Osmanlıların mevcut vekayinamesine Çatalca Muharebesi karışık bir sayfa daha ilave ederken biz atılmış bir vatansever vatandaş ile Harbiye Nezaret’ (*Günümüzde İstanbul Üniversitesinin merkez binası olarak kullanılmaktadır)’nin karanlık bir köşesine tıkılmıştık.
Umumi bir felaketle yüz yüze olduğumuz için kendi hâlimizden bahsetmek ayıptır. Zaten oraya niçin ve kimlerin kötü ve maksatlı niyetlerine hürmeten atılmış olduğumuzu o zaman tamamı ile bilmiyorduk ve hâlâ açıklığa kavuşmamış noktalar vardır. Hakikat aranılırsa o hapishaneye düşmemiz veya yükselmemize sebep olabilecek meşru ne bir günah ne bir sevap işlemiştik. Bizi gecenin birinde tutukladılar ve yine gecenin birinde tahliye ettiler. İşte bu kadar! Şimdi buraya o maceradan bahsedişim, yazacağım mecranın o olayla bağı olduğu içindir. Okuyucudan affını niyaz ediyorum. Evet, ordularının biriyle Viyana’yı kuşatan diğeriyle Tebriz’i istila eden Kanuni Sultan Süleyman'ın talihsiz payitahtına hücum eden Bulgarları defetmek için Osmanlı savaş gemilerinden Çekmece ve Terkos gölleri önünde atılan topların derinden derine gelen gürültüsünü biz gece yarılarında sıkıyönetim hapishanesinin pencerelerinden dinledik. O sesler yalnız o sıkıntılı geceler dinlemiş ve inletmiş olmakla kalmayacak, ruhumuzun ve zihnimizin derinliklerinde hayatımız boyunca uğursuz gözyaşlarına sebep olacaktır.
İşte o günkü şartların acı verici ve alaycı bir yönü daha: Muharebe bayram günlerine tesadüf etmişti. Savaş meydanında atılan toplara, İstanbul'un belli semtlerinde kaybolan bir bayram hayret sesini ulaştırıyordu. Bizans’ın halkını bilmem ama biz, bulunduğumuz yerde şaşkınlıktan dilimiz tutulmuş dinliyorduk.
Osmanlı savaş gemilerinin Çekmece ve Terkos gölleri önünde patlayan topları bizim zindan ve vicdanımızı inletirken hayalim geçmiş zamanların övünülen maceralarından teselliler dilendi. Ve doğal olarak ilk önce “Plevne”yi düşündüm.
... ..
*Batarya ile Ateş & Süleyman Nazif
Karbon Kitaplar
Baskı: Nisan 202-1.Basım

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder