Bugün, gördürene, bu yaşa erdirene hamd olsun. Küfran-ı nimet mizacım değil, devlet ü ikballe geçen bu ömrü verenin, kaderi yazanın, kazayı gerçekleştirenin şanı gönüllerde daim olsun. Ama içimden bir Mihrican fırtınasıdır kopuyor, ben emekli oluyorum.
3 Mayıs benim doğum günüm, demek ki 4 Mayıs 2024’te olacak her şey. Elimde bir parça kağıt, “İlişik Kesme Belgesi”, ben artık bu yerli değilim. Adım sistemden çıkacak, posta adresim kapanacak, kimlik kartım geçersiz kılınacak, eşyam envanterden, adım kütükten düşecek. Odamın anahtarını iade edeceğim ve her şey tamamına erecek.
Hayatımın tamamı zannettiğim şey bir bölümünden ibaret mi, biliyordum, bir daha öğreneceğim. Tuna üzerinde seyreden bir gemide avlanmak bunu anlatmaya yetmez. Dönüşü var bu yolculuğun Kimse bana, “Daha çok yazarsın, daha rahat yazarsın,” demesin. Ben zaten böyle yazıyorum, bu su daha ne kadar akar bilmiyorum.
Demek ben bu rampayı bir daha tırmanmayacağım, Yolum düşerse de misafir kapısından gireceğim otuz sekiz yıllık kampüsüme. Danışma noktasından geçerken, dönüşte geri almak üzere sivil kimliğimi uzatacağım. Bakın, hatırladınız mı, bu benim! Kapı üstünden ismim çoktan düşmüş olacak, odam orada durmazken ben çay odasında bekleyeceğim.
Demek ben her sabah, okula gidiyorum, diye aynanın karşısına geçmeyeceğim. Ders günlerimde daha özenli hazırlanmayacağım. Sol elimin ayasındaki mühür, en güzel elbisem. Evimin kapısını her günkü gibi kapatmayacak, fakültedeki odamı her günkü gibi açmayacağım. Bir fincan kahve, sağ yanımda Karadeniz. Bilgisayarımın kapağını kaldırmayacağım. Akşamı nasıl bulduğumu bilmeden çalışmayacağım. Kırmızı Kantin’in bahçesinden geçerken, suya eğilmiş erik fidanıyla konuşmayacağım: Daha dün çiçekle doluydun, ne zaman yaprak verdin, ne zaman meyveye durdun?
Demek ben gidiyorum. Çıkmak için nefes isteyen merdiven, kullanmak için kılavuz bekleyen asansör. Çimen üzerinde kaynayan semaver, kenarında dolandığım yeşillik, suladığım çiçek, başını okşadığım






