15 Kasım 2022 Salı

Safiye Sultan*


 

Dillere destan güzelliği, cesareti ve zekâsıyla herkesi kendine hayran bırakan Venedikli Safo.

Manisa Sarayı’nda şehzadeye hediye edilen ve herkesi büyüleyen bir esir. Kanuni’nin torunu Üçüncü Murat’ın önce gözdesi sonra eşi. Üçüncü Mehmet’in annesi. Birinci Ahmet'in büyükannesi. Birinci Ahmet’in büyükannesi.

Siyasi, iktisadi ve sosyolojik olarak bu üç dönem damgasını vurmuş hırslı bir kadın. Hünkârın verdiği isimle Safiye Sultan.


Türk askerinin İtalya topraklarına asker döktükleri, Polya bölgesinde at koşturup cirit oynadıkları ve Papa’yı can korkusuna düşürerek hicret hazırlığı yapmaya mecbur bıraktıkları tarihten beri seksen yedi yıl geçmişti. Venedikliler bu uzun devre içinde Türklerden çok sille yemişler, fakat Türk karakterini iyiden iyiye bellemişlerdi. Türk’ün güler yüze, tatlı söze ve kirsiz öze çok değer verdiğini artık biliyorlardı, onun için de Türklere karşı candan dost görünmeye çalışıyorlardı.

Fakat onların Akdeniz’de “Efendi” geçinmek rüyasından vazgeçmemeleri, Kıbrıs ve Girit gibi her bakımdan mühim adaları ellerinde tutmaları, o denizin gerçekten Efendisi olan Türkleri sinirlendirmekten geri kalmıyordu. Hele Malta korsanlarını Venedik’in daima himaye etmesi ve o adayı Türklerin kuşatılması esnasında el altından şövalyelere yardımda bulunması, Türklerde büyük bir hınç uyandırmıştı. Bununla beraber İstanbul henüz nezaketini, soğukkanlılığını muhafaza ediyordu. Öç alma eğilimleri göstermiyordu. Hatta Kanuni Sultan Süleyman’ın ölmesi ve yerine oğlu Selim'in geçmesi üzerine Çavuş Kubat’ı Venedik’e göndermekten de -saray ve sadrazam- çekinmemişlerdi, barışseverlikte mümkün olduğu kadar sebat edeceklerini hissettirmek istemişlerdi.

Venedik işte bu elçiyi ağırlamakla meşguldü. Bütün şehir bayraklarla süslenmiş, büyük kanala fenerler dizilmiş, Saint Marko Meydanı’nda taklar kurulmuş, Duçeler Sarayı baştan başa çiçekle ve fenerle

8 Kasım 2022 Salı

Kamelyalı Kadın*


 

Düşünceme göre, bir insan bir dili nasıl ancak ciddi bir şekilde öğrendikten sonra konuşabilirse, insanları da ancak iyice inceledikten sonra roman kahramanlarını yaratabilir.

Henüz yaratma yaşına erişemediğinden sadece anlatmakla yetineceğim.

Durum böyle olunca , okuyucuya da bu öykünün gerçekliğine inanmasını söylerim. Bu romanın kadın kahramanı dışında bütün kişiler hâlâ hayatlarını sürdürmektedir.

Buraya aldığım olaylarının çoğunun Paris’te tanıkları var. Tanıklığım yeterli gelmezse  onlar bu olayları doğrulayabilirler. Özel bir durum sonucu, onları sadece ben yazabilirim. Çünkü son sırların tek ortağı bendim. Onlarsız da kusursuz, ilginç ve eksiksiz bir öykü oluşturmak olanağı bulunamazdı.

Bakın şimdi ben tüm bu ayrıntıları nasıl öğrendim:

Yıl 1847, mart ayının 12’sinmde, Laffite Caddesi’nde, mobilya ve zengin antika eşyalarının satılacağını bildiren büyük bir ilan okudum. Bir ölüm ilanının sonunda bu satış yapılıyordu. Fakat, satış Antin Sokağı’ndaki 9 numaralı evde, saat on ikiden on yediye kadar, ayın 16’sında yapılacaktı.

Ayrıca bu ilanda, ayın13’ünde ve 14’dünde apartmanın ve eşyaların görülebileceği yazılıydı.

Her zaman antika eşyalara karşı ilgi duydum. Almak için olmasa bile, hiç değilse görmek maksadıyla bu fırsattan yararlanmaya kesin karar vermiştim ve ertesi gün Antin Sokağı’ndaki 9 numaraya gittim.

Erken saatte gitmiş olmama rağmen apartmanda görmeye gelen beyler, hatta hanımlar vardı. Hanımlar çok zengin olmalarına karşın, yine de gözlerinin önüne serilen o görkeme hayranlık ve şaşkınlıkla bakıyorlardı. 

Bu hayranlık ve şaşkınlığı daha sonra anladım. Çünkü ben de aynı şekilde incelemeye koyulunca kibar bir fahişenin apartmanında bulunduğumu rahatlıkla anladım. Yüksek sosyete kadınlarının en fazla görmeyi istedikleri şey işte o biçim kadınların eviydi. Yüksek sosyete kadınları orada da vardı.

Evinde bulunduğum kadın ölmüştü: Bu amaçla en namuslu aile kadınları onun yatak odasına bile

5 Kasım 2022 Cumartesi

Karamazov Kardeşler*


 

Karamazov Kardeşler, edebiyat tarihinde çok az romana nasip olmuş bir üne sahip. Klasik Rus edebiyatının dev yazarı Dostoyevski'nin bu son romanı, Rusya’nın ruhunu simgeleyen temsilcileriyle Karamazov ailesine odaklanmış, ama girmedik alan, değinmedik konu bırakmamış: din ahlak, baba katli, şiddet, Doğu-Batı sorunu , sınıf mücadelesi, feodalizm, sosyalizm… Dostayevski’nin, “Hiçbir romanımı bu kadar önemsemedim,” dediği Karamazov Kardeşler, daha yayımlandığı tarihten itibaren kült bir eser haline gelmiş ve tüm dünyada büyük tartışmalara yol açmıştır; XX. yüzyılın temel yazınsal izleklerini belirlemiş ve pek çok yazarı peşinden sürüklemiştir. Kitabın yayımlanmasından kısa bir süre sonra ölen Dostoyevski, tıpkı Suç ve Ceza’da olduğu gibi bu kitabında da evrensel insanlığın evrensel sorunlarını ortaya koyar. Karamazov Kardeşler, bu anlamda “kuyuya atılmış bir taş “ kadar etkili bir yapıt olarak önemini koruyor.


Fedor Pavloviç Karamazov

Aleksey Fedoroviç Karamazov, bölgemizin büyük çiftlik sahibi, bundan tam on üç yıl önce, yeri gelince anlatacağım acıklı ve karanlık ölümüyle pek tanınan, şu anda da hâlâ  hatırlanan , Fedor Pavloviç Karamazov’un üçüncü oğluydu. Bu “büyük çiftlik sahibinden”, bütün hayatı boyunca çiftliğinde hiç oturmadığı halde bizim oralarda ona böyle derlerdi, hemen birkaç söz edeceğim. Bu, oldukça az karşılaşılabilecek tuhaf bir tipti. Sadece kötü ve ahlaksız bir tip olmakla kalmayıp ayrıca ahmak biriydi. Ama mallarını mükemmel şekilde çekip çevirebilen ahmaklardandı. Galiba becerebildiği tek iş de buydu. Fedor Pavloviç işe hemen hemen sıfırdan başlamıştı. Çok küçük bir çiftlik sahibiydi. Başkalarının sofralarına koşar, dalkavukluk etmeye çalışırdı. Yine de öldüğünde üzerinden yüz bin ruble kadar nakit para çıkmıştı. Bununla birlikte, tüm yaşamı boyunca bölgemizin en ahmak kaçıklarından biri olmaya devam etmiştir. Bir kez daha tekrarlıyorum: Burada söz konusu olan aptallık değildir;  bu kaçıkların çoğu oldukça akıllı ve kurnazdır, ahmaklık ise bir tür özel, ulusal özelliktir:

3 Kasım 2022 Perşembe

Taras Bulba*


 

Nikolay Vasilyeviç Gogol (D.31 Mart 1809, Ukrayna- Ö.4 Mart 1852 Moskova, Rus Çarlığı)

Rus edebiyatının 19.yüzyıldan itibaren izlediği gelişmeleri 1917’den geri bakarak daha iyi anlayabiliriz. Puşkin, Gogol, Tolstoy vb. büyük simaları, ancak 1917’ye yönelik gelişmelerin ana ekseni karakteristik özellikleriyle kavrandıkça yerli yerine oturtmak mümkün olabilir. 1917 öncesi Rus edebiyatının uluslararası etkisi ne kadar büyük ve geniş olursa olsun, bu edebiyatın dünya tarihinde oynadığı rol, aydınlanma hareketinin ve Fransız Devrimi’nin ardından ortaya çıkan devrim hareketlerinin Rusya’ya yansıyan etkileri ile birlikte düşünüldüğünde daha iyi kavranacaktır. 


Aydınlanmanın Çöküşüne Doğru


Avrupa’da 1789’dan sonra burjuva demokratik hareketleri gittikçe artan ölçüde çaptan düşmeye başlamış büyük Fransız devriminin gelenekleri, ortaya attığı idealler kaybolup gitmeye ya da karikatürleşmeye  yüz tutmuşken , Rusya’da devrimci demokrat hareket ile liberalizm, nispeten geç bir dönemde de olsa, 19. yüzyılda bir hesaplaşma süreci içine girmişlerdir.

… .. 19 yüzyılın ilk yarısında klasik güzellik idealinin ve Napoleon’un Avrupa’ya verdiği imajın sonucu olarak bütün ihtişamıyla edebiyatta canlandırdıkları evredir.

19. yüzyılın başları, “İngiliz sanayi devriminin” Avrupa’nın çehresini değiştirdiği yıllara karşılık gelir. Sanayi devriminin bu evresi, kapitalist üretimi, dolayısıyla da burjuva toplumunun egemenliğini, gerekorta gerekse de doğu Avrupa’da, gerçekleştirilmesi zorunlu ana görev olarak toplumların karşısına çıkarmıştır. Bu evreyi, 1789 Fransız Devrimi’ni hazırlayan o uzun aydınlanma evresinden ayıran temel fark, yeni (kapitalist-burjuva) toplumun temel iç çelişkilerinin, henüz kapitalizmin ekonomik özellikleri olarak insanların bilincinde yer edip doğru dürüst kavranmadan önce gün ışığına çıkmış olmasıdır.… .. 

31 Ekim 2022 Pazartesi

Gılgamış Destanı*


 

Günümüzden beş bin yıl önce, Yunan destanı İlyada’dan, büyük Hint destanı Mahâbbârata’dan bin beş yüz yıl önce biçimlenip yazıya geçirilmiş olan Gılgamış DEstanı, insanoğlunun ilk yazınsal ürünü, ilk başyapıtıdır.

Bütün büyük yapıtlara özgü temel izleklerin, yaşam sevgisi, yiğitlik, aşk, cinsellik gibi temel değerlerin çok etkileyici bir biçimde iç içe geçtiği bu destan hangi coğrafyada, hangi çağlarda, hangi koşullarda oluştu, hangi serüvenlerden geçerek bugünlere ulaştı? … ..


İnsanoğlunu yedi bin yıl öncesinden taşıyan bütün bilgilerin ilk tohumları Sümerler eliyle atıldı. Bugün adına uygarlık bilgi birikimini oluşturan her şeyin ilk biçimleri Sümer ülkesinde yaratıldı, orada geliştirildi ve bütün çevre ülkelere oradan yayıldı. Akdeniz yöresinde oluşan tek tanrılı üç büyük dinin temelinde … .. Sümer inançlarından çok derin izler var. … ..

Sümerlerin bulduğu ilk yazı, belli bir evrim geçirdikten sonra, Fenikeliler eliyle Yunanlara, onların eliyle de bütün Batı dünyasına aktarıldı. Sümerler, birer tanrı saydıkları gökcisimlerinin uzaklıklarını, devinimlerini hesaplamakta büyük bir başarı gösterdiler. Toprak bölüşümü, ürün paylaşımı gibi konular ölçüm bilgilerini şaşırtıcı bir düzeye ulaştırdı. Örneğin İyonyalı matematikçi Thales’in (MÖ VII-VI yy) ünlü teoremlerini ondan bin beş yüz yıl önce çözmeyi biliyorlardı. Daireyi 360 dereceye, günü 24 saate böldüler. Bütün bu ve benzeri bilgiler Doğu Akdeniz ve Akdeniz üzerinden Batı’ya yayıldı ve Yunan düşüncesinin, dolayısıyla Batı düşüncesinin oluşmasına kaynaklık etti.


Sümerler

Sümerler MÖ beş binlere doğru Aşağı Mezopotamya'da(2*Mezopotamya: Grekçe “meso”, “ara”, “potamos” ise “ırmaklar” demekti: “ırmaklar arası” ) görülmüş bir halk. Yakın zamana dek onların doğrudan, Hindistan’ın İndus yöresinden deniz yoluyla geldikleri sanılıyordu. Ama bugün kuzeyden, Kafkasya’dan indikleri ileri sürülüyor. Bu savın

24 Ekim 2022 Pazartesi

Abdülmecit*


 

16 Yaşında Bir Padişah

Bir Temmuz sabahı güneş Çamlıca sırtlarında yükselirken Bopaz suları altın ışıklar saçmaya başlamıştı. 

Veliaht Abdülmecid henüz on altı yaşındaydı, birkaçgünden beri annesi Bezmiâlem Sultan’la birlikte halası Esma Sultan’ın Çamlıca’da bir sarayı andıran köşkünde kalıyorlardı. Babası İkinci Mahmut da Esma Sultan’ın köşküne çekilmişti. 

Abdülmecit o sabah erken uyanmış, pencereden dışarıyı seyrederken  türlü hayallere dalmıştı. Bahçede kuşlar ötüşüyordu, dallarda yaprak kıpırdamıyoprdu. O gün havanın çok sıcak olacağı belliydi. Genç veliaht günü nasıl geçirecekti? Önce kendi odasında zengin bir kahvaltı, sonra annesi ve halasıyla havadan sudan biraz sohbet, daha sonra hasta yatağında yatan babasının çekinerek hatırını sormak, ondan sonra köşkün bahçesinde ufak bir gezinti, bağdan bir salkım kopararak yeni yeni olgunlaşan üzümlerin tadına bakmak…

Abdülmecit bunları düşünürken odasının kapısı güm güm vuruldu. Sabahın köründe kim böyle saygısızca kapıya gelebilirdi? Hemen sırtına sırma işlemeli hırkasını alarak, “Geliniz!” diye bağırdı. Kapıda Meclisi Vala Koca Hüsrev Paşa vardı. Seksen yaşlarında, orta boylu, tıknaz, mavi gözlü kısa sakallı bir adamdı. Yüzü kıpkırmızıydı, içeriye daldı ve acıklı bir sesle “Veliaht hazretleri,” dedi,

 “çok üzücü bir haber vermek için bu saatte odanıza geldim. Beni affedin. Muhterem pederiniz zatı şahaneyi az önce kaybettik. Ne yapalım, kader böyleymiş. Allah u Teâlâ'dan kendisine rahmet dilerim. Hünkâr hazretlerinin cenazemsini hemen kaldıracağız. Cülus merasimini hazırlayacağız. Tahta çıkacaksınız.

Genç veliaht kendi babasının ölümüne hiç hazırlanmamıştı. Birdenbire kurşun yemiş gibi sarsıldı. Yüzünü ateş bastı, dudakları kurudu. Kulakları uğuldadı, kalbi hızla çarpmaya başladı. Tek kelime

Saraydan Sürgüne*


 

Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor yıllarında tahtta bulunan Sultan Vahdettin ve maiyetinde bulunan hareminin önce payitahtta ve daha sonra sürgün yeri San Remo’da neler yaşadığını Sultan’ın saraylısı Afife Rezzemaza anlatıyor. Sultan Vahdettin’in üçüncü hanımı Müveddet Kadınefendi’nin nedimesi Afife Rezzamaza bu hatıratıyla Osmanlı hareminin son günlerini anlatmakla kalmayıp günlük yaşantılarına dair birçok bilinmeyen ayrıntıya da yer veriyor. 1991’e kadar yaşayan Afife Rezzemaza, Sultan Vahdetin’den sonra akıbetleri hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz “son saraylıları” ve neler yaşadıklarını günümüze aktarıyor…. .. 

… ..

… .. Yazar, Mütareke ve Milli Mücadele yıllarında padişahın yanında yer almış olanları savunur. Bu körü körüne bir traftarlık değildir. Doğru bulmadığı, durum, tutum

 hal ve hareket her kimden gelirse gelsin eleştirmekten geri kalmamıştır. Birçok olayı Vahdettin ve hanedanın bakış açısıyla anlatmasına rağmen son padişah kusurlardan arınmış bir insan değildir. Çeşitli zaafları göz önüne serilir. Mesela Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına yardım etmeme karşılığında İngilizlerin onu her halükarda saltanatta tutacağına dair inandırdıklarını, ona güvenerek yanıldığını dile getirmektedir. Yeri geldikçe padişahın çok yakınında bulundurduğu, itimat ettiği insanlardan bazılarının şahsi özelliklerinin ne derece kötü olduğu dile getirilir. Onları yanında tutan ise Vahdettin’dir.

… .. Padişah, gözdesi Nimet Hanım’a son derece düşkündür. Muhtemeldir ki Nimet Hanım, diğer kadınlar ve dolayısıyla yazar tarafından kıskanılmaktadır. Nimet Hanım’ın çok güzel bir kadın olduğu gerçeğini teslim eden yazar bununla birlikte kişisel özelliklerini kıyasıya eleştirir. Ona olan düşkünlüğünden…. dolayı yazarın eleştiri oklarından Vahdettin de nasibini alır. Hatta İstanbul’un işgali yıllarında padişah devlet işlerini bir yana bırakarak Nimet Hanım’la ilgilenmiş günlerini onunla geçirmiştir.