… .. ne olursa olsun Doğu'ya ikinci bir cephe açmak isteyen İngiliz Hükümeti’ndeki gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”
Tardieu, uzaktan Britanya konvoyunun geçtiği görülen göz kamaştırıcı pencerenin önünde kısa bir süre daha gidip geldi.
“Başarısına inanmak gerek,” dedi başını sallayarak. “İskenderiye’ye ilk takviye güçler hereket etmiştir.”
Girodet Kabinesi’nden bir denizci üsteğmen onu onayladı. General bir an, Tardieu’nün İngilizlerin birlik yığma seviyesini ölçmek için Marsilya'ya gelip gelmediğini merak etti.
“Britanyalılar yalnız gidiyorlar,” dedi denizci hayretler içinde. “Bize danışmadan, bizi beklemeden, sanki biz yokmuşuz gibi. Niçin bu kadar acele ediyorlar kiş?”
“Winston Churchill'i tanımadığınız belli,” dedi Tardieu. Amiralliğin baş lordu, ne Tanrı'dan ne Şeytan’dan korkar. Fransızlar umrunda bile değildir. Navy’nin gücüyle Doğu’da Türklere saldırma konusunda Kabine’yi ikna etti. Geçen yılın sonunda, Süveyş Kanalı’na ulaşmaya çalıştıkları için baele geçirmek istiyor.ğışlamadı onları. Türklerin kolayca dağıtılabilecek bir çete olduğunu düşünüyor. Boğazlar’ı zorla
“Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nı unutmak olur bu. Amiral Nelson, kasılarak, değişik bir tarzda söylemişti bunu. “Denize karşı kara her zaman haklıdır. İngilizler eskiden burada, Toulon karşısında başarısızlıpa uğramıştı. İstanbul’u almalarını neden istiyorsunuz ki?
Curchill’e kimse de hak vermiyor zaten,” diyerek sözlerini kesin bir tavırla onayladı Tardieu. “Başıboş drenotların ve süperdretnotların - bu devasa zırhlı gemiler Kraliçe’ye pek pahalıya mal olmuştu - Türkleri dize getirerek, Boğazlar’ı delip geçmeleri onları sevindirir . İstanbul’da oyunun ustası İngilizler olacak. Rus dostlarımıza yardım edebilirler, ama aynı zamanda Boğazlar’ı işgal etmekten de vazgeçirebilirler. Kıbrıs’ı, Malta’yı, Mısır’ı ve Hindistan yolunu korurlar ve İngiliz-İran Şirketi’nin petrol kuyularına ve Irak’taki petrol kuyuyu açma işine hâkim olabilirler. Bizim de bu işe el atmamız gerektiğini düşünmüyor değilim hani.”






