O
devirde … .. Boğaziçi’nin, bir kıyısından diğer kıyısına geçmek
yasaklanmıştı. Oysa o kıyılar, bazen cennetten bir görüntüye benzeyen
Boğaziçi’ne hayalin damlası için çiçeklerden yapılmış dünyanın en yumuşak
yastığıydı.
O zamanki
hâlimi tasavvur için otuz beş yıl önce şöyle birkaç söz söylemiştim.
“İntizara
kalmadı bak iktidar
Köşe-i
uzlette oldum ihtiyar
İntizarım
hep vatan ikbalidir,
Kaldı
ki bir düşman eline tarumar
Bu
vatanda gördüğüm her gün benim,
Ah
ve efgan ile hâl-i ihtihzar
Karşı durdum lütfuna, tehdidine
Merlikte işte ettim iştiha”
… .. Celâl Bey, kardeşi Tesliye, kendisinin dadısı olan bu yaşlı Fransız hanım, Türkçe olarak: “Bakalım, kısmet… yavaş yavaş.” Gibi bir iki kelimeden başka bir şey bilmez; fakat misyonerlerin Protestanlığı yaymak için gösterdikleri kadar bir tutuculukla kendi milletinin dilini herkese öğretmek isterdi.
“Volter’in Hugo’nun Jan Jak Russo’nun dilini insanlık âlemi öğrenmek zorundadır derdi.” Türkçe’nin kendine






