1 Ocak 2026 Perşembe

Gençlerle Gönül Gönüle*


 

Kâinatın en mükemmel varlığı olan insanoğlu dünyaya geldiğinde çok zayıf hâldedir. Diğer hayvan yavruları doğduktan kısa bir müddet sonra ayakları üzerinde durabilmekte, kendi başına yeme içme ihtiyaçlarını giderebilmektedirler. hâlbuki insanın eline kaşığı alması ve ağzına getirebilmesi çok uzun bir zamana bağlıdır.

İşte bu zor dönem annemizin, babamızın ve yakın çevremizin ilgi ve desteği ile aşılmaktadır. Şüphesiz bizi karnında taşıyan, doğuran annemizin rolü çok daha hayatî ve önemlidir.

Buradan çıkan netice şudur: Hayatımız boyunca kırmamaya, üzmemeye, incitmemeye dikkat edeceğimiz insanların başında anne-babamız gelmektedir. Gençlik yıllarında bazen anne ve babamıza yanlış tavır ve hareketler içine girmiş olabiliriz. Burada yapacağımız iş, hatadan en kısa sürede dönüp özür dilemektir.  Unutmayalım ki onlar ne tanıdığımız nr komşumuz ne de arkadaşımızdır. Annemiz ve babamızdır. Ve  dahası bizi en çok seven aziz varlıklardır.


… ..

Anne ve babamızla ilgili esas imtihanımız bizim büyüdüğümüz, onların ise yaşlandığı dönemde başlamaktadır. Ayette de öyle buyurulmaktadır. 

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi , ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin şekilde emretti. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlan mış olarak senin yanında bulunurlarsa sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle. Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: Ya Rabbî, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse ona mükâfat olarak sen de onlara merhamet buyur.” (İsrâ, 17/23-24)


Bu âyetin gereklerini yerine getirebilmek için çok dikkatli olmak, onları incitebilecek söz, tavır ve

davranışlardan uzak durmak gerekir. Her hâlükârda onların haklı olduğunu düşünmek, problemleri sabırla, sükûnetle ve dua ile aşmak gerekir.

… ..

… ..

Türkçemiz

… ..

… 


Ana dil konusunda devam edelim: Azerbaycan’ın büyük şairine soralım: Senin kitaplarının yazarı/müellifi kimdir?  


Sadasızdır

Adını da yazabilmir

Menin anam,Ancak mene

Say öğretip

Ay öğretip

Yıl öğretip

En vacibi

Dil öğretip

Menin anam

Bu dil ile tanışmışam

Hem sevinc


Hem gamı

Bu dil ile yaratmışam

Hem sevinci

Hem gamı

Bu dil ile yaratmışam

Her şiirimi

Her namemi

Yoh men heçem

Men yalanam

Kitap kitap sözlerimin

Müellifi menim anam


Bahtiyar Vahabzâde



Hikmetin Peşine Düşmek

… ..

… .. Hayran olduğum kitaplardan biri, Hikem-i Atâiyye … .. İbn İskenderî Atâiyye (v. Kahire, 1309) eseridir.  … ..

… ..

… .. “Kendisinde kalbî huzuru bulamadığın<herhangi bir ibadetin kabul edilmesinden ümidini kesme! Manevî meyvesini peşin olarak yaşayamadığın bu ibadetin kabul edilmiş olabilir.”

“İbadetleri boş vakit bulma şartına bağlayıp ertelemen nefsin ahmaklığındandır.“ diyen İskenderÎ uyarılarına devam ediyor. “İbadet ve taat yapamadığında üzülmen, hata ve günah işlediğinde pişmanlık duymamanda üzülmaman, hata ve günah işlediğinde pişmanlık duymaman kalbin ölüm işaretlerindendir. “

İbadet ve taatin meyve ve neticelerini r uhî hayatımızda hemen bulmak, bunların karşılıklarını hayatımızda hemen bulmak, bunların karşılıklarını ertelenmiş olarak görüleceğine dair bir müjdedir diyen Hikem sahibi dikkatimizi başka bir konuya çekiyor: “Allah Teâlâ’nın seni kendine ibadet etmeye layık görmesi aslında onun armağanı olarak sana yeter…”

… ..

İbadet ve kulluk piskolojisi açısından Hikem’de yer alan ince, çarpıcı ve daha doğru bir ifade ile irşad edici cümlelerden biride şudur:Zillet, tevbe, pişmanlık ve iftikâre götüren bir günah, izzet, kibir ve gururura sebep olan bir ibadetten daha hayırlıdır.”

… ..

İbade ve taatimiz zenginleştikçe O’nun affına muhtaç olma halimiz ziyadeleşmeli, benlik-enaniyet sınırlarından süratle uzaklaşmalıyız. Aksi hâlde kaş yaparken göz çıkarmış oluruz. Karanlık ve tehlikeli sularda pusulayı kaybetmemek için etrafımızdaki insanlara baktığımızda “bu insanların en kusurlusu benim” isimki can yeleğine sarılmalı ve yolculuğumuza devam etmeliyiz. Sahil-i selamete ancak böyle ulaşabiliriz.

… ..

… ..


Tarihî Dokuyu Korumak

… ..

Son asırda toplumumuzda öne çıkan Osmanlıyı kötüleme, küçümseme anlayışlı giderek karşı bir tavrı besledi: Osmanlıya toz kondurmamak, Osmanlıyı göklere çıkarmak… Her iki tavırda yanlıştır. Bu bakış açısıyla gerçekleri öğrenmek mümkün olmadığı için “tarihten ibret almak” da gerçekleşmeyecek demektir. Çünkü ibret, hayallerden değil gerçeklerden alınır, gerçekleri yakalamak ise “övgü” ve “yergi” hastalıklarından kurtulma gerekir.

… ..

… …


Yorum Farkı

… ..

… …

İslâm dünyasında var olan bu çeşitliliği ifade etmek için “İslâm yüz şeritli bir otoyoldur” benzetmesini yapmak ve hemen şunu ifade etmek gerekir. “Bu otoyolun iki kırmızı çizgisi vardır: Farzlar ve haramlar” Bu iki ana ilkeye “eyvallah diyen herkes İslâm dairesindedir. “Ehl-i kıble tekfir edilemez.” Yani insanların hata ve günahları ne kadar çok olursa olsun Kâbe’ye yöneliyorsa, başka bir ifadeyle “Allahu ekber” diyorsa aforoz edilemez, dinin sınırlarının dışına itilemez.

Bu farklı yollar kıyamete kadar devam edeceğine göre tutarlı bir yol izlememiz gerekmektedir. Mezhep ve meşrebimizde olmayanları değil dışlamak muhabbetle kucaklayabilecek bir gönül zenginliğine sahip olmamız gerekir. Çünkü bizim yanlış dediğimiz şey “bize göre”dir. Karşı tezin de kendine göre bir mantığı ve delili vardır. Farklı neşvede ve anlayışlarda olanlarla konuşurken, tartışırken bu esası hiç unutmamak, soğukkanlı bir şekilde onları anlamak için fikir alışverişinde bulunmak gerekir. Furkan suresinin 63. ayeti böyle zamanlarda bize bir davranış biçimi öğütlüyor.: “Rahman olan Allah’ın kulları yeryüzünde alçakgönüllü ve vakarlı bir şekilde yürüler. Kendini bilmezlerin sataşmalarına muhatap olduklarında ise incitmeden ‘uğurlar olsun’ deyip geçerler.

Burada gönül erlerinin söylediği o meşhur hikmeti hatırlayabiliriz: “Yaratılanı hoş gör, Yaratan’dan ötürü”

… ..

… ..


Güzel Sanatlar

… ..

… ..  Üsküplü Yahya Kemal’in meşhur mısralarını hatırladınız herhâlde:


Çok insan anlayamaz eski mûsikimizden

Ve ondan anlamayan birşey anlamaz bizden

Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını 

Hemen yayılmaya başlar sedâ ve nur akını

… ..

… ..


Âriflerimiz

… …

… ..

 Bu derecelendirmenin bir tanesi de dörtlüdür. ,Bunu da en güzel şekilde yüz yıl ,önce Yunus Emre ifade etmiştir:


Şeriat tarikat yoldur varana

Hakikat marifet ondan içeru


… ..

… ..


Medya Engeli

… ..

… ..

“Şimdi iyi düşünün, böyle olanın durumu mu iyi yoksa gece saatlerinde ahiretten endişe edip, Rabbinin rahmetini umarak, gâh kıyamda ibadet edenin durumu mu?  De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akl-ı selim sahipleri sağduyulu olanlar düşünüp ibret alır.”


Engelleri bir bir aşarak, farklı alanlarda âlim/uzman olan bir kimsenin önüne son bir engel yumağı dikilir: makam, para, şöhret, beklenti… Kişi bunları elde etmek veya elde ettiyse kaybetmemek için bildiği doğruları doğru yerde doğru zamanda doğru bir üslupla söyle(ye)mezse “dilsiz şeytan” olur. İşte dünyayı harap eden, âalimlerin bu şahsiyetsiz, korkak, ürkek, hesapçı, menfaatçı tutumudur.

… ..

… ..


Medeniyetimiz ve Şehirlerimiz

… ..

… ..

Göğe çıkanlar vardı zikirden kanatlarla,

Şimdi de çıkanlar var betonarme katlarla

      Necip Fazıl Kısakürek

… ..

… ..

Bu rezil manzaranın en büyüğü ise günümüzde Mescid-i Nebevî’nin yanında, Mescid-î Harâm’ın dibinde sergilenmektedir. Bazı Müslümanlatr is Beytullah’ı kuşbakışı gören “Zemzem Tower”dan devre -mülk almanın telaşını yaşamaktadır. Mukaddes topraklara doğru olan yolculuklar, ne yazık ki “beş yıldızlı açık büfelere” doğru olan koşuşturmacalara dönüşmüştür. Eyvah ki eyvah!

…  ..







*Gençlerle Gönül Gönüle & Prof. Dr. Mustafa Kara 

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

1.Baskı , Haziran 2024, Ankara


7 yorum:

  1. “Çevre” ve “Sanayileşme ne işe yarar” başlıklı bölümler başta olmak üzere kitabı içeriği son derece kolay anlaşılır derslerle dolu…..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ancak ders almak ve yakın çevremizden başlayarak en geniş halka düşünüldüğünde; teknolojik gelişmeler, sanayileşmenin aştığı zirveler ve çevre kirliliği, varlık anlamındaki hırs dolu kötülükler ve iklim değişikliğindeki gelecek kaygılarını azaltacak iyilik dolu dünya beklentilerini artıracak gerçekçi çözümler akla geliyor….

      Sil
    2. Nasıl sorusuna bulunacak cevap konusundaki endişelerin devam etmesi ümitsizlik yaratmamalı…..

      Sil
    3. Bu konuda her birimizin yapacakları var diyerek işe kendimizden ve yakın çevremize örnek olmamızdan başlanılmalı…. Herkes, öncelikle kendinden sorumlu...

      Sil
    4. Başlangıç olması için; ısraftan kaçınmak, iyilikleri çoğaltmakla başlayabiliriz…. “Sahile vuran deniz yıldızlarını denize geri bırakmak…” örneğinde olduğu gibi…

      Sil
    5. Gerçekleri dile getirmenin korkutuculuğu altında hareketsiz kalmak yerine; küçük adımlarla ilerlemenin yollarını aramanın, mesafe almanın güzelliğini yakalamak için çaba göstermeliyiz…

      Sil
    6. Kitabın yazarı Prof. Dr. Mustafa Kara'nın bu anlayışla kaleme aldığı eser takdiri hak ediyor...

      Sil