5 Eylül 2023 Salı

Sorun Çağının Anatomisi*


 

 … ..    Descartes’in “düşünüyorum öyleyse varım”vcîz önermesinden ‘bilncindeyim”, ‘bilincinde olduğum sürece varım!’  manası çıkarılmasın lâzım. Nihâyetinde komada biri, ‘kişi’ değildir. O, olsa olsa bir dirim varlığıdır. Fizyolojik faaliyetleri devam ediyor olabilir; ama kişi değildir. Kişiyi belirleyen bilincidir. Bilinci oluşturansa, kişinin yaşanmışlıkları, tarihini teşkil eder. Tarihini aktaran yazısıdır. O yazı gitti mi tarih bitiyor. Zâten yazımızın ortadan kaldırılmasının sebebi buydu. Tarihimizi silmekti. Tarih silindi mi, toplum bilincinden bahsedemeyiz artık.


Sekiz asırlık tarih birden yok oldu.

Birden yok oldu.

“Felsefe-Bilim”e ramak kalmışken isimli makaleniz de bu çerçevede yapılmış bir çalışmanızdı zannediyorum.


Evet aynı hedefe yöneliktir. Yazının değişmesiyle birlikte medeniyetin en üst seviyesi demek olan felsefe sistemini kurma imkânını kaçırdık. 1890’larda o noktaya yaklaşmışken bu imkânı görünür bir gelecek için yitirilmiştir. İleride kendine Türk diyen yeni bir toplum doğabilir. O ttoplum yüzyılların tecrübe birikimini Felsefe de neyimize?

… ..

… .. Okuduğunuz eserlerden hareketle doğrudan doğruya bir şey kuramayabilirsiniz. Ne var ki önemli olan, okunan eserlerin olağanüstü dikkat yoğunlaştırmasına götürmesi ve birer esin kaynağı olmasıdır.

… ..Kalabalıkta dikkati derinleştirmek, yoğunlaştırmak zordur. Bundan dolayı büyük işlerin başarılmasında, özellikle de düşünce yapılarının oluşturulmasında disiplin şarttır. Günümüzde sıkıdüzen, yânî disiplin en

1 Eylül 2023 Cuma

Hafazanallah!*

Kitabın arka kapak tanıtımında Alev Alatlı; “Gelin, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzyıllar önce sahneye konulan Yeni Dünya Düzeni’nin ‘tek din’ ilkesinin ete kemiğe büründürülmesi sürecinden söz edelim. Yeni Dünya Düzeni’nde mevzubahis olan ‘tek din’ Yahudilikle Hıristiyanlığın füzyonu olan Evangelizm’dir. Evangelizm’in ne olduğunu bilmezsek, Amerika Birleşik Devletleri’nin niye bu kadar ısrarla ve kayıtsız şartsız İsrail’i desteklediğini anlayamayız. ABD’nin Irak’ta, Orta Doğu’da, hatta Kara Afrika’da ne yapmak istediğini de doğru okuyamayız. Eski Ahit’te eritilmiş, tevhit edilmiş Hıristiyanlığın temellerinin daha 1867’de kurulan ‘Kiliseler Konseyi’ tarafından atıldığını bilesiniz.


ABD’nin İsrail düşkünlüğü, jeopolitik çıkarlarının ya da daha şimdiden alternatif enerji kaynaklarıyla ikame edilme yolundaki petrolün ötesinde spiritüel bir tutkuya dönüşeli  nicedir. Bir Amerikan Yerlileri eksikti diye düşünürüm, bir de Reis Tekumseh’in kemiklerinin sızladığını. (...) Her neyse. Dilerim bari siz siz olun, Orhun Yazıtları’nı arada bir okuyun. Okuyun ki, ‘kalıtımsal haslet’ dedikleri üstenciliğin bizdeki karşıtlığının  ‘kut’ olduğunu kendi gözlerinizle göresiniz ve ‘Kutlu olsun’ dileğimizin ‘Tanrı’nın yolundan çıkılmasın’ temennisi olduğunu idrak edesiniz. Bizde ‘üstünlük’ Kaan’da (veya Kağan’da veya Hakan’da veya Erkin’de veya …) değil, bilge, alp, adil ve erdemli olandadır. Bilge Kaan töeye ters düşmeyegörsün, ‘Tanrı ‘kut’u geri alır. Bunun için denmiştir, sel gider kum kalır, il gider, töre kalır.


İlk müstemlekecilere dairdir…


James’in dini muhaliflerini hapsettiği, ağır para cezalarına çarptırdığı 1630-1643 yılları arasında, Cotton Matfher’in babası Increase Mather’ın(1639-1723) bulunduğu yirmi bin Püriten, Amerikan müstemlekelerine müteveccihen İngiltere’den ayrıldı. Anglikan nizamıyla ilişkilerini kesen bu insanlar, Yeni Dünya’da münferit cemaatler oluşturdular.

30 Ağustos 2023 Çarşamba

Rotterdamlı Erasmus*

… ..

Erasmus biyografisinde Zweig, Batı hümanizminin kuuuuurususu ve hümanistlerin en büyüğü sayılan bu adamın yaşadığı zaman parçasıyla, yani on beşinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla geçiş dönemi ile kendi yaşadığı dönem arasında koşutluk kurmuş, insanlık idealleri açısından da kendisini bir anlamda Erasmus’la özdeşleştirilmiştir.Aslında bu özdeşleştirme, her ikisinin kişilikleri karşılaştırıldığında, gerçekten de yerindedir. Her türlü zorlamayı yadsıyıp her koşul altında iç özgürlüğünü koruma uğrunda çaba harcamak, kimsenin efendisi olmaya kalkışmamak, fakat kimseye de boyun eğmemek; her türlü taraf tutmadan, özellikle de içine zorbalığın karıştığı çekişmelerden kaçıp kendi kitaplarının dünyasına sığınmak; hiçbir sav ya da düşünce baştan düşmanca yaklaşmamak, ama her savın ya da düşüncenin karşısına dikilmek, Bütün bunlar, gerek Ersamus’un gerek Zweig’in kişiliklerinde birbiriyle bütünüyle örtüşen niteliklerdir. Rotterdamlı Erasmus; Zaferi ve Trajedisi’nin asıl önemi, Zweig’in 1936 yılında kaleme aldığı Calvin’e karşı Castellio ya da Zorbalığa Karşı Özgür Düşünce gibi, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı anlamını taşımasıdır. Bu iki eserinde Zweig, Almanya’da Nazi egemenliğinin resmen başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin artık kan be ateşle susturulmaya başlandığı  bir dönemde zorbalığın karşısında düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısında bireyin insan olarak kutsallığını ve dokunulmazlığını  son bir kez savunmayı denemiştir.  Erasmus biyografisinin Avrupa’da, altmışlı, yetmişli yıllarda, öğrenci hareketlerinde başladığında da kapışılmış olması, eserin, özgür düşüncenin bayraktarlığını yapma işlevinin Nazi İmparatorluğu’nun son bulması ile naokatlanmadığınınj kanıtıdır.

… ..

… .. bütün Avrupa uluslarını bilimlerin ve sanatların çatısı altında birleşen tek bir toplum olarak görmeyi en yüce ideal bilmişti. İnsanoğlunu istediği ve amaçladığı takdirde aklın her zaman zafere ulaşacağını, öldürmelerin ve kargaşaların ise hep akıl dışı kalacağını savunan Erasmus, bu çerçeve içerisinde bireyin tinsel düzeydeki mutlak bağımsızlığını sağlamaya katkıda bulunmayı da temel ilke saymıştı. Erasmus, tarihin genelde adalet kavramına yabancı kalan sayfaları arasında neredeyse kaybolup giderken, en

23 Ağustos 2023 Çarşamba

Osmanlı'nın Valide Sultanları*

Günah ve sevabın ne olduğunu hepimiz biliriz. Bilmesine biliriz de çoğu kez aramadan, araştırmadan, aklımızın kontrolünden geçirmeden ağzımıza geleni söyleriz.

Hepimiz, Âdem ile Havva’nın çocukları olduğumuzu biliriz ve ayrımcılıktan geri durmayız.

Yine hepimiz, kendi dinlerini terk edip de İslam’ı tercih edenlere itibar ederiz de ucu şahsımıza dokunduğunda karşı tarafın haklı veya haksız olduğunu düşünmeden o kişiyi aşağılamaktan geri durmayız.

Yine hepimiz biliriz ki, hiçbirimizin anne ve babamızı seçme hakkımız yoktur. Anne ve babamıza bazı yönlerden benzememize rağmen onlardan çok farklı olduğumuzu biliriz.

Yine bazı mürekkep yalayanlar, semavi dinler öncesi putperest olduğumuzu, ancak birkaç yüz yıl öncesini hatırlayarak bilirler. Yani MÖ 620 tarihinden önceki zamanlarda “ne Araplar Müslüman’dı ne de biz Türkler.

Buraya nereden geldim?

Çok aklı başında insanların bile, padişah anneleri aleyhinde konuştuklarını, onların yaptıkları entrikalardan söz ettiklerini duydum. Bu konuda pek çok kitaplar yazılıp çizildi.

Oralarda, “Zaten onlar…” diye başlanır, sonu gelmez. Tenkitler yapılır, padişahlar suçlanır, zaaflar unutulur ve hepsi karalanır.

Hepimiz, hunharca yapılan kardeş katline karşıyız. Osmanlı Tarihi’nin bu kanlı sayfaları canımızı yakar. Ancak ülkenin geleceği için bu katliamların affedilecek bir tarafını da unutmamak gerekir. Saltanatta söz sahibi olmak isteyen kardeşler arası kavgaya taraf olan orduların nasıl yok olup gittiklerini, binlerce ocağın söndüğünü de hepimiz biliyoruz.

Niyetim, ne Osmanlı hanedanını göklere çıkarmak, ne de aşağılamaktır. Benim yapmak istediğim şey sizlerin, “Selden sonra geriye kalan kuma, yani Osmanlı medeniyeti”ne dikkatinizi çekmektir.

Onlar bizlere dünyanın takdir ettiği eserleri bıraktılar. Hanlar, hamamlar, çeşmeler, kervansaraylar, hastaneler, köprüler gibi. Yazdıkları değerli kitapları, dünyanın takdirini kazanan “Devlet Arşivleri”nde

Kavalalı Mehmed Ali Paşa- Son Firavun*


Mehmed Ali’nin Mısır’da attığı uygarlığın tohumlarını Fransızlar attılar.Napolyon’nun art arda gelen zaferleri, İslam’ın karanlığına sızdı ve barbarlıkta bir çatlak oluşturdu.

Chateaubriand, Memories d’oure-tombe. Cilt III


Her şey çok zaman önce, XIII. yüzyılda Mısır’da hüküm süren son Eyyubî Sultanı El-Salih döneminde başladı.

Melikkü’s-Salih, Cengiz Han’ın oğlları yönetimindeki Moğol istilasına karşı ülkesini korumak ve ordusunu büyütmek amacıyla köle getirtmeye karar verdi. Bu hareketiyle üç yüz yıl önce başka bir sultanın, Ahmed bin Tolunûn açtığı yoldan gitti. 

Zararsız görünen bu kararıyla yeni bir hanedanın, Memlüklülerin (1*sözlük anlamı köle) tarih sahnesine girmesini sağladı.

Bu genç kölelerin büyük çoğunluğu Azak Denizi ve Karadeniz kıyılarından, Kafkas Dağları’nın güneyinden ve kuzeyinden devşiriliyordu. Sadece bir askeri eğitim almakla kalmıyor, orduda ya da yönetimde onları bekleyen görevlere hazırlayacak genel bir öğrenimden de geçiriliyorlardı.(2* Bu sistemin temeli, Memlük askerinin evi”ne duyduğu bağlılığa dayanır. Politik anlamda kaderi şefininkine sıkı sıkıya bağlıdır. Başarılı geçmişe sahip bir “ev”e üye bir Memlük, emir ya da sultan rütbesine kadar yükselebilir. Ancak bunun için büyük bir dayanışmanın yanı sıra rakip “evle”1e karşı şiddet kullanması da gerekebilir. Bu yöntmin ana prensibi, Roma İmparatorluğu’nda uygulanmış yöntemlerle paralellik gösterir: verasetin var olmaması. Böylelikle Memlük çocukları yönetimde ve orduda görev alamadılar. Yine de, özellikle 1290-1382 arasında bu kuralın bozulduğu görüldü, bu dönemde Sultan Kalavuz’un on yedi vârisi tahtta birbirlerini izledi.)

22 Ağustos 2023 Salı

Çerkesler Tarihi*

Kısa  Çizgilerle Çerkeslerin 1000 Yıllık Tarihi


MÖ V yy. Meot boylarından olan Sindler, kıyıda Anapa ve Tamam yarımadası arasındaki alanı da kapsayan Kubana yayılan büyüleyici Sindika uygarlığını kurdular.


MS 480 Doğu Kırım’da başkenti Kerç olan Panticapaum olmak üzere … …  Bu … devlet Grekler ve yerel  Çerkesler tarafından yönetilmiştir. … .. 


MÖ.450 Çerkes -Sindika krallığı Grekler tarafından kurulan Bosporan Krallığı hakimiyeti altına girdi.


MÖ.438 Çerkesler … .. Bosporan krallığı yönetimini ele geçirdiler.



MÖ. III Yüzyıl Meteot Gölü (Azak Denizi) çevresinde yaşayan Mıvıtlar (Meteotlar)... .. 


MÖ. 2. yy. İskitlerin ardılları olan Sarmatlar  Çerkes topraklarına yayılmaya başladılar.


MS. I.yy. Batı Kafkaslarda  Çerkes liderlerinden Stakhemfak önderliğinde Zixhia kabile birliği kuruldu.


MS. 2.yy. Zixhia Kralı Stakhemfak Roma İmparatorluğunun egemenliğini tanıdı.


MS. III yy. Gotlar Karadeniz’in kuzeyine yerleştiler.