4 Şubat 2023 Cumartesi

Çivisi Çıkmış Dünya*

“Bu kitabı yazmamdaki amaç, … .. geç kalındığını, ama çok geç kalınmadığını söylemek. Çöküşü ve gerilemeyi önlemek amacıyla bütün gücümüzle harekete geçmemenin bir intihar, bir suç olduğunu söylemek… .. Düşünce ve davranış alışkanlıklarımızı kökünden değiştirme, hayali gerçekliklerimizi kökünden değiştirme ve öncelikler ölçeğimizi yeniden oluşturma cesaretinin gösterilmesi gereğimi dile getirmek.”

… ..

Çivisi Çıkmış Dünya bir yandan küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve doğal felaketler, bir yanda yanlış ve çıkarcı politikaların doğurduğu ekonomik ve siyasal krizlerle mücadele eden insanlık içinbir yol haritası; içinde yaşadığımız horgörü çağında, her şeye rağmen birbirimize saygı duymayı ve birlikte yaşamayı başarmak isteyenler için bir pusula.


            Aldatıcı Zaferler

Pusulasız bir halde girdik yeni yüzyıla.

Daha ilk aylardan başlayarak, dünyanın hepten çivisinin çıktığını düşündüren kaygı verici olaylar meydana geliyor; üstelik bunlar birçok alanda birden gerçekleşiyor -entelektüel dünyanın, finans dünyasının, iklimin, jeopolitiğin,etiğin çivisi çıkmış durumda.

Şurası da bir gerçek ki arada sırada umulmadık, yararlı dönüşümler e de tanık olunuyor; o zaman da çamaza sürüklendiklerini fark eden insanların, öyle ya da böyle, sanki bir mucize eseriyle bu açmazdan çıkmanın yollarını bulacağına inanmaya başlanıyor. Ama bunun hemen sonrasında bambaşka, daha karanlık, daha sıradan insani itkileri açığa vuran başka kargaşalar açığa çıkıyor ve türümüzün manevi yetersizliğinin eşiğine varıp varmadığı sorgulanıyor yine; tabii eğer hâlâ ilerlemeyi sürdürüyorsa; ya da birbiri ardına sıralanan onca kuşağın kurmaya çabaladığı şeyi yeniden tartışma konusu edebilecek şekilde gerilemeye başlamadıysa.

Buda söz konusu olan ne bir bin yıldan diğerine geçerken hissedilen akıldışı sıkıntılar, ne de değişimden ödü patlayanların ya da değişim hızından korkanların ezelden beri ortaya attıkları,

1 Şubat 2023 Çarşamba

Sultan ve Kraliçe*

Katolik güçlerin I. Elizabeth’e karşı düzenlediği komploları ve suikastları, 1570 yılında Papa’nın onu aforoz etmesi izledi. Ülke içinde ve dışında katolik kuşatması altında kalan Elizabeth “düşmanımın düşmanı dostumdur” düsturuyla hareket ederek, İspanya’nın başını çektiği Katolik devletlerle çatışma hâlinde olan Müslüman devletlerle modern çağa kadar eşi benzeri görülmeyecek siyasi, ekonomik, askeri ve ticari ilişkiler ve ittifaklar kurdu.


İngiltere bu süreçte Babıâli’yle anlaşmalar imzaladı. Kraliçe, Sultan’ın kendisine eşitiymiş gibi muamele etmemesine aldırmadan Sultan’la ve Sultan’ın eşi Haseki Safiye Sultan’la mektuplaştı. Sultan’a zamanı için teknoloji harikası bir kurmalı saat-org hediye etti. Hatta Katolik Hıristiyanlara karşın kullanmaları için Müslüman devletlere mühimmat desteği sağladı.


Bu yeni ilişkiler ve ittifaklar İngiliz toplumunda Müslümanlara dair farkındalığı artırdı ve bu farkındalık, oldukça karışık ve kafa karıştırıcı bir şekilde de olsa da, başta Shakespeare'in Othello ve Venedik Taciri eserleri olmak zere, o dönem üretilen çok sayıda kültürel ürüne yansıdı.


… ..

… .. Elizabeth’in tahta çıktığı 1558 yılı (bu yıl aynı zamanda Faslı elçinin doğduğu yıldır … ..

Elizabeth her yıl 17 Kasım’da Windsor’daki yazlık ikametgâhından, Richmond’dan ya da Hampton Sarayı’ndan gelip özenle tertiplenmiş bir törenle Londra’ya girerdi. … ..

… .. Elizabeth yaşlanıyordu. Evlenmeyi ya da bir erkek veliaht belirlemeyi reddetmesi krallığı gerçekleşmesi an meselesi bir siyasi halef kriziyle karşı karşıya bırakıyordu. Daha da kötüsü , tahtına talip güçlü ve enerjik bir genç adamın siyasi meydan okumasıyla karşı karşıyaydı: Yakın zamanda kendisine muhalefet etmeye başlamış eski gözdesi II. Essex Kontu Robert Devereux. Yakışıklı, karizmatik, siyaseten hırslı ve kararlı bir militan Protestanlık yandaşı olan Essex Kontu, ihtiyatlı bir

Monte Kristo Kontu*

... ..

… .. Mektubu yazıp bitirdikten sonra Fernan’a uzattı:

-Oku bakalım, olmuş mu?

Beriki kısık sesle okumaya başladı:


“Sayın Kraliyet Savcılığına,

İzmir’den kalkıp Napoli ve Porto Ferrajo yoluyla Marsilya’ya gelirken, Faraun gemisinin ikinci kaptanı Edmon Dantes, Murat’tan aldığı bir mektubu Elbe adasındaki devrik imparatora vermiştir. Gasıp’tan(Napolyon) aldığı bir mektubu da Paris’teki Bonapartçılar Komiştesi’ne götürecektir. Bu mektup, şu anda, ya üzerinde ya babasının yanında ya da Faraun gemisindeki kamarasında gizlidir.


Tahtın, Kral’ın ve dinimizin sadık bir hizmetkarı tarafından ihbar olunur.”


Danglar:

-Anladın mı Katalanlı? İntikam nasıl alınırmış anladın mı? Şimdi mektubu dörde katlar, bir zarfa koyar üzerine de, “Sayın Kraliyet Savcısına” diye yazarsan; olur biter…

Kadrus, son bir gayretle, başını masadan kaldırmaya çalışırken:

-Olur biter ama, alçaklık denir buna!... Hıh, kralımızın ve dinimizin bir hizmetkarı imiş…

Danaglar:

-Yahu, bu adamın hala kafası çalışıyor!...

-Ne zannettin ya! dedi Kadrus, elini mektuba uzatırken.

Fernan telaşla mektubu ondan uzaklaştırdı. Danglar ondan daha telaşlı idi:

-Şaka, dostum… Bunların hepsi bir şaka…Arkadaşım Edmon’a bir şey olursa, herkesten evvel ben üzülürüm. Bak, ciddi olmadığımı sen de gör…

Yıllar*

 


… .. tipik bir İngiliz orta sınıf ailesi olan Pargiter’lerin 1880’lerden başlayıp 1930’ların sonuna uzanan hikâyesine odaklanıyor. Viktorya dönemi yasakları, ataerkil toplumun baskısı, Birinci Dünya Savaşı, kapitalizm ve üzerinde güneş batmayan bir “İmparatorluk”un altında ezilen üç kuşağın bireylerini birbiri ardına sahneye çıkartıyor.

Durmaksızın değişen bakış açıları, ütopik sayılabilecek bir insan severlik ile kıyasıya eleştirilen düzenden kaynaklanan çaresizlik, “özgürlük ve adaletin” gerçekten mümkün olduğu bir topluma duyulan özlemin yansıdığı satırlarda yan yana geliyor.

Elli yıllık bir zaman dilimini kapsayan aile tarihinden hareketle tek tek bireylerin ve bütün toplumun gelgitleri gözler önüne seriliyor. Woolf, çeşitli yazın tekniklerini kullanarak Yıllarla birlikte yeni bir tür gerçekçilik yaratıyor.


1880

İstikrarsız bir ilkbahardı. Sürekli değişen hava, mavi ve mor bulutlar gönderiyordu yere doğru, Kırsalda, çiftçiler tarlalara kaygılı gözlerle bakıyorlardı; Londra’da, gökyüzüne bakan insanlar şemsiyelerini önce açıyor, sonra da kapatıyorlardı. Ancak nisan ayında böyle bir hava normaldi. Whiteley’s ile Ordu Pazarları mağazalarında çalışan binlerce satış elemanı, tezgâhın diğer tarafında duran farbalı elbiseler giymiş kadınlara zarif paketleri verirken aynı yorumu yapıyordu. West End’de alışveriş yapan insanlardan, East End’de iş adamlarından oluşan sonsuz bir insan kalabalığı kaldırımlarda, durup dinlenmeden yürüyen kafileler gibi geçit halindeydi -durmak için herhangi bir nedeni olan, örneğin postaya mektup vermek ya da Piccadilly’de bir kulübün penceresinden bakmak gibi, herkese öyle görünüyordu. İki tekerlekli veya dört tekerlekli faytonlar, at arabaları durmaksızın, peş

24 Ocak 2023 Salı

İki Şehrin Hikâyesi*

Charles Dickens’ın Fransız İhtilali yıllarını kaleme aldığı; dram, heyecan, gizem ve korku dolu sahnelerle okuru kitaba bağlayan bir roman. … .. 


Magna Carta ile iktidarın yetkilerinin sınırlandığı, ekonomik ve sosyal refah içindeki İngiltere….

Sonsuz yetkilerle donanmış krallığı ile ekonomik ve sosyal patlamanın eşiğine gelmiş, ihtilal öncesi Fransa…


Doktor Manette, on sekiz yıllık mahkûmiyetinin sonunda nihayet serbest kalır ve İngiltere’deki kızı Lucie’ye kavuşur. Sürgündeki Fransız aristokrat Charles Darnay ile gözden düşmüş, parlak İngiliz avukat Sydney Carton’ın yolları ise Lucie’ye duydukları aşk dolayısıyla kesişir. Bu aşk hikâyesi, ihtilâl ateşiyle yanan Paris ve huzurlu Londra sokaklarında nasıl yankılanacaktır?.


Çağ

Zamanların en iyisiydi hem de en kötüsü. Akıl çağıydı, hem de budalalık çağı. İnanç çağıydı aynı zamanda, hem de inkâr çağı. Bir taraftan aydınlık, bir taraftanda karanlık bir mevsim yaşanıyordu. Umudun baharıydı, yeisin kışı. Her şeyimiz vardı ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğruca cennete gidiyorduk, hem de cehennem. Kısaca o çağ bu devre öyle benziyordu ki sesi en çok çıkan otoriteler iyisiylekötüsüyle ikisinin mukayesesinin, sadece üstünlük bağlamında yapılmasında ısrar ediyorlardı.


İngiltere tahtında koca çeneli bir kralla çirkin smzlı bir kraliçe oturuyordu. Fransa tahtında ise yine koca çeneli bir kralla güzel yüzlü bir kraliçe oturuyordu. Her iki ülkede de gününü zevk ve sefa içinde geçiren, bir elleri yağda bir elleri balda devlet adamlarına göre, her şeyin ilelebet böyle gideceği gün gibi aşikârdı. 1775 yılıydı. O ayrıcalıklı zamanda da manevi esintiler İngiltere’de şimdiki gibi kabul görmekteydi. Bayan Southcott de geçenlerde yirmi beşinci yaş gününü kutlamıştı. Muhafız

Orlando*

Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik ve ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren  tarihi bir karakterdir. Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven,hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil,; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli. … ..


Çevirmenin Sunuşu

Kraliçe Victoria’nın ölümünden sonra büyük bir değişim geçiren İngiliz toplumunda eski ve yeni yaşam tarzları ve toplumsal değerler arasında hatırı sayılır bir fark oluşmuştu; bir kısım insanlar Viktorya devrinin (1837-1901) geleneksel değerlerine bağlı kalırken bazıları daha çağdaş ve liberal bir yaşam tarzını seçtiler. Ailevi değerlere saygı, ama bunun  sonucunda zaman zaman ikiyüzlü davranma zorunluluğu, bireyin toplumsal durumundan memnun olup karşı çıkmaması, soylularla sıradan halk arasındaki sınıf farklılığının öne çıkması, cinsel konularda tutuculuk ve evliliğin ne olursa olsun kutsanması, paranın önemi, dar kafalılık, iffet taslama vb. kavramlar şeklinde özetlenebilecek bir hayata bakış açısına karşı çıktılar. Virginia Woolf’un, kendisi ve eşi gibi düşünen felsefeci, sanatçı, yazar ve entelektüellerle birlikte katıldığı Bloomsbury Grubu mevcut toplumsal ritüeller bu karşı çıkışın yoğunlukla somutlaştığı yerdi. Özellikle feminizm, savaş karşıtlığı ve cinsellik konusundaki farklı görüşleriyle öne çıkan Bloomsbury Grubu’nun felsefesi çerçevesinde ve 20. yüzyıl başı Londrası’nda