15 Haziran 2024 Cumartesi

Yatıyorum Bir Şey Diyor musun?*


 

… ..

İlişkinin Kimyası

Carl Gustav Jung, yakın ilişkiyi çok uygun bir metaforla açıklar: “İki insanın buluşması, iki kimyasal maddenin birbirine temas etmesi gibidir. Eğer bir reaksiyon olursa, ikisi de biçim değiştirir / dönüşür.”

Kendi yaşamımdave eans odasında tanık olduğum ilişkilerin neredeyse tamamından yola çıkarak söyleyebilirim ki, Jung’un sözünü ettiği ruhsal reaksiyon kendiliğinden olmuyorsa oldurulamaz. Olmuşsa geri döndürülemez. Olmaktaysa ve durdurulmak isteniyorsa, irili ufaklı bedeller ödeyerek yaşantısal düzlemde durdurulabilir. Ancak o sırada iki taraf da karşılıklı olarak birbirlerine nüfuz ve tesir etmektedir. İlişki yaşanmasa da, ilişkiye yerleşilemese de reaksiyon zihinsel temsilleriyle içeride işlemeye devam eder. Ta ki kendi ömrünü tamamlayıp sönümlene dek. Öteki, ruhsal dokulara işlemiştir artık.


İlişkiden ne beklemeli?


Sağlıklı ilişki nasıl olur?

Sağlıklı ilişki ekosistem gibidir. Bireylerin ihtiyaçlarını karşılar. Kendi enerjisini üretir. Çevreyi kirletmez. Sürdürülebilir

Huckleberry Finn*


 

Tom Sawyer’in Serüvenleri adlı kitabı okumadıysanız, beni tanıyamazsınız, ama sorun değil; ama sorun değil! O kitabı Mark Twain yazmış ve genellikle gerçekleri söylemişti. Gerçi bazı düşsel yanları vardı, ama çoğu gerçekti. Polly Teyze, Dul Bayan Douglas, ya da Mary etrafta değilken yalan söyleyen kimseyi görmedim zaten. Polly Teyzeden (Tom’un teyzesi) Bayan Douglas’tan ve Mary’den de söz edilmişti o kitapta.

Kitabın sonu şöyleydi: Tom ve ben hırsızların mağaraya sakladığı parayı bulup zengin olmuştuk. Tam altı bin altın dolar vardı v e kümelendiğinde muhteşem bir görünümü olmuştu. Neyse, Yargıç Thatcher parayı alıp faize yatırdı, ve bu yıl boyunca her gün elimize bir dolar geçecek demekti. Dul Bayan Douglas, beni evine alıp oğlu gibi yetiştirmeye kararlıydı, ama bütün gün evde oturmak , onun ne kadar hüzünlü, düzenli ve terbiyeli olduğunu görmek dayanılır gibi değildi, sonunda ben de kaçtım. Yine eski paçavralarıma ve şeker fıçıma kavuşmuştum, özgür ve mutluydum. Ama Tom Sawyer beni yakaladı ve bana hırsızlar çetesi kuracağını, eğer Bayan Douglas’a geri dönüp uslu olursam benim de katılabileceğimi söyledi. Tabii ben de geri döndüm.

Bayan Douglas, “zavallı kayıp kuzucuk” diyerek bana sarıldı, başka şeyler de söylerdi ama beni kırmak için söylemediğine eminim. Bana yeni giysiler giydirdi, onların içinde ter döküyor ve kendimi boğuluyor gibi hissediyordum. Neyse, sonunda yine, aynı şeyler. Dul bayan yemek için zili çalar, tam zamanında masada olursun, ama hemen yemeğe başlayamazsın, önce onun yemekler üzerine eğilip bir şeyler mırıldanmasını beklersin.

Yemekten sonra kitabını alıp bana İsa ve havarilerini öğretirdi: Ben İsa’nın kim olduğunu bulmak için ter dökerken, onun çok uzun süre önce ölmüş olduğunu söyleyince uğraşmaktan vazgeçtim. Çünkü ölü insanlar

10 Haziran 2024 Pazartesi

Türk Askerî Kültürü*

 

Böyle bir kitabı okuma hayali, küçüklükten beri aklımda vardı. Henüz yazılmadığını görünce ileride yazılacağını düşünürdüm. “İleride” de yazılmadığını görünce biriktirdiğim malzeme ile bir “Türk askerî  kültürü” kitabı yazma fikri doğdu. Fakat daha sonra işin büyüklüğünü görünce zaman zaman kendimi çektiğim oldu. Kendimi yeterli görmediğimi Türk askerî tarihi ve kültürüne hakim olmadığım için böyle bir kitaba başlamamam gerektiğini düşündüm. Kitaba başlama sebebim ise artık kendimi yeterli görmem, alana hakim olmam değil, hiçbir zaman hâkim olamayacağımı kabul etmemdir. Yazma aşamasına geçmeden hemen önce tekrar hata yaptığımı fark ettim ve bu kitabı tek başıma yazmamın doğru olmayacağına, alanın uzmanlarıyla birlikte bir çalışma yapmam gerektiğine kâni oldum. Kendim de biriktirdiklerimi ve önerilerimi genel bir giriş yazısı ile kitabın başına eklemeye karar verdim. Ardından bu kitap çalışması fikrini kitabın diğer yazarlarına açtım. Bundan çok sene evvel bu fikri ilk açtığım kişi Prof. Dr. İlber Ortaylı Hoca oldu. Önemli bir eksiklik olduğunu söyleyerek teşvik etti ve beni kırmayarak bir de “kitap bölümü” lütfetti Ardından Prof. Dr. Feridun Emecen ve diğer hocalarımla görüştüm. Her biri memnuniyet ve desteklerini belirtince, birbirinden kıymetli 30 adet kitap bölümü lütfetmiş oldular. Zamansızlıktan, vefattan veya başka sebeplerden dolayı yazamayan kıymetli isimler de oldu…. ..

… ..

Bu kitabın ortaya çıkma süreci; fikrî olarak 20 yılı, fiilî anlamda ise 6 yılı aşmaktadır. Bu çalışmayı yaparken en çok düşündüğüm kişi askerlerdi. Bunun için hem bu konuları ve dönemleri özellikle seçtim. Hem de kitabın bana ait bölümünde bir askerin kendi tarihi ve kültürüne dair vukûfiyet kazanması gereken bir yaklaşımı teorize ederek ortaya koymaya çalıştım…. .. özellikle Milli Savunma Üniversitesi’nin Harp Okulları ve Harp Enstitülerinde okuyan ve görev yapan muvazzaf asker ve askeri öğrencilere meslekî hafızalarını, mesleğine dair bilim ve tekniği, mesleğine dair sosyal kodları ve entelektüel-kültürel zekâlarını geliştirecek bir fikrî mimari sunmaya çalıştım.

1 Haziran 2024 Cumartesi

Şeker Portakalı *


 Sokakta el ele geziyorduk, hiç acelemiz yoktu. Totoca bana yaşamıı öğretmekteydi. Bense halimden gayet memnundum, çünkü abim elimden tutmuş bana hayatı öğretmekteydi. … ..

… .. Annem uzun boylu, sıska ama çok güzel kadındı. Koyu Yanık tenli, dümdüz kara saçlıydı. Saçları açıkken beline kadar inerdi. En sevdiğim yanıysa şarkı söylemesiydi, ne zaman söylese öğrenmek için yanına sokulurdum.


Denizci, denizci,

Kalpsiz denizcim ah,

Senin yüzünden denizci,

İneceğim mezara…


Dalgalar vuruyordu

Kumlarda köpürüyordu

Gitti uzaklara denizci

Nasıl da severdim onu ah…


Denizcinin sevgisi

Yarım saat sürer

Demir alınca gemi

Denizci yoluna gider…

24 Mayıs 2024 Cuma

Hatice Sultan*


 … ..

Hatice… .. Ağabeyi Selim Han’ın kendini nasıl sevdiğini çok iyi biliyordu. Babası III. Mustafa Hatice altı yaşındayken ölmüştü. Belleğinde babasından pek bir şey kalmamıştı.  Zaten onu o kadar az görmüştü ki. Annesi Korsika güzeliydi. Köle olarak İstanbul’a getirilmiş ve cariye olarak Saray’a girmişti. Uzun siyah saçlı, uzun boylu bir Korsika güzeliydi. İlk kızı Beyhan’ı doğurduktan sonra  Adilşah adını almış, Beyhan’ın doğumundan üç yıl sonra da Hatice dünyaya gelmişti. Kızlar birlikte büyüdüler. Adilşah’ın ana dili İtalyanca olduğu için kızlar annelerinin dilini de öğrendiler. Hatta Adilşah Kadın kızlarına Lâtin harflerini okumasını da öğretti.

Babası III. Mustafa’nın ise çocuklarıyla uğraşacak zamanı pek olmuyordu…. ..

… .. 

I.Abdülhamit döneminde Beyhan da, Hatice de artık evlenecek çağa gelmişlerdi ama Hünkâr damat adayını vermedikçe evlenemiyorlardı. Beyhan Sultan evlenmekten biraz da çekiniyordu, çünkü genç kız günde birkaç kez baygınlık geçiriyor, sonra da bunalımlara düşüyordu. Beyhan on dokuz, Hatice de on altı yaşına gelmişti. Ablası evlenmedikçe Hatice’nin evlenmesi söz konusu olamıyordu. Anneleri Adilşah Kadın bu yüzden çok mutsuzdu. Bir gün Padişah’a içini dökmek zorunda kaldı. I. Abdülhamit kendisine çok acıdı ve hemen Sadrazam’a bir tezkere göndererek “Merhum biraderimin kerimeleri Beyhan Sultan’la Hatice Sultan’ın izdivaçları için “ uygun birere damat adayı bulunmasını istedi. Beyhan Sultan’ın Halep Valisi Silahtar Mustafa Paşa ile evlendirilmesine karar verildi. Paşa gelinden on sekiz yaş büyüktü ama, bu yaş farkı hiç de çok sayılmazdı. Padişah Beyhan Sultan’a Çiftehavuzlar’da bir saray verdi,

10 Mayıs 2024 Cuma

Başımıza Gelenler*


 

… …

Lakin, “bağla ve tevekkül et” kuralı gereği, önce deveyi sağlam bağlamalı, sonra Allah’a güvenerek haklarımızı savunmalıyız. Yani önce savunma gücümüzü kazanıp, sonra “geleceğiniz varsa göreceğiniz de var” sözünü Allah’ın yardımına sığınarak rahatça söylemeliyiz. Çünkü”(...) Aralarına kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür.” (Maide Suresi, Ayet:64) hükmünce, diğer devletler arasındaki rekabetin , siyasî varlığımızın şimdiye kadar devam etmesinin payının olduğunu inkar etmeyelim.

Şunu da bilmeliyiz kİ; her devlet gerektiğinde kendi başına kolayca hazmedebilmek için Osmanlı Devleti’nin kuvvet ve kudret kazanmasını istemez. Devlet ağacımızın kurumasını, çeşitli felaketlerle dalının budağının kırılıp kopmasını arzu eder. Ana gövdenin, kendisinden başkasının baltalamasıyla devrilmesini de razı olamaz.

Diğer devletlerin bu sinsi politikaları, Devlet-i Aliye (Osmanlı) idarecilerine korunma ve ilerleme yolunda çok faydalı olmuştur. Onlar, çekişirken aradan sıyrılıp, genel hayat gücümüzü meydana çıkaracak araçlar hazırlanabilirdi. Fakat,


Müşkilî  nîst âsân neşevet

Merd bâyet ki hirâsân  neşeved


(*Kabiliyetli ve ehliyetli kişilerin varlığı hâlinde, kolaylaşmayacak zorluk yoktur.)


Hatta maalesef Rus savaşında bile iş, ne yapalım “iki el bir baş içindir” denilecek dereceyi bulmamıştı. Her neyse, “çıkacak kan damarda durmaz” atasözünü teselli kabul edip, konumuza dönelim.

Devletler, “Rumeli'de meydana gelen ihlalleri Osmanlı Devleti kendi başına bastıramaz, iş kendi

2 Mayıs 2024 Perşembe

Yerdeniz Büyücüsü*


 Fantastik öykü, büyücüleriyle ünlü, Kuzeydoğu Denizi’nde yer alan ve tek bir dağdan oluşmuş Gont Adasında başlıyor. Romanı daha iyi anlayabilmek için, kitabın ilk sayfalarında yer alan ve  sık sık geçen ada ve deniz isimlerinin yer aldığı haritayı her fırsatta incelemekte yarar var.  Yerdeniz bölgesindeki çok sayıdaki adalar, limanlar, kumullar, boğaz ve diğer doğal çeşitlilik ile bölge  insanlarının  aşina oldukları büyücüler, sihirbazlar, cadılar, efsun yapanlar, efsaneler ve benzeri kavramlar okuyucuların ilgisini çekiyor. 

Roman kahramanı, Yerdeniz’de adadan adaya büyüler yaparak dolaşan büyücülerin en büyüğü olarak kabul edilen, hem ejderhalar efendisi hem de Başbüyücü olan Çevik Atmaca’nın hayat hikayesini özetlemek gerekirse:

Çocukluğunun ilk döneminde annesi vefat eden Çevik Atmaca’nın asıl adı Duny idi. Bu dönemde bir bebeğe yapılması gerekenleri aynı köyde yaşayan teyzesi yerine getirmişti. Küçük Duny’nin büyücülük konusundaki kabiliyetlerinin farkına varan ve aynı zamanda kendisi de bir cadı olan teyzesi sihir sanatı konusunda onu yetiştirmeye başladı. Duny, şahinleri, atmacaları, balık kartallarını gerçek isimleriyle  çağırmayı, tılsım kullanmayı, çeşitli iksirler yapmayı ondan öğreniyordu. Onu sık sık yüksek çayırlarda, etrafında yırtıcı kuşlarla gören diğer çocuklar Çevik Atmaca adını takmışlardı ona.


Cadı kadın, bir sihirbazın insanlar üzerinde edinebileceği büyük gücü, şerefi ve zenginliği anlattıkça Duny’nin kendini çok hızlı olarak geliştirdiğini görüyordu. Teyzesi ona bulma, bağlama, onarma, açma ve ortaya çıkarma tılsımlarını ve şifalı otlarla tedavi konularındaki bütün bildiklerini de öğretti. Duny, öğrendikleriyle adalarına saldıran Karglar’ı, uyguladığı büyü ile adalarından uzaklaştırmayı başarmıştı.