Sosyolojinin bugün en fazla ilgi çeken konularından biri şüphesiz “din ve modernite” ilişkisidir. Yıllardır tartışılan bu ilişki üzerine ortaya konan en baskın teori ise “sekülerleşme tezi”dir. Aydınlanma decrine kadar götürülebikecek olan sekülerleşme tezi modernleşmeyle birlikte gerek toplumsal gerekse bireysel bilinç düzeyinde dinin gerileyeceğinive zamanla yerküreden tamamen silineceğini öngörmüştü. “Ne kadar modernleşme, o kadar sekülerleşme “ diye özetlenebilecek bu tezin savunucusu olan Batılı sosyal bilimcilerin çoğu, bu öngörüyü sadece objektif- bilimsel verilerden hareketle veya dünyanın gidişatını gözlemleyerek değil, ideolojik bir bakış açısıyla gerçekleştirmişlerdi. Yani tezin ardında ”böyle olmalıdır!” iması vardı…. ..
.. ..
Aslında sekülerleşmeyi toplumsal, bireysel bağlamları açısından ayrı ayrı tanımlamakta yarar var. Çünkü kurumsal alanda meydana gelen sekülerleşme, toplumsal ve bireysel sekülerleşmenin mutlaka gerçekleşmesi anlamını taşımıyor. Conrad Ostwalt’ın “Seküler Çan Kuleleri” başlıklı makalesi bu noktada fevkalade aydınlatıcı. … .. Ona göre din, kültürel alanda varlığını farklı formlarda devam ettiren, ama aynı zamanda “modern”den etkilenen bir olgu; yani günümüzde kutsal ve seküler alanlar arasındaki sınırlar giderek belirsizleşiyor. “Sekülerleşme Teorileri Bağlamında Türkiye’de Din ve Türkiye’de Din ve Modernleşme” başlığını taşıyan şahsıma ait makalede Ostwalt!ın “etkileşim tezi”ne katkıda bulunuyor. … ..
… ..
Sekülerleşme kavramı din ile devletin birbirlerinden ayrılması, yahut insanların hayatlarını istedikleri gibi yaşayıp, istedikleri dini geçebilmeleri anlamında da kullanılmaktadır.Ama bu kullanım sosyoloji literatüründe herhangi bir tartışmaya neden olmamıştır. Sekülerleşme tezine karşı çıkanlar “Sekülerleşmeden maksat bu olsaydı zaten ortada bir tartışma olmazdı!” demektedirler. Onlara göre sekülerleşme teorisinin temel iddiası, din-devlet ayrımı veya dini otorite gibi konularda çok daha öte bir






