10 Aralık 2025 Çarşamba

Mahur Beste*


 

İki Uyku Arasındaki Düşünceler

Behçet Beyefendi, merhum zevcesi Atiye Hanımefendi’nin bundan otuz beş sene evvel, sırf kadın inadını yerine getirmek için birden bire küçük ve manasız bir hastalık bahanesiyle genç ve güzel hayatına veda ederek tek başına kendisine bıraktığı geniş ve eski yatakta, bu gece belki bu otuz beş senenin en sıkıntılı uykularından birini uyumuştu. Bütün gece kendisini ziyaret eden çeşit çeşit rüya arasında, tıpkı ince ve rahatsız edici bir diş ağrısı gibi -Behçet Bey için bu cins ağrılar uzun zamanlardan beri sadece tatlı bir hatıradır- hep bu sabahı, bu sabahın hayatına gireceği büyük değişikliği düşünmüştü. Akşam bu sıkıntı içinde Şerife Hanım’a darılmış, yine aynın sıkıntı yüzünden taşlıktaki büyük saatin ayarını düzelteyim diye zembereğini kırmış, sonra her şeyden, hepsinden kurtulmak için yatağına girmişti. Ne garip bir uyku uyumuştu… Sanki bütün gece hep uyanıktı; bununla beraber, üstüne yatmış olduğu sol kolu yüzünden hep rahatsız olduğu hâlde bir türlü yerinden kımıldanamamış, sıkıntılı bir rüyanın durmadan değişen ve değiştikçe daha bunaltıcı olan   bin türlü tuhaflığı ve azabıyla bu saati etmişti.


Doğrusu istenirse , bu rüyalarda büyük bir değişiklik yoktu; her gece bu geniş yatakta, yalnız onun iç gözleri ve uyuşuk dimağı için oynayan o acayip ve şuursuz dram bu sefer yine eskisi gibi ve aynı gölge aktörlerle oynanmıştı. Her akşamki gibi bu gece  de yaşanmış, her tarafı sımsıkı kapalı ömrüne şuradan buradan teker teker girmiş olan bir yığın insan, onun etrafına, kimi herhangi yüzü ve kıyafetiyle , kimi yabancı ve değişik bir çehreyle toplanmışlar, hareket etmişler, gidip gelmişlerdir. Babası merhum İsmail Molla Beyefendi, yine duvarda, baş ucunda asılı duran Hamdullah yazması Kur’an-ı Kerim’i alıp göstermeye kalkışmış, bin zahmetle ve biraz da Şerife Hanımın yardımıyla elinden ancak alabilmişti. Bereket versin ki alabilmişti. Yoksa, yoksa sonu fena idi. Yirmi sene evvel geçirdiği büyük bir hastalıkta kurtuluş terlerini dökerken Behçet Beyefendi bu rüyayı görmüş ve verdiği sevinçle hayata dönmüştü.

Ondan beri hemen her gece, rüyasında bu Kur’an’ın etrafında Behçet Beyefendinin babasına karşı ancak uyanarak muzaffer çıktığı bir mücadele olurdu. Fakat bu gece öyle olmamış; Behçet Bey, ağır ve düşünceli uykunun kendisini hapsettiği zindanda, bir “final”i olmasına alıştığı bir rüyaya rağmen, saatlerce kalmış ve gemi azıya almış bir muhayyilenin acayipliklerini tecrübe etmişti.

… ..

… ..

… .. Fakat asıl onun içinden geçenleri, İsmail Molla’nın kendisine Mahur Beste’nin hikâyesini anlattığı gece hissetmişti. Mahur Beste, Atiye’nin küçük

 eniştesi Lütfullah Bey’in babası Talât Bey’in eseriydi. Bir çarkçı yüzbaşısı olan Talât Beyü bu eserini karısı kendisini bıraktıktan sonra yazmıştı. O gece yemekten sonra nasılsa Mahur Beste’den bahsedilmiş, Molla Bey hemen oracıkta, hâlâ güzel olan o dik sesiyle , eliyle yemek masasında tempo tutarak onlara bu her şeyin üstünde aşk türküsünü okumuş, sonra da Talât Bey’in hikâyesini anlatmıştı.….

… ..

… ..









*Mahur Beste & Ahmet Hamdi Tanpınar

Dergâh Yayınları

24. Baskı: Nisan 2020




*https://www.uskudarmusikicemiyeti.com/sozlu-eser/bir-afet-i-meh-peyker-ile-nuktelerim-var-ebubekir-aga-beste-mahur/


*Bir âfet-i meh-peyker ile nüktelerim var, Ebûbekir Ağa

*Alâeddin YAVAŞÇA-Bir Âfet-i Mahpeyker İle Nüktelerim Var Fehmetmesi Müşkil (MAHUR)R.G.


*Mahur Beste (Eyyubi Bekir Aga)


*Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mahur Beste romanı hakkında 10 bilgi

*… ..

… ..


Bir âfet-i meh-peyker ile nüktelerim var,

Fehmetmesi müşkil

Aşkı gibi sînemde bulunmaz güherim var,

Sad şevka muâdil

Ebrûleri imâ ile gizli eder iş’ar

Bir bûse atasın

Ahdî’ye nihanî kereminden haberim var,

Müjde sana ey dilâre varsa hayâl dahî yâre ben gibi



*Finale 2003 - [Untitled1]


Âfet-i meh-peyker : Ay yüzlü güzel 

Fehmetmek : Anlamak 

Mükîl :Zor 

Güher :Mücevher 

Sad : Yüz rakamı 

Muâdil : Eşit 

Ebrû : Kaş

İş 'âr : Belli etmek 

Bûse : Öpücük 

Atâ : Hediye 

Iydiyye : Bayramlık 

Nihânî : Gizlice  

Dil : Gönül                    



*Ancak romandaki Mahur Beste, romanın kurmaca karakterlerinden Talat Bey'in yazdığı, Neşati'nin;gazelinden oluşturulmuş muhayyel bir beste olarak anlatılır.


 "Gittin amma ki kodun hasretle cânı bile İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile"

 "Gittin emma ki kodun hasret ile canı bile İstemem sensiz geçen sohbet-i yâranı bile"


*Edebiyatta sıklıkla karşımıza çıkan baba-oğul ilişkisi teması, Mahur Beste'de geniş bir yer tutmuştur. Bu motif pek çok edebiyatçı tarafından da farklı şekillerle işlenmiştir. Baba-oğul ilişkisi bilhassa edebiyatımızda kuşak çatışmalarını gözler önüne sermek bakımından elverişli olmuştur. Baba oğul olan İsmail Molla Bey ile Behçet Bey'in birbirlerine karşı bakış açıları değişen sosyal yaşantı içerisinde kuşakların birbirlerini konumlandırdığı noktaya da temas etmektedir. Aynı zamanda bu ilişkinin psikolojik temelleri de mevcuttur.


*İsmail Bey, mağrur ve atılgan biridir, güçlü bir karakter olmaması sebebiyle kendisine benzemeyen oğluna içten içe kızgınlık besler. Behçet Bey babasının aksine silik, babasının otoritesi karşısında kendi kimlik ve benliğini oluşturamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca baba tahakkümü altında ezilmiştir. İsmail Molla, Tanzimat'tan sonra medeniyet krizini atlatamayan aydın tipini de simgeler.



*Mahur Beste, Ebubekir Ağa'nın diğer bestelerinde değişik bir form olarak kullanılmanın yanı sıra, sadece bu adla efsaneleşmiş bir beste olarak da vardır.


*Tanpınar'ın romanında bestekârına ithaf etmiş olduğu bu beste:


 "Bir âfet-i meh-peyker ile nüktelerim var" sözleriyle başlayan ve Ebubekir Ağa'nın başyapıtı sayılan bestesidir.


*Roman Lâle Devri'nin ünlü hânende ve bestekârlarından Eyyübi Ebubekir Ağa'ya ithaf olunmuştur. Eyyübi Bekir Ağa'nın da Mahur makamında bir bestesi bulunmaktadır. Bu nedenle ilk bakışta Ahmet Hamdi'nin bu besteden etkilenmiş olduğu düşünülmektedir.


"Gittin emma ki kodun hasret ile canı bile
İstemem sensiz geçen sohbet-i yâranı bile"


*https://eksisozluk.com/bir-afet-i-mehpeyker-ile-nuktelerim-var--5370460

*ebubekir ağa'nın; güftesi ahdî'ye ait, darbeyn usûldeki mâhûr bestesi. ahmet hamdi tanpınar'ın mâhûr beste isimli romanına ilham olmasındandır ki yazar bu eserini ebubekir ağa'ya ithaf etmiştir. insanı yüce duygulara gark eyleyen nefis bir eserdir.




6 yorum:

  1. Tanpınar, Osmanlının çöküş yıllarının artık sonlarına geldiği günlerin görünmeyen yüzünü anlatıyor. insanın maddi ve zihinsel eksikliklerini aşabileceğini, ancak ahlaki çöküşün geri dönüşü olmadığını vurguluyor. Cahillik, gerilik, parasızlık... Bunların hepsi çabayla düzeltilebilir. Fakat insanın içindeki “ahlak” bozuldu mu, onu tamir edecek bir çare yoktur. ….

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasta Adam sıfatının öne çıktığı günlerde; iyi insan olma bilincinin de giderek daha fazla silindiği bu süreçte yaşanan trajedi(ler) biraz da günümüzü anlatıyor gibi .… ..

      Sil
  2. Tarihin tekerrür etmesi huzur kaçırıcı….

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her şey düzelebilir, ama yozlaşmış bir ruh asla. Ümitsizliğe kapılmaya gerek yok diyebiliriz; “Gerekenleri yapmak kaydıyla!”

      Sil
    2. Ümidimizi kaybetmek yanlış olur. Her zaman bir ümit vardır. Bunun için hepimize düşen sorumluluklar olduğu unutulmamalı.

      Sil
    3. Sonuç olarak, Tanpınar, Osmanlının kaçınılmaz sona ilerlediği günlere, insani boyut gözüyle bakıldığında; okuyucunun kendisini de içinde bulabileceği sürükleyici öykü; aynı zamanda o dönemdeki bir zaman aralığındaki değişimi de gözler önüne seriyor…

      Sil