Dillere destan güzelliği, cesareti ve zekâsıyla herkesi kendine hayran bırakan Venedikli Safo.
Manisa Sarayı’nda şehzadeye hediye edilen ve herkesi büyüleyen bir esir. Kanuni’nin torunu Üçüncü Murat’ın önce gözdesi sonra eşi. Üçüncü Mehmet’in annesi. Birinci Ahmet'in büyükannesi. Birinci Ahmet’in büyükannesi.
Siyasi, iktisadi ve sosyolojik olarak bu üç dönem damgasını vurmuş hırslı bir kadın. Hünkârın verdiği isimle Safiye Sultan.
Türk askerinin İtalya topraklarına asker döktükleri, Polya bölgesinde at koşturup cirit oynadıkları ve Papa’yı can korkusuna düşürerek hicret hazırlığı yapmaya mecbur bıraktıkları tarihten beri seksen yedi yıl geçmişti. Venedikliler bu uzun devre içinde Türklerden çok sille yemişler, fakat Türk karakterini iyiden iyiye bellemişlerdi. Türk’ün güler yüze, tatlı söze ve kirsiz öze çok değer verdiğini artık biliyorlardı, onun için de Türklere karşı candan dost görünmeye çalışıyorlardı.
Fakat onların Akdeniz’de “Efendi” geçinmek rüyasından vazgeçmemeleri, Kıbrıs ve Girit gibi her bakımdan mühim adaları ellerinde tutmaları, o denizin gerçekten Efendisi olan Türkleri sinirlendirmekten geri kalmıyordu. Hele Malta korsanlarını Venedik’in daima himaye etmesi ve o adayı Türklerin kuşatılması esnasında el altından şövalyelere yardımda bulunması, Türklerde büyük bir hınç uyandırmıştı. Bununla beraber İstanbul henüz nezaketini, soğukkanlılığını muhafaza ediyordu. Öç alma eğilimleri göstermiyordu. Hatta Kanuni Sultan Süleyman’ın ölmesi ve yerine oğlu Selim'in geçmesi üzerine Çavuş Kubat’ı Venedik’e göndermekten de -saray ve sadrazam- çekinmemişlerdi, barışseverlikte mümkün olduğu kadar sebat edeceklerini hissettirmek istemişlerdi.
Venedik işte bu elçiyi ağırlamakla meşguldü. Bütün şehir bayraklarla süslenmiş, büyük kanala fenerler dizilmiş, Saint Marko Meydanı’nda taklar kurulmuş, Duçeler Sarayı baştan başa çiçekle ve fenerle






