14 Mart 2017 Salı

Ve Kadın Erkeği Yarattı *

Erkeklere Fısıldama Sanatı
-Arka kapak tanıtımında: “ Dikkat dikkat erkeğini yönetmekte sorun yaşayan tüm kadınlar!
            Hayatımızı paylaştığımız erkeği hayalimizdeki “Bay Mükemmel’e dönüştürebilmek için çaresizce çırpınıp duruyoruz. Dırdır ediyoruz, aşırı talepkâr oluyoruz, durmadan eleştiriyoruz, sinirlenip aklımıza gelen her şeyi yanlış zamanlarda ve yanlış yerlerde söylüyoruz. Bu süreç sinir sistemimizi altüst etmekle kalmıyor, hayatımızı da adeta cehenneme çeviriyor.Üstelik tüm bunlar erkeğimizi harekete geçirmediği gibi bize karşı daha da fazla bahane üretmesine ve bilenmesine sebep oluyor.
            Sonuç olarak kavgalarla dolu bir ilişkiye mahkum iki insan haline geliyoruz.
            Oysa ki tek dileğimiz, erkeğimize istediğimiz her şeyi yaptırabilmek ve içinden bir “Beyaz Atlı Prens” çıkarmak. Bu o kadar zor olmamalı, değil mi?
            Değil zaten! İlişkinizi kurtaracak, erkeğinizin istediğiniz her şeyi yapmasını sağlayacak bir sistem geliştirdik: Erkeklere Fısıldama Sanatı!
-İlişkinizin seyrini değiştirmenin sırrı sizde; erkek arkadaşınızla kurduğunuzu iletişimde kullandığınız sözcükler ile başlar ve yine sizde biter. Erkeklere Fısıldama Sanatını öğrenmek, eskisinden farklı düşünmeye, konuşmaya, davranmaya başlamak demektir.  ... ..
-İma etmeyi unutun. ... .. Fısıldama tekniği ziihin okumaya yer vermez. ... ..
-İltifatlar çok işe yarar. ... ..
-Kadınlar takdir ettiklerini göstermedikçe, erkekler kendilerini reddedilmiş hisseder. Takdir gördüklerinde ise, sevildiklerini hisseder ve size daha çok sevgi gösterirler. ... ..
Dişil bir iletişim tarzı kullanmak

24 Şubat 2017 Cuma

Kadın ve problemleri *

-Kitap 191 sayfa.itabın arka kapak tanıtımında; “Toplumun en kutsal kurumu olan ‘aile’deki sarsıntıların giderilerek onun yeniden yapılanması için tez elden en verimli çalışmalar yapılmalı.Koyuğu kâidelerle adeta ‘Model Aile’yi önümüze seren en iyi ‘Rol Model’ şanlı peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamdır.Onu  hayatı günümüzde , yaralı ailenin dermânıdır.
-Bugün gelişen dünyadakadının konumu, duruşu, statüsü,sosyal hayattaki yeri yeniden biçimlenmeli . Hak ve hukûku çiğnenen , iffetiayaklar altına alınan, sömürü aracı olarak kullanılan, ezilen ve zuulme uğrayan kadının çözümlenmesi gereken yığınla problemi mevcuttur. Hem ev içinde hem ev dışında çalışan hanımların kadın, eş, ve anne olarak sorunları, sıkıntıları, sancıları vardr. Bunlar görmezden gelinemez. Toplumda diğer kadınlarla aynı dertleri yaşayan başörtülü hanımlar ayrımcılığa tâbi tutulamaz. Başörtüsü Müslüman kadının dîni Şîârıdır, onsuz olamaz. Başörtülü kadınların onuru zedelenemez. İkinci sınıf muamelesi göremez. Onlar da bu toplumun vazgeçilmezleridir ve her türlü vatandaşlık haklarından faydalanmaları gerekir. Yönetimlerde halkın mutluluğu hedefetir. Kılık kıyâfet veya zihniyet ayrımcılığı yapılamaz ve kabul edilemez.
-Yarının büyükleri bugünün küçüklerini yetiştirmek bugün çok emek istiyor.Eski terbiye metodları çağın donatılarıyla yeniden tesis edilmelidir. Ebeveynler çocuklarını yaş sürecine göre ruhsal ve bedensel olarak mutlaka tanımaları lâzımdır. Çocuk bulunduğu tüm ortamlarda tâkip edilmelidir. Eğitimde takip şarttır.
-Geleceğin teminatı gençlerle doğru iletişimde olmak onların problemlerini bilmek ve anlamak gerekiyor. İçinde yaşadığımız toplumdaki gençlerin şimdiki hâline bakarak geleceğimizi nelerin beklediğini görebiliriiz. Aydınlık yarınlar için bugün gençlere sahip çıkmak elzemdir.
-Toplumda her birey eğitimli, kültürlü ve saygın olmak için okumalı. Özellikle annelerimiz çocuklarına iyi rehberlik yapmaları ve hızla akan çağı doğru yorumlamaları için onların da mutlaka okuması gerekmektedir.” vurgusu yapılıyor.
-Kitaptan kısa alıntıları paylaşalım:
 Kutsal aile kurumu
-... .. Modern çağdan kopamayız.Bugün içinde yaşadığımız çağdaş dünyanın sorunlarına yepyeni çözümler üretmek

21 Şubat 2017 Salı

Türkiye ve Arap Baharı *

-On beş Temmuz alçak kalkışmasının arka planındaki isimlerden birisi olduğu iddialarının hedefindeki isimlerden birisi olan Graham Fuller ilginç yorumlar yapıyor. Kitap484 sayfa. Satır aralarında FETÖ lideri Gülen hakında olumlu kanaatlerini paylaşan, hatta son bölümlerde yaşadığımız alçak girişimin ipuçlarını da veriyor.
 -2011’de otoriter yönetimlere karşı bir özgürlük, demokrasi ve haysiyet arayışı olarak başlayan Arap Baharıi sadece uzun yıllardır müzmin sorunlarla boğuşan Orta Doğu’da değil, tüm dünyada heyecan yaratmıştır. Ancak çok geçmeden bu gelişmeler bahardan çok kışı andıran bir siyasal ve toplumsal karmaşaya dönüşmüştür. Hatta Suriye gibi örneklerde kanlı bir iç savaş ve büyük güçlerin Suriye topraklarında yürüttüğü vekâlet savaşlarına ve küresel bir mücadeleye dönüşmüştür.
-Orta Doğu’daki be geniş çaplı ve derin sarsıntılar esnasında bilhassa ABD gittikçe etkisizleşmiş, bu ise bölgede bir liderlik arayışını daha güçlü bir şekilde gündeme getirmiştir. Bir kez daha derin bir karmaşa içindeki Orta Doğu’da bir rol model ülke arayışında gözler önce Türkiye’ye çevrilmiştir.  Birçoklarınca otoriter yönetimlerden kurtulma mücadelesi veren Arap halklarına Trkiye’nin siyasi-iktisadi dönüşümü ve kurduğu model örnek olarak sunulmuştur.
-Tabii hem Orta Doğu’da hem de Türkiye’de her şey çok büyük bir hızlagelişmekte ve değişmektedir. O kadar ki, dünyanın sayılı Orta Doğu uzmanlarından olan Graham Fuller’in bu kitabı kaleme aldığı sırada yaşananlar ile Türkçe baskısının yayına hazırlandığı dönem arasındaki gelişmeler bile yeni bir kitap konusu olabilir.  Ancak tüm bu yerel ve bölgesel aşırı dinamizme rağmen Fullerin ferasetli analiz ve öngörüleri Arap devrimlerini ve Türkiye’nin bu kompozisyon içindeki konumunu net ve ufuk açıcı şekilde göz önüne sermektedir. Görüşlerine katılsak da katılmasak da, Fuller’in tespit, tahlil ve önerileri üzerinde ciddiyetle durmayı hak etmekte, Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmektedir.

19 Şubat 2017 Pazar

İmamların Öcü *

 - Gazeteci-yazar Yavuz Selim Demirağ; Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Cemaat yapılanmasını, dünü ve bugünüyle anlatıyor. Kitap 15 Temmuz hain girişiminin öncesinde yayımlanmış. Uzun süre iktidarın nimetlerinden faydalanan “Paralel Yapı”nın darbeye giden sinsi hazırlıklarını açığa çıkaran kısa alıntılarla paylaşalım;
-... .. Birilerinin “Asrın kutbu dediği...” Sait Nursi’yi iyi tanırdı. Sürekli onun İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyeliğini ... .. anlatır...
-Cumhuriyet sonrası bilinen ilk yapılanma 1950’li yılların sonu ile 60’ların başına rastlıyor. İlk çalışma Kuleli Askeri Lisei’nde kimya öğretmeni olan Hüseyin Hilmi Işık tarafından başlatılıyor. Kamuoyunda “Işıkçılar” olarak bilinen bu cemaatin kurucusu da işte Hüseyin Hilmi Işık’tır. ... ..
-Adı tarikat, cemaat ya da hizmet olsun, Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren ve olağanüstü ekonomik güce sahip yapıların Rusların Spitsnazlarını örnek aldığını ... .. tespit ettim. Gerçekten de Türkiye’de faaliyet gösteren tarikat ya da cemaatlerin hemen hepsi Spitsnaz benzeri çalışmalarla öncelikle din adamlarını, imamları kullanmıştır.
-Konumuz askeri okullardaki yapılanma oluncayönlendirmenin nerelerden başladığının ipuçlarını bulmak durumundayız. 1978’de girdiğim Kuleli Askeri Lisesi’yle beraber yedi yıl süren askeri öğrencilik hayatımda, askeri okula girme konusunda yüzlerce hikâye dinledim. İlokul, ortaokul öğretmenlerinin teşviki, komşu Ahmet Bey’in ricası, akraba subayın, enişte astsubayın gayreti gibi şeylerin yerini bugün imamlar aldı. Ama cami imamları değil.Cemaatin kravatlı imamları ...
-12 Eylül darbesinden sonra... ..  O sıralarda uyku moduna geçmiş Cemaatçiler evlerde özel dersler veriyor, sayıları az olan öğrencileri “Tıbbiye-Mülkiye-Harbiye”ye hazırlamaya gayretediyorlardı. 12 Eylül öncesi memleketin en zeki çocukları sol ve sağ kamplara ayrılıp çatışırken Cemaatçiler harıl harıl Anadolu’nun köy ve

30 Ocak 2017 Pazartesi

Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi *

-“Türkiye, öteki geri kalmış ülkelerle kıyaslanmayacak kadar köklü bir kültüre, tarihe ve devlet geleneğine sahiptir; stratejik öneminden folklor çeşitliliğine uzanan ayrıcalıklar, bölgesel bir liderliğin potansiyel gücü, kalkınmanın insan ve kaynak şeklindeki hammaddeleri vardır.
-Ve bütün bu özelliklerine, 200 yıllık çabalarına rağmen Türkiye, geri kalmışlığı aşamamış bir ülkedir.
-Temeldeki bozukluğun, 600 yıllık tarihin ve günümüzdeki genel durumun incelenmesi sonucunda ortaya şöyle bir gerçek çıkmaktadır. Türkiye’nin asıl meselesi kalkınmayı sağlayacak birikimlerin yokluğu deeğil, yanlış yönde ve biçimde, kalkınmaya önder olmayacak sınıf ve zümrelerin önderliğinde kullanılmış olmasıdır. Birikimleri harekete geçirecek dinamiklerin yeterli olmayışıdır...
-Türkiye’de bin yıllık bir kültürün süzgecinden geçmiş insan birikimi de vardır, hatta sermaye de. Mesele bunların yanlış kullanılmasından veya hiç kullanılmamasından doğuyor. Yani un da vardır, yağ da vardır, şeker de. Ancak helvanın yapılması için uygulanan tarif hatalıdır...” vurgusu yapılıyor kitabın arka kapak tanıtımında.
-Kitabın ilk sayfalarında toplumların gelişimine ve “geri kalmışlık” kavramına yer verilerek Ali Halil Gevgilili’nin “Atatürkçü Dış Politika ve NATO ve Türkiye” adlı eserinden aşağıda yer alan alıntıya dikkat çekilerek Osmanlı döneminden günümüze kadar olan süreç geri kalmışlığımızın nedenleri inceleniyor.
“Tarih boşuna yaşanmış bir deney değildir. Dünden gelen bugünkü toplumumuzun kendi doğrultusu içinde yarına gidecektir. Tarihin verdiği engin ders, hızını ancak kendisinden alan eylemlerin bugün ve yarın içinde başarıya ulaştığıdır. Dünün  araştırılması, bir yerden sonra, bugünün ve yarının araştırılması demektir.”
-Kitaptan kısa alıntıları paylaşalım:
Geri kalmışlığın evrensel mekanizması
Eski Denge’yi yıkan darbeler
İleri Osmalı toplumu
-Osmanlı toplumu belirli bir dönemin en ileri, en medeni , en insancıl devletini kurmuştur. Osmanlı yönetimi İslam kültürüyle Türklerin devlet kurma alışkanlık ve yeteneklerini birleştirmiş, Kuran’a dayanan kurumlarla kavramları çok

28 Ocak 2017 Cumartesi

Fransız Devriminde Kadınlar *

1789 Büyük Fransız Devrimi döneminde öne çıkmış Fransız kadın kahramanlarının anlatıldığı roman bir roman kurgusu ile kaleme alınmış. Okurken dönemin olayları, acıları, hayat ve düşünce tarzları hakkında da fikir edinebiliyorsunuz. Kitabı arka kapak tanıtımında; “Büyük Fransız Devriminde rol oynayan  Robespierre, Danton, Marat, St. Just, Camille Desmoulins gibi kahramanlar herkes tarafından biliniyor. Ancak devrimde bazen açıktan , bazen perde arkasında ama önemli rol oynayan kadınlar aynı ölçüde bilinmezler. Serebryakova , devrimde olumlu veya olumsuz rol oynamış kadınların en önemlilerinin portrelerini çiziyor. Jirodenlerin (isimlerini Bordeaux kentinide içine alan "Gironde" bölgesinden almış, Fransız İhtilali esnasında mecliste burjuvazinin sesi olarak algılanmış, Kral'a yakın bir gruptu. Her ne kadar kurulduğu zamanda parti diye bir kavram olmasa da en az bir parti kadar organize bir örgüttü. En önemli ismi Brissot'dur. Bu şahsın grup üzerinde etkisi o kadar büyüktür ki daha sonraları "Brissotisten" diye anılır bu grup. Jakobenlerle kıyasıya bir güç savaşı vermişlerdir mecliste ancak genelde onların gerisinde kalmışlardır. Kral'ın idamına karşı çıkmış ama engelleyememişlerdir.), giyotinde başı kesilen gizli lideri Madam Rollnd, Marat’ın katili Charlotte Corday, kenar mahalleli kadınların önderi aktrist Claire Lacombe ve arkadaşı Pauline Leon, sıradan hayatı Camille Desmoulinsle evlendikten sonra değişen Lucile Desmoulins, Robespierre’in davasına inanmış onurlu Elizabeth Lebas ile kız kardeşi Elenar Duplay, sırtında erkek giysileriyle atını Versailles sarayına süren jakoben Théroigne Mericourt’un renkli yaşamları gün yüzüne çıkıyor böylece. Ama sadeece bunlar değil. Josephine Bonaparte, Madam Dubarry gibi aristokrat kadınlar ve bir dönem Napoléon yandaşı olan, giyotine ramak kala devrim kahramanı lan edilen Thérésa Tallien de kitaptaportresi çizilen kadınlardan.” vurgusu yapılıyor.
-Kitabın önsözünü yazan M.N. Pokrovski’nin, dikkat çeken düşüncelerinden alıntıları paylaşalım: ... ..Biz Marksistlerin salt gerçeği, hiçbir şeyi gizlemeden ve süsleyip püslemeden elden geçirebilmesi elimizde büyük bir silahtır. ... .. bizim “tarihsel portrelerimiz “ daima sınıfsal portreler olarak kalacaktır. Bundan utanç duymaya gerek yok. Tarihi, belirli bir sınıfın çıkarları için saptırmakla, onu bu sınıfın bakış açısına göre betimlemek farklı

18 Ocak 2017 Çarşamba

Sevgi masalı *

Samed Behrengi çocuk öyküleri ve masalları yazmış, derlemiş. Azerbaycan Türkçesi’le Farsça arasında çeviriler yapmış İranlı yazar. ... .. Özellikle Küçük Kara Balık adlı çocuk kitabı, onun yalzızca İran’da değil, dünyanın pek çok ülkesinde tanınıp sevilmesine yol açtı. Yazarın bu kitabından kısa alıntılarla masal dünyasını paylaşalım:
-... ..Hava kararmak üzereymiş. Koçali karşılara bakınca bir de ne görsün, tam yedi tane beyaz at, dağın öte yanından yukarı doğru çıkmıyor mu? Keçisini köpeğinin yanına katmış.
            “’Hadi siz doğruca mağaraya gidin. Ben sonra geleceğim’ demiş.
-... .. Öyle ıssız, öyle sessiz bir ormanmış k, ortalıkta ne kuş, ne hayvan, tek bir canlı görünmüyormuş. Birden ormanın içinde birbirinden güzel yedi tane saray görünmüş. Atlardan her biri bir saraya girmiş. Koçali bir ağacın ardına sinmiş beklerken , bir de bakmış, altı tane beyaz güvercin gökten inip ormanın üstünde dolanmışlar, sonra her biri bir saraya girmiş. Koçali sindiği yerde bekler dururmuş. Bu aradada bir ağlama sesi duymuş. Ne olduğunu anlayamamış.Kalkmış gizlice saraylardan her birine ayrı ayrı yaklaşıpkulak vermiş, içerileri gözetlemiş. Sarayların her birinde ay parçası gibi birer güzel kıla güneş gibi görünen birer delikanlı söyleşip gülüşmekteymiş. Ama yedinci sarayda güzneş gibi güzel bir delikanlı yapayalnızmış. Oturmuş elindeki tebeşirle yerlere lale resimleri çiziyor, bir yandan da hüngür hüngür ağlıyormuş. Öylesine dokunaklı ağlıyormuş ki, taştan bile olsa hibir yürek dayanamazmış buna, Koçali duramamış yerinde, içeri girmiş. Selam vermiş.
“’Arkadaşım ağlama arkadaşım. N’olur ağlama yüreğim dayanmıyor’, demiş.
“Delikanlı başını kaldırmış.
“’Kimsin? Nerden geliyorsun?’ diye sormuş.
“’Ben bir garip çobanım’, demiş Koçali.
‘Senin ağlamanı duydum da geldim.’
“Delikanlı, Koçali’ye bakmış bakmış,
“Ben seni dağın başında görmüştüm,’ demiş. ‘Ne iyi ettin de geldin. Hoş geldin. Gel otur yanıma, Konuşacak candan bir arkadaş arıyordum ben de.’