11 Nisan 2023 Salı

Veba*

Bu güncenin konusunu oluşturan ilginç olaylar 194…‘te Oran’da meydana geldi.

…. ..

16 Nisan sabahı Doktor Bernard Rieux, muayenehanesinden çıktı ve sahanlığın ortasında ölü bir fareyle karşılaştı. O anda fazla önemsemeden hayvanı ayağıyla itti v e merdivenleri indi. Ancak sokağa geldiğinde, bu farenin olması gereken yerde olmadığı aklına geldi ve kapıcıya haber vermek üzere geri döndü. Yaşlı Mösyö Michel’in tepkisi karşısında bu gördüğünün alışılmadık olduğunu daha iyi hissetti. Bu ölü farenin varlığınla yalnızca tuhaf gelmişti, oysa kapıcı için bir rezaletti. Kesinlikle emindi. Apartmanda fare yoktu. Doktor, boşu boşuna onu ilk katın sahanlığında muhtemelen ölü bir fare kanısı olsun inandırmaya çalıştı; Mösyö Michel’in kanısı biraz olsun değişmiyordu. Apartman fare yoktu, o zaman biri bunu dışarıdan getirmiş olmalıydı. Sözün kısası, bir şaka söz konusuydu.

Aynı akşam Bernard Rieux, koridorun iyice dibinde yalpalayan ve ıslak tüylü, büyük bir fare gördüğünde, apartmanın girişinde, dairesinden çıkmadan önce, ayakta durmuş anahtarlarını arıyordu. Havya dengesini arıyormuş gibi durdu, küçük bir çığlıkla çevresinde döndü ve ağzından kan fışkırarak sonunda devrildi. Doktor bir süre onu izledi ve dairesine çıktı.

Düşündüğü fare değildi. Bu fışkıran kan, onu kafasını kurcalayan konuya döndürüyordu. Bir yıldır hasta olan karısı ertesi gün dağda bir dinlenme yerine gidecekti. Ona tembih ettiği üzere, karısını odasında yatarken buldu. Karısı bu şekilde kendini yol yorgunluğuna hazırlıyordu. Gülümsüyordu. “Kendimi çok iyi hissediyorum,” dedi.

Başucu lambasının ışığında doktor yüzünü ona çevirmiş bakıyordu. Rieux için otuz yaşındaki bu yüz, hastalığın izlerine karşın hep genç bir yüzdü, belki de geri kalan her şeyi alt eden şu gülümseme yüzünden.…. ..

… ..

“Veba” sözcüğü ilk kez ağza alınıyordu…. ..

… ..

Castel açık renk gözlerini Rieux’ye doğru kaldırdı. Sonra iyilik dolu bakışını topluluğa çevirdi ve bunun

Aldanan Kadın*

Yüzyılımızın yirmili yıllarında Düsseldorrf am Rhein’da, on yılı aşkın bir süredir dul olan Frau Rosalie von Tümmler, kızı Anna ve oğlu  Eduard’la birlikte, bolluk içinde olmasa da rahat şartlarda yaşıyordu. … … ..  kocasını kaybettikten sonra, on sekiz yaşındaki kızı ve ondan in iki yaş küçük oğulcuğuyla Düsseldorf’a taşınmıştı…. .. 

… .. Şu anda yirmi dokuzunda, yakında otuzuna basacak olan Anna evlenmemişti… ..

… ..

“Anlamlı, kesinlikle anlamlı yavrucuğum,” diyordu. “Profesör Zumsteg beğenecek. Senin üslubunu destekledi, üstelik onda bu resmi değerlendirecek göz ve zekâ da var. İnsanda yeter ki bunun için gereken göz ve zekâ olsun. Adını da ne koydun?”

“Akşam Rüzgârında Ağaçlar.”

“Bu isim, amacının ne olduğunu ima ediyor. Gri-sarı zemindeki şu koni ve yuvarlaklar ağaçları, spiral biçiminde yükselen şu tuhaf çizgi de akşam rüzgârını simgeliyor olmalı, değil mi? ... ..

… ..

… .. Anna’n ın ketumluğu düşünülecek olursa aralarındaki sıkı fıkı ilişkinin tek taraflı olduğu söylenebilirdi; tabii eğer annesi yine de içine kapanık kızının ruh dünyası, bu ruhun gururlu ve acı tevekkülü hakkında her şeyi bilmiyor ve bundan kendi kalbini ona sonuna kadar açma hakkını ve sorumluluğunu çıkarmıyor olsaydı.

… ..

… .. “Ve bir keresinde kızına ciddi ciddi şunu teklif etti: Eğer soyuta meraklıysa ve her şeyin ona çevrilmesi gerektiğini düşünüyorsa kokuları renkleri ifade etmeyi düşünebilirdi.

Rosalie’nin aklına bu fikir ıhlamurların çiçek açma zamanında, yani temmuza doğru gelmişti; dışarıda yolun iki tarafındaki ağaçların gecikmiş çiçeklerinin, birkaç hafta boyunca pencereler açıkken bütün evi tarif edilemez saflık ve yumuşaklıktaki koku büyüsüyle doldurduğu ve Rosalie’nin dudaklarından hayran bir gülümsemenin eksik olmadığı, onun için de yegâne iç açıcı dönemdi. Şöyle dedi: “İşte bunun resmini yapmalısınız,

9 Nisan 2023 Pazar

Kadınlar Tekkesi*

… .. Gece yarısına doğru aşağı kattan yukarıya bu müjde verilince Prenses Peryal acele yerinden kalktı, merdiven başına yürüdü. Telaşlı, heyecanlıydı ama vakarından kaybetmemişti; adımları yine de ahenkli, göğsü gergin, başı yukarıdaydı. Ufak tefek, esmer ve ilk nazarda gösterişsiz olmasına rağmen bu kadın iyi terzi elinden çıkmış koyu renk elbiseleri içinde biçimli vücuduyla az sonra dikkat çeker, tanımayanlara “Kimdir bu kadın?” dedirtirdi.

Peryal’in arkasında iki hanım daha vardı. Biri uzun boylu, yüzünün de vücudunun da hatlarım keskin, alımlı bir kadın: Melal. Öbürü tombul, sarışın, yumuşak bir tip: Memhure. Birincisi müteahhit, ikincisi umum müdürlerden birisinin hemşiresi… Sade ve zarif giyinmiş üç olgun hanım. Bu gece nöbet sırası onlardaydı; Şeyh’in hizmetinde onlar bulunacaklardı.

Bir araya toplanıp merdiven basamaklarının gıcırtısını dinliyorlardı. Ahşap konak, içi dışı tamir görmüş, boyanmış, halılarla bezenmiş olmakla beraber gıcırtıdan ve esnemeden kurtulamamıştı. Üst katta azıcık hızla yürünse aşağı katın avizeleri şıngırdıyor, pencere camları sarsılıyordu. Kapılar hâlâ eşikli ve bazı odalar sedirliydi.

Şeyh Baki merdiven sahanlığında göründü; elli beşle altmış yaş arası, boylu, poslu, sırtı kamburlaşmamış, gayet yakışıklı bir adam… Kırçıl sivri sakallı ve saçları büyük bir itina ile kesilmiş, taranmış; belli ki onlara ehemmiyet veriyor. Sırtında İngiliz kumaşından karyağdılı (*üstünde beyaz benekler bulunan) mükemmel bir elbise. İkinci karısı Afitap Hanım bir basamak ardında yürümekte, durunca mesafeyi muhafaza etmektedir.

Yukarıda bekleyen üç kadın eğildiler. Baki, ahengi tesirli, musiki görmüş bir sesle ve fevkalade nezaketle karşılayanları birbirinden ayırt etmeden dedi ki:

İlyada*


İlyada ve Odysseia, Egeli ozan Homeros’un yaratığı iki büyük destandır. Homeros, sözlü edebiyat geleneği içinde yetişmiş bir ozandı. Bu destanları, İsa’dan önce dokuzuncu yüzyılda yarattığı sanılıyor. Yazıya geçirilişi daha sonradır. Bu İzmirli büyük ozan, İlyada'da Troya Savaşını anlatır. Troya, Çanakkale boğazının beri yakasında, bugünkü adıyla “Hisarlık Tepesi’nde kurulu zengin  bir kentti. Yunan yarımadasından gelen Akhalar’ın saldırısına uğrar. Bu savaşta, yurtları Anadolu'da bulunan Troyalılar ile Akhalar Topluluğu, Yunan yarımadasındaki çeşitli bölge krallarının ordularından oluşmuş bir büyük askeri güçtür. Her kral , kendi gemileri ve adamlarıyla yola çıkmıştır. Bu ordular, Krallar Kralı Agamemnon’un yönetiminde, örgütlü ve birleşiktirler. Güçlüdürler. Akhalar, daha soylu, daha yürekli, daha akıllı ve daha örgütlüdürler.  Savaşı kazanırlar. 24 bölümden ve 16.000’i aşkın dizeden oluşan İlyada, Troyalılar’ın yenilgisiyle sona eren bu büyük savaşın destanıdır. İlyada destanı, ‘Troya Savaşı’nın dokuzuncu yılında, 51 günlük bir süreyi kapsar. Yani on büyük savaşın kısa bir kesitidir. Yazıldığı eski Yunanca aslından yaptığı bu ölümsüz çeviri… ..


Homeros

Homeros kimdir? İnsanlar yirmi beş yüzyıldır bu soruyu evirdiler , çevirdiler, araştırdılar durdular, gene de  bir sonuç alamadılar. Homeros bir bilmece olarak kaldı: onu hiç bilmiyoruz, hiçbir zaman bilemeyeceğiz desek de, biliyoruz.desek de yeridir. İnsanlık tarihinde bir gün geldi ki, sanatçının kimliğini kestirmek için eserine bakmakla yetinmez oldu insanoğlu. Kimdi bu sanatçı, ne zaman doğdu, nerede doğdu, nasıl yaşadı? diye bir sürü soru sormaya girişti. İşte o gün Homeros doğdu diyeceksiniz, evet, ama bilim Homeros’un üstüne, üstü karalı kâğıtları öyle bir yığdı ki, altından Homeros’u bulup çıkarmak güç iş oluverdi. Bir üniversite profesörü : “Homeros sorun mu? 40.000 cilt kitap!” derdi bana. Yani eni konu bilgin

2 Nisan 2023 Pazar

Travnik Günlüğü*


 … ..Andriç yüksek öğrenimini fasılalı, ama üç üniversitede yaptığından dolayı da çok verimli oldu. … ..  Birinci Dünya Savaşı patladığı sırada (Haziran 1914), Avusturya veliahtını öldüren bir delikanlının  mensup olduğu bir Sırp Millî İhtilalci Derneği’nin üyesi (Bosna Gençliği) olarak yevkif edildiği zaman cebinde hapishaneye götürebildiği biricik kitap Kierkegaard’ın iki küçük cildi olmuştu. Onun romanlarında da yer alan akislerini bulduğumuz  kaderci karamsarlığın bir tutkusundan geldiğini sanıyorum. Bir yıl hapis ve iki yıl da Travnik’te oturmaya mecbur olan Andriç 1917 yılında affedilip de serbest kalınca Zagreb'e gitti. Orada kendisi gibi Güney İslavları Birliği düşüncesiyle yoğrulmuş bir dergi çıkardı: Knijevni Youg (Ebedi Güney) , 1918 yılında Hırvat ve Sırpların birleşmelerini ilan eden “Zagrep Millî Konseyi”ne sekreter oldu. Savaşın bitmesi Yugoslavya’nın doğması ile birlikte ona da, Graz Üniversitesi’nde yüksek öğrenimi fırsatını vermişti. Türk idaresi altındaki Bosna -Hersek’te fikri hayat üzerine hazırladığı bir tezle edebiyat doktoru oldu.

… ..

Altı yüz yıllık bir ömrü olan Osmanlı İmparatorluğu’nun hemen çöküşü arifesindeki görünüşünü, Bosna eyaletinin  küçük bir kasabasının perspektifinden , iki dünyanın çatışan insanları ile törensel bağlantılar ve dinî dogmaların baskısı altında kalan yerlilerin yaşayışından çıkardığı gerçeklerle anlatma yoluna giden bu romanın adını, çöküşün Batı’dan görünüşünü ifade etmek amacı l Gün Batarken olarak değiştirdim. Batı dillerine çevrilirken de yapılan bu değiştirmeyi, roman meselesinin bize değinen yönü ile değerlendirmek istedim. ,

… ..


Travnik Çarşısı’nın sonunda, gürül gürül akan serin Sumeç Suyu’nun alt yanında , hangi devirden kaldığı

30 Mart 2023 Perşembe

Son Dünya Düzeni*

Osmanlı İmparatorluğu, tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan birisiydi. Ancak tarihi tam olarak yazılamadığı gibi, eksi ve yanlış yazılmıştır. Bu yüzden Osmanlı tarihi hakkında birçok şeyi bilmeyiz.


Günümüzde, özellikle son 20-25 yılda Afrika’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da kaldırılan her taşın altından Osmanlı İmparatorluğu’nun izleri çıkıyor. Roma İmparatorluğu gibi Osmanlı İmparatorluğu da, tarih sahnesinden kalmasına rağmen tesirleri devam ediyor. Osmanlılar’ın izlediği siyasi ve dini politikalar günümüz dünyasının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Altı asır süren Osmanlı İmparatorluğu, son dünya düzeniydi ve yenisi de kurulamadı.


Fransa’nın Gizli Türkiye’yi İşgal Planı

16.yüzyılda Osmanlı yardımıyla varlığını devam ettiren Fransa, 17. yüzyılın sonlarında Türkiye’yi işgal planları yapmıştı.

İspanya Kralı Şarlken, Fransa Kralı Fransuva’yı 24 Şubat 1525’te Kuzey İtalya’da Pavia Muharebesi’nde mağlup edip esir almıştı. Fransızlar, Şarlken karşısında aciz kalınca Osmanlılar’dan yardım istediler. Kanunî Fransa Kralı’na gönderdiği fermanda, gönlünü hoş tutup, üzülmemesini yakında yardıma geleceğini söylemişti.


Fransa yok olmaktan Kurtuldu

Osmanlılar, Habsburglar’a Fransa’yı hem askerî hem de ticari olarak desteklediler. Fransızlara verilen kapitülasyonlar; bu ülkenin Doğu ticaretinden faydalanmasını ve zenginleşmesini sağladı. Osmanlılar’ın Orta Avrupa’daki faaliyetleri Fransa’yı yok olmaktan kurtardı. Nitekim Kral Fransuva, 1532’de Venedik Elçisine Şarlken karşısında hem kendi ülkesinin hem de diğer bütün Avrupa devletlerinin

21 Mart 2023 Salı

Büyük İskender*

Pers Devleti, Makedonya ve Yunanistan

İskender, 11 Haziran  323 tarihinde Babil’de yaşama gözlerini kapadığında, ardı ardına fethettiği, Nil Nehrinden Himalaya’ya , Balkanlar’dan Hint Okyanusu’na uzanan,  uçsuz bucaksız bir imparatorluk bıraktı. Yaklaşık bin yıl süresince, büyük bölümünde Yunanca konuşulan ve Makedon seçkinlerin yönetimi altındaki bu toprakların yayıldığı alan, önceki Pers İmparatorluğu’nun sınırlarıyla kıyaslanabilirdi. Makedonya, Yunanistan ve Pers İmparatorluğu: İskender birinci ülkenin, Makedonya’nın veliahtı olarak dünyaya geldi, babası Philippos Yunanistan'a hükmetti ve İskender de birbiri ardına düzenlediği seferlerle,


 

Asma Bahçeleri” olması kuvvetle muhtemeldir.


… ..

Babil takvimine göre İskender’in hükümranlığının sekizinci yılı, Aiiaru aynın 29’u idi; bizim takvimimize göre ise 11 Haziran 323 İskender’in ölmünü “Kral öldüğünde hava bulutluydu” diye soğuk, bilimsel bir dille kaydetmiştir.

… ..

Askeri deha

… ..

… ..Kral karmaşık yönetsel problemlerle yüzleşmekten kaçarak hep savaşmayı yeğledi. … ..

… ..

… .. İskender’in çevresindekiler üzerinde uyandırdığı saygı ve hayranlığın yanı sıra, özellikle otoritesinin

sayılmaması karşısında kontrol altına alınması zor öfke patlamaları yaşayan huzursuz yapıya sahip bir

insan olduğunu söylemek de o denkli zor olmasa gerek. Fethettiği bölgelerdeki düzen ve birliğin

sağlanmasına bile bu huzursuzluk engel oluşturuyordu. İskender’in ölümünden sonra, ancak doğaüstü