4 Mart 2022 Cuma

Osmanlı İmparatorluğu *

Sorularla Osmanlı İmparatorluğu*

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu, Orhan Gazi, Rumeli’ye geçiş, Birinci Murad, Ankara Savaşı, Fetret Devri, Çelebi Mehmed, 2. Murad, Fatih Sultan Mehmed, Cem Sultan, 2. Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Genç Osman, Dördüncü Murad, Sultan İbrahim, Lale Devri, İkinci Mahmud, Köprülüler, Piri Reis, Barbaros Hayreddin Paşa, Sokollu Mehmed Paşa, Kadızâdeliler, Osmanlı Tarihinde İsyanlar, Celali İsyanları, KIbrıs Seferi, İnebahtı Savaşı, İkinci Viyana Kuşatması, Viyana Bozgun Yılları, Karlofça Antlaşması, Prur Savaşı, Kırım Savaşı, 93 Harbi, Osmanlı-Rus Savaşları, Osmanlı - Avusturya Savaşları, Osmanlı-İran Savaşları, Nizâm-ı Cedid, Tanzimat, Islahat Fermanı, Meşrutiyet, İlk Türk Matbaası, Gayrı müslimler, Şark Meselesi, Kapitülasyonlar, Osmanlı Döneminde Hac, Yeniçeriler, Osmanlılar ve Türklük, Avrupa’da Türk korkusu, Türkmen Aşiretleri, Harem, Kardeş Katli…


Son 40-50 yılda bütün dünyada Osmanlı tarih yazıcılığı büyük aşama kaydetmesine rağmen, akademik araştırmalarda ortaya çıkan sonuçlar ülkemizde kamuoyuna kısmen ulaşmıştır. Uzman olmayan kişilerin yazdıkları ansiklopediler, kitaplar ve ders kitaplarındaki Osmanlı tarihine ait bilgiler genellikle Hammer’in yazdığı ilk büyük Osmanlı Tarihi’nin temelini oluşturduğu ve daha sonra XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve XX. yüzyılın başlarında tamamlanan bir bilgi demetidir. Bu bilgiler genellikle Osmanlı kroniklerinde anlatılan hadiselerin tenkitsiz naklinden ibarettir.

Bir bilim adamının görevi uğraştığı bilim dalının meselelerini anlamak ve bunlara izahlar getirmeye çalışmaktır. Bunun için  de önce soru sormak ve meseleleri anlamaya çalışmak gerekir. Oysa çoğunlukla anlamaktan ziyade anlatmaya çalışıldığı için çoğu probleme çözüm bulunamamaktadır. İkinci önemli nokta bir konu üzerine araştırma yaparken o sahadaki litaratürü, önceki bilgi v e kanaatleri dikkate almadan okumaktır. Genellikle yapılmış araştırmalar okunmamakta, sadece atıf olarak zikredilmektedir. Böyle olunca da eski bilgiler yeni yayınlarda tekrarlanmaktadır. Halbuki Osmanlı tarihi üzerine gerek

22 Şubat 2022 Salı

Bugün Değilse Ne Zaman?


 

… .. İnsan bazen unutmada, sadece arkada bırakmayı deneyerek de affedebilir. Kendi yoluna odaklanıp, önüne bakmaya niyet ederek…

Ona de ki “Sen, seni sürekli düşünmeme değmezsin..” Sonra da gönder gitsin. Sürekli ağırlaşan bu yükü daha fazla taşıma, olmaz mı? Onu arkanda bırak. Yoluna devam et. Aklını, kalbini, hayatını işgal etmesine ve sana daha fazla zarar vermesine izin verme….


Eğer anlaşılıyorsan, uzaktaki çok yakındır. Eğer anlaşılamıyorsan, yanı başındaki çok ama çok uzaktadır. .. Yakınlık ne mesafedir, ne akrabalıkta ne arkadaşlıkta, ne de eş olmakta. Yakınlık sadece anlaşılmaktadır, anlaşılmakta…


Karşımızdaki  Biz Söylemeden Anlayamayabilir

Ne yazık ki insan, en büyük kötülüğü her zaman kendine yapıyor. Gerçek duygularımızı söylemediğimizde ya da söyleyemediğimizde kendi gerçekliğimizi mutlak gerçeklik sanıyoruz. Kendimize algılarımızdan oluşan bir dünya kuruyor, orada kendimize acımaya başlıyoruz. Bu da yetmiyor dünyayı ve içindeki herkesi karşımızda zannediyoruz.


“ İnsanız… Başka türlüsünü yapamadığımızda, en azından karşımızdakilerin de insan olduğunu vr hissettiklerimizi biz söylemeden anlayamayabileceklerini hatırlamalıyız…


Düşündüğümüzü söylemek isteğiniz ile sandığınız şeyler farklı olabileceği gibi söylediğiniz şeyi karşınızdakinin duyduğu da çok farklı olabilir. Hatta bazen anlamak istediği, anladığını sandığı ve

20 Şubat 2022 Pazar

Kısa Türkiye Tarihi*

Osmanlı Devleti‘ne kadar Türkler


Türklerin Üç Yurdu

Türklerin ilk tarih sahnesine çıkmaları Hun Hükümdarlığı ile olmuştur. Bu kuruluş için verilen ortaya çıkış tarihleri M.Ö. 220 ile M.S. 216’dır. Bu tarihlerden ortaya çıkan bir şey var. O da Türklerin tarih sahnesine “geç” çıkmış olduklarıdır. Yani Türkler bu bakımdan görece ”genç” bir 

halktır. Şu tarihlere bakarsak bunu daha iyi anlarız: 

M.Ö 9000-8000: Tarımın başlaması, hayvanın evcilleştirilmesi;

M.Ö. 6250: Anadolu’da Çatalhöyük kenti kuruluyor;

M.Ö. 3300: Mezopotamya’da eski Yunan uygarlığının dönüştürdüğü İskender İmparatorluğu son bulmuştu, Roma İmparatorluğu ise 3. yüzyılını yaşıyordu.

Hun Hükümdarlığı’nın ortaya çıktığı bölgeye (1. anayurt) bizde “Orta Asya” denirse de aslında burası Çin’in kuzeyindeki bölgedir. Hun halkı göçebe hayvancılık yapıyordu. Yani, yurt denen çadırlarda yaşıyor, hayvanlarını mevsimine göre otun bol olduğu yerlere götürüyorlardı. Yazın yaylalara ve dağlara gidiliyor, kışın düzlere iniliyordu. Hun boylarının göçebe hayvancılık yapmalarının nedeni, bulundukları bölgede topraklarının tarıma elverişsiz oluşuydu. Yani, göçebe hayvancılık bir zorunluluktu. Tarıma elverişli topraklar güneyde, Çin’deydi. Ama göçebelerin oraya geçmesi kolay değildi, zira Çinliler verimli toprakların bittiği yerde Çin Seddi adı verilen 6.000 kilometrelik bir savunma hattı kurmuşlardı. Çin Seddi basit bir sur değildi. Belirli aralıklarla burçları olan, üstünde araba yolu bulunan hay li karmaşık bir yapıydı. Uzunluğu konusunda bir fikir vermek için Edirne’den Ardahan’a Türkiye’nin uzunluğunun 1.500 km. dolayında olduğunu hatırlayalım. Yani Çin Seddi 4 Türkiye uzunluğundadır.

Hunlar göçebe hayvancı oldukları için kent hayatları yoktu. Yazıları da yoktu. Bu durumda kimi tarihçiler Hun Hükümdarlığı’nın devlet sayılamayacağını, buna ancak kabile (boy) konfederasyonu

19 Şubat 2022 Cumartesi

Kızıl Elma *

… .. Asıl adı Mehmet Ziya Gökalp olan yazar, 23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Babası yerel bir gazetede çalışan Gökalp, İslam hukukuna vakıf olanamcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. Eğitimine Diyarbakır’da başlası. 189’te İstanbul’a gitti ve Baytar Mektebi’ne kaydını yaptırdı. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif olan Ziya Gökalp, katıldığı eylemler sebebiyle 1898 yılında tutuklandı, bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra sürüldüğü Diyarbakır’da 1908’e kadar küçük memuriyetler yaptı. 1910 yılında kurulmasına öncülük ettiği İttihat ve Terakki İdadisi’nde  sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da Genç Kalemler dergisini çıkardı. Diyarbakır Ergani’den Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı Türk Yurdu başta olmak üzere Halka Doğru, İsl’am Mecmuası, Milli Tetebbular, İktisadiyat Mecmuası ve Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi. 

Birinci Dünya Savaşı’nı Osmanlı Devleti’nin kaybetmesinin ardından bütün görevlerinden alındı. İngilizler tarafından 1919’da Malta Adası’na sürgüne gönderildi. İki yıllık sürgün dönemi sonrası Diyarbakır’da Küçük Mecmua’yı çıkardı. 19123’te gittiği Ankara’da Marif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na atandı. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Diyarbakır milletvekili olarak girdi. Kısa süren bir hastalığın sonrasında, 25 Ekim 1924’te İstanbul’da vefat etti.


Ziya Gökalp, çağının en büyük fikir ve ilim adamlarından biridir. Birçok çağdaşı gibi Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecinde ulusal kimlik arayışına girdi. Gökalp, çağının bütün modern, pozitif bilimlerini bilimsel bir disiplinle okuyup irdeledi ve Türk toplumuna uyarladı. Sosyoloji, kültür ve medeniyet tarihi gibi bilimlere öncülük etti. Ulusal kültürü, uluslararası kültürün yapıcı öğesi olarak kabul etti. Saray edebiyatına karşı halk edebiyatını ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasından yardımcı bir öpe olarak değerlendirdi. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makalesi bulunan Ziya Gökalp, “Türkçülük”

Inferis *


 

… .. Mahfi Eğilmez bu romanında kamu ihalelerindeki yolsuzlukları araştıran bir maliye müfettişini, o yolsuzluklarla bağlantılı görünen cinayeti aydınlatmaya çalışan bir polis komiserini, aynı konuyu farklı açıdan soruşturan savcıyı ve olayların peşinden koşan bir gazeteciyi nefes nefese bir takip içinde buluşturuyor. 

… ..

… .. Sayfanın üstüne, altına iyice baktı, bir tarih aradı ama bulamadı. Üstü karalanmış yazının altında Latince üç cümle yer alıyordu: ‘Estuans interius’ ‘Liberrate tute me ex inferis’ ‘Dies irae.’ Bunların Türkçe karşılığını internette buldu. ‘Estuansinterius’ içi yanmak, ‘Dies irae’ kıyamet günü anlamına geliyordu. ‘Libarate tute me inferis’in çevirisi olarak karşısına çıkan ‘kendini cehennemden kurtar’ hakkında tereddüte düştü. Hatırladığı kadarıyla cehennemin Latincedeki karşılığı inferis değil inferno idi. Kısa bir araştırma yaptığında cehennem sözcüğü karşılığında Latincede infernum ve infernus sözcüklerinin kullanıldığını,u görmüştü. Inferis tek başına alındığında ‘altında’ ya da ‘aşağıda’ anlamına gelse de bu cümlenin içinde cehennem anlamı taşıyordu. Sonuçta ‘kendini cehennemden kurtar’ şeklinde yapılacak çevirinin doğru olduğuna karar verdi.

Mehmet H. belli ki Latince sözlere merak sarmıştı. Defterin Latince-İngilizce sözlüğünün yer alması tesadüf değildi anlaşılan. Acaba bu son üç cümle de bir önceki sayfadaki şiir sözleri gibi Carmina Burana’nın İngilizce sözlerini buldu ve defterdeki cümlelerle karşılaştırdı. Yalnızca ‘Estuans interius’ Carmina Burana’dan alınmaydı, ötekiler şarkı sözleri arasında yoktu. Kim bilir onları nereden almıştı Mehmet h.? Aklına Dante Alighieri’nin İlahi Komedya’sı geldi. İlahi Komedya’nın ilk bölümü Inferno’ya (cehennem) ayrılmıştı. Hafızasını biraz daha yokladığında Dante’nin İlahi Komedya’yı İtalyanca olarak yazdığını, buna karşılık eserin Latincesinin daha çok bilindiğine ilişkin bir şeyler okuduğunu hatırladı. Murat bunları düşününce köşkteki kitaplıkta Dante’nin İlahi Komedya’sının bulunup bulunmadığını

Asılı Dağ'ın Kâhini *


… .. Asılı Dağ, gerçekte “asılı” değildi ama öyleymiş gibi duruyordu. Yetmiş beş derecelik bir eğimle yatık duran devasa kütle, kasabanın dışında yeni inşa edilen 100. Yıl Parkı ‘nın tamamını gölgesiyle kaplayarak onu sıcak yaz günlerinin öğle sonrası güneşinden koruyordu.Bu o kadar çarpıcı bir doğa harikasıydı ki, televizyon belgesellerine, National Geograhic ve Canadian Geographic  dergilerine ve sayısız gezi yayınına konu olmuştu. Dünyanın dört bir yanından insanların Tory’ye akın etmesinin nedeni işte buydu. .. ..
... .. 

… .. Çocuklara matematiği sevdiren Kraliçeyi Kurtarmak romanının yazarı Vladimir Tumanov, bu kez tarihten gerçek bir serüvenin kapısını aralıyor. Batı Anadolu mitolojisindeki “sözüne inanılmayan kâhin” Kassaandra karakterinden esnlendiği soluksuz macerada, insanın doğaya verdiği zararların sonuçlarını düşündürüyor.

Coğrafyaya merak uyandıran ikinci romanı Haritada Kaybolmak gibi, yazarın bu romanı da dünyada ilk kez Türkiye’de yayımlandı.


Kassandra, on ikinci doğum gününe uyandığı sabah, yıllar sonra gelen gizemli bir mektup bulur. Kendi el yazısıyla yazılmıştır ve büyük felaketi haber vermektedir, üstelik günü ve saatiyle! Dehşete düşer, kendisi dışında herkesin yaşamın ı kaybetmesine neden olacak bu felaketi engellemek için çırpınır. Ancak, Jay dışında kimse ona inanmaz ve ailesinin hayatı da kâbusa döner. Felaketin yaşanacağı saat hızla yaklaşmaktadır….

… ..

Rollins’liler, kimseye zarar vermediği ve kasabanın ikinci turistik ilgi odağı olduğu için, bayraklı kadından rahatsız olmuyordu. Turistleri ben çok çeken şey Tory Heyelanı ve Tory Heyelanı Müzesi’ydi.

Kırgızlar