17 Ağustos 2023 Perşembe

candide ya da iyimserlik*

Voltaire'nin Bahçeleri

Candide’in yayınlanmasından neredeyse iki yıl önce Voltaire, yakınlarından birisine aşağıdaki dizeleri yazmıştı:


“Yaşadığım günlerin tadını çıkarıyorum,

Tam bir özgürlük ortamında,

Ömrümü huzur ortamında tamamlıyorum.

Ona hep hayrandım, ama bağlı kalmadım:

yanlışlarımı gidermesini bildim;

Hem gerçek mutluluğu tanıdım,

Onun için yaşadığım günlerde.”


Filozof , 1775’ten beri, Cenevre yakınlarında, kendi mülkü olan Delices’te üç yaşındayken, rahat ve bağımsız bir ömrün tadını çıkarırken , olaylarla dolu bir yaşamın sonuna yaklaşıyor gibidir. Yanında “krallar, kâhyalar, Cizvitler olmadan, “okuyor, yazıyor, yeğeni Bayan Denis’in eşliğinde dostlarını ya da kendisine uğrayan önemli kişileri konuk ediyor. 1747’de politikada gözden düşmesi, Louis XV’in sarayından kaçması, şimdi artık yalnızca kötü bir anı olarak kalmıştır.. Sevdiği kadın Bayan du Châtelet’in 1749’da ölmesiyle duyduğu acılar, artık sönmeye başlamıştı. Paris, maine Düşesi’nin konağı, Kral Stanislas’ın sarayı ve Kral II. Frederick'in çağrısıyla gittiği Berlin arasında artık mekik dokuyordu, Berlin’deki deneyiminden düş kırıklığı ile ayrılınca, Voltaire artık kralların ve prenslerin çevresinde yaşmak istemez. “Krallara kur yapmayı değil, bahçıvanlarıma homurdanmayı yeğlerim” diye yazıyor 1756’da. Yeni ruh durumunu anlatmak için ilk aklına gelen sözcükler, barış, özgürlük ve dinlenme’dir.

Bu zaman kadar parlak salon yaşamına alışık olan bu kentli, zamanını okuma, yazma ve topluluk halindeki yaşamın zevkleri arasında paylaşırken , öyle anlaşılıyor ki kırsal yaşamın , özellikle de

10 Ağustos 2023 Perşembe

Mutluluk*

Sonra

Kontes, “Sevgili çocuklar, artık yatma vaktiniz geldi,” dedi.

İki kız, bir oğlan üç çocuk ayağa kalktılar ve büyükannelerini öptüler ve sonra, her perşembe olduğu gibi o akşam da şatoda yemek yiyen başrahibe iyi geceler dilediler.

Başrahip Mauduit ikisini dizlerine oturttu, siyah elbiseli uzun kollarını omuzlarına doladı, kafalarını babacan bir tavırla birbirlerine yaklaştırıp alınlarını şefkatle öptü.

Sonra çocukları yere bıraktı. Oğlan önde, kızlar arkada odalarına gittiler. Kontes, “Çocukları seviyorsunuz herhalde baştarahip,” dedi.

“Hem de çok Madam.”

Yaşlı kadın gözlerini kaldırıp rahibe baktı.

“Peki, yalnızlık size hiç acı vermedi mi?”

“Elbette bazen veriyor.”

Sustu, duraksadı, sonra devam etti, “Suradan bir hayat için doğmamışım,” dedi.

“Nereden biliyorsunuz?”

“Ah! Çok iyi biliyorum. Rahip olmak için yaratılmışım, ben de yolumu izledim.”

Kontes hâlâ ona bakıyordu. “Öyle mi sayın Rahip, anlatın bakalım. Bize, biz sıradan insanlara hayatı sevdiren, bizi teselli eden ve ayakta tutan her şeyi reddetmeye nasıl karar verdiğinizi anlatın. Kim sizi evlilik, aile gibi doğal yollardan kaçınmaya itti? Ne çok coşkulu ne de yobaz, ne de hüzünlü birisiniz. Sizi debedi isteklerin reddetmeye iten  bir olay, acı bir deneyim mi yaşadınız?

Başrahip Mauduit ayağa kalktı ve ateşe yaklaştı. Kır rahiplerinin giydiği ayakkabılarını alevlere doğru uzattı. Cevap verip vermemekte tereddüt ediyor gibi görünüyordu. Yirmi seneden beri Saint-Antoine-du-Rocher bucağında hizmet veren beyaz saçlı bir ihtiyardı. Köylüler onun için “Çok dürüst bir adam!” derlerdi.

Gerçekten de dürüst bir adamdı, iyiliksever, samimi, yumuşak ve özellikle de cömert biriydi. Aziz

Hayat Bir Mucizedir*

Yukarı Alpler’de buzulların eteğinde, dağların beyaz tepelerini kesen o çıplak ve kayalık boğazlarda yapılmış bütün ahşap oteller gibi Schwarenbach Oteli de, Gemmi Geçidi’ne gelen yolcuları misafir eder.

Burası, Jean ailesinin gözetimi altında altı ay faaliyet gösterir. Sonra karlar yığılıp da boğazı doldurmaya ve Loeche’e inme imkânını ortadan kaldırmaya başlar başlamaz kadınlar, baba ve üç oğul oradan ayrılırlar; yaşlı kılavuz Gaspard Hari ile ona arkadaş olacak başka bir kılavuzu ve iri dağ köpeği Sam’ı otelde bekçi bırakırlar.

İki bekçi ve bir köpek bu kar hapishanesinde, beyaz ve sonsuz Balmhorn eğiminden başka bir şey görmeden, uçuk ve parıltılı tepelerle çevrili, dört yanlarında yükselen, küçük yapıyı kucaklayan, bu yerde ta ilk yaza kadar otururlar.

O gün de Hauser ailesi, kışın yaklaşması ve inişte tehlike belirmesi üzerine, Loeche ,’e dönüyordu

Giysilerle ağırlıkların yüklendiği üç katır, üç oğulun yönetiminde, önden gitti. Sonra anne Jeanne Hauser’le kızı Louison dördüncü bir katıra binerek yola çıktılar.

Baba, aileyi inişin başına kadar götürecek olan iki bekçiyle birlikte arkadan geliyordu.

Önce, otelin önünde genişleyen büyük taşlık çukurun dibinde, suları buz tutmuş gölü döndüler. Sonra her yanını karlı tepelerin bastığı çarşaf gibi temiz boğazı boyladılar. Bir güneş sağanağı bu buzlu, beyaz ve pırıl pırıl çöle dönüşüyor ve soluk köreltici bir alevle tutuşuyordu. Ne bu dağ denizinde bir hayat belirtisi, ne bu sonsuz yalnızlıkta bir kıpırdama vardı. Buranın derin sessizliğini hiçbir gürültü bozmuyordu.

Genç kılavuz Ulrich Kunsi, iri yapılı ve uzun bacaklı bir İsviçreli, iki kadını taşıyan katıra yetişmek üzere, yavaş yavaş Hauser babayla yaşlı Gaspard Hari’yi geride bıraktı.

Genç kız onun gelişine bakıyor, üzüntülü bir gözle adeta onu çağırıyordu.

Bu, uzun zamanlar buzlar arasında kalış yüzünden süt beyaz yanakları ve solgun saçları

31 Temmuz 2023 Pazartesi

Sefiller *


 Mösyö Charles-François-Beienvenu Myriel,1815 yılında Digne Piskoposu’yken yaklaşık yetmiş ‘deki yaşında bir ihtiyardı. 1806 yılından beri Digne’deki bu görevi yürütüyordu.

Sözünü edeceğimiz ayrıntı anlatacaklarımla uzaktan yakından ilgili değil belki ama piskoposluk görevine getirildiği sırada hakkında kulaktan kulağa fısıldanan, aslına bakılırsa hepsinin doğru olması mümkün olmayan çeşitli söylentiler ve dedikoduları aktarmanın gereksiz olduğunu da iddia edemeyiz. Doğru ya da yanlış, bir insan hakkında söylenenlerin o insanın hayatında ve çoğunlukla da kaderinde, yaptıklarından daha çok etkisi vardır.

Mösyö Myriel, Aix Parlamentosu üyelerinden birinin oğluydu, yani soylu bir aileden geliyordu. Oğlunun kendi yerine geçmesini hayal eden babasının onu genç bir yaşta, on sekiz ila yirmi yaşları arasında evlendirdiği söyleniyordu. Bu parlamenterlerin aileleri arasında oldukça yaygın bir âdetti. Söylentilere bakılırsa, Charles Myriel hakkında, evlendikten sonra çok sayıda hikâye dolaşmıştı. Oldukça kısa boyuna rağmen zarif, kibar, esprili, göz alıcı bir delikanlıydı. Hayatının ilk döneminin önemli bir kısmını sosyete ve eğlence dünyasında geçirmişti.

28 Temmuz 2023 Cuma

İzlanda Balıkçısı*

Breatagne bölgesindeki Paimpol kasabasında her avlanma mevsimi öncesinde hummalı bir çalışma vardır. Denizcilerin muşamba giysileri, lodos şapkaları dikilir; oltaları onarılır, yanlarına alacakları erzak hazırlanır… Yıl ikiye ayrılır: balıkçıların kasabada olduğu aylar ve denize gittikleri zamanlar… Onlar yokken ne kadar kaygılı bir bekleyiş egemense döndüklerinde de o kadar mutluluk vardır ( ya da dönemeyenlerin kasabanın üzerine çöken matemi)...


Romanın fonunda bir balıkçı kasabası olsa da İzlanda Balıkçısı üç aileye odaklanır: Kuşaklar boyu denizci olmuş Gaos’lar, Moan’lar zengin bir aile olan Mevel’ler… Gaos’ların yakışıklı ve mağrur oğlu Yann, Mevel ailesinin güzeller güzeli kızı Gaud, yaşlı büyükannesiyle yaşayan Yann’ın yakın arkadaşı Sylvestre. Maud ile Yann arasında uzaktan uzağa süren aşkın tek engeli, aralarındaki sınıf farkıdır. “Paris görmüş” Gaud aşkı için her şeyden vazgeçmeye hazırdır ama Yann’dan umduğu karşılığı göremez. Yann ise kendisinden katbekat  zengin bir kıza olan aşkını bir türlü açığa vuramaz.


Denize dair bütün kitaplarda olduğu gibi başkahraman denizdir… Deniz hem hayatın hem de ölümün sebebidir. Her zaman son sözü söyleyendir…. 

… ..

Deniz ve salamura kokan, loş bir bölmede dirsek dirseğe vermiş içen irikıyım beş kişiydiler. Boylarına göre oldukça alçak olan bu barınak, içi boşaltılmış (ilk paragraftan itibaren romanın anıtsal kurgusuna hazırlık niteliğindeki bu hayranlık uyandıran “İçi boşaltılmış martı” imgesinin altını çizmemek elde değil. Balıkçı gemisinin “barınağı” (daha şimdiden “burada yatıyor” cümlesinin yankısı olarak işittiğim) o andan itibaren içi boşaltılmış bir beden gibidir. Denizciler bedensel bir kılıfın boşluğunda yaşamaktalar-YN) büyük bir martı gibi uzayarak uca doğru daralıyordu; tekdüze bir sızlanmanın eşliğinde, uyku yavaşladığında hafif hafif sallanıyorlardı.

Dışarıda deniz ve gece olmalıydı fakat bulundukları yerden pek anlaşılmıyordu: Tavana açılmış tek açıklık, tahta bir kapakla kapatılmıştı; adamaları, yukarıdan sarkan lambanın titreşen ışığı aydınlatıyordu.

Bir mangalda ateş yanıyor; kurumakta olan ıslak elbiselerinin üzerinde tüten buharlar, kilden

21 Temmuz 2023 Cuma

Denemeler*

… .. Stefan Zweig ölmeden kısa bir süre önce 1942’de Montaigne hakkında şunları yazmıştır:


“İleri görüşlülüğüne ve ruhunun derinliklerine kadar onu sardsan merhametine rağmen insanlığın zaman zaman içine düştüğü çılgınlık dönemlerinden birine tanık olmak zorunda kaldı. Montaigne’nin hayatının asıl trajedisi budur.”


Farklı kültürlerin kanunlarını, ahlakını ve dinlerini kabul etmeyi bilen Montaigne tam bir hümanizm taraftarıdır. Ama yine de yazıları Rönesans’ta pek rastlanmayan bir karamsarlık ve septisizm içerir. Septisizim, stoacılığı vr kişisel deneyimlerini karıştıran Montaigne, gerçek bir yaşama sanatı icat etmiş bir bilge olarak kabul edilir.


Denemeler’i okuyan bir insanın durup kendine bakması, kendini ve hayattaki amaçlarını sorgulamaması neredeyse mümkün değildir:


“Gerçekten başkaları için değil, kendi için düşünen, düşüncelerinin dökümünü yaparken onları hiç art niyetsiz tartan, genişleten, eleştiren bir adam. Montaigne'i okurken şüphe etmek, demir dövmek kadar zor iştir.

Alain, 1920


“İlk olarak 1580’de iki kitap halinde yayımlanan Denemeler’in üçüncü cildi, 1588’de yayımlanmıştır. Ama Montaigne ölümüne kadar eserini düzeltmeye, eklemeler ve çıkarmalar yapmaya devam etmiştir. Bu yüzden kitabının her baskısı birbirinden farklıdır.

107 bölümden oluşan bu üç kitaplık eseri seçmeler halinde yayımladık. Uçsuz bucaksız bir dünyada gezinen bu kitabın en önemli özelliklerinden biri de okuyucunun okumaya baştan başlamasına gerek olmamasıdır.

19 Temmuz 2023 Çarşamba

Tesla*

Bu dünya nedir?

Peki ya varoluşun amacı nedir?

Bu gibi sorular Milutin Tesla’nın kafasının içinde kedi yavruları gibi oynaşırken , kendisi o son, korkunçsoryya takılıp kalmıştı: Ne nedir? Tam bu noktadarahibin düşünceleri sustu ve başı dönmeye başladı.

İnsan beyni pragmatiktir; bir nevi makine esasında, diye bir neticeye vardı Milutin. Yayı alıp enstrüman gibi çalabilirsin fakat aynı şeyi testereyle yapamazsın. Testere ağaç kesmek içindir.

Öğrencilerine tereddüt etmeyi bırakıp karar vermeleri gerektiğini söyledi. “Mesela ben, askeri okulu tam da mezun olmak üzereyken bırakıp rahip olmayı seçtim,” dedi

Milutin’in ilk görev yeri, çoğu Sırp destanında bahsi geçen rüzgârlı şehir Senj’deki bir kiliseydi. Oradaki cemaatine,”Sizden ricam - ki bu sizin hayrınızadır- görgü fukarası olmayın. Sizler, kendilerine sağduyu bahşedilmiş insanlarsınız. Bu nedenle, ilerleme ruhunu kucaklayın. Özgürlüğe ve kardeşliğe odaklanın, “deyip durdu.

Cemaat ise rahiplerinin kendilerini aydınlatmaya yönelik çabalarını görmezden geliyordu. Onu iç bayıltıcı vev bilhassa da gülünç olmasından yakınıyorlardı. Onlara kalsa rahibi rahasızlıklarının sorumlusu yine kendisiydi; bunu bahane ederek onu kovmak istediler. Rahip ise onlar gibi insanlarla muhatap olmanın herkesi hasta edeceği cevabını verdi.

“Sizce burada olmanın bana bir getirisi var mı?” diye sordu onlara iğneleyici bir şekilde. “Besarabya’ya taşınsaydım daha kötü durumda olmazdım!” dedi.

Fakat Baserabya yerine Lika’daki Smijan köyüne tayin edildi Peder Milutin. Burada kaldığı süre boyunca ölüm döşeğindekilere son dualarını etmek için atına atlayıp gitmekten hiçbir zaman geri durmadı, kurtların gözüyle aydınlanan kış gecelerinde dahi… Uzun bir yolculuğun ardından, vizon mantosunun üzerinde biriken karları silkeleyerek hasta adamın kulübesine girdi. Yatağa yaklaşıp ölüm döşeğindeki adama doğru eğilerek alçak bir sesle, “Şimdi kalbini bana açabilir ve omuzlarındaki yükün ne olduğunu