5 Aralık 2022 Pazartesi

Çanakkale Cehennemi *


 

… .. ne olursa olsun Doğu'ya ikinci bir cephe açmak isteyen İngiliz Hükümeti’ndeki gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”

Tardieu, uzaktan Britanya konvoyunun geçtiği görülen göz kamaştırıcı pencerenin önünde kısa bir süre daha gidip geldi.

“Başarısına inanmak gerek,” dedi başını sallayarak. “İskenderiye’ye ilk takviye güçler hereket etmiştir.”

Girodet Kabinesi’nden bir denizci üsteğmen onu onayladı. General bir an, Tardieu’nün İngilizlerin birlik yığma seviyesini ölçmek için Marsilya'ya gelip gelmediğini merak etti.

“Britanyalılar yalnız gidiyorlar,” dedi denizci hayretler içinde. “Bize danışmadan, bizi beklemeden, sanki biz yokmuşuz gibi. Niçin bu kadar acele ediyorlar kiş?”

“Winston Churchill'i tanımadığınız belli,” dedi Tardieu. Amiralliğin baş lordu, ne Tanrı'dan ne Şeytan’dan korkar. Fransızlar umrunda bile değildir. Navy’nin gücüyle Doğu’da Türklere saldırma konusunda Kabine’yi ikna etti. Geçen yılın sonunda, Süveyş Kanalı’na ulaşmaya çalıştıkları için baele geçirmek istiyor.ğışlamadı onları. Türklerin kolayca dağıtılabilecek bir çete olduğunu düşünüyor. Boğazlar’ı zorla 

“Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nı unutmak olur bu. Amiral Nelson, kasılarak, değişik bir tarzda söylemişti bunu. “Denize karşı kara her zaman haklıdır. İngilizler eskiden burada, Toulon karşısında başarısızlıpa uğramıştı. İstanbul’u almalarını neden istiyorsunuz ki?

Curchill’e kimse de hak vermiyor zaten,” diyerek sözlerini kesin bir tavırla onayladı Tardieu. “Başıboş drenotların ve süperdretnotların - bu devasa zırhlı gemiler Kraliçe’ye pek pahalıya mal olmuştu - Türkleri dize getirerek, Boğazlar’ı delip geçmeleri onları sevindirir . İstanbul’da oyunun ustası İngilizler olacak. Rus dostlarımıza yardım edebilirler, ama aynı zamanda Boğazlar’ı işgal etmekten de vazgeçirebilirler. Kıbrıs’ı, Malta’yı, Mısır’ı ve Hindistan yolunu korurlar ve İngiliz-İran Şirketi’nin petrol kuyularına ve Irak’taki petrol kuyuyu açma işine hâkim olabilirler. Bizim de bu işe el atmamız gerektiğini düşünmüyor değilim hani.”

2 Aralık 2022 Cuma

Kumarbaz *


 

İki haftalık ayrılıktan sonra döndüm sonunda. Bizimkiler üç gündür Rulentenburg’dalar. Beni büyük bir sabırsızlıkla beklediklerini sanıyordum, oysa yanılmışım. General’in pek kibirli bir görünüşü vardı. Biraz yukarıdan bile konuştu. benimle. Kız kardeşinin yanına yolladı hemen. Bir yerden para buldukları belliydi. Ame General yüzüme bakmaktan utanıyor gibime gelmişti. Mariya Filipovna telaşlıydı. Ayaküstü konuştu benimle. Ama parayı aldı. Dikkatle saydı. Anlattıklarımı sonuna kadar dek dinledi. Akşam yemeğine Mezentsov’la Fransızı, bir de İngilizi bekliyorlardı. Para bulunca ilk iş akşam yemeği vermek Moskova’lıların âdetidir zaten. Polina Aleksandrovna beni görünce, bunca zaman nerelerde kaldığımı sordu. Yanıtımı beklemden de çıkıp gitti odadan. Bunu özellikle yaptığı belliydi. Oysa konuşmalıydık. Anlatacak öyle çok şey birikmişti ki!..

Otelin dördüncü katında küçük bir oda verdiler bana. “Generalin yakını” olduğumu biliyorlar burada. Bizimkilerin kendilerini ağırdan satmayı iyi başardıkları anlaşılıyor. General’i çok zengin bir Rus soylusu sanıyorlar. Gelir gelmez, başka işler arasında bir sw, bozdurmam için bişr bin franklık verdi bana. Paratınotelin kasasında bozdurdum. Bu, bize -en azından bir hafta- milyoner gözüyle bakılmasını sağlayacaktır. .. Mişa’yla Nadya’yı alıp şöyle biraz dolaştırmak istemiştim, tam merdivenleri iniyorduk ki, General’in beni çağırdığını bildirdiler. Çocukları nereye götürdüğümü merak etmiş! Ama hâlâ gözlerimin içine bakamıyordu. Kendini zorlayıp bir kaç kez bakınca, bakışına her seferinde öylesine dik, küstah bir bakışla karşılık verdim ki, bozuldu. Süslü, uzun tümceleri peş peşe getirerek bir hayli konuştuktan sonra ne söyleyeceğini iyice şaşırdı., çocuklarla gara yaklaşmamamı, parkta dolaşmamı söyledi. Sonunda öfkeli,

-Biliyorum, söylemesem gara, rulete götürürsünüz onları, diye ekledi. Bağışlayın, farkındayım, henüz çok toysunuz, şeytana uyup oynayabilirsiniz. Gerçi akıl hocanız değilim, -böyle bir sorumluluğu üzerime almak istemem- ama hiç değilse, nasıl söylesem, beni küçük düşürücü davranışlardan

Hadi Gidelim *


 

Dar Odanın Karanlığı

… .. Artık, saçaklardan pıt pıt düşen damlalar. İçerden dışarı uğrayan, yanmış gaz kokusu. Taa ilerde, yokuşun altında minibüs durağının orada sarı aydınlık. Direğin üstünde: Demek yol lâmbaları sönmemiş. O duraktan sonra, bir köşede yolları ayrılacağı sıra, kapat şu Ayten lafını artık, demesine aldırmaksızın yine üsteleyişi Emine’nin:

“Ben senin yerine olsam, varırdım Ziya abiye, bu kızın çalımını yanına koymazdım!”

Az önce , Cebeci’nin orda, minibüs beklerken Ayten, Salih’in kolunda geçmiştir. O gülüşüyle…

“Bak” demişti Sultan, hem kaşları çatık, hem Emine’nin açık kalmış yakasını ilikleyerek. “Bak bana, Emine, ben ne bir adam borçlarımı ödesin, ne babama baksın, diye evlenirim onunla. Ne de Ayten'in çalımını ezmek için. Ben canım ne zaman isterse o zamöan evlenirim . Canım ne zamn ister? Onu da o zaman olduğunda görürsün..”

İşte, o zaman, Emine’nin şaşkın şaşkın bakışı. Aşağıda, soluk ışığı tıtreyip duran elektrik direğinin az berisinde. Şekerim Emine. Şimdi bu aynı karanlıkta, televizyon camının içine çekile çekile söndüğü bu odada , saç diplerini kaşıya kaşıya düşünüp duruyordur. En çok kızdığı da, bu dünyaya kız gelişi. Erkek olsaymış, bunu ne Salih’in, ne Ayten’in yanına koyarmış… Kız olmuşun, erkek olmuşun, ne ilgisi var Emine? De şimdi bana senin gösterdiğin yiğitliği kim gösterdi peki? Salih mi? Al sana erkek. Kafasını omuzlarının arasına çekmiş, sanki art arda düğme dikiyormuş gibi duran Ahmet’le Remzi mi? Hangisi? Bize yeni işimizi de onlar mı buluverdiler yoksa? Gerçi artık ipeklilerle, jorjetlerle değiliz. Hep kot. Olsun. Kot olsun, tulum olsan. Biz onlara gerekliyiz. Benim asıl yandığım, yarın o Salih, Ayten’in karşısına dikilecek, onun nelerini aldığını, neleriyle oynadığını unutmuş olup, suratına bir de tokat indirecek belki: Hep senin yüzünden, hep senin yüzünden değil mi? Elimdeki en iyi işçimi kaçırttın bana!..

Seviyordum Sizi *


 

Aleksandr Puşkin (1799-1837); Topu topu 38 yıl süren ömrü komploya çok benzeyen bir düelloyla son bulduğunda Puşkin, çoktan ulusal Rus şiirinin dâhi kurucusu olmayı başarmıştı. 


Meraklı


-Yeni bir şey yok mu? “Hiçbir şey yok valla.”

-Hey kurnazlığı bırak, mutlaka bir şeyler biliyorsun. Yaptığın ayıp değil mi dostuna,

Düşmanımmışım gibi hep bir şeyler saklıyorsun.

Dargın mıyız yoksa? İnsaf, kardeş, ne için?

İnat etme, tek bir sözcük söyle hiç olmazsa..

“Yahu , bırak yakamı! Tek bir şey varsa bildiğim

Senin aptal olduğundur, ama yeni bir şey değil bu da”.



“Yevgeni Onegin”den


(...)Gök artık sonbaharı soluyordu,

Güneş daha seyrek parlıyordu,

Günler kısalıyordu git gide,

Açılıyordu hüzünlü bir sesle

Ormanların gizemli örtüsü,

Tarlaları duman kaplıyordu

26 Kasım 2022 Cumartesi

Bakirenin Aşığı *


 

İngiltere’nin yeni kraliçesi Elizabeth'in bekleyen  iki büyük tehlike vardı. Fransızlar’ın, İskoçya’yı istila edip İskoçya Kraliçesi Mary’yi tahta geçirme tehdidi ve Elizabeth’in vatan hainliğinden hüküm giyip zindanda kalmış Robert Dudley’ye olan tutkulu aşkı.

Tarihi gerçekleri çağımızda devam eden söylentilerle birleştirip karıştıran Philippa Gregory, Tudor günlerini anlatan karanlık ve gerilim dolu bir romanla… .. Kraliçe Elizabeth'i daha öncenin hiç kimsenin göstermediği şekilde resmediyor. 


  Sonbahar 1558

Nortfolk’ta tüm çanlar Elizabeth için çalıyordu, peş peşe çalan çanlar adeta  Amy’nin beynine işliyor bir kadının histerik çığlıkları gibi kulaklarında çınlıyordu, tam hafifledi sustu derken ahenksiz, tiz çınlamalar işkence giibi en baştan başlıyordu. Amy dışarıdan gelen gürültüye daha fazla tahammül edemeyince başını yastığın altına sokup üstüne de yorganı çekti ama ne yapsa kulaklarındaki uğultu kesilmek bilmiyordu. Kargalar yuvalarını terkedip sürü halinde göğe yükseldi, rüzgârda meşum bir şeylerin habercisi gibi zikzaklar çizerek uçmaya başladılar; yarasalar siyah  siyah bir duman bulutu gibi, sanki dünyanın tersine döndüğünü gösterircesine, gün hiç doğmayacak, artık sonsuza dek gece yaşanacak dercesine çan kulesinden havalandı.

Amy tüm bu tantananın neden koptuğunu biliyordu, sormasına hiç gerek yoktu. Sonunda zavallı hasta Kraliçe Mary ölmüş, taht tartışmasız varisi Prenses Elizabeth'e kalmıştı. Ne mutlu, İngiltere’deki herkes bu kutlamaya katılmalıydı. Protestan Prenses tahta oturmuş, İngiltere Kraliçesi olmuştu. Ülkedeki tüm çanlar yeni Kraliçe’nin şerefine çalıyor, halk ellerinde bira kupaları, evlerinde duramamış, sokakta sevinçten dans ediyordu ve artık boşalan hapishanelerin kapılarını ardına dek açılıyordu. İngilizler  Elizabeth’lerine kavuşmuş, Mary Tudor’un yüreklere korku salan devri kapanmıştı. Herkes bu kutlamanın

Kralların Çarpışması II


 

Kralların Çarpışması I