… ..Farkında olmadan yabanileşmişti, bu süre içinde dışarıda başka bir -gürültülü, hareketli, heyecanın ve değişikliğin eksik olmadığı, onu sürekli çağıran ve er geç karışacağı - yaşam olduğu aklına bile gelmemişti.. Bu yaşam hakkında elbette bir şeyler duymuş, ama onu hiç tanımamış ve araştırmamıştı. Çocukluğundan beri kendi kendine has bir tarzda yaşamıştı; artık bu yaşam tarzının dışına çıkamazdı. Ordınov’un büyük, karşı konulamaz, insanın hayatını tüketen ve onu diğer dünyadan, yani günlük hayattan soyutlayan bir tutkusu vardı. Bu tutku - bilimdi. Bu tutku, uykularını bile zehirleyerek yavaş yavaş gençliğini tüketmiş, havasız odasında sağlıklı besin ve temiz hava olmasına izin vermemiş, tutkusunun esiri olan Ordınov bunu fark etmek istememişti. Gençti ve başka isteği yoktu. Bu tutkusu onu dışarıdaki yaşam karşısında bir çocuk kadar aciz duruma düşürmüş ve insanlar arasında, ihtiyaç duyduğunda bile, yer bulamayacak duruma getirmişti. Bilim, kullanmasını bilenler için -bir kazanç kapıdır; Ordınov’un bilim tutkusu ise kendine doğrulttuğu bir silahtı.
Okuyup öğrenme isteği, o güne kadar ilgilendiği her faaliyet gibi, mantıklı bir nedenden çok bilinçsiz bir hevese dayanıyordu. Küçüklüğünde bile arkadaşlarına benzemeyen, tuhaf bir çocuktu. Ailesini tanımamıştı; insanlardan uzak, garip karakteri yüzünden arkadaşları ona sert, kaba davranmışlardı ve böylece giderek yabanıl, kasvetli bir insan haline gelmişti. Ama yalnız başına yaptığı çalışmalarda da düzenli, belirli bir sistemi olmamıştı ve hâlâ da yoktu.; artık sadece bir sanatçının duyduğu ilk coşku, ilk heyecan, ilk tutku kalmıştı. Kendi sistemini yaratmıştı; yıllar içinde bu sisteme alışmış, ruhundaki hâlâ karanlık, belirsiz, ama olağanüstü, aydınlatıcı fikirler, yeni, aydınlanmış bir biçimde yavaş yavaş doğmuş ve bu fikirler ruhunu kaplamış, sıkıntı vermeye başlamıştı.; Ordınov hâlâ tam anlamıyla emin olmasa da, bu fikirlerin eşsiz, doğru ve özgün olduğunu hissediyordu: BU yaratma kabiliyeti, genç adamın enerjisi üzerinde etkisini göstermişti. Bu kabiliyet gelişti ve pekişti. Ama düzenleme ve yaratma süreci hâlâ uzak, belki de çok uzak ve belki de imkânsızdı…. ..






