-Kissinger’a
göre; dünya ısrarla düzen arayışında olsa da, neredeyse dört yüz yıl önce
Almanya’nın Vestfalya bölgesinde öteki uygarlıkların çoğu katılmadan hatta haberleri bile olmadan gerçekleştirilen
bir barış konferansında tasarlanan çalışmadan beri gerçek anlamda bir dünya
düzeni hiç var olmadı. Tarihin büyük bölümü boyunca uygarlıklar kendi düzen
kavramlarını tanımladı. Hepsi kendini
dünyanın merkezi saydı ve ilkelerine evrensellik atfetti. Günümüzdeyse
uluslararası sorunlar küresel boyutta yaşanıyor ve ülkeler dünyanın farklı
bölgelerindeki sorunlar küresel boyutta yaşanıyor ve ülkeler dünyanın farklı
bölgelerindeki politik olaylara neredeyse anında müdahil oluyor. Buna rağmen,
pek çok konuda önemli oyuncular arasında fikir birliği sağlanamıyor. Ve sonuçta
gerilim giderek tırmanıyor.
Yaşanan
kaos; kitle imha silahlarının yayılışıyla, devletlerin dağılmasıyla, çevre
tahribatının etkileriyle, soykırıma varan uygulamaların ısrarlasürmesiyle ve
çatışmaların insan anlayışının ötesine taşma tehdidi oluşturan yeni
teknolojilerin yaygınlaşmasıyla herkesi tehdid ediyor. Bilgiye ulaşmanın ve bilgi iletmenin yeni yöntemleri, farklı
bölgeleri daha önce eşine rastlanmamış ölçüde birleştirerek olayları küresel
düzeyde sahneye yansıtıyor. Acaba geleceği hiçbir düzenin dizginleyemeyeceği
güçlerin belirlediği bir dönemle mi karşı karşıyayız?
-...
..
-Bu iki temel çok taraflı anlaşmanın her ikisinde de niyet,, “Tanrı’nın
haşmeti ve Hristiyanlığın güvenliği” adına “bir evrensel, ebedi, hakiki ve
içten Hristiyan barış ve dostluğu” olarak ilan edildi.Geçerli hükümler, dönemin
öteki belgelerinden çok da farkı değildi. Ancak bunlara ulaşılmasında
kullanılan mekanizmalara daha önce hiç rastlanmamıştı. Savaş, evrensellik ya da
dayanışması iddialarını paramparça etmişt. Katoliklerin Protestanlara karşı
mücadelesi olarak başladıktan sonra, özellikle de Franasa’nın Katolik Kutsal
Roma İmparatorluğu’na karşı savaşa girişinin ardından, değişen ve





