23 Nisan 2026 Perşembe

Semaver*


 

-Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.

Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır  fabrikaya gidiyordu. Anası memnundu. Namazını kılmış, duasını yapmıştı. İçindeki Cenabı Hak’la beraber oğlunun odasına girince uuuu uzun boyu, geniş vücudu ve çok genç çehresiyle rüyasında makineler, elektrik piller, ampuller gören, makine yağları sürünen ve bir dizel motoru homurtusunu işiten oğlunu evvela uyandırmaya kıyamadı. Ali işten çıkmış gibi terli ve pembeydi.

Halıcıoğlu’ndaki fabrikanın bacası kafasını kaldırmış, bir horoz vakarıyla (*Vakar: Ağırbaşlılık) sabaha, Kâğıthane sırtlarında beliren fecrri-kâzibe (*Fecr-i kâzib: Sabaha karşı doğuda görünen geçici aydınlık, yalancı tan) bakıyordu. Neredeyse ötecekti.

Ali uyandı. Anasını kucakladı. Her sabah yaptığı gibi yorganı kafasına büsbütün çekti. Ansı yorgandan dışarıda kalan ayaklarını gıdıkladı. Yataktan bir hamlede fırlayan oğluyla beraber tekrar yatağa düştükleri zaman bir genç kız kahkahasıyla gülen kadın mesut sayılabilirdi. Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler? Anasının çocuğundan, çocuğun anasından başka gelirleri var mıydı? Yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Onlardan yalnız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.(*İstihsal edilmek: Meydana getirilmek, üretilmek, elde edilmek, ele geçirmek) 

Sabahleyin Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu’ndaki askeri mektebin borazanını, fabrikanın uzun ve bütün Haliç’i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır, arzular söndürürdü. Demek ki Alimiz biraz şairceydi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç’e büyük transatlantikler sokmaya benzese de biz, Ali, Mehmet, Hasan biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar.

Ali annesinin elini öptü. Sonra şekerli bir şey yemiş gibi dudaklarını yaladı. Annesi gülüyordu. O annesini her öpüşte, böyle bir yalanmayı âdet etmişti. Evin küçük bahçesindeki saksıların içinde fesleğenler vardı. Ali birkaç fesleğen yaprağını parmaklarıyla ezerek avuçlarını koklaya koklaya uzaklaştı.

… ..

… ..




*Semaver & Sait Faik Abasıyanık

1.Basım Remzi Kitabevi 1936

Türkiye İş Bankası Yayınları

IV:Basım, Haziran 2015, İstanbul


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder