8 Temmuz 2017 Cumartesi

Sızıntı *

Wikileaks’te ünlü Türkler
Yakın tarihimizde meydana gelen birçok olayın arka planına pencereler açmaya çalışılan kitaptan kısa bir alıntıyı paylaşalım;
-... .. Unakıtan, daha bakanlığının ilk ayında, 23 Aralık 2002’de, City  Bank ile masaya oturuyor ve bankanın milyar dolara vergi borcunu bir kalemde siliyordu. Bunun karşılıksız olması imkânsızdı. Belli ki söz, Kasım 2002 seçimlerinden önce verilmişti.  Unakıtan’ın oğlunun mısırları da basının gündemine geldi. Unakıtan’ın oğlu 4000 ton ABD kaynaklı mısır ithalatı yapıyor, birkaç gün sonra ise, ithal mısırın gümrük vergisi yüzde 70 yükseliyordu. Unakıtan’ın oğlunun eline sadece bu vergi artışıyla yarım trilyon havadan kâr girdiği tahmin ediliyor. Unakıtan, durumu soran gazetecilere “Oğlum o mısırları tavuklarına yedirecek,” cevabını verdi. ... ..










Aşil’in Topuğu FETÖ’nün “O Gece”si *

Mustafa Önsel’in bir önceki kitabı “TSK’da Şakirtlerin İşgali mi? / Ağacın Kurdu, Fethullah’ın Askerleri” ve son olarak da bu eserinde kaleme aldığı ayrıntılar derslerle dolu. Alçak FETÖ kalkışmasından önce ortaya çıkan emareleri ve uyrıları ilgililer keşke zamanında dikkate alabilselerdi demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Kısa alıntıları paylaşalım;
-... .. İşin doğrusu, o zaman diliminde Fethullah’ın askerlerinin TSK içeerrisindeki güçlerinin bu denli olduğunu bilmiyordum. ... ..
-Aslında herkes bir şeyler biliyor ama hastalığı kimse tam olarak teşhis edemiyordu. Bir nevi herkes fili ilk eline geldiği organına göre tarif etmeye çalışıyordu. ... .
-2011 yılının nemli ve soğuk Şubat ayının15’inde üçüncü kez cezaevine girerken Beşiktaş Adliyesi önünde haykırarak: “ Bu Türk milletine açılan bir savaştır. Sakarya Savaşı’ında, ordunun maalesef yüzde kırkı kaçmıştır. Fakat bunca kaçana rağmen bozulup kaçmayan yüzde 60’tır. Biz, kaçmayıp savaşan dedelerin torunlarıyız. Dün Sakaraya’da dedelerimizle savaşanların ve oradan kaçanların torunlarıyla savaş şimdi başlıyor!” şeklinde öfke içinde ama bilinçle söylediğim sözlerin arkasında durduğumu ortaya koyma adına kolları sıvadım. ... ..

-Bu elinizde tuttuğunuz kitaptan önce ve özgürken kaleme aldığım ilk, yazdığım dördüncü kitap olan  “TSK’da Şakirtlerin İşgali mi? / Ağacın Kurdu, Fethullah’ın Askerleri” (Nisan 2016)  isimli kitabımdır.
-Kitapta FETÖ’nün TSK içindeki yapılanmasını, geldiği noktayı yer, zaman, şahıs isimleri vererek izah etmeye çalıştım.
-Aslında bu kitap bir çığlıktı.

9 Mayıs 2017 Salı

Görgü Tanığı *

Bir gazetecinin sıradışı anıları
-Orhan Karaveli 1930 yılında Ankara’da doğdu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdı. Türk basınına 50 yılı aşkın süre hizmetleri nedeniyle 2004’te Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Orhan veli bu eserinde ülkemizin tarihine mal olmuş olayların bir kısmına o dönemin bakış açısıyla ışık tutuyor.
1940’lı yıllarda Türkiye’de kayak sporu
Râbia Hatun rezaletinin perde arkası
“Mareşal’in ölüsü İnönü’yü yeniyor...”
Dumlupınar Faciası ve Paul-Spaak’tan insanlık dersi
Türkiye’de bir Kıbrıs sevdalısı: Nevazat Karagil ve “Yeşilada” dergisi
Nihat Erim’e göre daha 1957’de “Türkiye Kıbrıs için savaşa hazır”dı!
Kıbrıs’ta henüz “patlamayan” bombalar Milliyetin manşetinde nasıl “patladı”?
Prenses Margeret yüzünden Abdi İpekçi’yi kızdırıyorum
VIII. Edward benim için kravat seçiyor
Otomobilim Hindistan başbakanı “çapkın” Nehru’nun yolunu kesiyor
“News Chronicle” gazetesi Kıbrıs konusunda niçin Türkiye’yi destekledi?
Turzimde emekleme yılları ve “Pasaportsuz Avrupa”: Hilton
Suriye ve Lübnan: Dış turzimde ilk basamaklar
1950’nin Fransa’sından 2001’in Fransa’sına
Ankara Palas ve İstanbul Hilton’dan Amerika’ya
Küba’da ilk Batılı gazeteci
Menderes Amerika’da yardım peşinde

Beyaz Kale *

-Kitabın arka kapak tanıtımında; “17. yüzyılda Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul’a getirilir. Astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bu köle, aynı ilgileri paylaşan bir Türk tarafından satın alınır. Garip bir benzerlik vardır bu iki insan arasında. Köle sahibi, efendi ile köle, birbirlerini tanımak, anlamak ve anlatmak için, Haliç’e bakan karanlık boş bir evde, aynı masanın iki ucuna oturur, konuşurlar. Hikâyeleri ve serüvenleri, onları, veba salgınının kol gezdiği İstanbul sokaklarına, Çocuk Sultan’ın düşsel bahçelerine ve hayvanlarına, inanılmaz bir silahın yapımına, ‘ben neden benim’ sorusuna götürecektir. Hikâyelerin günden geceye doğru ilerlemesiyle , gölgeler yavaş yavaş yer değiştirirler.” deniliyor.
-Roman padişah IV. Mehmet döneminin İstanbul’u ve döneminin yaşam tarzından kesitlerle kaleme alınmış. Düşler ve gerçeklerin iç içe geçtiği olaylarla sürükleyicilik sağlanmış. Kısa alıntılarla romanda geçenleri paylaşalım:
-... .. bana çoşkuyla anlattığı başka konuları da Padişah’a açıyordu: Boğaz’daki akıntıların nedeni neydi? Karıncaların düzenli hayatlarında öğrenip anlamaya değer ne vardı? Mıknatıs gücünü Allah’tan başka neden alıyordu? Yıldızların şöyle ya da böyle dönmesinin önemi neydi? Gâvurların hayatında gâvurluklarından başka bilinmeye değer bir şey bulunabilir miydi? Onları önümüze katıp kovalayacak bir silah yapmak mümkün müydü? ... ..
-Venedik’e dönmsem ne olacaktı? Bu onbeş yılda annemin öldüğüne , nişanlaımın da evlenip çoluk çocuğa karıştığına aklım çoktan yatmıştı,... ..
-Kösem Sultan denen cadolozun kendisi ve annesini boğmak için dirilip çırılçıplak üzerine geldiğini, At Meydanı’ndaki çınar ağaçlarının yerine biten incir ağaçlarının yerine kanlı cesetler sarktığını; yüzü kendi yüzüne benzeyen kötü adamların onu ellerindeki çuvallara sokup boğmak için kovaladığını, ya da

25 Nisan 2017 Salı

Aşk Biter İnsan Yorulur *

Tüketmeden sevmek ve sevilirken tükenmemek için
-Arka kapak tanıtımında; “Bir çocuğun hemen yanı başına oturup , kan ter içinde oyununu nasıl aşkla oynadığına bakmalı...
-Yaşı geçgince bir sanatkârın atölyesine gidip, aşkla dokunduğu bir ağacın nasıl bir esera döndüğünü seyretmeli...
-Yaşadığımız zamanın, yüreğimizdeki aşkı söküp atma hesaplarına inat, bu kitabın kaleme alınış sürecinin her anına şahit olan biri olarak, rahatlıkla diyebilirim ki; bir türlü kapanmayan yaralara şifa olan reçeteler, tecrübe laboratuvarlarında kelimelere döküldü. Her yeniden ayağa kalkışın, yola devam edişin çekirdeği oldu aşk.
-Yorulduğunuzda bu tatlı reçeteler yetişti imdadımıza. Sevdiklerimizle birlikte büyümenin heyecan dolu dünyasında öğrendik ki, “Ne zaman ki biter aşk, insan o zaman yorulurmuş...!” deniliyor.
Kitaptan kısa alıntıları paylaşalım: ... insanın yaşama sevincini, devam etme aşkını elinden alan esas suçlu çoğu zaman yine kendisidir. En büyük yalanı insan kendine söyler, buna en çok inanan da yine kendisidir. ... ..
-Kendini mağdur ve haksızlığa uğramış olma durumuna sokmanın en patolojik zevklerini yaşar. Hayatın ve yaşadıklarının sorumluluğunu almamak uğruna, mağdur ve haksizlığa uğramış olmayı bir yan kazanç olarak görür. Tekrar deneme ve çabalama cesareti gösteremediğinden dolayı sorumluluktan ve kendine düşen değişme ihtiyacından da vazgeçer. Dertlenmek, şikâyet etmek daha kolay gelir.
-Mutlu olmak ise, kendinle tanışmayı gerektirir. ... ..
Yeter ki sen mutlu olmayı, kadere ve yaşayacaklarına dair iyi niyetli olmayı seç...
-Seni özel kılan, sana has olanı sevmeye çalış, onu küçümseme, kendinden büyük yükler de yükleme

Din Kadın Adalet *

Kuran ne diyor? İnsan ne anlıyor
-İnanç konularında farklı görtüşlerin olduğu günümüz dünyasında “kadın”nın yeri özel bir yere sahip. Sonia Cihangir kitabında, “kadın” merkezli geleneksel İslami görüşler karşısında ortaya çıkan yeni görüşleri Kuran’dan alıntılarla açıklamaya çalışıyor. Yorum okuyucuya bırakılıyor.
-Kadının yaratılışı
-çocukların evlendirilmesi
-Kadının çalışması
-Emzikli ve hamile kadınların orucu
-Kadınların şahitliği
-İslam’da Recm Cezası var mı?
-Kuran’a göre kadınların örtünmesi
-Kadının dövülmesi
-Namazda örtünme
-Adetli kadının namazı
-Kuran meallerinde yanlış kadın algısı
-Çok eşlilik






19 Nisan 2017 Çarşamba

Huzursuzluk *

Merhamet zulmün merhemi olamaz!
-Kitabın arka kapak tanıtımında; “İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

-Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın  tadı dikeninkiyle karşınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz...

-Ortadoğu’nun adeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

-Kafası hep ölüm düşünceleri ile dolu Mardin Kızıltepe’li Hüseyin ve Suriyeli mülteci Meleknaz’ın yaşamını anlatan roman 154 sayfa. Irak ve Suriye’de yaşananlara televiyon haberi gözüyle bakmak yerine o bölgedeki insanlık dramına biraz daha yakından bakılıyor. İnsan olmak, bir dine mensup olmak gibi kavramların yok edildiği, acıların zirve yaptığı toprakların sürükleyici öyküsü...

-Daha önce de dünyanın başka yerlerinde, Ortadoğu’da, Kafkaslar’da, Bosna’da olanlara seyirci kalan dünya...