…. ..
Uzun süre hastalık gözüyle baktım ama hastalık doğru sözcük değil aslında. Hastalık, durumun kötüleşmesini ve eriyip bitmeyi çağrıştırıyor. Rahatsızlığım olduğunu söylemek daha doğru. Nadir ama eşsiz değil. Başınıza gelene kadar varlığını bile duymadığınız türden.
Resmi tıbbi yayınlarda geçmiyor. Resmi adı da yok Saygın bir doktor tarafından, ilk kez 1890’larda “Anageria” (“ancaceriya diye okunuyor) adı verildi ama sonradan anlayacağınız nedenler yüzünden, bu isim hiçbir zaman yaygınlaşmadı.
Ergenlikte başlıyor. Sonrasındaysa eh, pek bir şey olmuyor. “Mustaripleri” başlangıçta rahatsızlığı fark etmezler. Sonuçta insanlar sabah kalkıp aynaya baktıklarında, önceki gün gördükleri yüzün aynısını görürler. Günler, haftalar hatta aylar boyunca gözle görülür bir değişiklik olmaz.
Fakat zaman geçtikçe ve başka yıldönümlerinde yaşlanmadıklarını fark etmeye başlarlar.
Aslında yaşam durmaz. Devam eder. Sadece çok daha yavaştır. Anageria olanların yaşlanma hızı farklılık gösterebilmekle beraber genel oran on beşe birdir. Bazıları on üç ya da on dört yılda bir yıl yaşlanır ama ben de bu süre on beşe yakın.
Yani ölümsüz değiliz. Zihnimiz ve bedenimiz olduğu gibi kalmıyor. Yalnızca sürekli değişen bilimin geldiği son aşamadaki bilgilere göre, yaşlanma sürecinin farklı unsurları -moloküler bozulma, bir dokudaki hücreler arasındaki çapraz bağlanma, (en önemlisi çekirdek DNA’sındaki olmak üzere) hücresel ve moleküler mutasyonla bizde farklı bir zaman ölçeğine göre gerçekleşiyor.
Saçlarım ağaracak. Dökülebilirler de. Kireçlenme ve işitme kaybı da ihtimal dahilinde. Kireçlenme ve işitme kaybı bu da ihtimal dahilinde. Yaşlandıkça yakını görmemeye başlayabilirim. Sonunda benim de kas kütlem ve hareket kabiliyetim azalacak.
Anageria’nın bir tuhaflığı, bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi ve sizi (Hepsinden olmasa da)






