15 Temmuz 2015 Çarşamba

Tatlıya Bağlayalım *

Gelin-kaynana ilişkilerini
Sema Maraşlı bizleri anlatıyor. Kendimize bile itiraf etmeyi beceremediklerimizi ... .. karşımızdakine söyleyemediklerimizi ... .. gözümüze bakarak anlatıyor.  ... .. incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler... ..“Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayan da var” (Mevlana) (sf.75)
“Kötüye yormak ve vehim yapmak insanı derdi yokken bile hasta eder. Onun içn olna-bitenlere iyi bak.” (Mevlana) (sf.132)
Evli olanlar, evlenecekler hatta bekarlar da okumalı. Okumak yetmez... tekrarda fayda var... .. anlamak için okumalı... .. biraz gayret... Kısa öyküler derslerle dolu;
-... .. Babası ona mektup yazmıştı. Merak içinde hemen okumaya başladı.
-... .. annesi hakkında söyleyeceğin her kötü söz kocanın kalbine attığın kocaman bir ısırıktır. O ısırık yüreğini kanatır, içini sızlatır. Isırık izleri çoğaldıkça büyük bir yaraya dönüşür. ... ..
-... ..üçüncüsü: bir babanın , ... .. söylemesi ne kadar uygun olur bilmiyorum ama erkeğin yatakta karısı tarafından reddedilmesidir. Bu da erkeği çok fazla yaralar, incitir, soğutur. ... ..(sf.24)
-(sf.63)... ...   yaptığı sıradan şeylerden kocasının bu kadar etklenmiş olmasına şaşırdı.
-“Sen de her şeyi kötüye yormuşsun.” dedi...
Şu işler
-“... ..Şu işler var ya...” Yutkundu, kızardı Arife Hanım. Fakat kararlıydı, konuşacaktı. ... .. Derya kıpkırmızı oldu. O da... .. bu mevzuyu düşünüyordu.... .. “Kızım, sen benim zor anlattığıma bakma, bize hep bu mevzular hep ayıp diye öğretildi ... .. “Biz hata yaptık, kızım sen yapma diyoruz.” ... .. “Şimdiki aklımla bakıyorum da kendimize zulmetmişiz. ... ..”... ..”Dert ettik de ne oldu, hayatı kocamıza da kendimize de zehir ettik. Dert etmeyenler keyfini çıkardı”
-Tövbe tövbe! ... Ayıp ayıp... “ diye söylendi Zuhal Hanım.... ..
-Deryacım, Zuhal ablamın kocası da ölmeden birkç saat önce, “Zuhal, sana bu ... hususunda hakkımı helal etmiyorum, ahirette iki elim yakanda... “ demişti. ..... “Bakalım enişyetle nasıl hesaplaşacaksınız diğer tarafta?” ... ..

12 Temmuz 2015 Pazar

Üç Silahşörler *

Birimiz hepimiz, hepimiz  birimiz için
Altmışlı, yetmişli hatta seksenli yıllarda dinlediğimiz “radyo tiyatrosu” ne kadar da keyifliydi. Bazen de “arkası yarın” olarak karşımıza çıkan ve her gün aynı saatte dinleyicileri ile buluşan programlar sayesinde dünya klasikleri ile tanışılırdı.
-Televizyonun yaygınlaşması ile radyo gözden düştü... ..  “Üç Silahşörler” ve benzeri eserler kitapçı raflarında kaldı.
-Olaylar; Yıl 1625 diye Fransa’da başlıyor. Alexandre Dumas’ın bu eserinde tarihi oldukça çarpıttığı, hayal gücünü fazlasıyla kullandığı söylenir... .. İyi de yapmış... ..
-Paris... ..Kardinal’e ve Treville’ye bağlı iki ayrı grup ... .. Kralın silahşörleri... ..  Kardinal  iş saatleri dışındaysa zorunlu haller hariç adamlarıyla ilgilenmez... .. Bay Treville ise silahşörleriyle ilişkisini iş sattleri dışında da sürdürürdü... ...
-Paris hayranlık vericiydi... ..
-Kralın silahşörlerinden biri olmak üzere Paris’e gelen Gaskonyalı genç Dartanyan ve diğerleri ... .. Athos, Portos ve Aramis... ..

-... ..“Sır, başka birine söylendiğinde sır olmaktan çıkar”, dedi...   “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için”, diye bağırıştılar... ..

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Şeytan ve Genç Kadın*

Medeniyetten uzakta bir köye gelen yabancı ve etrafındaki olaylarla başlıyor roman. İnsanın iç dünyasına göndermeler yapılan 167 sayfalık kitabın satırları arasında dolaşalım:
-Ahab gece boyu hançerini bilemiş. Savinuz sabah erkenden uyandığında Ahab’ı yan başında sızlanır bulmuş.
-‘Benden korkmuyorsun, beni yargılamadın da. İlk kez biiri, benim iyi biri olabileceğime, gidecek yeri olmayan herkese konukseverlik gösterebileceğime inanarak geceyi evimde geçirdi. Sen benim doğru davranacağıma inandığın için ben de öyle davrandım.
-“Ahab suç işlemekten o gün vaz geçmiş ve kendini o yöreyi değiştirmeye adamış ... ..”
, elini sokup altın küşçesini çıkardı. ... .. Altını eliyle tarttı, tahmin ettiğinden daha ağırdı, külçeyi temizleyince üzerine kazılmış birkaç işaret gördü, iki tane damga ve bir dizi de sayı vardı... .
-... .. Yabancı’nın  ssöylediği gibi mutlaka hayatının sonuna dek çalışmadan yaşamasına yetecek kadar olmalıydı. Ellerinin arasında hayallerini tutuyordu Chantal, hep arzulamış olduğu ve bir mucize sonucu eline geçen şeydi o. ... .. o an, Chantal’ın hayatındaki en önemli karar anıydı.
-Hayat, Chantal’’a hep adaletsiz davranmıştı. Babasını tanımıyordu, annesi lohusa yatağında ölüp gitmiş, Chantal’ı suçluluk duygusuyla baş

Başörtüsüz Demokrasi’de Adı Konmamış Darbe *

Kitabın ilk baskısı 2004 yılında yapılmıştı. 2014 yılında yapılan üçüncü baskısı ise 395 sayfa. Kitapta geçen olaylar sırasında kendisine en çok destek olanblar arasında yer alan kardeşi Ravza şimdilerde AKP milletvekili.
-Kitapta 02 Mayıs 1999 yılında TBMM’de milletvekili yemin töreni öncesi ve sonrasındaki olaylar anlatılıyor.
-Dersler çıkarılması gereken süreç halen yaşanmaya devam ediliyor.
Yaşanan süreci ve günümüzdeki gelişmeleri evrensel hukuk penceresinden sorgulamaya devam etmemiz için çok neden var.
-Merve Kavakçı’nın bugünleri de sorgulayan yeni kitaplarını bekliyoruz...
-Türkiye’nin başörtülü ilk milletvekili seçilmesinden günümüze gelindiğinde değişen çok şeyler olduğunu yaşayarak görüyoruz.
Değişmemekte direnenler olduğuna da şahit oluyoruz.
Ön yargılarımızla hüküm vermek yerine insanımız anlamamız gerekir.
Karşı tarafı dinleme becerisini gösterebilmeliyiz.
Evrensel değerleri unutmamalıyız.
Önce insan diyebilmeliyiz.
Neyin doğru olduğunu tarih yazacak.
Okurken bugünleri de sorgulayabiliriz/sorgulamalıyız...
Kitaptan alıntılarla satırlar arasında dolaşmaya başlayalım:
-... .. Türkiye insanını, dinine bağlı Türkiye’nin halkını , yıllarca hakir gördüler. Onlara “örümcek kafalılar” dediler. Başını Yaradan’ın emri ile örten Türkiye kadınına ancak tarlada çalışmayı, okulda hizmet etmeyi, evlerinde temizlik işlerinde yardımcı olmayı layık gördüler. Balını örtenleri hem her fırsatta kıyafetlerinden dolayı eleşirdiler hem de onlarınkendilerini geliştirmek üzere kullanmak istedikleri en tabii haklarına- insan olmalarından dolayı sahip oldukları haklarına- tecavüz ettiler.

7 Temmuz 2015 Salı

Zorlukları Aşarken *

Tayyar Altıkulaç sadece kendi hayatını değil, 1940’lı yıllardan itibaren ülkemize ilişkin genel tabloyu da bir din adamı gözüyle yansıtıyor.  Anlaşılması kolay bir dil kullanılmış Üç cildin toplamı 1402 sayfa. Sadece ilk cilt ise 519 sayfa. Anlatılanlar içinde bugün de yaşamaya devam ettiğimiz ve aşina olduğumuz toplum yapımız bir kere daha önümüze konuluyor.
Okudukça... ... Refah seviyemiz değiştiğini, ancak Anadolu insanının çok da değişmediğini görüyoruz. Sadece Anadolu insanımızın mı?
Kamu görevlerinde önemli makamlarda bulunan yöneticilerimizin ve siyaset adamlarımızın arasında aynı ibretlik tablolara bugün de şahit olduğumuzu inkar edebilir miyiz? Geçmişte yaşanan  ve birinci cildin son bölümlerinde (Erbakan’la tartışmalı geçen iki görüşme, sf.486-488) yansıtılan tablo ve diğerleri; sonraki dönemlerde düzeltildi diyebilir miyiz? “Bugün ne durumdayız?” sorusuna bulacağımız cevap insanımız mutlu eder mi?
Geçmişten bugüne taşıdığımız özelliklerimiz uluslararası zeminlerdeki saygınlığımız da etkliyor. Tayar Altıkulaç Hoca’nın satırları arasından çıkarılacak dersleri gözden kaçıramayız. Yazılanlar arasında önemli dersler var.  Olumlu olarak değerlendirebileceğimiz yanlar kadar üzüntü ile karşıladığımız ve bugün hâlâ daha şahit olduğumuz toplumsal yaralarımız, sızılarımız ve sorunlarımızın değişmediğini anlıyoruz. Liyakat sadakat problemimizin geçmişten bugüne taşındığını teyid ediyoruz. Geçmiş penceresinden baktığımızda, o dönemin sorunlarını bugün de yaşamanın sızısını hissediyoruz... ... siyasilerin iş takipçilikleri,... ... kişisel menfaatler için mevzuatın delinmesi girişimleri... .. zorlamalar... ..
Yazar aynı zamanda kişisel hesaplaşmalarını da bizimle paylaşıyor.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Gözüne gözlük *

-Gülmek için okuyacağınız kitap 142 sayfa. Kısa bölümler halinde anlatılan öyküler bir solukta okunabiliyor.  Aslında günlük hayatta karşılaştığımız komk tarflarımıza şahit oluyorsunuz. Kısa alıntılarla gülümseyelim....
... ..
-Çay mı, kahve mi?
-Teşekür ederim, ben içmeyeceğim.
-Yooo... Vallahi olmaz, bir çayımızı için...
Çaylar geldi. Ağır ağır yudumluyorum ki, zaman kazanayım.
-Her çay yudumunda içimden bir tepki ile zorlanıyorum. Dokuzuncu bardak çaydan sonra birdenbire her yanımdan ter boşadı. Terle öbürü arasında pek büyük fark yoktur. Terleye terleye belki rahatlarım. Boncuk boncuk ter döktüğümü gören avukat,
-Siz rahatsızsınız, dedi.
-Çok, hem de nasıl...
... ..Hep birden ısrar ediyorlar.
-İçin, için...
-Elimden gelse ben sünger, kurutma kağıdı yutacağım.
Hemen hemen zorla bana hapı yutturup üstüne bir bardak suyu da içirdiler.
-Ben o bir bardak suyu da içince,
-Dayanamıyorum, dışarıya çıkacağım...  dedim.
-... .. Ayağa kalkıp sendeledim. Birisi içeri girdi:
-Otobüz hazır beyefendi, sizi bekliyoruz. Kalkacak... ..

İstanbul Masalı *

Her kentin bir masalı olduğu gibi, İstanbul’un yüz binlerce yıllık masalının anlatıldığı kitap 104 sayfa. Anlatan Mine  Soysal yanlız çocuklar için değil aynı zamanda yetişkinler için de sürükleyiici bir dik kullanmış. İstanbul’u ve tarihini biliyorum diyenler de okuyabilirler.  Resimleyen Betül Sayın da anlatımla birlikte bir bütünün tamamlanmasına katkı sağlamış. İstanbul’u  tarihten günümüze anlamak çin kısa alıntılar yaparak kitabın sayfalarında dolaşalım.
-Şehir nice göçlerin , istila ve savaşların sahnesi olur. ... gün gelir, dünyanın en büyük imparatorluğuna başkentlik eder. ... ..

-... ..mağaradan ilk köylere, Yunan liman kentinden büyük Roma kentine, Bizans’ın ilk Hristiyan başkentinden Osmanlı’nın Müslüman başkentine dek süren değişimi ve böylece, günümüzün dünya kentinin nasıl oluştuğu anlatılır. ... ..
-Yarımburgaz Mağarası’nda... ..
-.. .. yaklaşık 20 bin yıl önce yer hareketleri sonucu oluşan bir tatlı su gölü olan Marmara kıyıları ... .. Orta Çağ Taş Devri... .. avcı ve balıkçı topluluklar... ..
-... .. 10 bin yıl öncesi... .. Yeni Taç Çağı ... .. ilk üretim ... .. buğday, arpa, mercimekgiller ve baklagillerin tarımının başlaması... .. koyun, keçi, sığır vb. hayvanların evcilleştirilmesi... ..
-... ..7500 yıl önce Çanakkale boğazının açılması ve Ege Denizinin tuzlu sularının Marmara Denizi’ne karışması... ..
-... .. 6000 ile 3000 yıl önceleri ... ..kent devletlerinin kurulması... .. tarih sahnesine ilk kez çıkan imparatorluklar... .. troia, Hitit uygarlığı, Miken uygarlığı... ..