İşte yine o mütevazı çerçeveli tablonun karşısındayım. Yarın sabah erken ayıla (köy) gitmem gerek.Tabloya sanki bana iyi yolculuklar diyecekmiş gibi, dikkat ve uzun uzun bakıyorum.
Bu tabloyu daha hiçbir sergiye yollamadım. Üstelik onu, avıldan gelen akrabalarıma da göstermiyor, onlardan saklamağa çalışıyorum.Tabloda utanılacak birşey olduğu için değil, bir sanat eseri olmaktan uzak olduğu için.Sade bir tablo, orada görünen topraklar sade.
Tablonun derinliğinde sonbaharın solgun görüntüüüüüüüsü var. Rüzgâr , uzaktaki sıradağların üzerinden hızlı hızlı kayan küçük alabulutları kovuyor. Ön planda, koyu kızıl rente bir pelin bozkırı. Ve bir de
, son yağmurlardan kurumaya vakit bulamamış kapkara bir yol. Aşağıda kuru olan yan taraflarda ama sık bodur ağaçlar görünüyor. Yağmurdan yumuşayan tekerlek izleri boyunca iki yolcunun ayak izleri uzayıp gidiyor. İzler uzaklaştıkça silikleşiyorlar. O iki yolcu , bir adım daha atsalar çerçeveden dışarı çıkacaklar sanki. Bu yolculardan biri… ama duru, olayı biraz baştan alayım.
Çocukluk günlerimdeydi. Savaş başlayalı üç yıl olmuştu. Babalarımız, ağabeylerimiz uzak cephelerde, Kursk ve Orel önlerinde savaşıyorlardı. Daha on beşine basmamış bizler ise kolhozlarda çalışıyorduk. Büyük erkeklerin harcı olan günlük ağır işler bizim zayıf omuzlarımıza yüklenmişti. İş, özellikle hasat mevsiminde çok zor olurdu. Haftalarca eve uğramaz, gecemiz, gündüzümüz tarlada, harmanda veya istasyona tahıl taşıdığımız yollarda geçerdi.
Ekin biçmekten orakların ateş gibi kızardığı o kavurucu günlerden birinde, istasyona yükümü boşaltmış boş arabalarla dönerken, yolumu değiştirip eve uğramaya karar verdim.
Yolun sonundaki küçük tepenin üzerinde, çay geçidinin hemen yanında, sağlam çitlerle çevrili iki avlu vardır. Avluların etrafında kavak ağaçları yükselir. Bunlar bizim evlerimizdir. Bizim iki aile çok eski zamanlardan beri komşu olarak yaşar. Ben, “Büyük Ev ”de oturan ailedenim. İki ağabeyim var, ikisi de bekâr, ikisi de cephede ve uzun zamandır onlardan bir haber alamadık.
Babam yaşlı bir dülgerdir. Her sabah tan ağarırken kalkar, kıbleye dönüp namazını kılar, dülger atölyesinin bulunduğu ortak avluya çıkar ve akşam geç vakit eve dönerdi.






