Bu kitap kronolojik bir hatırat kitabı değildir. Çok partili sıyası hayata geçildiğinden beri en uzun süre Milli Eğitim Bakanlığı yapmış bir eğitimci ve siyasetçinin, belli zaman aralığında, eğitim ağırlıklı olmak üzere memleket meselelerine bakışıdır.
Bu kitapta, aynı zamanda, 28 Şubat Postmodern Darbesi’nden kısa bir süre sonra iktidara gelen bir sıyası partinin vesayetçi güçlerle yüzleşmesinin hikayesini bulacaksınız.1950’de Demokrat Parti’nin millet iradesiyle iktidara gelmesiyle birlikte kendilerine “devlet iktidarı” diyen güçle, halkın iktidarına ya tahammül edemeyerek askeri darbe yapmışlar ya da iktidara talip sıyası partileri yargı darbesiyle kapatma yoluna gitmişlerdir.
İster “müesses nizam”, ister “statüko” ister “Kemalist rejim” ne derseniz deyin, “devlet iktidarı” daima kendi doğrularını millet iradesinin üzerinde görmüş, ayakta durmaya çalışan demokrasiye ise kerhen katlanmıştır.
… ..… ..
Ruhban Okulu
.. ..
… .. Kendimiz için hak olarak gördüğümüz şeyleri, başkasına kabahat olarak gördüğümüz sürece biz insanlığın ve medeniyetin kıyısından bile geçemeyiz. … ..
… .. Esasen Muaviye'den beri Müslüman halifelerin, şahların, padişahların, kralların, emirlerin ve maalesef Cumhurbaşkanlarının çoğu, dünyevi iktidar ve icraatlarını meşrulaştırmak için dini ve dini müesseseleri ve din adamlarını kullanmışlardır. Atatürk de bu halkanın bir devamı idi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünni, Hanefi ve Maturidi bir din anlayışına göre şekillendirilmiştir. Atatürk bir dindar değildi, din onun için sadece pragmatizmin bir aracı idi. Sultan Abdülhamid’in, hal fetvasında da yazıldığı üzere, başta Sahih-i Buhari olmak üzere temel dini eserleri tahrif edip oralardaki, İslam






