Babam sabun yapımcısıydı. Çocukluk yıllarında ailemle birlikte doğduğum Aydın ilinde yaşadım. 1922 yılında Anadolu’dan ayrılarak Yunanistan’a amcamların yanına gelmek zorunda kaldım. Ailem daha sonra göçtü. İlk çocukluk yıllarımın anıları belleğimden silinmiyordu. Babamın arkadaşı Talat Beyler, sokakta oynadığım Rum ve Türk çocukları bugün bile aklımda. Yaşadığım günlerin, duyduğum gerçek olayların om kadar etkisi ve büyüsü altında kalmıştım ki, bu konuyu ele alan kitap yazma arzusu içimde çığ gibi büyüyordu. “1962 yılında Benden Selam Söyle Anadolu’ya” adlı kitabım yayınlandı. … ..
… .. Bizans’tan kalma harabelerde gezinirdik öğretmenle; gerek bu topraklarda ilk olarak ayak basan Bizans imparatorları, gerekse burada Hristiyanlığı yaymaya başlayan Havan Pavlos hakkında, bana bir alay hikâye anlatmıştı. Ama ondan öğrendiklerim arasında beni asıl etkileyen, “yedi rakamı üzerine söyledikleri olmuştur: Minevra tapınağı dünyanın yedi harikasından biriydi; Bizans’tan kalma Aya Yani kilisesi Apokalips’in yedi yıldızından biri ve bir gün aniden bastıran bir sağnaktan korunmak üzere sığındığımız mağaranın ismi de “Yedi Uyurlar Mağarası” idi. … ..
… .. Afyonkarahisar bölgesindeki sarp dağlarda ilerliyorduk. (Birkaç yıl sonra buralara Yunan üniforması altında bir daha geleceğimi nereden bilecektim.) Mağaralarda yatıp kalkıyorduk vahşi hayvanlar gibi. Sakalımız bir karış uzamıştı. Pis ve pasaklıydık üstelik; korku veren bir görüntümüz vardı. … ..
Savaştan yenik çıkmış olmalarına rağmen, Türkler de sevinç içindeydiler. Gazeteleri ağız değiştirmişti: Almanlar düşman olmuştu şimdi. onlarla işbirliği yapmış Talat’larla Enverler’lere de hain sıfatı giydirilmişti. Dostları; İngilizler, Fransızlar ve özellikle Amerikalılardı… Şimdi onlar pohpohlanmakta, bütün “buyurunlar onlara çekilmekteydi… Tam o sırada işte doğru sözlü, tok sesli, korkusuz bir adam belirdi. Bütün suçları döktü ortaya. Türkiye’nin dirliğini ilan ediyordu bu adam. İsmi Mustafa Kemal’di. Uzun zamandır Türk anası böyle bir evlat getirmemişti dünyaya. … ..






