MÖ VII:yüzyıl
Evvel zaman içinde “Kut”u korumak için Saka Başbuğu Alp Er Tunga’ya emanetti. Kut’lu günlerde ite itliğini, ere yiğitliğini Türk buyururdu. Her zorlu işe çareleri, her derde derman vardı. Hele o namertlik olmayaydı…
Sayısını Farslıların dahi unttuğu yenilgileri sonrasında İblis kuytuda, izbede Zal’ın oğlu Rüstem’e nice desiseler öğretti. Koynuna sinsice, fitne fesat sokuşturup saklandığı karanlık ininden gizlice izlemeye çekildi.
Turan ordusunun yüce başbuğu Alp Er Tunga; Fars’ın süslü sözlerine, dağdan büyük yeminlerine aldandığını bilmiyordu. Davet edildiği Fars’ın barış yemeğine icabet etmişti. Türk, kılıcı önünde secde eden ulusların hile ile neler yapabileceklerini daha öğrenmemişti.
Gözlerini açtığında, Ulu Hakan’ın omuzlarına kadar salınan saçları kıpkızıl kanlara bulanmıştı. Başının üzerindeki aslan börkü kucağına düştüğünde her daim yanında dolaşan, ona yoldaşlık eden leoparlarının yanında olmadığını fark etti. İkisi de az ileride parçalanmış şekilde üst üste yatıyordu. Onu terk etmemişler, ardından kendilerini uçuruma bırakmışlardı. Gözlerini açmakta güçlük çekiyordu, başından akan kanlar yüzünün ve gözlerinin üzerinde donmuştu.
Bu sonu gelmez uçurumun içine fırlatıldığını hatırladı. Çalılar, iğde dalları onu bırakmamış, uçurumun dibine düşmesine izin vermemişti. Kayalığın üst tarafında kızılca kıyamet kopmuştu. Cesetler dap gibi yığılmıştı. Akan kanlar dereleri taşırmış, yakılmış insan cesetlerinin dumanı güneşin yüzünü örtmüştü. Turan’ın üzerine gelip çöreklenen kara duman, ak gökyüzünü bu katliamı görmesin diye uğraşıyordu. Henüz kalleş Rüstem ve adamları Saka Hakanı’nın uçuruma düştüğünün farkında değillerdi. Çok az zamanı kalmıştı.
… ..
-Tanrı’nın gökçe beyleri, ne oldu size!






