29 Mart 2017 Çarşamba

Tek Başına *

Hakikat peşinde koşanlar yorulmazlar
-Kitabın arka kapak tanıtımında; “ Ahmet Zeki Üçok, Fethullah Gülen Cemaati’nin bir “terör örgütü olarak” Türk Silahlı kUvvetleri’nde illegal bir yapı ve kendi emir-komuta sistemini kurduğunu daha 2009 yılında tespit etmiş, ancak sesini kimselere duyuramamış bir askeri savcı. Yaklaşan tehlike konusunda bütün komutanlarını bilgilendiren Üçok, “Oğlum senin işin mi yok? Bu adamlarla bu kadar uğraşırsan başın dertten kurtulmaz” uyarılarıyla karşılaştı. Nitekim hakkında 74 ayrı suçtan, 1.054 yıl hapis istemiyle 27 kovuşturma açıldı. 42 idari soruşturma geçirdi. Bu soruşturma ve davalar kapsamında dört kez tutuklandı, 43 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezası aldı. 2009-2014 yılları arasında 4 yıl, 9 ay, 14 gün tutuklu kaldı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nden iki kez çıkartıldı. “Birinci sınıf hâkim” unvanı geri alındı. O, tek başınabırakıldığında da “Fethullahçı Terör Örgütü”ne karşı mücadelesinden vazgeçmedi. Yıllarca, hem hapisteyken hem de çıktıktan sonra , önüne çıkan her fırsatta TSK içindeki FETÖ mensuplarını deşifre etti, darbe ihtimalini dile getirdi. 15 Temmuz kanlı darbe girişiminde yer alan isimler , Ahmet Zeki Üçok’un yıllardır dikkat çektiği kişilerden başkası değildi.” deniliyor.
-Kitabın önsözünde kısa alıntıları paylaşalım; ... .. “Madem doğrusunu biliyordun, engellemek için neden bir şeyler yapmadın?” anlamında suçlamak için kullanılır. Oysa hem Ahmet Zeki Üçok olarak ben, hem de FETÖ mağduru olan arkadaşlarımız, bu konuda üzerimize düşeni yaptık. Hem de fazlasıyla. ... ..
-... .. Bu amaçla atılan her adım, herkesin farkında olduğu ve fakat çaresiz bir şekilde izlediği, buz dağının yüzeyde kalan kısmını göstermekten öteye geçmiyordu.
-Ülkemizin 15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığı benzersiz şiddette ve kanlı darbe girişimi,  buz dağının bütününü ortaya çıkardı ve o güne kadar yazılıp çizilenlerin, olup bitenleri anlamamıza yetmediğini gözler önüne serdi. ... ..
-... ..  “dinler arası diyalog” ... .. “kandırıldık”... ..   Uzun bir süreye yayılı olarak bugün geldiğimiz süreçte kim

23 Mart 2017 Perşembe

İki Şehrin Hikâyesi *

Fransız ihtilali öncesi ve sonrası dönemin Fransa’sı anlatılıyor. Sürükleyici dille kaleme alınan romandan kısa alıntılar:
-Yeğeni odasına girdikten sonra, Marki’de kendi odasına geeçti. Ülkenin her tarafında olduğı gibi, bu büyük binanın üzerine de zifiri karanlık çökmüştü. Açlar iyi bir yiyeceğin, ıstırap içinde olanlarsa rhat ve huzurlu bir hayatın hayalini kurarak yataklarına girdiler. Sonra güneş, ışınlarını şatoya ve ağaçlara, tarlalara ve köye yollamaya başladı; yenibir gün başlıyordu. Kimi toprağı bellemek, kimi de zayıf ineklerini yolun bir kenarında kazara büyümüş olan otlarla beslemek için, kadınıyla erkeğiyleköy halkı, sabah ayazında evlerindeen dışarı çıktı.
-Şatodakiler daha geç uyandılar; pencereler açıldı ... .. Fakat şatonun o büyük çanı neden çalıyordu? İnsanlar neden merdivenlerden bir aşağı bir yukarı koşuşturuyorlardı? ... ..
Bütün bunların ne anlama geldiğini Marki’nin yatağı açıklıyordu. Yatakta cansız yatan bedene bir bıçak saplıydı... ..
-.... ..
-“O zaman haydi dostlar, haydi yurtseverler!” diye bağırdı Defarge. “Artık hazırız. Haydi Bastille’e, ileri!”
-Bu insan denizi haykırışların uğultusuyla kabardıkça kabardı, dalgalandıkça dalgalandı ve şehirden taşarak Bastille’e yöneldi. Kısa bir süre sonra o koca binanın kalın taş duvarları ve sekiz koca Kulesinin etrafı ateş ve dumanla kaplandı. ... ..
-... ..
-Devrim böyle başlayıp böyle devam etti. Saint Antoinelıların bekledikleri gün gelip çatmıştı ve Saint Antoine öfkeliydi. İnsanları lamba direklerine astılar. Bastille’deki mahkumları serbest bıraktılar, etraflarına  şaşkın şaşkın bakınan bu insanları sokak sokak omuzlarında taşıdılar. Hepsi de acımasızdı, çünkü hepsi keder ateşinde dövüle dövüle sertleşmiş, merhamet damgası tutmaz olmuşlardı.
Şato’nun akıbeti
-Gaspard’ın asıldığı köy yoksuldu. Etraftaki arazi harap olmuştu.Her şey harabe gibiydi –evler,çitler, hayvanlar, erkekler, çocuklar, hatta köylülerin geçimlerini sağladıkları topraklar bile. Öldürülen Marki’nin sülalesi yıllar boyu vergi memuru Mösye Gabelle gibi adamlar aracılığı ile bu insanların varını yoğunu almıştı. Artık ortada alınacak ne bir

14 Mart 2017 Salı

Ve Kadın Erkeği Yarattı *

Erkeklere Fısıldama Sanatı
-Arka kapak tanıtımında: “ Dikkat dikkat erkeğini yönetmekte sorun yaşayan tüm kadınlar!
            Hayatımızı paylaştığımız erkeği hayalimizdeki “Bay Mükemmel’e dönüştürebilmek için çaresizce çırpınıp duruyoruz. Dırdır ediyoruz, aşırı talepkâr oluyoruz, durmadan eleştiriyoruz, sinirlenip aklımıza gelen her şeyi yanlış zamanlarda ve yanlış yerlerde söylüyoruz. Bu süreç sinir sistemimizi altüst etmekle kalmıyor, hayatımızı da adeta cehenneme çeviriyor.Üstelik tüm bunlar erkeğimizi harekete geçirmediği gibi bize karşı daha da fazla bahane üretmesine ve bilenmesine sebep oluyor.
            Sonuç olarak kavgalarla dolu bir ilişkiye mahkum iki insan haline geliyoruz.
            Oysa ki tek dileğimiz, erkeğimize istediğimiz her şeyi yaptırabilmek ve içinden bir “Beyaz Atlı Prens” çıkarmak. Bu o kadar zor olmamalı, değil mi?
            Değil zaten! İlişkinizi kurtaracak, erkeğinizin istediğiniz her şeyi yapmasını sağlayacak bir sistem geliştirdik: Erkeklere Fısıldama Sanatı!
-İlişkinizin seyrini değiştirmenin sırrı sizde; erkek arkadaşınızla kurduğunuzu iletişimde kullandığınız sözcükler ile başlar ve yine sizde biter. Erkeklere Fısıldama Sanatını öğrenmek, eskisinden farklı düşünmeye, konuşmaya, davranmaya başlamak demektir.  ... ..
-İma etmeyi unutun. ... .. Fısıldama tekniği ziihin okumaya yer vermez. ... ..
-İltifatlar çok işe yarar. ... ..
-Kadınlar takdir ettiklerini göstermedikçe, erkekler kendilerini reddedilmiş hisseder. Takdir gördüklerinde ise, sevildiklerini hisseder ve size daha çok sevgi gösterirler. ... ..
Dişil bir iletişim tarzı kullanmak

24 Şubat 2017 Cuma

Kadın ve problemleri *

-Kitap 191 sayfa.itabın arka kapak tanıtımında; “Toplumun en kutsal kurumu olan ‘aile’deki sarsıntıların giderilerek onun yeniden yapılanması için tez elden en verimli çalışmalar yapılmalı.Koyuğu kâidelerle adeta ‘Model Aile’yi önümüze seren en iyi ‘Rol Model’ şanlı peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamdır.Onu  hayatı günümüzde , yaralı ailenin dermânıdır.
-Bugün gelişen dünyadakadının konumu, duruşu, statüsü,sosyal hayattaki yeri yeniden biçimlenmeli . Hak ve hukûku çiğnenen , iffetiayaklar altına alınan, sömürü aracı olarak kullanılan, ezilen ve zuulme uğrayan kadının çözümlenmesi gereken yığınla problemi mevcuttur. Hem ev içinde hem ev dışında çalışan hanımların kadın, eş, ve anne olarak sorunları, sıkıntıları, sancıları vardr. Bunlar görmezden gelinemez. Toplumda diğer kadınlarla aynı dertleri yaşayan başörtülü hanımlar ayrımcılığa tâbi tutulamaz. Başörtüsü Müslüman kadının dîni Şîârıdır, onsuz olamaz. Başörtülü kadınların onuru zedelenemez. İkinci sınıf muamelesi göremez. Onlar da bu toplumun vazgeçilmezleridir ve her türlü vatandaşlık haklarından faydalanmaları gerekir. Yönetimlerde halkın mutluluğu hedefetir. Kılık kıyâfet veya zihniyet ayrımcılığı yapılamaz ve kabul edilemez.
-Yarının büyükleri bugünün küçüklerini yetiştirmek bugün çok emek istiyor.Eski terbiye metodları çağın donatılarıyla yeniden tesis edilmelidir. Ebeveynler çocuklarını yaş sürecine göre ruhsal ve bedensel olarak mutlaka tanımaları lâzımdır. Çocuk bulunduğu tüm ortamlarda tâkip edilmelidir. Eğitimde takip şarttır.
-Geleceğin teminatı gençlerle doğru iletişimde olmak onların problemlerini bilmek ve anlamak gerekiyor. İçinde yaşadığımız toplumdaki gençlerin şimdiki hâline bakarak geleceğimizi nelerin beklediğini görebiliriiz. Aydınlık yarınlar için bugün gençlere sahip çıkmak elzemdir.
-Toplumda her birey eğitimli, kültürlü ve saygın olmak için okumalı. Özellikle annelerimiz çocuklarına iyi rehberlik yapmaları ve hızla akan çağı doğru yorumlamaları için onların da mutlaka okuması gerekmektedir.” vurgusu yapılıyor.
-Kitaptan kısa alıntıları paylaşalım:
 Kutsal aile kurumu
-... .. Modern çağdan kopamayız.Bugün içinde yaşadığımız çağdaş dünyanın sorunlarına yepyeni çözümler üretmek

21 Şubat 2017 Salı

Türkiye ve Arap Baharı *

-On beş Temmuz alçak kalkışmasının arka planındaki isimlerden birisi olduğu iddialarının hedefindeki isimlerden birisi olan Graham Fuller ilginç yorumlar yapıyor. Kitap484 sayfa. Satır aralarında FETÖ lideri Gülen hakında olumlu kanaatlerini paylaşan, hatta son bölümlerde yaşadığımız alçak girişimin ipuçlarını da veriyor.
 -2011’de otoriter yönetimlere karşı bir özgürlük, demokrasi ve haysiyet arayışı olarak başlayan Arap Baharıi sadece uzun yıllardır müzmin sorunlarla boğuşan Orta Doğu’da değil, tüm dünyada heyecan yaratmıştır. Ancak çok geçmeden bu gelişmeler bahardan çok kışı andıran bir siyasal ve toplumsal karmaşaya dönüşmüştür. Hatta Suriye gibi örneklerde kanlı bir iç savaş ve büyük güçlerin Suriye topraklarında yürüttüğü vekâlet savaşlarına ve küresel bir mücadeleye dönüşmüştür.
-Orta Doğu’daki be geniş çaplı ve derin sarsıntılar esnasında bilhassa ABD gittikçe etkisizleşmiş, bu ise bölgede bir liderlik arayışını daha güçlü bir şekilde gündeme getirmiştir. Bir kez daha derin bir karmaşa içindeki Orta Doğu’da bir rol model ülke arayışında gözler önce Türkiye’ye çevrilmiştir.  Birçoklarınca otoriter yönetimlerden kurtulma mücadelesi veren Arap halklarına Trkiye’nin siyasi-iktisadi dönüşümü ve kurduğu model örnek olarak sunulmuştur.
-Tabii hem Orta Doğu’da hem de Türkiye’de her şey çok büyük bir hızlagelişmekte ve değişmektedir. O kadar ki, dünyanın sayılı Orta Doğu uzmanlarından olan Graham Fuller’in bu kitabı kaleme aldığı sırada yaşananlar ile Türkçe baskısının yayına hazırlandığı dönem arasındaki gelişmeler bile yeni bir kitap konusu olabilir.  Ancak tüm bu yerel ve bölgesel aşırı dinamizme rağmen Fullerin ferasetli analiz ve öngörüleri Arap devrimlerini ve Türkiye’nin bu kompozisyon içindeki konumunu net ve ufuk açıcı şekilde göz önüne sermektedir. Görüşlerine katılsak da katılmasak da, Fuller’in tespit, tahlil ve önerileri üzerinde ciddiyetle durmayı hak etmekte, Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmektedir.

19 Şubat 2017 Pazar

İmamların Öcü *

 - Gazeteci-yazar Yavuz Selim Demirağ; Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Cemaat yapılanmasını, dünü ve bugünüyle anlatıyor. Kitap 15 Temmuz hain girişiminin öncesinde yayımlanmış. Uzun süre iktidarın nimetlerinden faydalanan “Paralel Yapı”nın darbeye giden sinsi hazırlıklarını açığa çıkaran kısa alıntılarla paylaşalım;
-... .. Birilerinin “Asrın kutbu dediği...” Sait Nursi’yi iyi tanırdı. Sürekli onun İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyeliğini ... .. anlatır...
-Cumhuriyet sonrası bilinen ilk yapılanma 1950’li yılların sonu ile 60’ların başına rastlıyor. İlk çalışma Kuleli Askeri Lisei’nde kimya öğretmeni olan Hüseyin Hilmi Işık tarafından başlatılıyor. Kamuoyunda “Işıkçılar” olarak bilinen bu cemaatin kurucusu da işte Hüseyin Hilmi Işık’tır. ... ..
-Adı tarikat, cemaat ya da hizmet olsun, Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren ve olağanüstü ekonomik güce sahip yapıların Rusların Spitsnazlarını örnek aldığını ... .. tespit ettim. Gerçekten de Türkiye’de faaliyet gösteren tarikat ya da cemaatlerin hemen hepsi Spitsnaz benzeri çalışmalarla öncelikle din adamlarını, imamları kullanmıştır.
-Konumuz askeri okullardaki yapılanma oluncayönlendirmenin nerelerden başladığının ipuçlarını bulmak durumundayız. 1978’de girdiğim Kuleli Askeri Lisesi’yle beraber yedi yıl süren askeri öğrencilik hayatımda, askeri okula girme konusunda yüzlerce hikâye dinledim. İlokul, ortaokul öğretmenlerinin teşviki, komşu Ahmet Bey’in ricası, akraba subayın, enişte astsubayın gayreti gibi şeylerin yerini bugün imamlar aldı. Ama cami imamları değil.Cemaatin kravatlı imamları ...
-12 Eylül darbesinden sonra... ..  O sıralarda uyku moduna geçmiş Cemaatçiler evlerde özel dersler veriyor, sayıları az olan öğrencileri “Tıbbiye-Mülkiye-Harbiye”ye hazırlamaya gayretediyorlardı. 12 Eylül öncesi memleketin en zeki çocukları sol ve sağ kamplara ayrılıp çatışırken Cemaatçiler harıl harıl Anadolu’nun köy ve

30 Ocak 2017 Pazartesi

Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi *

-“Türkiye, öteki geri kalmış ülkelerle kıyaslanmayacak kadar köklü bir kültüre, tarihe ve devlet geleneğine sahiptir; stratejik öneminden folklor çeşitliliğine uzanan ayrıcalıklar, bölgesel bir liderliğin potansiyel gücü, kalkınmanın insan ve kaynak şeklindeki hammaddeleri vardır.
-Ve bütün bu özelliklerine, 200 yıllık çabalarına rağmen Türkiye, geri kalmışlığı aşamamış bir ülkedir.
-Temeldeki bozukluğun, 600 yıllık tarihin ve günümüzdeki genel durumun incelenmesi sonucunda ortaya şöyle bir gerçek çıkmaktadır. Türkiye’nin asıl meselesi kalkınmayı sağlayacak birikimlerin yokluğu deeğil, yanlış yönde ve biçimde, kalkınmaya önder olmayacak sınıf ve zümrelerin önderliğinde kullanılmış olmasıdır. Birikimleri harekete geçirecek dinamiklerin yeterli olmayışıdır...
-Türkiye’de bin yıllık bir kültürün süzgecinden geçmiş insan birikimi de vardır, hatta sermaye de. Mesele bunların yanlış kullanılmasından veya hiç kullanılmamasından doğuyor. Yani un da vardır, yağ da vardır, şeker de. Ancak helvanın yapılması için uygulanan tarif hatalıdır...” vurgusu yapılıyor kitabın arka kapak tanıtımında.
-Kitabın ilk sayfalarında toplumların gelişimine ve “geri kalmışlık” kavramına yer verilerek Ali Halil Gevgilili’nin “Atatürkçü Dış Politika ve NATO ve Türkiye” adlı eserinden aşağıda yer alan alıntıya dikkat çekilerek Osmanlı döneminden günümüze kadar olan süreç geri kalmışlığımızın nedenleri inceleniyor.
“Tarih boşuna yaşanmış bir deney değildir. Dünden gelen bugünkü toplumumuzun kendi doğrultusu içinde yarına gidecektir. Tarihin verdiği engin ders, hızını ancak kendisinden alan eylemlerin bugün ve yarın içinde başarıya ulaştığıdır. Dünün  araştırılması, bir yerden sonra, bugünün ve yarının araştırılması demektir.”
-Kitaptan kısa alıntıları paylaşalım:
Geri kalmışlığın evrensel mekanizması
Eski Denge’yi yıkan darbeler
İleri Osmalı toplumu
-Osmanlı toplumu belirli bir dönemin en ileri, en medeni , en insancıl devletini kurmuştur. Osmanlı yönetimi İslam kültürüyle Türklerin devlet kurma alışkanlık ve yeteneklerini birleştirmiş, Kuran’a dayanan kurumlarla kavramları çok