleti egemenliğine aldı.

Sonunda Papa III. Leo'ya başvuru yaptı. Papa tarafından 25 Aralık 800 Roma'da Aziz Petrus Bazilikası'nda taç giydirilerek Şarlman Kutsal Roma İmparatoru ve kurduğu devlet de Batı Roma İmparatorluğu'nun varisi sayıldı.


Kutsal Roma İmparatoru olan Şarlman bugünkü Almanya'yı fethetti. Lombardlar'ı püskürttü, ardından Sakson, Anglo, Cermen ve Got kabilelerinden askerler toplayarak orta büyüklükteki bir orduyla Fransa ve Avusturya'yı fethetti. Böylece Şarlman Roma İmparatoru, Sakson, Frank, Lombard, Anglo, Cermen, Got ve Slav Kralı oldu. Hristiyanlık dinini kılıç ve ateşle Saksonya'ya kabul ettirdi.

Şarlman'ın iki büyük rüyası vardı:

1. Sezarların imparatorluk yönetimini yeniden kurmak.

2. Aziz Augustinus'un Tanrı Kent'ini yeryüzünde inşa etmek.

Bir süre için, din dışı güçlerle Papalık arasında yeni bir iş birliği gelişti. Kilise'den bağımsız bir yargı isteyen Şarlman bunun için İngiliz filozof Alcuin'i ülkesine çağırdı. Alcuin burada: sapkınlara karşı risaleler yazdı, imparatora methiyeler düzdü ve kutsal kitabı

yorumladı.

Şarlman'ın ölümünden sonra Kilise ile Sezar taklitleri arasındaki mücadele ve savaşlar tekrar başladı.

… ..


*Vikingler - Vikipedi (wikipedia.org)

*Vikingler ya da Norslar,[1][2] İskandinavyalı korsan ve tüccar kavimlerdir. Aslında "Viking" veya "Nors" bir millet

adı değildir; Danlara, Norveçlilere, İsveçlilere ve diğer İskandinavlara (Kuzey Cermenleri) kim olduklarına

bakmaksızın verilen isimdir. Bu adlandırma Eski Norsçadaki Vikingr (yağmacı) sözcüğünden gelir ve Viking Çağı

boyunca tüm Kuzey Cermenleri bu adla anılmıştır. Vikinglerin ataları antik Cermen halkları, konuştukları dil(ler) ise

Cermen dil ailesine bağlı İskandinav dilleridir. Vikingler ömürlerinin büyük bir kısmını denizlerde geçirmiş olan savaşçı

bir halktır. 8 - 11. yüzyıllar arasında kuzeybatı Avrupa'da birçok yeri ele geçirmişlerdir.[3] Viking akınları ile birlikte

birçok manastır yok olmuştur. Olaya tanıklık eden ve hayatta kalarak Avrupa'nın çeşitli bölgelerine dağılan keşişlerin

dramatik ve trajik anlatımları, yüzyıllarca sürecek bir Viking korkusu ve düşmanlığı yaratmıştır. Vikingleri kaba, ilkel,

medeniyetten uzak bir kavim olarak betimlemişlerdir. Bu anlatımların etkisiyle, Avrupalıların Viking kültürüne uzun

süre kayıtsız kaldıkları anlaşılmaktadır. Göçebe ve savaşçı bir kavim olan Vikinglerin yazılı geleneği olmayışı, kültür

izlerinin sürülmesini güçleştirmektedir. Yazılı kaynakların zayıflığına ve Batılı kaynaklardaki olumsuz Viking imajına

karşılık, arkeolojik veriler, incelikli bir Viking maddi kültürünün varlığına işaret etmektedir.

… ..



*Ayça : Ay gibi güzel, ışıklı, parlak.  Ayın yeni doğduğu günlerdeki şekli, yeni ay,  hilal. Cami kubbelerine ve minare külahlarına konulan hilal şeklindeki süs.




*Mahşerin Dört Atlısı ve Vahiy Kitabının Kehaneti – Faruk Şentürk Youtube Videoları (faruksenturk.org)

*Hristiyan eskatalojisinde geniş yer bulan Mahşerin Dört Atlısı‘nın çıkış kaynağı Patmos’lu Yuhanna’dır .

Hz. İsa’nın 12 Havarisinden biri olan Yuhanna olup olmadığı tartışılan Patmos’lu Yuhanna , Ege adalarından biri olan Patmos adasında Hz. İsa’yı gördüğü ve İncil’in Vahiy kitabını bu adada yazdığı iddia edilmektedir.

‘’ İsa Mesih’in Vahyidir ; onu Tanrı yakında vaki olması lazım gelen şeyleri kullarına göstermek için kendisine verdi . ‘’ Sözleriyle başlayan Yuhanna’nın Vahyi , 6. Bap’ta bahsedilen dört atlı ve binicilerinin anlatısı ‘’Mahşerin Dört Atlısı ‘’ kültünün oluşmasını sağlamış .

İncil’in Vahiy kitabının 6.Bap’ında dört atlıyı getiren dört mühürün neleri temsil ettiğine bir göz atalım .

Ve Kuzu’nun yedi mühürden birini açtığını gördüm . O anda dört yaratıktan birinin, gök gürültüsüne benzer bir sesle , ‘’Gel’’ dediğini işittim . Bakınca beyaz bir at gördüm . Binicisinin yayı vardı . Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı .

Kuzu ikinci mührü açınca , ikinci yaratığın ikinci yaratığın ‘’Gel ‘’ dediğini işittim . O zaman kızıl renkte başka bir at çıktı ortaya . Binicisine dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi . Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar . Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verildi .

Kuzu üçüncü mührü açınca, üçüncü yaratığın “Gel!” dediğini işittim. Bakınca siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı. Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba zarar verme!”
Kuzu dördüncü mührü açınca, “Gel!” diyen dördüncü yaratığın sesini işittim. Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölüm’dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün yabanıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.

… ..



*Kıyamet - Vikipedi (wikipedia.org)

… ..


*Macarlar - Vikipedi (wikipedia.org)

*Macarlar, ağırlıklı olarak Macaristan'da, ayrıca azınlık topluluklar halinde Orta Avrupa'da yaşayan ve Fin-Ugor dil ailesine bağlı Macarcayı konuşan halk.

Tarih:

… ..


*Anglosaksonlar - Vikipedi (wikipedia.org)

*Anglosaksonlar, Anglus, Sakson ve Jüt karışımı bir Cermen halkı. 5. yüzyıldan itibaren Romalıların Britannia olarak isimlendirdiği adayı istila etmiş ve 865'teki Viking istilasına kadar adanın tamamını yönetmişlerdir; Viking istilasından Norman istilasına kadar geçen sürede ise bazen adanın bir kısmını, bazen tamamını yönetmiş ve bazen de adanın kontrolünü tamamen Vikinglere kaptırmışlardır. Vikinglerin gelişiyle İngiltere'deki Anglosakson kontrolü önemli ölçüde zayıflamış ve Normanların gelişiyle birlikte tamamen sona ermiştir

*… ..



*Latinler - Vikipedi (wikipedia.org)

*… .. … ..



*Emevîler - Vikipedi (wikipedia.org)

*… ..




*Abbâsîler - Vikipedi (wikipedia.org)

*… ..


*Fâtımîler - Vikipedi (wikipedia.org)

*… ..



*Franklar - Vikipedi (wikipedia.org)

*Franklar, Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasında büyük rol oynamış bir Cermen boyudur. 4. yüzyıl sonlarından itibaren Galya eyaletinin kuzeyine Roma müttefiki sıfatıyla sızmaya başlar, 406 tarihinden itibaren ise tam güçle Kuzey Galya'yı istila ederler. 6. yüzyılda Güney Galya'dan Vizigotları kovarak hakimiyetlerini pekiştirirler. Bu tarihten sonra Galya artık Fransiya yani Fransa olarak anılacaktır.

Kavimler Göçü dönemi:

Roma İmparatorluğu'nun Ren-Tuna savunma hattının Ren koluna baskı yapan Cermen kabileleri, İlkçağ'ın sonlarında Frank çatısı altında toplanmıştı. IV.yüzyılın ortalarında, baskıya dayanamayan hat yırtıldı ve Franklar Galya'ya yerleşmeye başladı. Gotların İtalya'yı istila etmesine paralel olarak Franklar da Galya'dan Romalıları kovdu. Attila'nın Galya istilasına (451) mümkün olduğunca karışmamaya çalıştılar. Buradaki son Roma toprağı, Frank kralı Clovis tarafından işgal edildi.

Merovenj Hanedanı:

I. Clovis Frank savaş lordlarına boyun eğdirerek ilk Frank Krallığını kurdu (481). Romalılarla ve Gotlarla savaştı, Galya'yı birleştirdi. I. Clovis'le beraber Franklar arasında Hristiyanlık hızla yayıldı.

Clovis'in ardıllarının hiçbiri onun otoritesini yeniden tesis edemedi. Frank lordları çok zayıf bağlarla krala bağlıydı ve Galya, katı bir feodalizmle yönetiliyordu.

Hristiyanlık'ı benimsemiş olmaları, Frankları diğer ırkdaşlarıyla karşı karşıya getiriyordu. Kuzeydoğudaki Saksonlar ve güneydoğudaki Lombardlar ile Franklar arasında din eksenli bir düşmanlık ortaya çıktı. Müslüman ordularının Gotları çiğneyip geçerek Frank topraklarına girmesi, Merovenjlerin iktidarını temelinden sarstı. Merovenj ailesinin etkisiz kaldığı bir anda başka bir Frank ailesi olan Karolenjler Müslüman istilasını durdurarak ülkenin en nüfuzlu ailesi durumuna geldi.

Karolenj Hanedanı:

Charles Martel'in Puvatya'de kazandığı zafer, iki asırlık durgunluktan sonra Franklar için yeni bir savaşlar çağının başlangıcını gösteriyordu.

Charles'ın oğlu Kısa Pepin de Hristiyanlık'ın savunuculuğu rolünü sürdürdü ve Papa'yı sıkıştırmakta olan Lombardlarla savaştı. Oğlu Şarlman nihayet sonuca ulaştı, İtalya'yı istila etti ve Lombardları kılıçtan geçirerek ülkeyi Hristiyanlık'ın kalesi durumuna getirdi. Hizmetleri karşılığında "imparator" unvanıyla ödüllendirildi.

İmparatorluk:

Şarlman'ın zaferleri, Frankları Avrupa'nın hakimi durumuna getirdi. Papa tarafından Roma'nın mirasçısı ilan edildiler. Şarlman, imparator tacını giyen ilk Cermen'di.

Cermen ve Roma kültürlerini tek bünyede toplamaları, Frankları yeni bir uygarlığın öncüsü yaptı. Bunlara ek olarak Hristiyanlık'ı benimsediler; İtalya ve Almanya'daki paganları kırarak, güneyde Müslümanlarla ve kuzeyde Vikinglerle savaşarak kıta üzerinde Hristiyanlık'ın egemenliğini sağladılar. Sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak Avrupalı kimliğinin temelini atmış oldular.

Frankların batıda bir imparatorluk kurması, doğudaki Bizanslıları kızdırdı ve doğu-batı ayrımı hiç olmadığı kadar derinleşti. Bu ayrım, ileride kiliselerin bölünmesine dek gidecekti.

 Bağdat sarayıyla diplomatik ilişkiler kurdu. Sonraki yüzyıllarda İslam coğrafyasında Avrupalı kavramı için kullanılacak olan "frenk" kelimesi bu sayede doğuya ulaştı.

Karolenj Hanedanı döneminde savaş lordlarıyla imparator arasındaki hiyerarşiyi düzenleyen yasalar, daha önceki Cermen kabile sistemiyle Roma hukukunu tek potada birleştirdi ve Orta Çağ boyunca Avrupa'da etkin kalacak olan derebeylik hukuku ortaya çıktı.

Frank İmparatorluğu'nun 843'te bölünmesi, Avrupa tarihi açısından dönüm noktası oldu. Şarlman'ın torunlarından biri doğuda ve biri batıda kendi güç merkezlerini oluşturdu. Bu merkezler daha sonra Fransa ve Almanya isimleri altında şekillenecek ve bu iki gücün çatışması Avrupa tarihini belirleyecekti.

Pek çok ülkeyi işgal etseler de Frankların çoğu Galya'da kaldı. Buradaki yerli halkla, Keltlerle karışıp kaynaştılar ve Roma kültürünü benimsediler, bu sayede Fransızlara dönüştüler.


*I. Aleksios - Vikipedi (wikipedia.org)

*



*Yahya - Vikipedi (wikipedia.org)

*Yahya veya Yuhanna[not 2] (y. MÖ 10 / 1 – MS 30), İsa'nın çağdaşı, Zekeriya'nın ise oğlu olan Yahudi[13][14]



*Leonardo da Vinci tarafından yapılan Vaftizci Yahya tablosu.

din büyüğüydü. Hristiyanlıkta Vaftizci Yahya (יוחנן המטביל‎, romanize: Yohanān HaMatbil) olarak anılır ve aziz kabul edilir. Hristiyanlar tarafından her yıl 24 Haziran'da "Vaftizci Aziz Yuhanna Günü" kutlanır.[15][16][17] Bahá’ílik, Sâbiîlik ve İslam'da ise bir peygamber olarak kabul edilir. Bu durum Yeni Ahit'teki Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri ile Kur'an'da[18] ve Bahá’í metinlerinde teyit edilir.[19]

Vaftizci Yahya'nın yaşamı, bizzat Yahudi tarihçi Josephus tarafından anlatılır.[20] Yeni Ahit'e göre, Yahya kendisinden daha büyük bir mesiyanik figür öngörür ve inciller, Yahya'yı İsa'nın habercisi veya öncüsü olarak tasvir eder.[21][22][23] Luka İncili'ne göre, İsa'nın akrabasıdır.[24] Sâbiîler Yahya'nın, İsa'nın akrabası olduğuna inanmaz ancak Sâbiîlikte Yihya Yahane olarak geçer ve en büyük peygamber olarak kabul edilir. İslam'a göre Yahya'nın annesi, Meryem'in teyzesidir.[25]




*Kudüs - Vikipedi (wikipedia.org)

*Kudüs (Arapça: القُدس, el-Kuds) veya Yeruşalim (İbranice: יְרוּשָׁלַיִםBu ses hakkındaYeruşaláyim),[1][2][3] Orta Doğu'nun Kenan bölgesinde, Akdeniz ile Lut Gölü arasındaki Yehuda Dağları'ndaki bir plato üzerine kurulmuş eski bir şehirdir. Üç büyük İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için kutsal sayılan bir şehirdir. İsrail, başkentinin Kudüs olduğunu ilan etmiştir.[4] Birleşmiş Milletler, bu kararı tanımadığını açıklamıştır.[5][6] Aynı şekilde Filistin de tıpkı İsrail gibi kendi başkentinin Kudüs olduğunu ilan etmiştir.[7]

… ..


Tarih:

Antik dönem:

Klasik Antik Dönem:

Orta Çağ:

Osmanlı dönemi:

İngiliz himayesi:

Bölünme ve birleşme (1948-1967):

Günümüz:

… ….. ..































*Haçlı devletleri - wiki7.org

*Haçlı devletleri , 11. yüzyılın sonu-12. yüzyılın başlarında haçlılar tarafından Küçük Asya ve Filistin'de kurulan ve 11-13. yüzyıllar boyunca var olan birkaç feodal devletin  genel adıdır . Dört devlet kuruldu: Edessa ilçesi (1098-1150), Antakya prensliği (1098-1287), Trablus ilçesi (1102-1289) ve Kudüs Krallığı (1099-1291). Kudüs Krallığı, şimdiki İsrail, Batı Şeria , Gazze Şeridi ve çevresindeki bölgeleri kapsıyordu. Devletlerin geri kalanı bugünkü Suriye topraklarını işgal etti., güneydoğu Türkiye ve Lübnan . 1130'dan itibaren çok az sayıda Frank Haçlı olduğundan, "Haçlı Devleti" adı tam olarak doğru değildir . Edessa 1144'te Türklerin saldırısına uğradı, geri kalan krallıklar 13. yüzyılın sonlarına kadar dayandı ve ardından Mısır Sultanlığı'nın egemenliğine girdiler . 1268'de Antakya ,  1289'da Trablus ele geçirildi . 1291'de Kudüs Krallığı'nın başkenti Akka düştüğünde, son Haçlı devleti de ortadan kalktı ve hayatta kalanlar , Üçüncü Haçlı Seferi'nden sonra kurulan Kıbrıs Krallığı'na kaçtı . Haçlı devletleri … ..

… ..

… ..

Arkaplan Haçlı devletleri :

Levant Haçlı devletleri :

Kıbrıs ve Bizans Haçlı devletleri :

Akdeniz Haçlı devletleri :

Prusya Haçlı devletleri:

Siyasi yapı Haçlı devletleri:




*
1135'te Birinci ve İkinci Haçlı Seferleri arasında Yakın Doğu. Haçlı devletleri

































*Tapınak Şövalyeleri - Vikipedi (wikipedia.org)

*Tapınak Şövalyeleri, Mabet Şövalyeleri veya Tapınak Tarikatı (Latince: Pauperes commilitones Christi Templique Solomonici Süleyman Tapınağı ve İsa'nın Fakir Askerleri), tanınmış Hristiyan askerî tarikatlarından biridir. Resmî olarak iki yüzyıl boyunca faaliyette bulunmuşlardır.[1][2]

… ..

Tarikatın kuruluşu ve kimliği:

… ..  Tarikatın ömrü neredeyse Haçlı Seferleri'yle eş olmuştur. Beyaz renkteki eşyaları üzerindeki kırmızı haçlarıyla Tapınak Şövalyeleri zamanlarının en korkulan savaşçılarından olmuşlardır.[1]

… ..


4 yorum:

  1. Thomas Asbridge, eserinin henüz ilk sayfalarından itibaren arka planı bilgi dolu ve geçmişi anlamamızı kolaylaştırırken, günümüz modern dünyasında yaşanan ve İsrail’in fütursuzca dünyaya meydan okuyan yeni soykırımının temellerinin yüzyıllar öncesinden kaynaklanan tarihi köklerini açığa çıkarıyor. Bir taraftan tarihin tekerrür ettiğini anlamak, diğer yandan tarihten ders almayanların benzer acıları yaşama devam ettiğini ve gelecekte olabilecekleri tahmin etmek insana acı veriyor…. Geleceği görmek, geleceği şekillendirmek isteyenler; geçmişte olanları inceleyerek geleceğe şekil vermek için dersler çıkarılabilirler……
    Yazar, hem kendi eseri için, hem de bu durumu “… .. İslamiyet ve Hıristiyanlığın dehşet ve zafer arasında gidip gelen kader ve görüşlerini saptama fırsatı veriyor; ayrıca çağa damgasın ı vuran kutsal savaşlar hakkında hayati ölçüde önemli ve birbiriyle ilintili bazı sorular sormayı mümkün kılıyor. … ..” sözlerini kullanıyor.

    YanıtlaSil
  2. Yazarın “önsöz” bölümündeki anlatımından alıntılar:
    *Ortaçağdaki Haçlı Seferleri aynı zamanda modern dünyanın bir yansıması olarak kullanıldı,son olaylarla geçmiş arasında bağlantılar kuruldu ve tarihsel bir paralellik oluşturuldu. Böylece, on dokuzuncu yüzyılda Fransız ve İngilizler Haçlı Seferleri alanlarına dayanarak imparatorluklarının Doğu Akdeniz bölgesindeki toprakları üzerinde hak iddia etmesine gerekçeler üretirken, Müslümanlar yirminci ve yirmi birinci yüzyılda İslam coğrafyasınınn bazı kesimlerinde çağdaş politik ve dinsel mücadeleleri dokuz yüz yıl önceki kutsal savaşlara eşdeğer tutma eğilimine girdiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazar ilerleyen satırlarında bu düşüncelerini değişik ifadeleriyle tekrarlıyor: “ Hıristiyan imparatorların Tanrı adına ülkeyi yönettiği, Tanrı’nın isteğine uygun şekilde dünyayı düzene soktuğu bir geçmiş.”

      Sil
    2. Bugün bile “Batılı” bilim adamları tarafından kaleme alınan ‘Haçlı Seferleri konulu tarih kitapları (bilerek ya da bilmeyerek) bir miktar taraf tutmakta, çünkü çoğu bu dönemi bir Hıristiyan bakış açısıyla sunmaktadır. Bu doğalm tarafgirlik kendini belli beliris ortaya koyuyor; bir savaşın sonucunu yengi ya da yenilgi, zafer ya da felaket olarak tanımlamak yazarın yaklaşımını ele veriyor. Beş kısımdan olan bu kitapta olaylara hem Batılı Hıristiyan hem de Doğulu Müslüman gözüyle bakarak bu yaklaşımdan özellikle uzak durmaya çalıştım. Bu kitabın özünü, Üçüncü Haçlı Seferi’nin iki önderi Selahaddin ve Aslan Yürekli Richard oluşturuyor.

      Sil