17 Şubat 2026 Salı

Doktor Jivago*


 

Saat Beş Ekspresi

Durmaksızın yürüyorlardı. Bir yandan da Sonsuz Anı ilahisini söylüyorlardı. Sustukları zaman sanki sanki adımlarının sesi, atlar ve rüzgâr ilahiyi sürüdürüyordu.

Cenaze alayının rahatça ilerleyebilmesini sağlayabilmek için gelip geçenler kenara çekiliyor; haç çıkarıyor, çelenkleri sayıyorlardı. Kimisi doğrudan doğruya tören alayına katılıyor; “Kimin bu cenaze?” diye merakla soruyorlardı:

“Jivago’nun,” deniliyordu onlara.

“Yaa, öyle mi? Tanıyordum onu.”

“Bay Jivago değil, Bayan Jivago ölen; karısı.”

“Farketmez. Tanrı günahlarını bağışlasın. Çok görkemli bir cenaze töreni düzenlenmiş doğrusu.”

Tören çabucak bitti. Bir daha yaşanması mümkün olmayan dakikalardı bunlar. Papaz: “Tanrının  toprağı, içindeki her şey, tüm canlılar…” diye duasını sürdürüp eliyle haç işareti yaptı, sonra da yerden aldığı bir avuç toprağı Marya Nikolayevna’nın tabutunun içine attı. Ardından “Doğruların Ruhları” ilahisi okundu. Endişe ve aceleyle tabut kapatılıp çivilendi. Mezara indirildi. Dört kürekle, aceleyle tabutun üzerine atılan toprak başlangıçta trampet sesini andırır bir ses çıkarıyordu. Ancak atılan topraklar önce tabutun üzerini kapattı, daha sonra da bir tümsek oluşturdu. On yaşlarında , küçük bir oğlan çocuğu da bu tümseğin üzerine çıktı.

Tören boyunca süren gerginlik; törenin bitmesiyle bir rahatlamaya dönüşmüştü. Bu rahatlamanın , gevşemenin de etkisiyle herkes çocuğun, annesinin mezarının üzerinde bir şeyler

söyleyeceğini sanıp beklemeye başladı.

Çocuk başını kaldırdı, çevresine bakındı. Manastırın kubbelerine dikkatle baktı. Yüzünü buruşturdu, boynunu ileriye doğru uzattı. Eğer bir kurt yavrusu böyle bir duruma gelse herkes onun birazdan uluyacağını tahmin ederdi. Oysa küçük çocuk , yüzünü avuçlarının içine alıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bu arada başlayan bir yağmur, iri, soğuk damlalarıyla çocuğun yüzünü kamçılıyordu sanki. rüzgârın etkisiyle. Siyah matem elbiseleri içindeki bir adam çocuğa yaklaştı. Bu adam; ölen kadının kardeşi, ağlayan çocuğun dayısı Nikolay Vedenyapin’di. Papazlıktan kendi isteğiyle ayrılmıştı. Çocuğun yanına gelerek elinden tuttu. Birlikte mezarlıktan çıktılar.

… ..

… ..

Nikolay Dayı manastırda çok eskiden tanınırdı. … ..

… ..

Yuri, annesinin sağlığında babasının ne yaptığını bilmiyordu. … ..

… .. 

İvan Voskoboynikov zengin iplikçi Kokogrivov’la dost olduğundan; kendine kâyanın oturduğu binadan iki oda verilmişti. … ..

… ..

Nicky evde de, bahçede de yoktu. … ..

… ..

Misha Gordon ve babası nehrin karşı tarafında duran trenin ikinci mevkiindeki bir kompartımanda yolculuk yapıyorlardı. Beşinci sınıf öğrencisi Mişa on bir yaşındaydı. Düşünceli bakışlı ve iri siyah gözlüydü. Orenburg’da avukat olan babası Gerigoriy Osipoviç’le Moskova’ya gidiyorlardı. Çünkü babasının tayini Moskova’ya çıkm ıştı. Annesi ile kız kardeşlerini daha önceden evi hazırlamak için göndermişlerdi.

Kendini bildiğinden bu yana, biraz da şaşkınlıkla hep şunları sormuştu kendine: Başkaları gibi elleri, ayakları olan, herkes gibi yiyip içen, konuşan, kısacası herkes gibi yaşayan bir insan; nasıl oluyor da bu kadar farklı oluyor? Niçin bu kötü durumdan kurty-ulmak için çaba göstermiyor, başarılı olmuyordu? Yahudi olmak ne demek? Yahudi olmanın, çeşitli saldırılara uğramaya neden olan böyle bir sıfatın nedeni neydi?

… ..

… ..

Babasının çok zengin fakat ruh hastası olduğunu söylediği Jivago adındaki bu adam, kompartımanlarına her gelişinde Misha’dan hiç çekinmeden özel yaşamından söz ediyordu. Misha yaşında bir oğlu olduğunu, ancak karısını terk ettiğini, daha sonra ikinci kez evlendiği karısını da terk ettiğini söylüyor, bunları konuşurken birden bir şeylerden korkmaya başlıyor, rengi sararıyor, abuk subuk şeyler söylemeye başlıyordu.

… ..

… ..

Ölmeden az önce koşarak gelmiş, Grigory Gordon'un ellerine sarılmıştı. Bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Ancak bunu başaramayınca onu bir kenara iterek fırladığı sahanlıktan kendini demiryoluna atmıştı.

Misha şimdi ölmüş  bu adamın kendisine verdiği son hediyeyi inceliyordu. … ..

… ..

Nicky … .. 

… ..  

Gece boyunca uyuyamamıştı. BU yüzden sinirleri bozuktu. On dört yaşındaydı. … ..

Babası bir anarşistti. Önce idama mahkûm edilmiş ancak cezası Çar tarafından ömür boyu hapse çevrilmişti. Dementiy Dudurov şimdi Sİbirya’da cezasını çekmekteydi. Soylu bir Gürcü prensesi olan annesi Nina Eristov ise güzelliğini hâlâ koruyoroldukça genç görünüyordu. … ..

… ..

Babaının kötü şöhreti nedeniyle taşıdığı soyadı Nicky için bir tehlike oluşturuyordu. Bu nedenle Voskoboynikov onun annesinin soyadını kullanmasını istiyordu. … ..

… ..

Peki ya Nadya’ya ne oluyordu? On beş yaşında diye Nicky’e bir çocuk gibi davranamazdı. … ..

… ..

Annesi ise bambaşka bir âlemdi. “Kafkasya’ya gidiyorum,” derken kes

nlikle yalan söylemişti. Kafkasya’ya gitmemiş en yakın istasyonda ternden inmişti. Herhalde Petersburg’da öğrencilerle birlikte polislere ateş açıp eğlenerek zaman geçiriyordu. … ..

… ..

Başka Çevreden Gelen Kız

Japon Savaşı devam ediyordu. Ancak meydana gelen bazı olaylar, bu savaşı ikinci plana itivermişti. DEvrim dalgaları Rusya’yı bir baştan bi yana sarmıştı.

Tam da bu sıralarda Moskova'ya Ruslaşmış bir Fransız kadını olan Amalia Karlovna Guishard geldi. Belçikalı bir mühendis ten dul kalmış olan buy kadın Urallar’dan geliyordu. Adı Rodyan olan bir oğluyla Larissa adında bir kızı vardı. Oğlunu askeri bir okula, kızını da bir rastlantı sonucu Nadya Kologrivov’un gittiği kız lisesine kaydettirdi. Larissa ve Nadya aynı sınıftaydılar. … 

… ..

… ..

On altı yaşını henüz bitirmiş olmasına karşın Lara, tam anlamıyla her yönden tam gelişmiş, çok güzel ve iyi kalpli bir kızdı. Görenler onu on sekiz yaşında hatta daha da büyük sanıyorlardı. 

Lara da Rodyan da istedikleri şeyleri kolay kolay elde edemeyeceklerinin bilicindeydiler.  … ..

… ..

17 Ekim tarihli Çar’ın anayasayı kabul ettiği kararname ilan edildikten sonra Koluga kapıısııyla Tver kapısı arasında büyük bir gösteri düzenlenmişti. … ..

… ..

1805 Aralığında patlak veren ayaklanma sırasındaydı. Devrimciler Presnaya Sokağı’na sığınmışlardı. … ..

… ..

  Oysa Anna dolaptan hoşlanmamıştı.  … .. dolaba “Askold’un Mezarı” adını taktı. Askold Kiev’li bir prensti Rusya'nın kurucularındandı. … ..

Oysa Anna dolaptan hoşlanmamıştı.  … .. dolaba “Askold’un Mezarı” adını taktı. Askold Kiev’li bir prensti Rusyanın kurucularındandı. … .. Bu adı verirken “Oleg’in Atı”ndan da söz etmiş oluyordu. Oleg’in Atı Puşkin’in bir şiirinin adıydı. Efsaneye göre bu ata sahiip olan herkes ölürmüş. Anna böylece bu dolabın da ona ölüm getireceğini, kendi ölümüne de bunun neden olacağını belirtmiş oluyordu. … .. …  , Bu olaydan bir süre sonra Anna’nın verem olduğu anlaşıldı.

… ..

… ..  İlk yılın aksine başarısızlıklar birbirini izliyordu. Karpatlar’da toplanıp buradan aşağıya inip Macaristan’ı işgale hazırlanan General Brissilov komutasındaki sekizinci ordu da çekilmek zorunda kaldı. Savaşın ilk aylarında işgal ettikleri Galiçya’yı da boşalttılar.

… ..

… ..

  Her yerde seçimler yapılıyordu.Önceki yöneticilerin hepsi değiştiriliyordu. Her kuruma geniş yetkilerle donatılmış komiserler atanıyordu.… ..

… ..






*Doktor Jivago & Boris Pasternak

Cem Yayınevi

Türkçesi : Fevzi Gölcük

Ocak 1999







*Boris Pasternak - Vikipedi

*Boris Leonidoviç Pasternak (d. 10 Şubat 1890 - ö. 30 Mayıs 1960), Rus şair, oyun yazarı, romancı, çevirmen.

Çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. 1920'lerde Rus edebiyat çevrelerinde "şairlerin şairi" unvanını alan sanatçı, SSCB'nin kültür politikasını yönetenlerle ters düşmüş ve şiirleri 1936'dan itibaren ülkesinde yasaklanmıştır.

Goethe, Rilke, Shakespeare ve Paul Verlaine’in eserlerini Rusça’ya kazandırmış çok başarılı bir çevirmendir.

1957’de ilk defa İtalya’da yayımlanan Doktor Jivago adlı romanı ile tüm dünyada tanınan sanatçı 1958 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş fakat ödülü reddetmiştir.


Yaşamı:


Çocukluğu ve eğitimi:

1890’da Moskova’da dünyaya geldi. Rus Ortodoks Kilisesi’ne kabul edilmiş aslen Yahudi olan[1] varlıklı bir sanatçı ailenin en büyük çocuğu idi. Babası Leonid Pasternak, tanınmış bir ressam; annesi Rosa Kaufman bir konser piyanisti idi.

… ..

… ..


I. Dünya Savaşı yılları:


Bolşevik Devrimi’nden sonra:

Devrimden sonra Rusya’da kurulan yeni hükümetin acımasızlığını ürkütücü bulan Pasternak, her şeye rağmen devrimi destekliyordu. 1921’de ülke dışına çıkmak serbest olunca anne-babası ve kız kardeşleri Almanya’ya gidip geri dönmediler ancak o, Moskova’da kalıp kütüphaneci ve çevirmen olarak çalıştı.

… ..

… ..


Çeviriye yönelmesi:

1930'larda SSCB’de yazarlardan Sosyalist Gerçekçilik doktrini çerçevesinde eser üretmeler isteniyordu ama Pasternak’ın gerçekçilik anlayışı resmi doktrin ile uyuşmuyordu. Her ne kadar 1934’te Sovyet Yazarlar Birliği başkanı seçildiyse de 1936’dan itibaren şiirlerini yayımlaması yasaklandı. Şiirlerini yayımlayamaz olunca şiir çevirileri yapmaya yöneldi. İngiliz, Fransız, Alman, Polonyalı ve Gürcü şairlerin eserlerini Rusçaya çevirdi. Shakespeare’in en başarılı çevirmeni olarak ün yaptı.

1931’de ilk eşinden ayrılan Pasternak, 1934 yılında ünlü piyanist Heinrich Neuhaus’un eşi Zinaida Neuhaus ile ikinci evliliğini yaptı. 

… ..

.. ..


II. Dünya Savaşı yılları:


Olga Ivinskaya ile ilişkisi:

Pasternak 22 yaş genç olan ve edebiyat dergilerinde editörlük yapan Olga Ivinskaya ile 1946’da tanışıp aşık oldu; yaşamının geri kalanında onunla evlilik dışı bir ilişki sürdürdü.[7] Çeviri işlerinde birlikte çalıştılar ve böylece Pasternak, Doktor Jivago’yu yazmaya daha çok vakit ayırabildi.[7] Doktor Jivago’nun Lara karakteri için ilham verdiği düşünülen Olga, 1950’de “ bir casusluğa suç ortaklığı yapmak”la suçlanıp beş yıl çalışma kampında çalışma cezası aldı. Pasternak, bu tutuklamanın kendisini tutuklamak, tehdit etmek için neden ve kanıt bulmak amacıyla yapıldığını ama Olga'nın kahramanlığı sayesinde kendisine dokunulmadığını 1958'de bir arkadaşına gönderdiği mektubunda yazmıştır.[7] Olga İvinskaya 1953'te Stalin'in ölümünden sonra serbest bırakıldı. İlişkilerine eskisi gibi devam ettiler.


Doktor Jivago’nun yayımlanması:

Yazar, 1945'te başladığı ilk romanı Doktor Jivago'yu 1954'te tamamladı. Roman, 1917 devrimi sürecinde Sovyetler Birliği'nin panoramasını sunan bir eserdir; başkahramanı zihinsel bağımsızlığı her şeyin üstünde tutan bir doktordur. 1956'da Noviy Mir Dergisine gönderilen Doktor Jivago, SSCB resmî görüşüne uygun yazılmadığı gerekçesiyle reddedildi. Kitabın el yazması bir İtalyan gazeteci tarafından yurtdışına kaçırıldıktan sonra 1957'de İtalya'da yayımlandı; kısa sürede çeşitli dillere çevrilerek ünlendi. Eserin İngilizce çevirisi 26 hafta boyunca New York Times’ın En çok satanlar listesinde kaldı.

Öte yandan eser Sovyetler Birliği’nde yasaklandı ve hiçbir eleştirmen yasak kitabı okumamış olmasına rağmen Sovyet Yazarlar Birliği kapalı bir duruşma düzenleyerek Pasternak’ın birlikten atılmasına karar verdiklerini açıkladı. Ayrıca Politbüro’ya bir dilekçe göndererek yazarın vatandaşlıktan çıkarılmasını, sürgün edilmesini istediler.


Nobel Edebiyat Ödülü adaylığı:

Pasternak, şiirleri nedeniyle 1946-1950 arasında her yıl Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmişti. 1958’de romanı Doktor Jivago romanının bütün dünyada gördüğü ilgi üstüne bir önceki yılın Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Albert Camus tarafından tekrar aday gösterildi. Ancak İsveç Akademisinin kurallarına göre eserin orijinal dilde teslim edilmesi gerekliydi. Rusça kitap son anda Nobel Komitesi’ne sunuldu. Bunun İngiliz Gizli Haber Alma Servisi ve Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın yürüttüğü bir operasyon sonucu gerçekleştiği iddia edilir.[8


Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetmesi:

Moskova yakınlarındaki Pederelniko’da yaşayan yazara Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldüğü 23 Ekim 1958’de bir telgrafla bildirildi. Pasternak, o gün bu telgrafı “Memnunum, medyunum, onurlandım, şaşırdım" şeklinde yanıtladı. Ancak 29 Ekim'de ikinci bir telgraf göndererek ödülü reddettiğini açıkladı.

Kimilerine göre yazar, bu ödülün kendisine Sovyet rejimini eleştirdiği için verildiği, siyasi bir karar olduğu düşüncesiyle reddetmiş;[9] kimilerine göre ise Sovyetler Birliği yönetimi onu ödülü reddetmeye zorlamıştır.[10]


Son yılları:

Ölümünden sonra:

Eserleri hakkında:

Yapıtları:

Şiir:

  • Bulutlarda ikiz(1914)

  • Engellerin Üstünden (1917)

  • Kızkardeşim Hayat (1922)

  • Tem ve Çeşitlemeler (1923)

  • Hava Yolları (1924)

  • 1905 Yılı (1927)

  • Teğmen Schmidt (1927)

  • İkinci Doğuş (1932)

  • Erken Trenler (1943)

  • Yeryüzü Enginliği (1945)

  • Gece (1956)

Roman



*Doktor Jivago - Boris Pasternak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

*Kitap, öncelikle bir dönem romanıdır. O dönemi direk yaşamış olan yazar tarafından gerçek olayların veya

benzerlerinin çeşitli kişiler üzerinden kurgulanarak anlatılmasıdır. Çarlık ve Sovyet Rusya'sının 1900 yılından başlayıp 1943 yılına kadar olan yaklaşık 43 yıllık bir dönemini bize anlatmaktadır. Japon-Rus savaşı, 1905 devrimi, 1.Dünya savaşı, Ekim Devrimi , iç savaş , devrim sonrası Sovyet Rusya'sı ve nihayetinde 2. Dünya savaşı yıllarını da kapsayan uzunca bir dönem. Ve maalesef hayatları bu döneme rast

gelen insanlar. Bu dönemde yaşanan dramlar, acılar, insan ilişkileri, yaşamın zorlukları, korkular, çelişkiler,

mecburiyetler, katliamlar, kan, gözyaşı, sefaletler, ırk ayırımları, yoksulluk, açlık, bir yaşamda aklınıza

gelebilecek her türlü olumsuzluğun içinde verilmiş yaşam mücadeleleri. Tabii ki bütün bu olumsuzluklara kurban

edilmiş dokunaklı ve kırık bir aşk hikayesi. Kitapta, zaman, çevre ve insan psikolojisi betimlemeleri , siyasal ,

toplumsal ve ruhsal analizler uzun uzun yapılmış. Müthiş denecek şekilde başarılı olan bu betimleme ve

analizlerin zaman zaman kitabı durağanlaştırdığı da aşikardır. Ama bu betimlemeler olmasa kitabın özü bu

derece algılanabilir miydi acaba? O acı olayları yaşayan insanların içlerindeki korkuları, ızdırabı , hayat

kaygılarını , kısaca nasıl bir ruh hali içinde olduklarını bu derece hissedebilir miydik acaba? diye düşünmeden

edemiyor insan. Kitaptaki dikkat çeken ve yadırganacak bir durum da tesadüflerin çokluğu. Konu adeta tesadüfler

üzerine kurulmuş gibi. Bu durum ise haklı olarak kitabı basitleştirip bir yeşilçam filmi görünümüne soksa da

kitabın amacını ve bütünlüğünü düşündüğünüzde bu durumu hoş görüyorsunuz. Ben yazarın bunu bilinçli olarak,

konunun daha iyi anlaşılması için yaptığını zannediyorum. Zaten size verilecek mesaja odaklandığınızda bu

durumun pek önemi kalmıyor gibi. Bence kitabın yazılış amacı anlatıldığı dönemin yaşam şartlarının zorluklarını

insanlara gösterme ve o dönemin genel bir muhasebesini yapmaktır. Diğer detayların hepsi bu amaca yöneliktir.

Bu yüzden kitabı eleştirirken bu durum göz önüne alınarak eleştiri yapılırsa daha ılımlı olunacağı kanaatindeyim.

Kitapta , zaman ve yer olarak hayat süreleri bu döneme rastlamış iki insan var. Yuri ( Dr.Jivago) ve Lara . Olaylar bu iki kişi ve onların etrafındaki insanlar üzerinden okuyucuya aktarılıyor. Ayrı ayrı yaşamları ve

çevreleri olan bu iki insan olayların akışı sonucunda roman boyunca ancak tesadüfen bir kaç defa birbirleriyle

karşılaşırlar veya aynı ortamı paylaşırlar. Ama öyle bir dönemde hiçbir kimsenin hayatı kendi elinde değildir ki

bu iki kişinin de hayatları kendi istekleri doğrultusunda gelişsin. Yazar, dönemin olaylarının insanlar üzerindeki

yıkıcı etkisini anlatırken, diğerlerinin olduğu gibi bu iki insanın da duygularını ve iç çatışmalarını çok güzel anlatır

. Dönemi ve dönem insanının yaşantısını en iyi anlatan romanlardan biri olarak değerlendirdiğim bu kitabı, ben

büyük beğeniyle ve büyük keyif alarak okudum. Okunmasını da tavsiye ederim. Yıllar yıllar önce seyretmiştim

kitabın filmini. Bu yüzden okumamı bu kadar sonraya bırakmıştım. Film beni çok etkilemişti. Hele o muhteşem

müziği mest etmişti. Eğer izlemediyseniz 1965 yılı yapımı aynı adı taşıyan filmini de seyretmenizi ve o harika

müziği görüntüler eşliğinde dinlemenizi öneririm.




*
"Konstantin Vasilyev'in tablosu. Ugor Dağı'ndaki antik Kiev'de Askold'un mezarı, beyaz taş lahit, yakı…": Shedevrum'da oluşturulan görsel

*Konstantin Vasilyev'in tablosu. Ugor Dağı'ndaki antik Kiev'de Askold'un mezarı, beyaz taş lahit, yakınlarda tamamen ahşap bir yapı, ahşap bir kubbe ve haç,













*Rus İç Savaşı - Vikipedi

*Rus İç Savaşı (Rusça: Гражданская война́ в Росси́и Grazhdanskaya voyna v Rossiy), 1917 Ekim Devrimi'nden sonra 1918-1922 yılları arasında Bolşeviklerle muhalifleri arasında yaşanan savaştır. Savaş Beyaz Ordu birliklerinin 1918 baharında Beyaz Terör saldırılarıyla başladı. Ana muharebe Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı Bolşevik Kızıl Ordusuyla komünizm karşıtlarının Beyaz Ordusu arasında geçti. Ancak savaşa Beyaz Ordu'ya finansal destek ile silah ve asker yardımında bulunan ABD, İngiltere, Fransa, Polonya ve Japonya da müdahil oldu. 1921 yılında Bolşevikler Beyaz Terör'ü ve destekçilerini yenerek tüm ülkeye hâkim oldular. 1922 yılında da Sovyetler Birliği kuruldu.

I. Dünya Savaşı'nın yıkımlarının üstüne, bir de üç yıl sürecek olan dış devletlerin ve onlarla bağlaşan iç güçlerin müdahalesine karşı savaş başladı. Nitekim daha 1917 yılının Aralık ayında Romanya, Fransa'nın desteğiyle, Besarabya'yı işgal etti. 1918 Mart'ında Fransız, İngiliz ve Amerikan birlikleri, Murmansk'ı ve Arhangelsk'i ele geçirdiler. Nisan'da önce Japonlar, sonra Amerikalılar, Vladivostok ve Sovyet Uzak Doğusu'na asker çıkardı. Almanlar Ukrayna'yı işgal etti. Mahnovistlerin özgür bölgelerine girerek onları, parti, devlet ve Kızıl Ordu'nun otoritesi altına almak istediler. Bunun üzerine, Kızıl Ordu ile Mahnovistler arasında üç yıl süren bir iç savaş başladı. Aslında Mahnovistler Çarlık rejimine karşı Bolşeviklere destek veriyordu fakat bu nedenlerden dolayı Mahnovistler ve Bolşevikler arasında bir savaş başlamıştır. Güneyde, Ağustos ayında İngilizler Bakü'ye girdi. İçeride yabancılarla birlikte General Denikn (Ukrayna Beyaz Orduları Komutanı), Amiral Aleksandr Kolçak (İmparatorluk Karadeniz Donanması Komutanı, General Lavr Kornilov, Gn. Yudeniç (Türkiye Cephesi Orduları Komutanı), Gn. Pyotr Vrangel (Ukrayna Ordusu Komutanı) ülkenin dört bir yanında silahlı ayaklanmaları yönettiler. Ayrıca ülkede, I. Dünya Savaşı'ndan kalma 60 bin kişilik bir Çekoslovak Lejyonu vardı. Tutsak iken serbest bırakılan bu askerler ülkelerine dönmek üzereyken, Sibirya demir yolu hattı boyunca, Sovyet karşıtı uluslararası saldırı koalisyonuna katılmaya zorlandılar. Bu askerleri ABD silahlandırdı. Sol SR, Brest-Litovsk Antlaşması'nı bozmak amacıyla terör hareketlerine giriştiler. Bu dönemde Alman Büyükelçisi Kont Wilhelm von Mirbach katledildi ve 30 Ağustos 1918 tarihinde bir suikast sonucu Vladimir Lenin ağır yaralandı. 1920 yılı sonlarında varlığı 5 milyona ulaşan Kızıl Ordu saflarında, Semyon Budyonni, Mihail Frunze, Lev Kamenev ve Mihail Tuhaçevski gibi komutanlar sivrildiler.

Üç yıl süren bu savaş, 1920 başlarında Sovyet Kızıl Ordusu'nun gerek ABD, İngiltere, Fransa, Japonya vb. dış devletlerin güçlerine, gerekse Çarlık rejimini canlandırmak isteyen ya da burjuvazinin egemenliğini kurmaya çalışan, onlarla bağlaşık iç güçlere karşı kazandığı başarılarla son buldu. 1918'den 1922'ye kadar Rus İç Savaşı sürdü. Devrime karşı gelenler cezalandırıldı ve SSCB içerisinde istikrar sağlandı. Dünyanın en uzun tren yolu yapıldı. Vladivostok'ta biten tren yolunun Sovyet Rusya'nın kalkınmasında önemli rolü oldu. Ardından yapılan geliştirmeler ve kalkındırmalar, Sovyet Rusya'ya karşı yapılan II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş'ta SSCB'nin güçlü duruma gelmesine neden oldu. Devrimin iyi uygulanması bu gelişmelerin nedenlerindendir.

Rus İç Savaşı'nda Müttefiklerin müdahalesine karşı pek çok ülkede karşıt protesto gösterileri de düzenlendi.[2] İngiltere'de Rusya'dan Elini Çek kampanyası başlatıldı.[3]


Arka Plan:

Birinci Dünya Savaşı:

Ana madde: I. Dünya Savaşı:

Rus İmparatorluğu 1914'ten itibaren I. Dünya Savaşı'nda Fransa ve Birleşik Krallık (Üçlü İtilaf) ile birlikte karşılarında Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu'na (İttifak Devletleri) karşı savaştı.[4]


Şubat Devrimi:

Ana madde: Şubat Devrimi:

Ülke ekonomisini iyiden iyiye bozan savaş sonucunda şiddetli protesetolara direnemeyen Çarı II. Nikolay, Şubat Devrimi ile tahttan çekildi. Sonuç olarak, Geçici Hükûmet kuruldu ve serbestleşen ortamda ülke çapında seçilmiş işçi, asker ve köylü konseyleri olan sovyetler örgütlendi ve bu da ikili bir iktidar durumuna yol açtı. Aynı yılın Eylül ayına gelindiğinde ise Rusya Cumhuriyeti ilan edildi.[5]


Ekim Devrimi:

Ana madde: Ekim Devrimi:

Sosyalist Devrimci Partili politikacı Aleksandr Kerenski liderliğindeki Geçici Hükûmet, ülkenin en acil sorunlarını çözemedi, en önemlisi İttifak Güçleri ile olan savaşı sona erdiremedi. Eylül 1917'de General Lavr Kornilov'un başarısız bir askeri darbesi, o zamana kadar Sosyalist Devrimciler tarafından kontrol edilen sovyetlerde, verilen destek sayesinde Bolşevik parti çoğunluğu elde etti. Savaşın sona erdirilmesi ve "Bütün iktidar Sovyetlere!" sözünü veren Bolşevikler, Ekim ayı sonlarında, 2. Tüm-Rusya Sovyetleri Kongresi arifesinde Geçici Hükûmeti dağıtarak ikili iktidara son verdiler. İktidarı ele geçiren Bolşevikler, 1917 Rusya Kurucu Meclisi seçimlerinde büyük şehirleri kazanmalarına rağmen, ülke genelinde en yüksek oyu alan Sosyalist Devrimci Parti'ye karşı kaybettiler ve bunun sonucunda Kurucu Meclis Bolşevikler tarafından dağıtıldı. Bolşevikler, Almanya tarafından sunulan Brest-Litovsk Antlaşması'nın şartlarını kabul ettikten sonra Sol SR gibi diğer aşırı sol müttefiklerin desteğini kısa sürede kaybettiler.[6]


İlk Bolşevik karşıtı ayaklanmalar:

Bolşeviklerden iktidarı geri kazanmaya yönelik ilk girişim, Ekim 1917'deki Kerensky-Krasnov ayaklanmasıyla yapıldı. Petrograd'daki Junker İsyanı da bir başka ayaklanmaydı, ancak Kızıl Muhafızlar tarafından hızla bastırıldı.[7]

Komünistlere karşı savaşan bir başka grup da Geçici Hükûmete bağlılıklarını ilan eden yerel Kazak ordularıydı. Bunlar arasında Don Kazaklarından Kaledin ve Sibirya Kazaklarından General Grigori Semyonov öne çıkan isimlerdi. Rus İmparatorluk Ordusunun önde gelen Çarlık subayları da direnmeye başladı. Kasım ayında, Birinci Dünya Savaşı sırasında Çar'ın Genelkurmay Başkanı olan General Mihail Alekseev, Novoçerkassk'ta Gönüllü Ordusunu örgütlemeye başladı. Bu küçük ordunun gönüllüleri çoğunlukla eski Rus ordusunun subayları ve askeri öğrencilerdi. Aralık 1917'de Aleksev'e General Lavr Kornilov ve Kornilov olayının ardından hapsedildikleri hapishaneden kaçan diğer Çarlık görevlileri de katıldı.[8]:27 Aralık 1917'nin başında, gönüllüler ve Kazaklar Rostov-na-Donu ele geçirdi.

Bolşevikler, Kasım 1917'de Rusya'nın imparatorluk yönetimi altındaki herhangi bir ulusa kendi kaderini tayin etme yetkisinin verilmesi gerektiğini belirten "Rusya Milletleri Haklar Bildirgesi "ne imza attılar. Nisan 1917'de Geçici Hükümet, çoğunluğu eski Çarlık yetkililerinden oluşan bir grupla Taşkent'te Türkistan Komitesi'ni kurdular.[9] Daha sonra Bolşevikler, 12 Eylül 1917'de Taşkent'teki Komite'nin kontrolünü ele geçirmeye çalıştılar, ancak başarısız olundu ve birçok lider tutuklandı. Bununla birlikte, Komite yerli nüfus ve yoksul Rus yerleşimcilerin temsilinden yoksun olduğu için, halkın tepkisi nedeniyle Bolşevik mahkumları neredeyse derhal serbest bırakmak zorunda kaldılar ve bu hükümet organı iki ay sonra Kasım ayında başarılı bir şekilde Bolşevikler tarafından ele geçirildi. [10]1916'da Çarlık hükümetinin saflarında çalışmaya gönderilen Rus yerleşimcilerin ve yerlilerin Mart 1917'de kurdukları Muhammed Emekçi Cemiyetleri, 1917 Eylül'ü boyunca sanayi merkezlerinde sayısız greve yol açmıştı. Ancak, Taşkent'teki Geçici Hükümetin Bolşevik tarafından yıkılmasından sonra Müslüman seçkinler Türkistan'da genellikle "Kokand özerkliği" olarak adlandırılan özerk bir hükûmet kurdular. [11]Beyaz Ruslar, Bolşevik birliklerinin Moskova'dan izolasyonu nedeniyle birkaç ay süren bu hükûmet organını desteklediler.[8]:35


Kızıl Ordu'nun oluşumu:

Ana madde: Kızıl Ordu:

1917'nin ortalarından itibaren, eski Rus İmparatorluk Ordusu dağıtılmaya  başladı.[12] Bolşevikler, gönüllü temelli Kızıl Muhafızları ve Çeka adlı silahlı bir askeri bileşeni ana askerî güçleri olarak kullandılar. Ocak 1918'de, muharebede önemli Bolşevik geri çekilmelerinin ardından, geleceğin Savunma Halk Komiseri Lev Troçki, daha etkili bir savaş gücü yaratmak için Kızıl Muhafızların, İşçi ve Köylü Kızıl Ordusuna dönüştürülmesine başkanlık etti. Morali korumak ve sadakati sağlamak için Kızıl Ordu'nun her bir birimine Siyasi komiserler atandı.

Haziran 1918'de, yalnızca işçilerden oluşan bir devrimci ordunun yeterli olmayacağı anlayan Troçki, kırsal köylülüğün Kızıl Ordu'ya Zorunlu askere alınmasını başlattı.[13] Bolşevikler, kırsal kesimdeki Rusların Kızıl Ordu'nun zorunlu askerlik birimlerine karşı muhalefetini önlemek ve itaati sağlamak için gerekli önlemleri aldılar. Zorunlu askere alma ile Beyazlardan daha büyük bir ordu olmayı başardılar.[6]

Kızıl Ordu ayrıca eski Çarlık subaylarını askeri uzmanlar olarak kullandı.[14] İç savaşın başlangıcında, eski Çarlık subayları, Kızıl Ordu subay birliklerinin dörtte üçünü oluşturuyordu[15] ve tüm Kızıl Ordu tümen ve kolordu komutanlarının %83'ü eski Çarlık askerleriydi.[14]


Bolşevik Karşıtı Hareket:

Ana madde: Beyaz Ordu, Bolşeviklere karşı sol ayaklanmalar, Rus İç Savaşı'nda bağımsızlık yanlısı hareketler:

Kızıl Muhafızlara karşı direniş Bolşevik ayaklanmasının hemen ardından başlarken, Brest-Litovsk Antlaşması ve tek parti yönetimi yönetimi, Rusya'nın içinde ve dışında Bolşevik karşıtı grupların oluşumu bu grupları yeni Sovyet hükûmetine karşı harekete geçirmek için uygun bir ortam meydana geldi.

Bu muhalefet; Toprak sahipleri, cumhuriyetçiler, muhafazakarlar, orta sınıf vatandaşlar, gericiler, monarşistler, liberaller, ordu generalleri, Bolşevik olmayan sosyalistler de dahil olmak üzere birçok Bolşevik karşıtı güçten oluşuyordu. General Nikolay Yudeniç Amiral Aleksandr Kolçak ve General Anton Denikin liderliğindeki çarlık yanlısı komutanlar dış etkilerin de desteğiyle Beyaz Ordu'yu yarattı. Bu ordu kurulurken zorunlu askere almalar[16] ve oluşturulan Beyaz Terörortamı neticesinde savaşın çoğu kısmında eski Rus İmparatorluğu'nun önemli kısımlarını kontrol etti.

Savaş sırasında Ukrayna'da bir Ukrayna milliyetçi hareketi etkindi. Ukrayna'daki diğer bir grup Ukrayna Devrimci İsyan Ordusu ve lideri Nestor Mahno liderliğindeki Anarşist Kara Ordu olarak bilinen bir anarşist siyasi ve askeri hareketin ortaya çıktı. Saflarında çok sayıda Yahudi ve Ukraynalı köylü bulunan Kara Ordu, 1919'da Denikin liderliğindeki Beyaz Ordu'nun Moskova'ya yönelik saldırısını durdurmada ve daha sonra Beyaz güçleri Kırım'dan çıkarmada kilit rol oynadı.

Volga Bölgesi, Ural Bölgesi, Sibirya ve Uzak Doğu'nun merkeze olan uzaklığı, Bolşevik karşıtı güçler için elverişliydi. Beyazlar, bu bölgelerin şehirlerinde bir dizi örgüt kurdu. Askeri güçlerin bir kısmı şehirlerdeki gizli subay örgütleri temelinde kurulmuştu.

Çekoslovak Lejyonu Rus Ordusunun bir parçasıydı ve Ekim 1917'ye kadar yaklaşık 30.000 askere sahipti. Yeni Bolşevik hükûmet Doğu Cephesinden Vladivostok limanı üzerinden Fransa'ya tahliye edilmeleri konusunda bir anlaşmaları vardı. Doğu Cephesinden Vladivostok'a ulaşım savaş yüzünden düzensizleşti ve birlikler Trans Sibirya Demiryolu boyunca dağıldı. Troçki, Bolşeviklere gerilim yaratan lejyonerlerin silahsızlandırılmasını ve tutuklanmasını emretti.

İngilizler ve Fransızların, I. Dünya Savaşı sırasında Çarlık Rusya'sını savaş malzemeleriyle büyük çapta desteklemişlerdi ve büyük geniş ölçüde alacakları vardı. Bu sebeple Bolşeviklerin muhaliflerini silahlandırdı ve destekledi. Muhtemel bir Rus-Alman ittifakı, Bolşeviklerin İmparatorluk Rusya'sının devasa dış borçlarını temerrüde düşme tehditlerini yerine getirme olasılığı ve komünist devrimci fikirlerin Avrupa'ya yayılma olasılığı konusunda endişeliydiler. Bu nedenle birçok ülke, asker ve malzeme tedariki de dahil olmak üzere Beyazlara desteklerini verildi. Winston Churchill, Bolşevizm'in "beşiğinde boğulması" gerektiğini ilan etti.[17]

Müttefik müdahalesi

Ana madde: Rus İç Savaşı'nda Müttefiklerin müdahalesi

Brest-Litovsk Antlaşması sonrası, imparatorluğa verilen savaş malzemelerinin Almanların eline geçmesi tehlikesi doğmuştu. Bu tehlikeyi önlemek için Müttefikler, Büyük Britanya ve Fransa'nın Rus limanlarına asker gönderdi ve Bolşeviklerle şiddetli çatışmalar oldu. İngiltere, Bolşevikleri yenmek ve komünizmin Avrupa'ya yayılmasını önlemek için Beyaz güçleri destekledi.[18]

Sonuç

5 yıl, 7 ay ve 9 gün süren savaş sonrası galip çıkan Bolşevikler Sovyetler Birliği'ni ilan etti. 7 ila 12 milyon arası insanını savaş, yargısız infaz, kıtlık, terör ve hastalık yüzünden kaybeden[19] yeni cumhuriyet ağır bir yara aldı. Rusya'da I. Dünya Savaşı ve iç savaşla birlikte yaklaşık on yıllık yıkımının bir sonucu olarak en az 7.000.000 sokak çocuğu ortaya çıktı.[20] Beyaz göçmenler olarak bilinen yaklaşık 2 milyon kişi ülkesini terk etti, göç edenlerin çoğunluğu eğitimli kişilerden oluşuyordu. Rus ekonomisi savaşla harap oldu, fabrikalar ve köprüler yıkıldı, hayvanlar ve hammaddeler yağmalandı ve makineler hasar gördü. Sanayi üretimi 1913 yılının yedide birine, tarım ise üçte birine düştü. Örneğin, pamuk üretimi savaş öncesi seviyelere göre %5'e, demir ise %2'ye düştü.[21]

Savaş komünizmi, İç Savaş sırasında Sovyet hükûmetini kurtardı, ancak Rus ekonomisinin çoğu durma noktasına geldi. Bazı köylüler, kotalar nedeniyle toprak ekimini reddetti. 1921'e gelindiğinde ekili arazi savaş öncesi alanın %62'sine düşmüştü ve hasat verimi normalin %37'si kadardı. At sayısı 1916'da 35 milyondan 1920'de 24 milyona, sığır sayısı 58'den 37 milyona düştü. ABD doları 1914'te iki rubleden 1920'de 1.200'e rubleye çıktı.[22]

Savaşın sona ermesiyle, Komünist Parti artık varlığına ve gücüne yönelik şiddetli bir askeri tehditle karşı karşıya kalmadı. Bununla birlikte, diğer ülkelerdeki sosyalist devrimlerin - özellikle de Alman Devrimi'nin- başarısızlığı ile bir başka dış müdahale korkusu, Sovyetler Birliği'nin sürekli silahlanmasına neden oldu. Rusya 1930'larda son derece hızlı bir ekonomik büyüme yaşamış olsa da,[23] I. Dünya Savaşı ve İç Savaşın birleşik etkisi Rus toplumu üzerinde kalıcı bir iz bıraktı ve Sovyetler Birliği'nin gelişimi üzerinde kalıcı etkiler yarattı.


2 yorum:

  1. Boris Pasternak’ın bu eserini, okurken Andrey Beliy’in “Petersburg” isimli romanı akla geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çarlık Rusyası'nın son günlerinde başlayan ve iki dünya savaşı boyunca Rus halkının çektiği acılar okuyucuyu da içine alarak strese sokan bir yapıt. Okudum ama sopa yemiş gibi oldum.

      Sil