
Aşçı’nın Oğlu
I
Oydan kelgen on börim, Ovadan gelen on kurdum,
Kırdan kelgen kırk börim, Kırdan gelen kırk kurdum,
Kırk börinin işinde, Kırk kurdun içinde,
Könek batkı kökbörim. Kova başlı bozkurdum.
İnönü’nün, Türkçüleri, “vatan haini” ilan ettiği gün 19 Mayıs nutkunu saymazsak, 1944’te üç önemli olay oldu. Aşçı’nın evi göçtü, Kulca bölgesi Kazakları isyan ettiler, Almanlar Atina’yı boşalttılar. Olaylardan ilki , Aşçı’nın oğlunu asker etti, ikincisi, Selahattin’in siyasi geleceğini saptadı, üçüncüsü Günay Rodoplu’yu başlattı.
O yıl kış olağanüstü soğuktu. Karaköse’de dar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar, tünel kazdılar. Tüneller, komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. O barınaklar daha muhafazalıydı; ortaya kazılı tandırın dumanı, odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların.
Şubatta bir gün, 29. Süvari Alayı’ndan bir kıratlının bacağı, bu barınaklardan birinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının öfkelendiği bir dilde çığrışıyorlardı. Erlerden biri, “Kurmancan, Kumandanım!” dedi. Atlı, kendisine çekidüzen verdi, hayvanın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göcen evden bir ağıttır yükseldi.
Kar tonlandıkça tonlandı o yıl. Buz sarkıtlar biriken iki, ikiyken üç bilek oldular. Baharda eridiklerinde, on bir ev götü. Olağandı. Çamurlaşan kerpiç duvarlar, suyun ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı.