11 Aralık 2019 Çarşamba

Osmanlı’da Neft ve Petrol*


... .. çalışma, yalnızca bir petrol tarihi değil aynı zamanda  enerji kaynaklarının tarihi niteliğindedir.

            Osmanlı, neft ve petrol sözcüklerini sık sık birlikte kullandığından, bu uygulamayı, yani neft ve petrol sözcüklerini petrol gibi Batı kökenli bir sözcüğün birlikte kullanılması uygulamasını kitabın adına da yansıtan yazar, böylece Osmanlı’nın bu iki medeniyet arasında kaldığını ama her ikisinden de belirli ölçülerde yararlanmaya çalıştığını vurgulamak istemiştir. Diğer birçok alanda olduğu gibi, enerji konularındaki tüketim trendlerini de başarıyla yakalayan Osmanlı İmparatorluğu’nun, üretim teknolojilerinde çağına ayak uyduramaması yüzünden yaşadığı sıkıntılar onun yok olmasına kadar uzanan nedenler zincirinin önemli bir halkasını oluşturmaktadır.
            Eski Osmanlı topraklarında günümüzde uygulanmaya çalışılan uluslararası enerji politikalarının genleri binlerce yıl geriye gitmektedir. Bu genetik şifreyi çözmeden bölgenin ve ülkemizin bugününü kavramaya çalışılması, yanlış değerlendirmeler yapılmasına yol açabilecektir. Osmanlı’da Neft ve Petrol bu açıdan önemli bir kaynak eser işlevini görecektir.

İmparatorluğun İlk Günlerinden Sultan Abdülâziz Dönemine kadar (1299-1868)
Babil’in Sönmeye Ateşi
Odun ve Kömür Katranından Neft’e
Neft bir Ma’den mi?
Yarde Biter Madenlerden
Âteş’i Nemrûd’dan Âteş’i Neftê
Kömür Çıkarılsın, Güzel Şeydir
Fransa,de Tott ve Jeoloji
Tanzimât ve Abdülmecid’in Kömürleri
Albay Drake’den Rockefeller ve Nobel Kardeşlere

Bağırmayan Karı Koca Olmak

... belki de en önemlisi, gerçekten de acı çekiyorsunuzdur. En kötü evliliği yaşadığınızda ya da en azından sizinkinin şimdiye kadarkilerin en kötüsü  olduğuna inanıyorsunuzdur. Bu yüzden biraz rehberlik ve umut arıyor olabilirsiniz.
... .. Hiç iletişim kurmamaktansa, yanlış bile olsa iletişim kurmak iyidir. Çünkü birebir çatışmalar, gerçek bir yakınlık için soğuk ve mesafeli davranmaktan her zaman daha iyidir, özellikle de hakiki ve kalpten bir ilişki deneyimi (hatta muhtemelen aklınızı alan, çığlık dolu bir sevişme) yaşamak istiyorsanız.... ..
Deli olmadığınıza, yalnız olmadığınıza –evliliğinizin zor ama  çok zor olduğuna ve sizi evli pek çok insana benzettiğin dair küçük de olsa duyduğunuz inanca sıkı tutunun. ... ..
... ormanın en geçilmez yerinde saplanıp kalmış yorgun bir gezgin gibi hissediyorsanız, sakinlik ve keyif verecek düzlükler zannettiğinizden de yakın olabilir.
Kişisel bütünlüğünüz, siz sessiz olduğunuzda en yüksek sesle konuşan, size hayatınızın en tutkulu hayallerini ve en derin prensiplerini gösteren parçanızdır. ... .. Kişisel bütünlüğünüz sevgiyi onaylayan , yaşamı değiştiren etkili kararlar verme potansiyeli en yüksek parçanızdır ve ben bu yüzden çok açık bir şekilde onunla konuşmaya çalışıyorum. ... ..
            Kişisel bütünlüğünüz aynı zamanda en çok istediğiniz şeyi biliyor ve bu kitabı okuyor olmanız da en derin hayalinizin ne olduğunu gösteriyor. Siz sıcaklık, olgunluk, huzur, bağlılık ve yakınlık  sunan daha önce yaşadığınız ya da tadını çıkardığınız hiçbir şeye benzemeyen harika bir evlilik deneyimi yaşamak istiyorsunuz.
Sorun sen değilsin, benim
Evliliğiniz için en iyi yapabileceğin şey kendinize daha fazla odaklanmayı öğrenmenizdir. Evet, daha ben merkezli olmanız gerektiğine inanıyorum.  Bunun delilik olduğunu söylemeden önce  beni bir dnleyin. Her harika evlilik ben odaklı bir evliliktir., çünkü tüm harika evliliklerde iki adet kendine odaklı ben gerektirir. Her harika evlilik iki tam ve kendine odaklı insanın arasındaki bağdır. Bu iki güçlü birey, diğer tarafın iyiliği için aktif bir şekilde kandilerini geliştirmeye çalışırken illa ki diğer tarafında aynısını yapmasını beklemez. Bu iki kişi ne ayrılıktan ne de birlikte olmaktan korkar, ikisinin dengesini bulmaya çalışırlar. İkisi de şükürler olsun ki eşlerinin kontrolleri dışındaki

3 Aralık 2019 Salı

Ortadoğu’da Diktatörler*

... bu ülkelerin sultan, emir, cumhurbaşkanı ve yöneticilerinin büyük bölümünü tanıdım. Ayrıca bu ülkelerde çok sayıda insanla tanıştım ve konuştum. Bu ülkelerin hemen hemen herşeyini bilyorum: Tarihini, bugününü, siyasetini,ekonomisini, sosyolojisini, kültürünü, psikolojisini, ... Çünkü dillerini de biliyorum, dinlerini de... İşte bu nedenle kitabı yazarken daha çok kendi  yaşadığım olayların hikâyelerini anlatmaya çalıştım. Yani insan boyutunu.
Ama özetle...
Nasıl olsa hepsi birbirine benziyor; özellikle siyasal yaşamları... Batı ise büyük ölçüde kendisinin neden olduğu bu durumu herkesten daha iyi biliyor ve ona göre plan yapıyor. Örneğin Batılı ülkeler “Arap Baharı” öncesinde demokrasi, özgürlük ve insan hakları düşmanı ikjtidarları çok seviyor ve destekliyorlardı.
Arap Baharı^’nda tersi oldu.
1917 Belfour Deklerasyonu ve SykesDevamında Sevr. Sonrasında dinsel ve etnik kavgalar ve siyasal İslam’la bitmek bilmeyen bir tarih.Mesut Barzani’nin referandum ve bağımsızlık çabası bir ekstra... Yaz yaz bitmez... Grekler, Truva’yı almak için insanları atla kandırdılar ama şimdi ABD herkesi eşekle kandırıyor.
8-10 Haziran 2004’te ABD’nin Sea Island kasabasında toplanan G-8 zirvesinde Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ilan edildi.Toplantıya katılan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erddoğan, dönemim İtalya Başbakanı Silvio Berluskoni ve Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’le birlikte Demojrasi Grubunun eş başkanları olarak seçildi. Proje yirmi ikisi Arap toplam yirmi altı Müslüman ülkede demokrasi ve insan hakları geliştirilmesinden söz ediyor ve bu amaçla hızlı adınlar  atılmasını öngörğüyordu. Arap olmayan ülkeler:
İran, Pakistan, Afganistan ve Türkiye.
Dönemin ABD Başkanı george W. Bush, BOP’un hayata geçirilmesi için hızlı ve önemli adımlar attı. 14 Şubat 2005’te Lübnan eski başbakanı Refik Hariri öldürüldü.  ABD ve müttefikleri Esad’ı suçlayarak 20 Mart 2003’teAmerikalıların işgal ettiği Irak’a komşu ve işgal sonrası 4 milyon Iraklıyı barındıran Suriye’yi skıştırdı. Birleşmiş Milletler (BM), Suriye alyhinde birçok karar aldı ve sürekli içsavaş yaşayan Lübnan’da bulunan Suriye Ordusu bu ülkeden çıkarıldı.
Bundan iki ay sonra İsrail’i ziyeret eden dönemin ABD Dışileri Bakanı Condelizza Rice, “yeni bir Ortadoğu’nun

26 Kasım 2019 Salı

Enerjinin İktidarı*


Özelde petrol ve genelde enerji konusunda olduğu gibi, hemen her alanda “ilk”lerin ya da teknolojideki devrimsel dönüşümlerin, yalnız  ve ancak Batı” tarafından yapıldığını, belleklerimiyer aldığı ze kazımaya çalışan  bir uluslararası yayın tekeli var, Rönesans ve Reform gibi açılımlarla, özgür düşünceyi dinin baskısından kurtaran  ve bilimi öne çıkarıp, insani gelişimin önünü açan süreçlerin yaşamsal önemini asla yadsımıyorum. Ancak yukarıda somut verilerle ortaya konan “döner matkaplagerçekleştirilen ilkj sondaj” örneğinin de tek taraflı ve biraz da kompleksli algılarımıza dair ezber bozucu niteeliğini kabul etmekte yarar var diye düşünüyorum.
... .. Geçen zaman bana şunu öğrett: Petrolün insan ve ülkelerin yaşamındaki yaşamsal rolünü gereğince kavrayabilmek için diğer enerji kaynaklarının da içinde yer aldığı büyük resmi görebilmek ve petrolün o büyük resim içindeki yerini ona göre değerlendirmeye çalışmak gerekiyordu.  ... ...
“Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schumann’ın, Dünya barışı onu tehdit eden tehlikelere koşut ve yaratıcı çabalar ortaya konulmaksızın korunamaz” cümlesi ile başlayan 9 Mayıs tarihli deklerasyonu, bugün Avrupa Birliği adını alan siyasi ve ekonomik yapılanmanın ilk adımı sayılan Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin kurulması ve bir “Yüksek Otorite” tarafından yönetilmesi için, tarihi bir çağrı niteliği taşıyordu.
Dnya barışını sağlamak için Fransa tarafından yapılan ve ilk addım olarak, yıllarca savaşılan ‘Almanya ile kömür ve çelik üretimlerinin ortak bir havuzda toplanmasını, ortak bir Pazar yaratılmasını ve daha sonra da, bu birliğe katılmak isteyen yeni ülkelerre de eşit koşullarda kullanım hakkını vermeyi ve rekabet yerine dayanışmayı öneren bu çağrının odağında, kömür ve çeliğin yer alması rastlantı değildi.
Genel anlamı ile sanayinin olduğu kadar, özelde savaş sanayisininde temel gereksinimi olan kaynağın ve ürünlerinin ortaklaşa kullanımı ile savaşlardan kaçınılabileceği önce bu iki ülke arasında, daha sonra da üye olmayı arzulayacağı varsayılan diğer üye ülkeler arasında , ekonomik birliğin gelişeceği, yaşam standartlarının yükseleceği düşüncesi yankı bulmakta gecikmedi. Deklerasyonun yayınlanmasında yaklaşık bir yıl sonra, 18 Nisan 1951 tarihinde Paris’te; Fransa ve Almanya’nın yanı sıra Belçika, İtalya, Lüksenburg ve Hollanda, 50 yıl süreli olmasını kararlaştırdıkları Avrupa Kömür ve Çelik Birliği Anlaşması’nı imzaladılar. ... ..

7 Ekim 2019 Pazartesi

Kumkurdu*

“Evren her şeydir,” dedi kumkurdu. “Var olan her şey!. Burada ve şimdi, o zaman ve orada. Aydınlık ve karanlık, galaksiler ve yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızllar, trampetler ve kartallar ve ayılar ve bazen bir pantolonun cebinde duran tozlu, kırmzı şekerlemeler.”
“Benim biraz önce yuttuğumdan mı? “ diye sordu Zackarina. “O da mı evrenin bir parçasıydı?”
Elbette!” dedi kumkurdu. “O da evrenin bir parçasıydı? Sen de Zackarina, sen de evrenin bir parçasısın.”
Zackarina annesi ve babasıyla birlikte deniz kıyısında yaşıyordu. Bir gün yalnız başına sahil indi ve orada benzersiz biriyle karşılaştı: Kürkü altın gibi parlayan vahşi ve güzel Kumkurdu’yla...
Zackariana ile Kumkurdu’nun müthiş dostluğunun anlatan bu hikâyecikler ... ..
... .. Hopladı zıpladı ve şarkı söyledi, öylesine kendinden geçmişti ki Kumkurdu'nun kaybolduğunu bie fark etmedi. Annesiyle babasının geldiğini de. Hoplayarak kumslada on yedi tur attıktan sonra, biraz dinlenmek için durduğunda fark etti annesiyle babasını.
"Ayaklarımla konuştum," dedi Zackarina. "Tepinip durmayın dedim. Ama anladılar mı bilmem."
"Hiç değilse ben bir şey anladım," dedi babası.
"Ben de," dedi annesi.
El ele tutuştular, hoplayıp zıplayarak şarkı söylemeye başladılar.
"Yetişkin bir balık gibi duramaz insan, bedeni büyüyüp gelişirken,Koşmalı, oynamalı,zıplamalı, hop hop hophoplamalı."
Zackarinakahkahalar attı, annesiyle babasının arasına girdi. üçü birlikte yorulana kadarşarkı söylediler ve hopladılar ve zıpladılar. Tabii Zackarina en dayanıklılarıydı. Çünkü o dünyanın en iyi ayaklarına sahipti. Kumkurdu'nun hemen yakınlarında bir yerde durduğunu ve gülümseyerek onları izlediğini fark etmedi. Aslına bakılırsa Kumkurdu'nu fark etmemeleri olanaksızdı. Çünkü kumkurdu'nun o an durduğu gibi, hiç kımıldamadan ve ses etmeden duranlar görünmez olurlardı.

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Mahmut ile Meryem *


... .. Elçin Efendiyev.. ..  Çağdaş Azerbaycan edebiyatının önemli temsilcilerinden elçin, meşhur hikâyeci ve romancı İlyas Efendiyev’in oğludur, 1943 yılında Bakü’de doğmuştur. Azerbaycan Dil ve Edebiyat Fakültesi’ni bitidi,kten sonra Azerbaycan İlimler Akademisi Nizami Dil ve Edebiyat Enstitüsü’nde görev almıştır. Azerbaycan Yazarlar Birliği ile Edebiyat ve İncesenet gazetesinde çalışmıştır. Vatan Cemiyeti başkanlığı ve ve başbakan yardımcılığı gibi siyasi vazifelerde bulunmuştur.
            Sovyetler Birliği üyesi olan ve filoloji doktoru ünvanı bulunan Elçin, Sovyetler Birliği Lenin Konsomolu Ödülü gibi çeşitli ödüllerin de sahibidir. Birçok seneryosu filme çekilen Elçin’in en başarılı olduğu ve pek çok ödül kazandığı tür hikâyedir. Eserleri İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Arapça, Farsça, Macarca, Slovakça ve Bulgarcaya çevrilen Elçin’in ülkemizde de Suşa Dağlarını Duman Bürüdü adlı hikâye kitabı yayımlanmıştır.

(*Kırk Ambar kitabından, sf.143) Örneğin benim secerem sekizinci kuşakta – Erzurum civarından Karabağ’a gelerek şimdiki Fuzuli vilayetinin Saracık denen bölgesine yerleşmiş olan Hocamey Efendi’ye kadar uzanıyor...
... .. Öncelikle bu romanın Kerem ile Aslı hikayesinin Azerbaycan varyantından mülhem olduğunu belirtmeliyiz. Bu tür romanlara ülkemizde olduğu gibi Azerbaycan’da da özel bir ad verme durumuna rastlanmamaktadır. Azerbaycan’da yaygın olarak kullanılmasa da “romanlaşan destan” veya “destanlaşan roman” kavramları bu tür eserlar için kullanılan ve ve eksikleri olan terimlerdir.
Hikâyenin Azeri varyantandaki olaylar ile romandaki olaylar arasında genel anlamda bir müştereklik vardır.  Kahramanların özellikleri, aile ve etrafları, başlarından geçen olaylar pek çok noktada benzerdir.... ..
... .. Elçin, Süleymen Paşa’nın şahsında milliyetçilik ve Turan fikrini, Baba Keşiş’in şahsında Hristiyanlık taassubunu, Yavuz Sultan Selim’in şahsında Osmanlı yönetimini ve Sünnî İslâm’ı tenkit etmektedir. Kısacası tarihi olan her şey tenkitten nasibini almaktadır. Bu tenkiytleri sıralarken sefalet hâlindeki insanları “cemaat” tiplemesiyle gözler önüne serer. Mahmut adeta Meryem’in peşinde deği, hayatı öğrenme yoluna çıkmıştır. Yazarın, Mahmut tipiyle ileri sürdüğü tek görüş ise “insan severlik”tir.

1 Ağustos 2019 Perşembe

gümüş beyazı karavan *


-İnsanın şansı yaver gitmeli vesselam!..
Bir bakmışsın o güne kadar birbirini asla tanımayan iki kişi- bir kız bir erkek çölün ortasında karşılaşmışlar ve aniden de bu dünyaya zaten birbirlerini bulmak için gelmiş olduklarını anlayıvermişler...
(Kasap Ağanecef’in karısı Balaca hanım’ın, sokak kapılarının önünde çekirdek çitleyerek genç kızlara anlattıklarından.)
            -Benim dileğim de Memmedağa’nın mesut olması işte!..
(Bu sözleri de bir akşam Ali Samedullah’a söylemişti, o akşam ki Yadullah’la Fatmanın düğünüydü ve Aliakper’in klarneti insanın içini kaynatıyordu.)
            -Benim kısmetim böyleymiş, bari Mesmehanım mesut olabilse!..
(Güldeste, Voronej’e giden trenin penceresinden bembeyaz kış gecesini seyrederken böyle düşünmüştü.)

İşbu kısımda okur; Memmedağa’yı, onun ayışığında gümüş beyazlığı ile parlayan alüminyum kaplı karavanını, polis memuru Sefer’i, Memmedağa’nın çocukluk arkadaşı Mirzoppa’yı ve nihayet  Mesmehanım’ı tanır; Memmedağa ile Mesmehanım’ın birbirine anlattıklarını da anlatamadıklarına da şahit olur.
 ... .. Ama bir mesele daha vardı ki o da herkesin kendi hayatını nasıl yaşağıydı ve insanoğlu büyük bir denizi olan dünya üzerinde, bu aylı yıldızlı göklerin altında kendisine bağışlanan hayatı doğru dürüst yaşamak zorundaydı; mesela gece yatağına uzanıp uyumaya hazırlanırken insanı rahatsız eden ya da kendinden utandıran hiçbir şeyin olmaması gerekiyordu; polis memuru Sefer’in de –Komiser’in babası Sefer’in, ömr-ü-hayatında boğazından tek haram lokma geçmemiş olan ve yüreğini de terk edip geldiği dağların yanında bırakmış olan Sefer’in –işte bu sahilde, bu kayaların yanında, bu ay ışığında haksız bir