2 Aralık 2022 Cuma

Seviyordum Sizi *


 

Aleksandr Puşkin (1799-1837); Topu topu 38 yıl süren ömrü komploya çok benzeyen bir düelloyla son bulduğunda Puşkin, çoktan ulusal Rus şiirinin dâhi kurucusu olmayı başarmıştı. 


Meraklı


-Yeni bir şey yok mu? “Hiçbir şey yok valla.”

-Hey kurnazlığı bırak, mutlaka bir şeyler biliyorsun. Yaptığın ayıp değil mi dostuna,

Düşmanımmışım gibi hep bir şeyler saklıyorsun.

Dargın mıyız yoksa? İnsaf, kardeş, ne için?

İnat etme, tek bir sözcük söyle hiç olmazsa..

“Yahu , bırak yakamı! Tek bir şey varsa bildiğim

Senin aptal olduğundur, ama yeni bir şey değil bu da”.



“Yevgeni Onegin”den


(...)Gök artık sonbaharı soluyordu,

Güneş daha seyrek parlıyordu,

Günler kısalıyordu git gide,

Açılıyordu hüzünlü bir sesle

Ormanların gizemli örtüsü,

Tarlaları duman kaplıyordu

26 Kasım 2022 Cumartesi

Bakirenin Aşığı *


 

İngiltere’nin yeni kraliçesi Elizabeth'in bekleyen  iki büyük tehlike vardı. Fransızlar’ın, İskoçya’yı istila edip İskoçya Kraliçesi Mary’yi tahta geçirme tehdidi ve Elizabeth’in vatan hainliğinden hüküm giyip zindanda kalmış Robert Dudley’ye olan tutkulu aşkı.

Tarihi gerçekleri çağımızda devam eden söylentilerle birleştirip karıştıran Philippa Gregory, Tudor günlerini anlatan karanlık ve gerilim dolu bir romanla… .. Kraliçe Elizabeth'i daha öncenin hiç kimsenin göstermediği şekilde resmediyor. 


  Sonbahar 1558

Nortfolk’ta tüm çanlar Elizabeth için çalıyordu, peş peşe çalan çanlar adeta  Amy’nin beynine işliyor bir kadının histerik çığlıkları gibi kulaklarında çınlıyordu, tam hafifledi sustu derken ahenksiz, tiz çınlamalar işkence giibi en baştan başlıyordu. Amy dışarıdan gelen gürültüye daha fazla tahammül edemeyince başını yastığın altına sokup üstüne de yorganı çekti ama ne yapsa kulaklarındaki uğultu kesilmek bilmiyordu. Kargalar yuvalarını terkedip sürü halinde göğe yükseldi, rüzgârda meşum bir şeylerin habercisi gibi zikzaklar çizerek uçmaya başladılar; yarasalar siyah  siyah bir duman bulutu gibi, sanki dünyanın tersine döndüğünü gösterircesine, gün hiç doğmayacak, artık sonsuza dek gece yaşanacak dercesine çan kulesinden havalandı.

Amy tüm bu tantananın neden koptuğunu biliyordu, sormasına hiç gerek yoktu. Sonunda zavallı hasta Kraliçe Mary ölmüş, taht tartışmasız varisi Prenses Elizabeth'e kalmıştı. Ne mutlu, İngiltere’deki herkes bu kutlamaya katılmalıydı. Protestan Prenses tahta oturmuş, İngiltere Kraliçesi olmuştu. Ülkedeki tüm çanlar yeni Kraliçe’nin şerefine çalıyor, halk ellerinde bira kupaları, evlerinde duramamış, sokakta sevinçten dans ediyordu ve artık boşalan hapishanelerin kapılarını ardına dek açılıyordu. İngilizler  Elizabeth’lerine kavuşmuş, Mary Tudor’un yüreklere korku salan devri kapanmıştı. Herkes bu kutlamanın

Kralların Çarpışması II


 

Kralların Çarpışması I


 

Taht Oyunları *


 

21 Kasım 2022 Pazartesi

Boleyn Kızı*


 

Mary Boleyn, on dört yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde, VIII. Henry’nin gözlerini kamaştırır. Gördüğü ilgiyle tüm varlığı alt üst olan Mary, hem altın prensine aşık olur, hem de gayri resmi kraliçe olarak her geçen gün artan rolüne. Ancak öyle bir an gelir ki, kralın kendisine olan ilgisi sönmeye başladığında, ihtiraslı planlar yapmakta olan ailesinin piyonuna dönüştüğünü fark eder ve en yakın arkadaşından uzaklaşmaya ve rekabet etmeye zorlanır: Kız kardeşi, Anne Boleyn’den. İşleri iyice çığırından çıktığında ailesine ve kralına baş kaldırması gerektiğinin farkına varır ve kaderinin  iplerini kendi eline alır.

 

Bahar 1521

Boğuk davul seslerini duyabiliyordum. Önümde dikilen kadın görüş alanımı kapatarak idam sehpasını görmemi engelliyordu. Tek seçebildiğim, kadının korsesinin bağcıklarıydı. Saraya geleli bir seneden fazla olmuştu ve yüzlerce şenliğe katılmıştım ama bu tür bir şenliğe ilk katılışımdı.

Bir adım yana kayıp boynumu uzattığımda, mahkûmun ona eşlik eden papazla birlikte yavaş adımlarla Kule’den yeşilliklere, kendisini bekleyen tahta platforma, ortada başını yerleştireceği kütüğe, kafasında yüzünü örten siyah başlığı ve önlüğüyle görevini ifa etmeye hazır cellada doğru ilerlediğini gördüm. … ..

… .. Kral yavaşça tahtından kalktı ve içimden çocukluğun verdiği saflıkla, Yüce Tanrım, bu ne kadar utanç verici bir durum olacak. Çok gecikti. Her şey kötü gitti. Zamanında müdahale etmeyi unuttu, diye geçirdim.

Fakat yanılıyorum. Geç kalmamış, unutmamıştı. Amcamın saray eşrafı önünde ölmesini istiyordu. Böylece herkes öğrenecekti. Tek bir kral vardı, o da Henry’di. Ve tahtına bir oğlan doğacaktı. Aksini dile getirmek utanç verici bir ölüme maruz kalmak demekti.

15 Kasım 2022 Salı

Yaban*


 

Yakub Kadri, I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı’nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadele’ye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir.


Sakarya Savaşı’ndan sonra düşman orduları Haymana, Mihalıççık ve Sivrihisar bölgelerini, bize, yer yer ateş yığınlarıyla örtülü ıssız ve bir virane halinde bıraktı. O âfetlerden arta kalmış halkın, buy taş yığınları arasında, ilk insanlardan farkı yoktur. Bunlar, yarı çıplak bir halde dolaşıyor; alevin kararttığı harman yerlerinde toprağa, çamura karışmış yanık buğday ve mısır tanelerini iki taş arasında ezerek öğütmeye çalışıyor; adı bilinmez otlardan, ağaç köklerinden kendilerine bir nevi yiyecek çıkarıyor ve bir yabancının ayak sesini duyunca her biri bir yana kaçıp bir kovuğa saklanıyordu.

İşte, Garp Cephesi Kumandanlığı’nın gönderdiği ”Tetkiki Mezalim Heyeti” o viranelerde, o taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken, bu kitabı teşkil eden yazıları, arasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu. Köylülerden bunun sahibinin ne olduğunu sordu. Kimse, onun nereye gittiğini bilmiyordu. Bununla beraber, onun, iki üç yıl hep bu köyde oturduğunu ve son  felaket gününe kadar burada kaldığını söyleyen de kendileri idi.

“Tetkiki Mezalim Heyeti” âzasından biri bu kayıtsızlığa şaştı:

-Nasıl olur! dedi, nasıl olur.. İnsan yıllarca beraber yaşadığı bir kimsenin nereye gittiğini, ne olduğunu bilmez mi?

Köylüler, küskün bir tavırla omuzlarını kaldırıp uzaklaşıyorlardı.

Yalnız içlerinden biri, yaşı belirsiz küçük sıska bir adam, döndü:

Dee, sizin gibi yabanın biriydi, dedi.


Dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse için Anadolu’nun bu ücra köşesinden daha uygun neresi