… ..
Sevda ve Sedat üniversite yıllarından beri birlikteydiler. Diplomalarını alır almaz evlenmişler, yüksek lisans yapmaya yurt dışına gitmişler, yıllar önce evlat kaybetmenin acısını birlikte göğüslemişler, pek çok çifti ayırabilen o büyük acı, onların birbirlerine olan sevgi ve anlayışlarını perçinlemişti. Karşılıklı itimatları tamdı ama her ikisinin de elbette bam telleri vardı ve birbirlerinin bam tellerine dokunmamaya itina gösterirlerdi. Bu yüzden Sevda neredeyse on güne yakın bir ayrılıktan sonra kocasını bir tartışmayla karşılamayı hiç istemiyordu!
Sedat milletvekilliğine adaylığını koyduğundan beri evlerinde, on yıl öncesine kadar gül gibi geçinen karı-koca evlerinde, birbirlerini onca incitmemeye dikkatlerine rağmen, sırf siyaset yüzünden atışır olmuşlardı.
Ama öyle bir an gelmişti ki artık, genel manzarayı yüksekten bakamayan biri nasıl göremezse; neresinden bakılsa görmezden gelinemeyecek ortamda, Sedat hak vermişti karısına.
İstanbul’da bir şirketten gelen, gizli tutulmasına dikkat ettiği iş teklifine sıcak bakmıştı. İmzayı dönüşündeki istifa sonrası atacaktı elbette ama duyulacak diye de ödü kopuyordu… Hele muhalefetten birinin kulağına gidecek olsa, mazallah!
Sevda işi kabule kocasını yüreklendirmek için elinden geleni yapmıştı. ama yolculuğa çıkmadan bir gün önce Sedat yine tereddütlere düşmüştü. Eğer sürüden ayrılmaktan korkuyorum ya da gemiyi batarken kaçmayı kendime yediremiyorum, dese, anlayışla karşılamaya çalışırdı ama neymiş, daha önce hiç özel sektörde çalışmadığından özel sektörün şartlarına, temposuna uyum sağlayabilir miymiş?
Lafa bak hele, sen sabahlara kadar süren oturumlara ayak uydurdun!
Neredeyse emeklilikleri yaklaşırken (yok artık, henüz ne emekliliği?) alıştıkları hayatı, eşlerini dostlarını bırakmak zor olmayacak mıymış?
Bu zor bırakılacak eş dost arasında Sevda’nın kafasına kocasıyla aynı komisyonda çalışan o pek





