19 Şubat 2022 Cumartesi

Gölge Ordu

2020 yılının başında Tanrıverdi, hem başdanışmanlık hem de Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyeliğinden istifa etti.

ASSAM ve Üsküdar Üniversitesi’nin işbirliğiyle “ASRİKA Ortak Savunma Sanayi Üretimi” temasıyla İstanbul’da düzenlenen 3. Uluslararası ASSSAM İslam İşbirliği Kongresi’ne katılan Tanrıverdi, kendisini istifaya götüren şu açıklamaları yaptı:

… ..

Bu konuşma gündem yaratırken ilk ve sert tepkilerden biri eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner’den gelmişti. Metiner, “Cumhurbaşkanımızın askeri başdanışmanı sıfatını taşıyan biri oturup böyle konuşuyorsa oturup dizimizi dövelim! Düşmanlarımızın arayıp da bulamadığı şeyi kendi ağzından sunuyor! Şimdi o birileri kalkıp bu laflar üzerinden Cumhurbaşkanımızı hedef tahtasına otururlarsa ne diyeceğiz?” demişti.

Tepkilerin ardından Adnan Tanrıverdi’nin koltuğu hakkında karar Beştepe’de verildi.

… ..

28 Şubat 2012.

Rastgele seçilmiş bir tarih değildi.

28 Şubat 2012’de, 28 Şubat müdahalesinden tam 15 yıl sonra emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ve 23 emekli / eski subay ve astsubay tarafından SADAT kuruldu.

SADAT…

… ..

Arapçada “seyyitler” anlamına geliyor

… ..

SADAT kurucularının büyük çoğunluğu 28 Şubat’a giden süreçte ve 28 Şubat döneminde çeşitli gerekçelerle ordudan tasfiye edilmişti.

Ordudan tasfiye edilenler ASDER isimli bir dernek kurdu. Tanrıverdi SADAT’ı ASDER üyeleriyle istişare ederek kurduklarını anlatıyordu. 

Kısa İngiltere Tarihi *


 Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun kalbi; Britanya.

Kıta Avrupa’sının küçük kardeşi Britanya Adası, en baştan beri bereketli topraklarıyla ona sığınanlara kucak açmıştır. BU bereketli topraklar, yalnızca yerleşimcilerinin değil aynı zamanda komşularının da övgüsüne mazhar olmuş ve uzak diyarlardaki gözleri de üzerine çekmeyi başarmıştır.Öteden beridir, Roma İmparatorluğu, Vikingler, Keltler, Britonlar ve daha niceleri kendisine sahip olmak istemiş fakat tam manasıyla başarılı olamamışlardır. Nihayetinde ise öz evlatları, kendisine sahip çıkarak günümüzdeki konumuna ulaştırmıştır.

Roma İmparatorluğu’nca işgalinden Noadicea’nın özgürlük mücadelesine, merkezi krallığın kuruluşundan Magna Carta’ya, Güller Savaşı’ndan Amerikan bağımsızlığına, Doğu Hindistan Şirketi’nden Kraliçe Victorya’ya İngiltere’nin tarihin başlangıcından beri geçirdiği evreler, Amerikalı tarihçi Mary Parmele’nin anlatımıyla okurun beğenisine sunuluyor.


Antik Britanya - Sezar İşgali - Britanya’nın Roma Eyaleti Oluşu - Boadicea - Lyndin yahut Londra - Roma Lejyonlarının Geri Çekilmesi - Angıllar ve Saksonlar - Cerdic - Töton İstilası - İngiliz Krallıklarının Birleşmesi


Augustine Edwin Caedmon - Baeda - Alfred - Canute - Günah Çıkarıcı Edward - Harold - Fatih William


Loncalar ve Kentler - II. William - Haçlı Seferleri - I. Henry Becket’in Ölümü - I.Richard - John - Magna

Öyle Geçer ki Zaman *


 … …1910’larda II. Meşrutiyetle Başlayan -daha öncesinde de var gerçi; ama çok müphemdir- , sonra gittikçe kalınlaşan bir havada karşımıza çıkar bu anlayış. Bunun da en müstesnâ resmini çizen Tevfik Fikret’tir. 1924’ten itibâren, yâni İstiklâl harbi kazanılıp Cumhuriyet ilân edildikten sonraki gibi bir karşı çıkış ve düşmanlık şeklinde açıktan açığa değil. Bir direniş ve istememe hali tezâhür ediyor. Diğerindeyse bütün yenilgilerin , o aşağılamaların müsebbibi olarak İslâm gösterilmiştir.

Cumhuriyetin ilânıundan önce Mustafa Kemâl Paşa, bütün işlerine dâhil ediyor. Meclisin açılışında kurbanlar kesiliyor, Hacı Bayrama cumaya gidiliyor, namaz kılınıyor. Hattâ bazı kumandanlar “aşırıya gidiyorsunuz” diyorlar Musatafa kemâl’e. Meselâ Kâzım Karabekir Paşa dinibütün bir adam olmasına rağmen “her bir Konuda mevlüt okutuyorsunuz, namaz kıldırıyorsunuz, kurban kestiriyorsunuz, lüzum yok bu kadarına” dese de aynı şekilde devam ediyor. Halifeliğe bağlı olduğunu beyân ederek işleri yürütüyor, hânedânı ortadan kaldıracağından bahsetmiyor. Ne zaman zafer kazanılıyor, esâs yüz ortaya çıkıyor.

Bu anlamda Mustafa Kemal Paşa bir dâhi. Askeri huucuma kaldıracağı sırada “hattı müdâfaa yoktur, sathı müdâfaa vardır, o satıh da vatandır” diyor ve yurt anlamında kullanıyor bunu. Çünkü sathı müdâfaa bilinci yok. Balığa yem atılırken halife kullanılıyor. Stalin de Rus milletini Alman işğâline karşı ayaklandırırken müdhiş bir yurt bilinci var. Bu yüzden günâhları kadar sevmedikleri Stalin’in peşine takılıp yurt savunmasına geçiyorlar.

Burada da “halifemiz büyük tehlikede, kâfirlerin elinde, onu kurtarmamız lâzım” propagandasıyla Anadolu’nun dört bir köşesine adamlar gönderiliyor. Halk halifeyi kurtarmak üzere silaha sarılıyor; başka bir sâikle hareket etmiyor. Bu çok ilgi çekici bir olay. Tarihten gelen tavrımıza bakarsak, yurt sevgisi diye bir şeyin olmadığının  görürüz. Asya’nın kuzey doğusundan kalkıp Avrupa’nın ortasına, Afrika’nın

8 Şubat 2022 Salı

Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti *


… … Asyanın en doğusu ile güney doğusunda Beşinci bine doğru yer almağa başlayan pirinç tarımı dolayındaki, ‘Doğu medeniyetleri câmiası’nın beşiği olmuştur. Asyanın güney batısında yine Beşinci bin dolaylarında buğday ile arpa ekiminin vukû bulduğu havalilerdeyse, bu defa ‘Batı câmiası’nın öncüsü Sümer kültürünün biçimlendiğini görüyoruz. Şu son andığımız mahalden peyderpey Mosopotamya, Mısır, Doğu Akdeniz -Finike-, Filistin ile İsrail- , Hırıtiyan ile İslâm ve nihâyet Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyetleri çıkıp serpilmişlerdir. 1400lerin sonlarından itibaren Hırıstiyan medeniyetinden türeyen, 1600’lerin ikinci yarısından sonra ona yeğinlikle karşı çıkarak biçimlenmeğe koyulan ‘Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyeti’ , kendi devamı sayılabilecek birini de bilkuvve bağrında taşımaktaydı.

Avrasyanın doğu yakasındaki Doğu medeniyetleri pek uzun soluklu olmuşlardır. Batıdakilere gelince; bunlar Doğululara oranla daha kısa ömürlüdürler. İlkçağ Mesepotamya, Mısır ile Akdeniz medeniyetlerinden itibâren çeşitlilik öylesine artmıştır ki birbirleri ardısıra oluşan medeniyetlerin benzerliklerinden ziyade , zıtlıklar ortaya çıkmıştır.

Vahdet–dini ile felsefe-bilim sisteminin neşvünemâ bulduğu zemin olması itibârıyla Batı medeniyetleri câmiası, tarihte eşsiz benzeri olmayan bir mevki işgâl etmektedir. Bunlardan  birincisini Sâmi kavimlere, ikinciniyse, Arîlere borçluyuz. Vahdet-vahiy dinlerinin ilki Yahudiliktir.; ana-örneğiniyse İslâm teşkil eder. İslâmın temsil ettiği ve vucut verdiği ölçüde vahdet-vahiy dini ile Eskiçağ Ege Medeniyetinde biçimlenmiş felsefe-bilim sistem geleneği, müteâkip medeniyetler üzerinde çeşitli etkiler icra etmişlerdir.

Yapısal özellikleri yüzünden Katolikliğe yaslanmış Hırıstiyan Ortaçağ Avrupa medeniyeti kendi toplumsal ile sıyâsal bünyesinde benzersiz çalkantılar işle çatışmalara, tam manasıyla, bir cedel sürecine sahne olmuştur. Mücâdelenin en şiddetlisi, ruban ile ruhban olmayan zümreler arasında cereyân etmiştir. Bunu yanısıra dindışı, dünyevî zümrenin kendisi de, Ortaçağın erken devirlerinden, yaklaşık onuncu yüzyıldan itibâren kendi içerisinde yeğin çıkar çatışmaların tanık olmuştur: Hükümdar-