17 Ekim 2017 Salı

Devrimin Çoban Yıldızı *

-“Genç öğretmenim! Yarınki yaşam sizin güçlü elleriniz arasında doğacaktır. Geleceği elde etmek için devamlı ağır görevler yüklenerek yürüyeceksiniz. Var olan yaşama, yıldan yıla artan bir güç ve gittikçe çoğalan bir hızla ilerleyeceksiniz. Bu yükselme yolunuzda  sayısız zorluklarla karşılaşacaksınız.Bu zorluklar, sizin azminizi çğaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
-Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, Millet Meektepleri açılış törenleri için yazdı. Özellikle köy kadınlarına okuryazarlığı bir an önce öğretmek gerekiyordu. Köy anaları okuryazar olursa, onların çocukları da okuryazar olurdu. Üç yılda bir milyon kişi hedeflenmişti. Üç yıl bittiğinde okuryazarlığını sürdürebilecek durumdaki yurttaş sayısı bir milyon iki yüz kişi oldu. Ama hiçbir  bakanlık görevlisi hedefi aşan bu sayıyı Necati Bey’e söyleyemedi.
-Mustafa Kemal Paşa’nın onayıyla ilk meclise seçilmiştir  Mustafa Necati. Kurtuluş Savaşı’ında Müdafaayı Hukukçu ve gerektiğinde Kuzey Ege dağlarında Kuvayı Milliye Müfreze Komutanıdır...
-Milli Eğitim Bakanlığı süresinde yeni harf, yeni rakam, yeni ölçü birimler kanun tasarılarını hazırlayan, planlayan, kanunlaşması ve Millet Mektepleri’yle  uygulanmasına öncülük eden , devrimci bir devlet adamı... Lozan Anlaşması’nın kabulünden hemen sonraki uygulamalrda zorunlu göçle ilgili esasları koyan, ilk Mübadele, İmar ve İskân Bakanı... Hilafetin kaldırılmasından sonra İslami Hukuk döneminin sona ermesine emek veren, bir Adalet Bakanı...
-Mustafa Necati, Köy Mektepleri ve Köy Enstitüleri’nin düşünsel temellerini attı. Türkiye’de öğretmenlik onun döneminde itibarlı bir meslek oldu.
-Millet Mektepleri’nin açılacağı gün , 1 Ocak 1929’da otuz beş yaşında öldü.
-Vakitsiz ölüm haberini alan Atatürk’ün ağladığı aktarılır.
-Cumhur Utku, “Devrimin Çoban Yıldızı Mustafa Necati”de Türkiye Cubhuriyeti’nin temellerini atan

13 Ekim 2017 Cuma

Hilâl ve Yıldız *

Stephen Kinzer Boston Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Dört kıtaya yayılmış 50’den fazla ülkede dış haberler temsilciliği yaptı. 1966’da New York Times’ın ilk büro şefi olarak Türkiye’de geçirdiği yıllar boyunca yüzlerce makale yayımladı ve ülkenin her yerini dolaştı. Şu anda The New York Times muhabiri olarak Chicago’da yaşıyor.
-İlk baskısı 2002’de yapılan kitap 301 sayfa.
-Kitabın arka kapağında, Orhan Pamuk tarafından kaleme alınan tanıtımda; “Stephen Kinzer ... .. bize dışardan nasıl gözüktüğümüzü  sevgi ve anlayışla gösteriyor. Bu çok rahat okunan kitapTürkiye’yi, imkanlarını ve dertlerini yeniden düşünmek, tartışmak için iyi bir fırsat...” deniyor.
-Kitaptan alıntıları paylaşalım:
-Bir kraliyet habercisi, efendisi Venedik Dükü’nün diğer Venedikli Lordlarla toplantı halinde olduğunu ve derhal kendisini görmek istediğini söylemek üzere Othello’yu evlilik yatağından kaldırdığında gecenin geç bir saatidir. Othello hızla saraya doğru yürürken bu “en güçlü, ciddi ve saygı değer beyleri” böyle olağandışı bir satte bir araya getirecek kadar acil ne olabileceğini merak eder. Saraya ulaştığında onları kendisini beklerken bulur. Daha sorunun ne olduğunu sorma fırsatını bile bulamadan Dük konuşur: “Cesur Othello, hemen görevlendirmek zorundayız seni / Ortak düşmanmız Osmanlılara karşı.”
-Shakespearte’nin zamanında ve onraki yüzyıllarda, Avrupalı Hristiyanlar bundan daha acil bir çağrıyla karşılaşamazlardı. Kuşaklar boyunca Hristiyanlar, daha çok sadece “Türk” diye bilinen “ortak düşmanımız” Osmanlı’yı uygarlığın başındaki bela olarak gördü. Önde gelen özelliklerinin yalancılık, kontrolsüz şehvet, ani şiddet ve mantıksız zalimliğe karşı düşkünlük olduğu düşünülürdü. Din, bu klişenin temelini oluşturuyordu. Çok az Avrupalı İslâm hakkında herhangi bir şey bilir, ama neredeyse hepsi İslâmı, bir Hristiyanın kutsal bildiği her şeye karşı şeytanca bir hakaret olarak kabul ederdi.

12 Ekim 2017 Perşembe

Zarif Bir Cinayet Gecesi *

-Stonygates’teki genç suçluların islah edildiği bir vakfın sahibi olan arkadaşı Carrie Louise’i ziyaret eden Miss Marple tehlikenin yaklaşmakta olduğunu hisseder.
-Bir gece suçlu gençlerden biri, vakfın yöneticisini silahla öldürmeye çalışınca korkuları gerçekleşir. Yönetici, yara almadan kurtulur ama malikhanenin diğer tarafındaki beklenmeyen ziyaretçi, onun kadar şanslı değildir.
-Bu bir rastlantı mıdır? Miss Marple’a göre değildir. Miss Marple, kurbanın esrarengiz ziyaretinin altında yatan sırrı ve cinayeti çözmek için tüm becerisini kullanır...











30 Eylül 2017 Cumartesi

Elveda Güzel Vatanım *

-1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç Cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük alt üst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami ... Bir zamanlar İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami’nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkarmadığı sevgilisi Ester, bir yanda yaşanılan talihsiz bozgun... Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı?
-“Ölüm , şehirlerimizi kaybetmekle başlar.” Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru... Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.
-Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç ssilsilesi... Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan... Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi bilmiyorum...

-Peşimdeler Ester... Eski ittihatçıların hiçbirine hayat hakkı tanımayacaklar. İzmir Suikastı bir bahane. Nihai hesaplaşma başladı. İzmir’de kurulan darağaçları yetmedi. Ankara’da da astılar bizimkileri. Suçlu suçsuz ayırt etmiyorlar. Kara Kemal ki, asla bulaşmamıştır bu suikasta, onu bile ortadan kaldırdılar. Güya intihar etmiş, hem de bir kümeste. Olacak iş mi bu? Kendini öldürdüğü yetmiyormuş giibi bir de kümeste yapıyor. Düpedüz

Fareler ve İnsanlar *

-Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinberg insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz, insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında.











13 Eylül 2017 Çarşamba

Havva’nın Üç Kızı *

-Arka kapak tanıtımından; “Ben ve annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa,
 ne de mutlak akılcılığa dahil omak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?
-Şirin, Mona ve Peri... Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit... Böylesine farklı üç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş?
-Tanrı, bilim, kimlik, aidiyet, Doğu-Batı tartışmalarının tam ortasında hiç kimselere benzemeyen, karizmatik bir adam, sarsıcı bir skandal ve sıra dışı bir aşk... yarım kalan... seneler sonra yeniden canlanan...
-Havva’nın üç kızı Türkiye ile Avrupa, dün ile bugün arasında gidip gelen güncel bir hikâye... "

29 Ağustos 2017 Salı

Beyin *

Senin Hikâyen
Kitap, beyin fonksiyonları hakkında tahmin edilebileceklerin de ötesinde özellikler olduğunu anlatıyor. Sıradan okuyucunun anlayabileceği sade ve sürükleyici bir dil kullanılan kitaptan kısa bir alıntı;
Beyin , çekişmeler üzerine kurulu bir makinedir
-Karar verme sürecinde sahne arkasında olup bitenlere biraz daha yakından bakalım. Farz edin ki bir dondurma dükkânının önünde duruyor ve aynı derecede sevdiğiniz iki çeşit arasında karar vermeye çalışıyorsunuz; diyelim ki naneli ve limonlu. Dışarıdan bakıldığında öyle pek bir şey yapıyor gibi değilsiniz: Yaptığınız tek şey, orada dikilip gözlerinizle iki seçenek arasında gidip gelmek.Ama bu ölçüde basit bir seçim bile, beyninizde bir etkinlik fırtınası başlatmaya yetti de arttı bile.
-Bir nöron, tek başına anlamlı bir etkiye sahip değildir. Ama her nöron binlerce başka nöron ile, onlarda yine binlercesi ile bağlantılıdır ve bu ilişki devasa, döngüsel ve dallı budaklı bir ağ içinde devam edip gider. Bu arada bütün nöronlar, birbirini uyaran ya da baskılayan kimyasallar salmaktadırlar.
-Ağ içindeki belirli bir grup, naneli dondurmayı temsil eetmektedir.. Bu örüntü, birbişrlerini karşılıklı olarak uyaran nöronlardan oluşmuştur. Nöronların mutlaka yan yana olmaları gerekmez; hatta koku, tat, görme işlevleri ve bunların yanı sıra naneli dondurmayı içeren benzersiz anılar tarihinizle ilgili, birbirinden uzak beyniniz için beyin bölgelerini kapsamaları daha olasıdır. Bu nöronların tek başına hiç birinin, naneli dondurmayla bir ilişkisi olduğu söylenemez. Dahası, her biri farklı zamanlarda, sürekli değişim halindeki farklı ortaklıklara giderek çok çeşitli roller üstlenebilirler. Ama bu düzenleme dahilinde hepsinin birden etkin hele gelmeleri, beyniniz için “naneli dondurma” anlamını taşır. Siz dükkânda sergilenen dondurma çeşitlerinin önünde dururken, bu nöronlar federasyonunun üyeleri de birbirleriyle heyecenlı bir iletişim içine girmişlerdir; tıpkı birbirinden uzak insanların internet üzerinden topluca yaptığı konuşmalar gibi.